18 Aralık 2016 Pazar

son zamanlarda kafamdaki en büyük soru 'bir insanın en büyük, en doğal hakkı yaşamakken neden bunu günde 12 saat çalışıp, hayatının ve gününün en değerleri saatlerini harcayarak kazanması gereksin ki?' oldu.

7 Aralık 2016 Çarşamba

açlıktan midem kazınırken buzdolabını açtığımda salça, yoğurt, zencefil ve çamfıstığı gördüm. bu kadar alakasız bir kombinasyonla nasıl karın doyurabilir ki insan?!?

4 Aralık 2016 Pazar

çok dertliyim

bel ve boyun ağrılarım mesleğimin daha 2. yılında süper rahatsız etmeye başladı. hayır zaten belimde 4 problem birden (fıtık, düzleşme, lumballeşme, eksen kayması) bulunurken bu işi kaç yıl efektif olarak sürdürebilim ki zaten. bir an önce hayalimdeki kiradaki apart sayıma ulaşıp ömrümün geri kalanına kira gelirlerimle devam etmek istiyorum. ondan sonra minicik bir dolgu bile yapmayı düşünmüyorum. en fazla 2. derece yakınlarıma bakarım.
ah genşler hayat çok zor. bence bir insan gününün 12 saatini klinikte geçirip pazar günlerini de bütün haftanın yorgunluğu ve stresi altında ziyan etmemeli. resmen dinlenebilmek için çalışıyoruz!

bir de; kazandığımız parayı harcayacak zamanımız olmuyorsa o parayı gerçekten de kazanmış sayılır mıyız?

5 Kasım 2016 Cumartesi

nabersiniz genşler

7 aydır yazmıyorum. WUF!!!
gerçi yazdıklarımı sadece kendim okuyorum sanırım, böyle bir durum da var ama olsun. günlük gibi düşünelim burayı. ya da yarım yıllık.
yarım yıllık daha doğru.

son yazıma bakıyorum, 2 aylık tövbemi bozup döner alet kullanmışım. bundan sonra garanticiliğimden yine döner aleti bırakıp el aletine geçtim. kanalları 3 saatte açıp dolduruyorum ama olsun. içim rahat.

genel olarak bakacak olursak geçtiğimiz 7 ayda çalıştığım klinikten ayrılıp (yalnız buralar çok heyecanlı konular ama onu ayrı bi postta yazarım) didimde çalışmaya başladım. daha sonra tekrar eski çalıştığım yere döndüm, hala da orada çalışıyorum. aynı yerde 3. defa işe girdim. sanırım kaderime kazınmış. en azından vicdan konusunun maaştaki sıfırlardan daha önemli olduğunu görmüş oldum.


he bir de yüksek lisansa başladım demiştim önceki yazımda. geçen ders seçtim tekrar. resmen ismine bakıp, aaa bunun hocası doçentmiş dur o da para kazansın biraz diyip ders seçtim. hangi dersi seçtiğimi bile bilmiyorum, okula uğramadım daha. uğramayı da düşünmüyorum. olan 6 ayda bir verdiğim 900 lirama oluyor.



önceki yazıdan farklı ne söyleyebilirim diye bakıyorum ama sanırım inanılmaz sıradan bir hayata sahibim ki ekleyeceğim hiçbir şeyim yok.
xbox aldım en son, daha da ileri bir değişikliğim olmadı.
yarın da yürüyüşe gideceğim. o kadar.

5 Nisan 2016 Salı

yeminimi bozdum!

çocuklar 2 ay sonra tövbemi bozup kanalda el aleti yerine rotary kullandım, mutluyum gururluyum. he tek konla doldurulacak yere 8 tane yan gutta kullanmış olabilirim ama sonuçta o F2 kanala girdi mi? girdi. kırıldı mı? ELBETTE HAYIR!!!
F2 diye yazılır, gırmızı pislik diye okunur.
değişken taperına sıçtığım...


çok pis haşırt diye girdim konuya, aynı hızla devam edeyim. bilmiyorum yazmış mıydım buraya ama yüksek lisansa başlamıştım en son. bugün bir dersin daha sınavına girmeyerek üniversitenin en mal öğrencisi olma yolunda bir adım daha attım. bakalım önümüzdeki sene parasını verip derslere girmeyen öğrenci olarak en mal ilk 3'ü zorlarım.
ama suç bende değil, tam sınava gidecekken hasta geldi, para lazım diye gittim işleme başladım. yoksa ben de istemez miyim bir doc.dr olayım bir prof.dr olayım... ama olmuyor işte, derslere girmeyince olmuyor. gerçi işletmede işim ne onu da hala anlayabilmiş değilim. he sınava girsem bu sefer devamsızlıktan kalacaktım, o ayrı bi konu.

eğitim öğretin hayatım uzmanlık sınavından beri bir arpa boyu yol katedemedi!!

18 Ocak 2016 Pazartesi

aylar yıllar sonra ankaraya gidecek olmanın sevincini yaşıyorum. zaten işten zor izin aldım diye bir haftadır hasta olmamayım diye durduk yere grip ilaçları falan içiyorum çocuklar. sebepsiz yere sevme konusunda üzerime yok, çok pis sebepsiz severim!

8 Ocak 2016 Cuma

gitmek istediğim ülkelere 4. sıradan israili ekledim. sanırım ölseler vize vermeyecek ülkelere gitmek ilgimi çekiyor sadece.
lan aslında yazmaycaktım ama hazır başlamışken devam edeyim bari. genşler şimdiye kadar edirnenin batısı, ankaranın doğusunu aşamamış biri olarak üstelik pasaportu olmayan bir olarak yine bambaşka ülkelere gitme planları yapıyorum. belki bilenler vardır, sıralamam 3 ülkeyle sınırlıydı. başta elbette ingiltere gelmekteydi, ardından lübnan ve takip eden italya isteklerim vardı. bir batıdan bir doğudan anlayışını bozmadan 4. sıraya israili koydum. ingiltereyle beraber beni değnekle dürtüp "sen gelme lan, höşt" diyecek ülkelerden biri ama olsun, gidersem hoş olur.
mesela klinikten bir arkadaşım ispanyaya gidecek. hiç mi ilgisini çekmez ya bir insanın!! mesela gitmek istediğim ülkeleri sıralasam ilk 20'ye zor girer sanırım dünyanın ilk üzerinde güneş batmayan imparatorluğu. sanki sokakta küfretmişçesine sevmiyorum o ülkeyi. danimarka bile daha çekici geliyor düşün!
şimdi bu bir batıdan bir doğudan -bir sağdan bir soldan asıyorduk gibi oldu- ülkeler seçince sıra geldi batıya.
fransa desek tarihi güzellikleriyle beşinciliği zorlayacak
isveç desen doğası ve -afedersin- gızlarıyla kendine çekecek
alamanya acı vatan, onu geç. üstelik ich kann nicht gut deutsch sprachen, o olmaz
yunanistan! dur bakalım adaları değil ama tarihi sayesinde anakara olarak belki fransayla beraber beşincilikte yarışır
çek cumhuriyetine de anca bira içmeye giderim. tüm ülkeyi tuvalet arayarak gezip cennet vatanımızı kötü tanıtmak istemiyorum.
bilemedim. avrupa birliğine alsalar da fransada bira içip italyada yunan tarihi okusak...

neyse şimdilik 4 ülkeye odaklanalım sadece. olur da çok param olursa sıra sıra gideceğim!!!