29 Temmuz 2015 Çarşamba

yaşlandım

yok çocuklar yok, yaşlanmışım.
geçen tek pota maç yapalım dedik 6 kişi, küçükler ve büyükler olarak ayrıldık. ilk 10 dakika fırtına gibi esen takımımız yılların verdiği yorgunlukla ilerleyen dakikalarda olduğu yerden hareket edemeyen su damacanalarına dönünce hadi 14-14 bitirelim dostluk kazansın diye bıraktık. hayır benim neyime yıllar sonra basketbol oynamak?
en son 6 sene önce oynamıştım, onda da pota altında top gelse de atsam modunda beklerdim. bu sefer gözümü hafiften morartıp dişimi kırarak, yetmezmiş gibi bir de 2 gün ağrısını çekerek bitirdim maçı. gitti canım canım ön dolgum, çatırt diye kırdılar. neyse birinden rica ederim şurayı bi doldurabilir misin hacıt diye, pazar günü klinikte nöbetim var nasılsa.


hayat çok yorucu. yatarak yoruluyorum. çalışırken en azından para kazanıyordum. şimdi ne ders çalışıyorum, ne doğru dürüst para kazanıyorum, ne sayılı günlerimi güzel geçirebiliyorum. resmen emekliliğe gün dolduruyor gibiyim. o kadar amaçsız, o kadar günleri akıtan...
yapmayı sevdiğim tek aktivite evden kaçış oyunları. başka hiçbir şey yapmıyorum, ona da arkadaş yok gidecek. gebze-maltepe arasında gelmek isteyen varsa seve seve kabul ederim. böbreklerinizi çalmayacağımın garantisini de veriyorum. evde oturup gidemeyince internetten ve telefondan bütün kaçış oyunlarını oynadım ama dokunmanın yerini vermiyor azizim.
(gelmek isteyen varsa hakikaten aaa gidelim diyebilir. bu konuda ciddiyim)


uludağ fruttinin çileklisi çok güzel. bir de şey fark ettim, insanlar büyüdükçe çay sevmeye başlıyorlar sanırım. iş hayatı insanlara çay sevdiriyor. şay olsa da içsek diye dolaşıyorum. zaten tadı şay demekte. şay işelim diyince daha da güzel oluyor.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

"paraya ihtiyacım yok, hobi olarak çalışacağım" diye işe girip 2. ayda 2. kez nöbet ücretime zam istemeye hazırlandığım bir dönemden geçiyorum. sanırım para konusundaki açgözlülüğüm iyice pislik bir hal alıyor. bir gün ağzımı burnumu kıracaklar