16 Kasım 2013 Cumartesi

güpüsgüzel bir cumartesi sabahından sevgilerle

9 gibi (tam olarak 9:18) uyandığımda bugünü ders çalışarak, dolu dolu geçirmeyi düşünmekteydim. yataktan kalkacak, tercihen yemekhaneye, olmazsa kantine giderek güzelce karnım doyuracaktım. yemekhanenin öncelikli olmasının sebebi 75 kuruşa kahvaltı edebiliyor olmam bu arada.


her şey dün akşam güya ders çalışmak için yatağa girdiğim için yastığımın sağında kalan ders notlarım, bir adet (teki yok) çorabım, bisiklet sürerken kullandığım düdüğüm ve en önemlisi bütün planlarımı altüst edecek olan gofreti görmemle başladı. -sahi o düdüğün işi neydi yastığın kenarında?- yatakta kısa bir aramanın ardından gözlüğümü bulmamla etrafıma bakındım ve benim haricimde kimsenin uyanmadığını gördüm. hayat enerjimin sömürüldüğü bir döneme adım atmıştım. odadaki tek uyanık olmak...
işte o anda katil gofretle karşılaştım ve onu yedim!! lanet olsun yediğim gofrete, çünkü hayat enerjimi X4 hatta X6 değerinde sömürdü. 6 kat daha hayat enerjisi kaybediyordum her dakika. bu kaybedişi durdurmak için bir şey yapmalıydım. kısa bir ne yapsam ne yapsam düşüncelerinin ardından yataktan kalkmak geldi aklıma. evet yataktan kalkmalıydım, çünkü yastığın 47, yorganın da 204 hayat enerjisi emme gücü vardı. peki yataktan nasıl kalkacaktım, nasıl bir amaç belirlemeliydim kendime?

tanıştırayım; kahvaltım katil gofret...   (nefis)


öncelikle yemekhaneye gitmem gerektiğini düşündüm. duş almam, hazırlanmam ve 10 dakika yemekhaneye yürümem gerektiğini düşününce bu fikrimden kolayca caydım. üstelik daha gofretimi yeni yemiştim ve yiyecek ihtiyacım yoktu. daha sonra ders çalışmak için kalkmayı düşündüm ama notlarım zaten yastığın yanındaydı. yattığım yerden de gayet güzel çalışabilirdim.

bu işe yaramayan düşüncelerin arasında kulağıma gelen sesi tanımaya çalıştım. tanıdık bir sesti bu, hem de çok tanıdık. sesin geldiği tarafa kafamı çevirmeyle masamın üstünde duran bilgisayarımı gördüm. gece uyuma düşüncesiye değil ders çalışma amacıyla yatağa girdiğim için açık bırakmıştım bilgisayarımı. ve o ses beynimde bir şeylerin kıpırdaşmasına sebep oldu... ne yapacağımı bulmuştum artık, beni yataktan kaldıracak amaca sahiptim! oyun oynayacaktım!!!

kurtarıcı oyunum

hemen yatağımdan kalkıp pijamamı çekiştirip bilgisayarın başına geçtim. gözümü ekranın sağ alt bölgesine kaydırarak internet durumunu kontrol ettim ve bağlantının olduğunu gördüm. yurdun interneti kötü olduğu için bazen bağlantı olmayabiliyor, bu ihtimali de aradan çıkardıktan sonra oyunu açtım ve kısa bir güncellemenin ardından potur potur adamları öldürmeye başladım.
kah öldüm, kah öldürdüm... yeri geldi vurdum, yeri geldi vuruldum... ne olursa olsun yataktan kalkmıştım ve güne başlayabilmiştim.

daha sonra aklımda şu soru belirdi; ben neden yataktan kalkmak istemiştim? hayat enerjimi kaybedişimi durdurmak. peki neden istemiştim bunu? çünkü ders çalışmalıydım. peki çalışmış mıydım, hayır.

saate baktım ve uyandığımdan beri neredeyse 3 saat geçtiğini gördüm. hay sıçam dedim içimden ve çişimin geldiğini hissettim. tuvalete gitmek zor geldi çünkü oturduğum yerden kalkmak istemiyordum, saldalyenin kölesi olmuştum. ne yapmalı ne yapmalı diye düşüncelerim sonucunda tivitıra çişimin geldiğini yazmak aklıma geldi. daha sonra blogu çok boşladığımı düşünüp çişimin geldiğini bir yazı halinde yazmayı düşündüm ve "9 gibi (tam olarak 9:18) uyandığımda bugünü ders çalışarak, dolu dolu geçirmeyi düşünmekteydim." diye başladım cümlelere. cümleler dizi dizi geliyordu. onu da anlatayım bunu da anlatayım diyerek saatin mna koymuştum afedersiniz. daha da kötüsü açtım ve hala çişim vardı...

Hiç yorum yok: