18 Aralık 2013 Çarşamba

dünün anlam ve önemi üzerine


çok güzel lan :D

Yılbaşı Hediyen Ayağına Gelsin

YILBAŞI ALIŞVERİŞ KEYFİ

Yeni yıl, yeni umutlar, yeni başlangıçlar. Her sene yeni yılın gelişini büyük bir coşkuyla kutlarız. Hayatımızda çok büyük bir değişiklik olacağından değil belki; ama sevdiklerimizle yeni başlangıçlara adım atmaktan mutluluk duyduğumuz için. Yeni yıl aynı zamanda sevdiklerimizi sevindirmek için de güzel bir bahane. Hediye seçimi bir işkenceye dönmediği sürece! Yoğun tempoda çalışan veya öğrenim gören bizlerin doğru hediyeye ulaşmak için ayıracak günleri yok. Siz de böyle düşünüyorsanız, aşağıda hepsiburada.com’un yılbaşı sayfasından yararlanarak hazırlanan mini listeyi inceleyebilirsiniz:

Herşey Ayağına Gelsin

Sevgiliye

Yılbaşının en klasik hediyeleri parfüm ve saat. Eğer riske girmek istemiyorsanız, erkeğe saat, kadına parfüm hediye etme geleneğini sürdürebilirsiniz. :) Mücevherler veya ihtiyaca göre teknoloji ürünleri de gayet uygun hediyeler olabilir;

- Saat almak istiyorsanız: Erkekler için saat modelleri
- Mücevher almak istiyorsanız: Melis Gold Altın Taşlı Sonsuzluk Bileklik
- Tablet almak istiyorsanız: iPad Mini

Arkadaşa

Arkaşınıza hediye seçerken, onun sürekli almayı ertelediği, ihtiyacını fark etmediği ürünlere ya da herkesin ilgi gösterebileceği ürünlere yönelebilirsiniz;

- Müzik seven arkadaş için: iPhone Dock
- Playstation seven arkadaş için: PES 2014
- İlginçlikler insanı arkadaşınız için: Furby

Aileye

Aile bireylerinin daha çok neden mutlu olacağını tahmin etmek genellikle daha kolay oluyor. İhtiyaçlarını, neden hoşlandıklarını uzun zamandır gözlemlemiş olduğumuz için belki de;

- Babanız tamir işlerinden hoşlanıyorsa: Bosch Çantalı Darbeli Matkap
- Çocuğunuza güzel bir sürpriz: Hot Wheels Çılgın Dinazor
- Anneniz için: Nevinci İnci Set

Yılbaşına özel binlerce ürün arasından dilediğinizi seçmek ve alışverişe başlamak için Yılbaşı sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Şimdiden keyifli alışverişler!


Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.



Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.



Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için; http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=ZZZ53GEPVZP

Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Kasım 2013 Cumartesi

güpüsgüzel bir cumartesi sabahından sevgilerle

9 gibi (tam olarak 9:18) uyandığımda bugünü ders çalışarak, dolu dolu geçirmeyi düşünmekteydim. yataktan kalkacak, tercihen yemekhaneye, olmazsa kantine giderek güzelce karnım doyuracaktım. yemekhanenin öncelikli olmasının sebebi 75 kuruşa kahvaltı edebiliyor olmam bu arada.


her şey dün akşam güya ders çalışmak için yatağa girdiğim için yastığımın sağında kalan ders notlarım, bir adet (teki yok) çorabım, bisiklet sürerken kullandığım düdüğüm ve en önemlisi bütün planlarımı altüst edecek olan gofreti görmemle başladı. -sahi o düdüğün işi neydi yastığın kenarında?- yatakta kısa bir aramanın ardından gözlüğümü bulmamla etrafıma bakındım ve benim haricimde kimsenin uyanmadığını gördüm. hayat enerjimin sömürüldüğü bir döneme adım atmıştım. odadaki tek uyanık olmak...
işte o anda katil gofretle karşılaştım ve onu yedim!! lanet olsun yediğim gofrete, çünkü hayat enerjimi X4 hatta X6 değerinde sömürdü. 6 kat daha hayat enerjisi kaybediyordum her dakika. bu kaybedişi durdurmak için bir şey yapmalıydım. kısa bir ne yapsam ne yapsam düşüncelerinin ardından yataktan kalkmak geldi aklıma. evet yataktan kalkmalıydım, çünkü yastığın 47, yorganın da 204 hayat enerjisi emme gücü vardı. peki yataktan nasıl kalkacaktım, nasıl bir amaç belirlemeliydim kendime?

tanıştırayım; kahvaltım katil gofret...   (nefis)


öncelikle yemekhaneye gitmem gerektiğini düşündüm. duş almam, hazırlanmam ve 10 dakika yemekhaneye yürümem gerektiğini düşününce bu fikrimden kolayca caydım. üstelik daha gofretimi yeni yemiştim ve yiyecek ihtiyacım yoktu. daha sonra ders çalışmak için kalkmayı düşündüm ama notlarım zaten yastığın yanındaydı. yattığım yerden de gayet güzel çalışabilirdim.

bu işe yaramayan düşüncelerin arasında kulağıma gelen sesi tanımaya çalıştım. tanıdık bir sesti bu, hem de çok tanıdık. sesin geldiği tarafa kafamı çevirmeyle masamın üstünde duran bilgisayarımı gördüm. gece uyuma düşüncesiye değil ders çalışma amacıyla yatağa girdiğim için açık bırakmıştım bilgisayarımı. ve o ses beynimde bir şeylerin kıpırdaşmasına sebep oldu... ne yapacağımı bulmuştum artık, beni yataktan kaldıracak amaca sahiptim! oyun oynayacaktım!!!

kurtarıcı oyunum

hemen yatağımdan kalkıp pijamamı çekiştirip bilgisayarın başına geçtim. gözümü ekranın sağ alt bölgesine kaydırarak internet durumunu kontrol ettim ve bağlantının olduğunu gördüm. yurdun interneti kötü olduğu için bazen bağlantı olmayabiliyor, bu ihtimali de aradan çıkardıktan sonra oyunu açtım ve kısa bir güncellemenin ardından potur potur adamları öldürmeye başladım.
kah öldüm, kah öldürdüm... yeri geldi vurdum, yeri geldi vuruldum... ne olursa olsun yataktan kalkmıştım ve güne başlayabilmiştim.

daha sonra aklımda şu soru belirdi; ben neden yataktan kalkmak istemiştim? hayat enerjimi kaybedişimi durdurmak. peki neden istemiştim bunu? çünkü ders çalışmalıydım. peki çalışmış mıydım, hayır.

saate baktım ve uyandığımdan beri neredeyse 3 saat geçtiğini gördüm. hay sıçam dedim içimden ve çişimin geldiğini hissettim. tuvalete gitmek zor geldi çünkü oturduğum yerden kalkmak istemiyordum, saldalyenin kölesi olmuştum. ne yapmalı ne yapmalı diye düşüncelerim sonucunda tivitıra çişimin geldiğini yazmak aklıma geldi. daha sonra blogu çok boşladığımı düşünüp çişimin geldiğini bir yazı halinde yazmayı düşündüm ve "9 gibi (tam olarak 9:18) uyandığımda bugünü ders çalışarak, dolu dolu geçirmeyi düşünmekteydim." diye başladım cümlelere. cümleler dizi dizi geliyordu. onu da anlatayım bunu da anlatayım diyerek saatin mna koymuştum afedersiniz. daha da kötüsü açtım ve hala çişim vardı...

4 Kasım 2013 Pazartesi

binicem üstüne, vurucam kırbacı...

millet arabalara bakıp iç çekerken benim şu aşağıdaki güzelliğe bakıp... İSTİYORUM OLUM SENİ!!!




olur da trek 7.2 satan bi tanıdığınız falan olursa burda ciddi bi alıcı var. fiyatta anlaşırsak koşa koşa almaya giderim

27 Ekim 2013 Pazar

çocuklar...

bilemiyorum.

9 Ekim 2013 Çarşamba

Teknoloji Harikası Yataklarda Büyük İndirim...

İyi uykunun, sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından biri olduğuna inanan İşbir Yatak, herkes sağlıklı uyusun diye yaptığı Büyük İNDİRİM KAMPANYASI ile 2013 yılına damgasını vurdu...


Yaşamımızın 3’te birini uykuyarak geçiriyoruz…

Uyku, nefes almak, yemek yemek ve su içmek gibi sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Vücudun kendisini yenilediği dönemdir. Bu yenilenmeye izin vermezseniz bedeniniz ruhunuzdan önce yaşlanır. İyi yaşamanın, huzurlu ve sağlıklı olmanın yolu, her şeyden önce iyi bir uykudan geçer. İyi bir uyku içinse doğru yatağı seçimi çok önemlidir. Doğru bir yatak, vücudun doğal omurga eğrisini korumasına yardımcı olurken, yanlış seçilmiş bir yatakta uyumak, kaslar, sinirler ve damarlar üzerinde baskı yaparak bel ve sırt ağrılarının oluşmasına neden olabilir. Yaşamımızın 3’te birini geçirdiğimiz uyku ortamı aslında en fazla yatırım yapmamız gereken alanlarından biridir.

İşbir Yatak, uyku sağlığının sağlıklı yaşamın vazgeçilmezlerinden olduğu inancıyla, yatak ve uyku konforuna dair kaliteli, sağlıklı ve teknolojik ürünler üretiyor. İlk olarak NASA tarafından geliştirilen viskoelastik malzemeyle, 5 yılı aşkın ar-ge faaliyetlerinin ardından, yatak sektöründe devrim niteliğindeki “VİSKOELASTİK AKILLI YATAK VISCOSTAR”ı üreten İşbir Yatak uyku sektörüne kazandırdığı diğer teknolojilerle de, Türkiye’de yatak sektöründe kalite ve sağlık bilincinin hızla ilerlemesinde önemli role sahip.

Güne dinlemiş, dinç, keyifli ve mutlu hissederek başlamak için kaliteli uykuyu seçin...

Son yıllarda uyku konforuyla ilgili artan sağlık bilinciyle birlikte tüketici eğilimlerinin değişim gösterdiği gözlemleniyor. Günümüzde artık tüketici yatmak için herhangi bir yatak seçmek yerine, özellikleriyle kişisel ihtiyaçlarına en doğru çözüm olacak bir ürün seçmeyi tercih ediyor. Tüketiciler, yatağın bir sağlık ürünü olduğu farkındalığı ile, tercihini, ucuz ve sağlıksız ürünlerden, özellikli ürünlere kaydırmaya başlamış durumda.

Sağlıklı bir uyku için gereken tüm teknolojiler İşbir Yatak’ta…

İşbir Yatak, misyon olarak benimsediği, “dünyada gelişen teknolojiyi sektöre adapte etme” ilkesi doğrultusunda, ürettiği üstün teknoloji yataklar ile sağlığına ve konforuna önem verenlerin birinci tercihi. Kullandığı “açık hücreli visko teknolojisi”, sadece İşbir Yatak için Türk mühendisleri tarafından üretilen patentli “polimer yay teknolojisi”, tüm yataklarda kullanılan ve ultra hijyen sağlayan lisanslı “Quallofil® Allerban®” dolgu teknolojisi, yatakların lavanta kokmasını ya da A,C ve E vitamini deposu olmasını sağlayan özel “nanoteknoloji” ile üretilmiş yatak kumaşları, anti-stres etkiye sahip yatak, at saçı yatak, hindistan cevizi özlü yatak, masaj yapan yatak, sporcular için özel nem tutmayan, dolayısıyla uykuda terleme sorunu önlemeye yardımcı olan yatak, yatak kliması gibi yeniliklerle, her anlamda ve her zaman pazarda yatak modasının öncüsü konumunda.

Teknolojik yatak denince akla ilk olarak İşbir Yatak geliyor....

İşbir Yatak, gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında konusunda uzman kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde olmaya devam ediyor ve ürünlerinde kullandığı tüm teknolojileri laboratuvarlarda test ettirip sertifikalandırıyor.



İşbir Yatak’tan “herkes sağlıklı uyusun” diye, yatak sektöründe yıla damgasını vuran büyük İNDİRİM KAMPANYASI

*VISCOSTAR Viskoelastik Akıllı Yataklarda %30 (ErgoPlas Polimer Yaylı Viskoelastik Akıllı Yatak hariç), Pocket Spring Paket Yaylı Yataklar (Elite Pocket Ergonomik Ortopedik Paket Yaylı Yatak hariç) ve Lateksit Ergonomik Yaysız Yatak grubundan CocoDream Hindistan Cevizi Lifli Organik Yatak ve Troia At Saçı Yatakta %20 indirim yapılmaktadır. Diğer tüm yataklarda (Açelya, Ekoyat ve bebek yatakları hariç) tek kişilik yataklara 1 adet, cift kişilik yataklara 2 adet Promed yastık bedelsiz olarak verilmektedir. Kampanya, 1 Eylül – 31 Ekim 2013 tarihleri arasında kampanyaya katılan İşbir Yatak Uyku Merkezleri’nden yapılan alışverişlerde geçerli olacaktır.

**Görselde, kampanya kapsamındaki  Comfort Viskoelastik Akıllı Yatak  kullanılmıştır.

***Görselde belirtilen fiyat Comfort Viskoelastik Akıllı Yatak için tavsiye edilen KDV dahil peşin fiyattır. Bu tutara baza ve başlık dahil değildir. (Görseldeki baza seti: Neruda Set – Döşeme: efes – Renk: antrasit düz )

Unutmayalım... Hayatta bize sunulmuş en güzel hediye, yeni bir güne uyanmaktır...

İşbir Yatak


Online sipariş verebileceğiniz web sitemiz: www.isbiryatak.com

Bizi takip edin, kampanyalardan ve yeni ürünlerden ilk siz haberdar olun.
www.facebook.com/isbiryatak
www.twitter.com/isbiryatak


Bir bumads advertorial içeriğidir.

8 Ekim 2013 Salı

hala çok seviyom bunu

öyle böyle değil, içimdeki sevgi bitmedi.
hele hele 3.20... bişiy demiyom ben tamam

6 Ekim 2013 Pazar

ask.fm hesabım da var

hesabım var ama soru soran yok. üzücü bi durum tabi.
aha BURDAN sorabilirsiniz. gerçi niye bişiyler sorasınız, öyle bişiy de var ama ne bileyim ben bazen birilerine soru sorabiliyorum merak edince. burdan da sorabilirsiniz tabi ama orası özel olarak bu iş için.

çok boş kaldı, burda bile reklamını yaptım bakın. bi de tivitırım var tabi, onu da takip eyleyebilirsiniz.

5 Ekim 2013 Cumartesi

havalar serinledi mi frederick?

çocuklar ankaradan bildiriyorum, GÖTÜMÜZ DONUYOR!!!

30 Eylül 2013 Pazartesi

arada görüncem böyle

hiçbi şeyi siklemediğim bi dönemden geçiyorum.


aha şu klipteki bi rahatlık var üstümde. izledikçe gülüyom lan, bugün klinikte hoca da elinde tesbihle "hayatı tesbih yapmıış sallıyormuuuşuuum..." diye gezince çok hoşuma gitti.


bisiklet turlarında iyice var olmaya başladım artık. iki pedal çevirilse ben de gelem diyip turdan tura geziyorum. sınav var mesela çalışasım gelmiyo hiç, kalırsam da kalayım diye yatıyom yuvarlanıyom bütün gün. uzaktan bakınca amaçsız saçma sapn bişiy oldum ama çok hoş lan.
sanırım tatil yapamamamın sonucu bu, 4 gün tatil yapabildim sadece. evet, yaz tatili. 4 gün dediysen stressiz tatilim gün, diğer zamanlarda sınav stresleri falan vardı hep. okul açıldıktan sonraya kaldı tatil. HAYATI TESBİH YAPMIŞ SALLIYORMUUUŞUUUUUM...

4 Temmuz 2013 Perşembe

kartal-üsküdar bisiklet turu

evet pek sevgili blog izleyicileri, ne zamandır bi şey yazmadığımın ben de farkındayım. eskisi kadar okunmuyo la artık blog, niye öyle oldu? neyse, sonra ayrıca düşünürüz onu.

efenim bugün kalktım kartal-üsküdar arasını bisikletle gittim. aslında yola kartal-kadıköy olarak başladım ama yol sadece 1 saat 45 dakika sürünce ordan üsküdara geçmeye karar verdim. iyi de yapmışım. 
yola çıkarken planım
orda 24 km yazsa da sahil yolunda arabaların yanında gidince o kadar uzunlukta. ama deniz kenarından gidip girinti çıkıntılar yüzünden daha da uzadı o yol. tabi bi de üsküdar var. toplamda 30 km falandır heralde. bi o kadar da dönüş.

bu çizdiğim yol boyunca bisiklet yolu var. fenerbahçede hafif kesintiye uğruyo ama onun haricinde kesintisiz gidebildim. hatta bazı parkların hem deniz hem yol tarafında bisiklet yolu var. ben tabi deniz tarafını tercih ettim, ankarada yok çünkü ondan. eymir gölüne gidiyoz su kenarında sürmek için.

yol boyunca 7 yerde mola verdim. yazının kalanında molalarda verdiğim notları yazcam eskiden büyükada turunda yaptığım gibi. bu sefer arada minik fotoğraflar çekip görselli hale getirdim yazıyı. her fotoğrafta bisiklet olmalı tabi, görüntüyü bazen batırsa da (bkz:haydarpaşa) bisikletsiz olmaz. zaten amaç istanbul fotoğrafı çekmek olsa neden bisikletle gideyim, amaç istanbul fotoğrafı çekmek olsa neden telefonla çekeyim, amaç istanbul fotoğrafı çekmek olsa neden daha güzel yerleri çekmeyeyim. amaç istanb... yeter.

başlıyoruz
bisikletin arabaya yüklenmiş hali. daha bisiklet taşıyıcısı almadığımız için (5 lira daha ucuzunu bulmak için 1 haftadır almayın diyorum) böyle taşıyoruz şimdilik. ama almak lazım, zor oluyo koyması çıkarması. en sağ altta sarı bi şey görünüyo, reflektörlü yelek galiba o. dönüşte el koyma ihtimalim çok yüksek.

hazırız
arabayı koçtaşın otoparkına bıraktım. ÇÜNKÜ BEDAVA!
artık molalarda aldığım notlara geçebiliriz

adaları severiz
  10:00 - 1.mola
ilk molamı verdim. yerimi bilmiyorum, önümde adalardan en sağdaki var. heybeliada la o bence. bostancı iskelesini falan geçtim.olum burda bissürü bisikletli var. belediye sahil yoluna bisiklet falan da koymuş, çoksel olmuş. başta ankara alışkanlığıyla gördüğüm bisikletliye elimi kaldırdım ama sonra fark ettim ki milyon bisikletli var yollarda.


ön freni pek kullanmadığım için farkına varmamıştım ama fren pabuçlarından biri gevşemiş. iyi ki acil bi şekilde durmam gerekmedi.


elimi bırakıp sürdüm bi ara. evet ilk defa yapıyorum. bi değişik geldi.


sahil yolu dümdüz. ne bi iniş ne de çıkış var. o kadar düz ki ışın utanır ulan ben kendimi düz gidiyo zannediyodum diye.

yol 50 km'den fazla sürecek muhtemelen
(olaylardan habersiz daha garibim). çünkü o arabalar için, onlar sapmadan gidiyo. biz kıyılarda içeri falan giriyoruz. öyle işte. kahvemi bitireyim de kalkayım bari.


bisiklet de görünsün diye haydarpaşanın şimdiye kadarki en kötü fotoğrafını çektim
  11:15 - 2. mola
aslında mola sayılmaz, kadıköye geldim. haydar beyin -ki kendisine haydarpaşa diyenler de var- önünde oturdum. aslında arkasında, deize bakan tarafındayım. bi kere sağımdaki iskeleden karşıya geçmiştik. bikaç kere geçtim ama burdan bi kere bindim sadece.

haydarpaşadan biraz daha ilerlemeyi düşünmekle birlikte beraber götümün iki lobu arasındaki bölgenin acımasından korkuyorum dönüşte. geliş oyalana oyalana 2 saat sürdü sadece ama dönüş genelde daha uzun sürüyo. ay ama yollar tam sürmelik.

habire vapurlar yanaşıyo buraya negsel. etrafta oturmalık çim olsa otururdum ama yok. bankta oturuyom, olsun.


modanın önünde tasmalı köpek havladı. tasmasızlar çok iyi burda, anarada da tasmalı kovalamıştı. şımarıklar çünkü. bok!
kız kulesi. hesapta yoktun hiç çıkarken
  13:14 - 3. mola
aslında fazladan geldim buraya kadar. baktım kadıköy çok yormadı, kısa sürdü hem; dedim bi de kızkulesini göreyim. hava biraz daha ısındı. etrafta yalılar yerine gölgesinde dinlenebileceğim ağaç olmasını tercih ederdim ama taşlar da işimi görüyo. hem ısınmış taşlar, sıcak sıcak oturuyom.

manzarası çoksel ha buranın. telefonla çekince pek iyi değil ama bakınca valla çok güzel lan. olum cidden bak!

birazdan sağımdaki burun gibi şeyi dönüp göney köprüsünü -fsm ya da boğaziçi, hangisi bilmiyom. o yüzden kuzey ya da güney köprüsü demek daha rahat- görüp eve doğru pedallıcam.
güneş kremim olsaydı keşke


buraya da oturayım (5 dakika bisiklet sürmemişimdir)
  13:25 - 4. mola
güney köprüsünü gördüm, artık dönebilirim. bi de, demin arkamda biraz ilerleyince ağaç gölgesi olan oturma yeri varmış lan. ehe.

burda hayvan gibi dondurma yiyen bi kadın var

sol taraftan geçiş yok zannediyodum ben burda eskiden. varmış.
  14:05 - 5. mola
moda. ya donum götümün arasına kaçıyo ya da kurt var. kaşınıyo çünkü giderken. ağırsa tamam normal ama kaşınması?..

yelken kulübü bi şey bi şeysi var. acaba onun diğer tarafına geçebilir miyim. çünkü geçemezsem taa tepeden dolanmam gerekçek.

defterin üstünde karıncalar yürüyo. dergi okuyayım.

hele hele pedallıye
  15:10 - 6. mola
giderken haritaya pek bakmıcam, kendim yol bulayım dedim ama ı-ıh olmuyomuş. fenerbahçede bisiklet yolu bitince sıçızlıyorum. hatta dönüşte haritaya rağmen kayboldum, orası ayrı.

suadiye sahilinde mola vardim bu sefer. 14 km falan kalmı, bence bostancıda falan bi mola daha veririm. bilmiyorum.

Taşınabilir hoparlörümün şarjı 1,5 saatte bitti. göt! dönüşte sahilde bisiklet yoluna girince kulaklıkla dinlemeye başladım. burda araba falan yok nasılsa etrafı duymam gerekmez.

bisiklet sürmek çok eğlenceli!!

son molanın fotoğrafını çekmeyi unutmuşum, o yüzen kadıköydeki yemeği koydum. ikili menü alırım, hayvanlaşırım!
  16:00 - 7. mola
dokuz palmiyeyi görünce dedim mola vereyim bi. aynı hızda giden 5 bisikletli olarak beraber geldik buraya kadar. negsel geldik ha konvoy yapıp. gerçi hızlanmadaki farklılıklardan bol bol bozduk ama genel olarak yakındık birbirimize. güzeldi, hoştu.

10 dakika falan yolum kaldı sanırım. hafif sol çaprazımda (saat 1 yönü falan) büyükada var. demek ki kartaldayim. çok zekiyim evet.



bu kadar efenim.
sonuç olarak istanbulda sahile yakın oturup bisiklet yoluna ulaşım mesafesinde olan varsa haftada en az 4 kere gidip sürsün buralarda. eğimsiz, pürüzsüz yol mis gibi. biz bozkırın ortasında yokuşlarda sürüyoruz da siz mis gibi yolun kıymetini bilmiyosunuz.

19 Mayıs 2013 Pazar

19 mayıs aktivite şeyi


bugün perşembe akşamı bisikletçileri yopluluğuyla anıtkabire gittik. ne güzel insanların memleketiymiş lan burası
yolda giderken sürekli dürüdü dürüdü dürüdü kornalar, alkışlayıp, slogan atıp destek olanlar falan çok güzeldi. mümkün olduğunca her alkışa her kornaya el sallayıp teşekkürlerimizi sunduk. hatta bi fotoğrafı şaabayım buraya

bunun tek sıra ve daha yakın halde ilerlemiş halini de şehir içinde yaptık, çok güzel oldu. dikkatli bakınca bissürü bisikletin arkasındaki bayraklar da görülüyo hatta.
yine olsun, yine yapalım.
kendimi aradım ama bulamadım

yol halimizi buldum





18 Mayıs 2013 Cumartesi

LAYÖRÜGİT!!!

tivitırı şaaptığım için blogtan seslenmeye devam edicem size sayın burayı okuyan kişiler. hemen demin noolduğunu anlatçam.

kurtuluş parkında biziklete biniyorum, yanıma bi çocuk geldi bisikletli, "nası gidiyo havalar? diye sordu. arkadaş biraz oksijeni fazla aldı galiba, cümeleri birleştirme yeteneği kazanmış. bu arada arkadaşın yavaş yavaş beni arka tekere yaklaştığını görüyorum. tam "iyi gidiyo, send..." derken tambur tumbur bi ses geldi arkadan. allaan manyaa arka tekerime takılıp düşmüş. sol taraftan baktım bisikleti yerde duruyo ama çocuk yok ortada. sadece tekerimin üstünde ayaklarıyla cebelleşmesi görünüyo. ayakları hariç vücudunun kalan bölümü sol tarafa düşmüş. çırpına çırpına ayaklarını da sol tarafa aldı.
iyi misin bi şey oldu mu diye inerken yaptığı manyaklığın sebebini de anladım. "iyiyim iyiyim, ben hep düşerim zaten böyle" dedi çocuk gayet düzgün bi şekilde. ben aynı şekilde tekerin üstünden takla atıp diğer tarafa düşsem ambulans gelmeden kalkmam yerinden. hatta baygın numarası yaparım ki kızın biri gelip suni tenef... taam taam şaka yaptım, ayıp tabi.
sonra da bindi bisikletine görüşürüz diyip gitti zaten. kask tak bak ama diye çocuğa verdiğim değeri de gösterdim.


bisiklet çoğoş bişiymiş, yarın da perşembe akşamı bisikletçileriyle 19 mayısa gidiciim.

5 Mayıs 2013 Pazar

mim

uzun bi aradan sonra mimlendim. özlemişim azizim mim doldurmayı.
eskiden sevmezdim bi de ha, demek eksikliğini hissetmem gerekiyomuş. neyse, bakalım bakalım neler varmış...
hee, fotoğraf makinesinin flaşını şimşek sanan kız mimlemiş, onu da söylemeden geçmeyelim. hemmen sorulara bakıyoruz


1. Bir gün uyanıyorsun ve daha önce adımını bile atmadığın bir evde buluyorsun kendini. Odaya perdeleri açmak için giren hizmetçi kıyafetli kadınla olan kısacık konuşmanızdan evin tek çocuğu olduğu çıkarımını yapıyorsun. Annen, baban ve varsa kardeşlerin gitmiş; yerine kendini annen ve baban olarak tanıtan iki yeni insan gelmiş. Ve bir de koca bir malikâne. Civardaki, hatta belki de tüm ülkedeki en zengin ailesiniz. O anki tepkini, düşüncelerini ve ne yapacağını yazmanı istiyorum. Gerçek ailen mi yoksa buradaki rahat ve para mı?

HOF KEŞKE OLSA LAN KEŞKE OLSA!!! naabıcaam belli, tam bir zengin piçi olur çıkarım ben ordan. var ya o evde kimse çalışmaz, tuvalete bile gitmem al şu pipiyi işettir gel derim. bi de evi dolaşırım her gün asayiş berkemal mi diye. birinin düzgün çalışmadığını göreyim, hımınagoyacam senin der tehdit ederim. 

2. Hayatında yaşadığın en saçma ve anlamsız olay neydi?

elektrik çarptığından yarım saat sonra "beni aelaktrik çarptuaaa" diyip ağlamıştım parkta. gerizekalı gerizekalı niye ağlıyosam...

3. Aşağıdaki yazacağım ikililerden (ara ara üçe de çıkabilirim, bakıciiz.) hangisini seçersin?
* John Lennon - Paul McCartney
* Paul Simon - Art Garfunkel (kim bunlar)
* Elizabeth I (nam-ı diğer, The Virgin Queen) - Mary I (nam-ı diğer, Bloody Mary)
* progressive rock - post rock (indie diyom ben)
* Simpsons - South Park
* Matematik - Coğrafya
* 70ler - 80ler - 90lar
* Fantastik - Bilim Kurgu
* Ütopya - Distopya
* sonbahar - ilkbahar (biri kasvetli, diğeri burnumu akıtıyo. yaz diyom buna da)
* Tarja Turunen - Anette Olzon - Floor Jansen (hepsinin ismi çok güzelmiş de kim bilmiyom)


4. Bu sabah uyandığında aklına gelen ilk şey neydi?

bisiklet mi sürsem? saat 06.30 falandı. 3 saat uyuyunca gözüm acıyodu kalkmadım tabi

5. Favori albümün? (En fazla iki tane, o da çok kararsız kalırsan diye.)

the flying club cup

6. Arkadaşının evine akşam yemeğine gittin. Yol boyunca "Ya yemekleri sevmezsem... Ne tepki vereceğim?" diye düşündün ama olaya bak! Masada en sevdiğin yemekler var. Büyük bir mutlulukla arkadaşının annesine, "Aa en sevdiğim yemekleri yapmışsınız, elinize sağlık!" dedikten sonra önündeki tabaktan bir çatal alıyorsun. Ama o da ne??!! Hayatında yediğin en kötü yapılmış en sevdiğin yemek! Tüm mideni ağzında hissediyorsun, neredeyse kusacaksın. Bir yudum su içtikten sonra diğer yemeklerden de tadıyorsun fakat hepsinde aynı hüsran! Ne yaparsın?

ya çok sağolun şaziye teyze ama gerçekten yiyip geldim. hepsinden tadımlık aldım zaten. bi de zayıf olunca yiyemiyom hiç ehi ehi ehi

7. Küçükken şu anki yaşına geldiğinde nerede, ne yapıyor olmayı hayal etmiştin? Bu hayale az 
da olsa yaklaştın mı sence? Yoksa gitgide uzaklaşıyor musun?

hacettepe nükleer enerji mühendisliğinde okumayı istemiştim, hacettepe diş hekimliğindeyim. ara sıra röntgen falan çekerken yaklaşmış gibi oluyom eğer o sayılırsa

8. Yalnızlığı mı yoksa her daim bir insan kalabalığı içinde yaşamayı mı tercih edersin?

liv mi elon diyorum. yalnızlık güzeldir lan, seviyom. çok kalabalığı şaapmıyom ben, insanın canı sıkılıyo

9. Kendine en yakın bulduğun üç roman/dizi veya film karakteri? Ya da istersen tüm üçlüleri yazabilirsin.

game of thrones - lord varys. canım yaa her şeyi bilip kimseyle kötü olmamak istiyo. içinde kötülük de yok zavallımın

tüm dizi film kitap ne varsa izledikten sonra unuttuğum için diğerlerini boş bırakçam. bunu da yeni izledim ondan aklımda kalmış demek.

he bi de şey vardı şu duvarda gezen şişman. onun da kimseye zararı yok, o da olurum.


10. Yağmuru ne kadar seviyorsun?

sevmiyom.

11. Sence elli yaşına geldiğinde nerede, ne yapıyor olacaksın?

muayenehanemde dolgu yapıyo olcam. huzaffer bet dişlerinizde derin çürükler var, bi randevu daha vericem onda da kalan dolglarınızı bitirelim olur mu


seymsomething seni mimliyom.

28 Nisan 2013 Pazar

klinik yazları vol.4 ortodonti

tel büktük, sefalometrik analiz yaptık.
sadece bu. hasta görmedik bile bu stajda.

sefalometrik analizi başta sevsem de işler karışmaya başlayınca ve sınavından 35 alınca sevgim söndü, tel bükmeyi daha çok sevdim sonra.
burda hala mutluyum, işler pek karışmamıştı henüz...

klinik yazıları - vol.3 pedodonti

çocuk bakmam, çocuk sevmiyom, çocuklardan nefret ediyom diye girip; aaa bak fil hortumu varmıııış suyu çeksin bakalııım diye çıktığım staj.
çocuk diş hekimliği daha ilk senemden beri kesinlikle gitmem dediğim 2 uzmanlıktan birisi (diğeri bi sonraki yazıda olcak) ama kliniği çok da kötü değil. diğer bölümlere göre zorukları oldu tabi ama her bölümün var öyle kendine has zorlukları.

direkt konuya dalmaktansa şöyle bi giriş yapsam daha iyi olcaktı sanki. efenim bundan yaklaşık 1 ay önce bitirdiğim stajın yazısını yeni yazıyorum üşengeçlikten. hatta bundan sonra ortodonti stajını da bitirdim, sıra gelmedi yazmaya. neyse, pedodontiden sonra bi ara ortodontiyi de yazarım, sorun değil.

zorluk diyoduk di mi, sayalım bakalım zorlukları. bi kere hastalar erişkin değil. kooperasyon düşük, her isteğe cevap alamayabiliyoruz. kimisi gayet uyumluyken kimisi ağlayıp kapatıyo ağzını. gerçi geçen gün tedavide 40 yaşında hastam da "ama acırsaaa" diyip ağladı ama o istisna. pedodontide de öyle çok ağlama olmadı aslında.

kooperasyon zor çocuklarda, istekleri hemen yap(a)mayabiliyolar. tedavinin onların iyiliği için olup olmadığından daha çok acımasıyla falan ilgileniyolar daha çok.
bi de dilleri genel olarak erişkin hastadan daha büyük ağızlarına göre. bi yaşlıların, bi de çocukların dillerinden aman dedim artık. yaşlılarda da uzun süre protez kullanmazsa 'papuç gibi dil' oluyo.


evet efeniiim, biraz da pedoda nasıl çalıştığımıdan bahsedelim. bi kere en önemli aletimiz PEDO FREZİ!!!
kendisi şöyle bi şeye benziyo


biraz daha değişiği bunun, uçtaki o minik kısmı dişi kesen ısım. orası biraz daha tırtıklı büyük grenli olduğu için. onun haricinde bi farkı yok pedo frezinin.
çocuklarda çürükler pek derin olmadığı için sırf bu frez bile yeterli oluyodu çoğu zaman. hastaların büyük çoğunluğunda da anesteziye ihtiyaç olmadı yine derin çürük olmadığı için.

fissür sealant ve PRR için de bu frezler kullanılabiliyo. fissür sealant dişlerin oyuklarından çürük başlamasın diye oraları ince bi tabaka dolgumsu bi maddeyle örtmek. PRR da çürüklü kısma normal dolgu yaptıktan sonra üstünü yine akışkan bi dolguyla örtmek. bol bol yaptık bunları da.

her hasta tedavisinden önce ailesiyle görüşüp sistemik rahatsızlığı, geçirdiği çocukluk hastalıklarını falan sormamız gerekiyo. bi de tedaviye onay verdiklerine dair form imzalatıyoruz. daha sonra çocukları kliniğe alıp başlıyorz tedaviye. aileler gelmiyo çünkü onların yanında kooperasyonda düşüşler oloabilir. gerçi bi hastam annesiyle geldi ama çok ağlıyodu zaten, kliniğe gelen en küçük hasta o olduğu için ailesinin girmesine izin verilmişti.


ay yazıyı yayınlayamadım uzun süreden beri, 3. devamım bu yazıya. yazının ortalarında ortoyu da bitirdim bu stajdan sonra demiştim ya, onun üstüne bi de tedaviyle endodontiyi bitirdim. onları da yazıcam bakalım artık.

ayrıca pedodaki zafer hocanın çeyreği kadar iyi diş hekimi olursam başka hiçbi şey istemem. bir insan bu kadar mı mükemmel olabilir demekten kendimi alamadım ne yapsa.
kendi dişimi de ona yaptırdım hatta.

bitti hadi yazı. ortodontiyi yazayım şimdi

3 Nisan 2013 Çarşamba

Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor


Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.

Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.

Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.

Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

30 Mart 2013 Cumartesi

taraftar değiliz, diş. hek. fak.lıyız



iki videoyla diş. hek. fak. ruhum şahlandı. seviyom la ben bu okulu
bi de hd şaabınca dadından yinmiyo

26 Mart 2013 Salı

bi sınava girem ben

seneye ygs'ye girmeyi düşünüyom. para vermek istemediğim izin vazgeçip gazetenin verdiği sınavı çözebilirim ya da internetten indirip kağıda basarım soruları bilmiyorum. ama o ruhu veremez bence.

bakalım nerelere girebiliyom, naababiliyom

bizde niye yok dedik...



dolgu falan yapmıyoruz aslında biz, bütün gün dans ediyoz böyle



başta en sağda hasta bakan ama gözükmeyen, daha sonra solda önden 2. kafasında beyaz şeyle dans eden de benim ha. aslında kamera arkası daha eğlenceli ama neden koymamışlar acaba onu başka bi vidyo olarak bilmiyom.

6 Mart 2013 Çarşamba

Havaalanındaki Kanun Kaçağı: NIVEA'dan yılın şakası!


Bugüne kadar yaptığınız en ağır şaka neydi?

Şöyle bir düşününce, hepimizin şaka yaparken ipin ucunu kaçırdığı anlar olmuştur. Yine de hiç birimiz bu kadar ileri giderken eğlenceli kalmayı başaramamışızdır. NIVEA yeni ürünü Stress Protect deodorant için öyle bir şaka yapmış ki, kurbanlar adeta soğuk soğuk terlemiş!

Bir yolcu havaalanında uçağını beklerken kanun kaçağı olduğuna dair haberler, ilanlar ve anonslarla karşılaşır. Birkaç dakikada etrafını saran stresle “Ne yapacağım?” diye düşünürken oturduğu yerden terlemeye başlar. İşte burada polisler hiç beklenmedik şekilde devreye girer:



Çok kısa sürede 5 milyondan fazla izlenen Stres Testi adındaki bu viral reklamı görünce, TV’deki şaka programlarının Stres Testi yanında sönük kaldığını söylemek mümkün!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

17 Şubat 2013 Pazar

fakirin parası bitmiş, evini barkını satıyo

Tırt tükkan çekilişi (kitap,müzik,kpop) tirttukkan.blogspot.com/2013/02/acls-cekilisi.html

16 Ocak 2013 Çarşamba

klinik yazıları- vol.2 oral diagnoz - radyoloji

la öküz ilk yazı nerde hadi, nasıl direkt ikiye atladın diyen olursa (ki bence olmaz) aha ilk kliniğin yazıları
aklınız varsa diş hekimliği yazmazsınız
aklınız varsa diş hekimliği yazarsınız

bunlar protez içindi. şimdi sırada en zor teorik sınavı olan 2 klinikten biri var, oral diagnoz ve radyoloji.

hemen okulun giriş katında olan bu klinikte iki gruba ayrıldık, bi grup radyolojide film çekerken diğer grup diagnozda teşhis koydu. radyolojiyle başladım, önce onu anlatayım.

bi kere protezin stresinden sonra hiçbi şey yok. kliniğin kapısından çıktığımız anda hastalarla ilişkimiz bitiyo. klinikte de sırf film çekiyoz zaten. hata pek yapılmaz, yapılsa bile en kötü ihtimalle yeniden film çekeriz. ben mesela ikinci filmimde yenileme yapmıştım daha.
başlarda biraz naabıcam acaba desem de suçu hemen hastaya atmayı öğrendim. "filmi kaydırmışsınız, tekrar çekicez", "tam çekerken titremiş film (OHA!?) tekrar çekicez" gibi şeyler söyleyip radyasyon manyağı yapım milleti.
şaka la şaka, bi zararı yok. iki gram radyasyondan bi şey olmaz. hamileden bile çekilir de ilerde bi sorun olursa doktor film çekti, ondan bu çocuğun ayağı kulağında çıktı diye gelir bizi vururlar. o yüzden pek çekmek istemiyoruz.

her kapıda hamileler giremez diye yazıyo zaten. ben değilim, girdim

yaptığımız iş sadece film çekmek değil aslında. onun banyosunu da yapmak ve yerleştirmesini yapmak. hepsi kolay şeyler. burda keseyim bence radyolojiyi.



kliniğin diğer tarafı diagnozdu. teşhis koyduk orda da bütün gün. hastanın neyi var neyi yok sorduk. değişmeyen cümlelerimi yazarsam biraz;
şikayetiniz nedir
ağzınızı açmanıza gerek yok, solunum sayınıza bakıcam (çünkü aynayı elime aldığım anda ağzını açıyo hastalar)
kolunuzu sıyırın, tansiyonunuzu ölçücem
kalp şeker tansiyon gibi herhangi bi sistemiz rahatsızlığınız var mı
sinüs, lenf nodu, eklem ve kas muayenenizi yapıcam, dişlerinize en son bakıcam
filmleri çektirdikten sonra küçük filmi getireceksiniz, büyük film bilgisayardan gelecek

bu cümleler, her hastada söyledim. hatta sonlara doğru tüm cümlelerim belli bi sıradaydı ve en güzeli de o. hiçbi şey atlanmıyo.


biraz eğlenceli şeyler anlatayım hadi
bi hastam vardı, diş hekiminden korkuyo. daha eldiven taktığım anda kadın telaşlandı. tansiyonu, nabız, teneffüs yüksek. stresten olduğunu söyledi. neyse başladım muayeneye, pek bi şey yok. film falan isteyip radyolojiye gönderdim. yarım saat sonra geldi, hocayla film değerlendircez.
benim ünitim, yani hastanın yattığı yer hemen bilgisyarın ve hocanın yanında. ne konuşursak direkt duyuyolar.
bilgisayardan büyük filme bakmaya başladık hocayla. büyük film büyük film diyorum da büyük film dediğimiz şey şu
panoramik film
tüm çeneyi görüyoruz bunda. ama hem net değil, hem küçük azılar birbiri üstüne görülüyo, hem de ön dişlere omuriliğin görüntüsü düşüyo. diğer filmlerle desteklemek gerekiyo.

neyse efenim, biz filme bakıyoruz, ben teşhis koyuyorum tek tek. hocam şurda kalmış kök var, burda daa... kalsifiye periapikal kist mi bu hocam dememle beraber hasta önünü açmaya, üff üfff diye üflemeye başladı. bi yandan da eliyle soğutmaya çalışıyo. iyice kızardı, tansiyon yükseldi muhtemelen. kalpten gidicek kadın kist oluduğunu duyunca.
hoca emin misin diye sordukça kist dedim. resmen adam öldürmeye teşebbüs!
kist falan değilmiş, osteosklerozismiş. kadın boşu boşuna telaş yapmış. gerçi osteosklerozis diyince de telaş yaptı ama zararsız diyince duruldu.


klinikte beni parçalayacak bi hastam geldi. değişik bi kadındı. isim vermiyorum zaten sorun olmaz ama hastalar için kötü şeyler de demek istemiyorum. değişik biriydi. klinikte sadece ikimiz kalınca esnemesinin sonunu görüp 
aha şu tiple kalmıştım. değişik bişiydi. sonra okulda tekrar gördüm, yolumu değiştirdim.


diagnoz vizemin hastası ayrı bi güzellikti. televizyon programından diabet ilacı alan güzide amcamız.
her hastalık var adamda. hoca da yeni hastalık çıktıkça yeni yeni sorular soruyo. sırf o hastadan 4 kişi sınava girebilirdik bence, o kadar sorun vardı. sırf hipertansif dediğim anda sorular sıralandı.

- hastada hipertansiyon olmasına ve sabah ilacını içmemesine rağmen pre-hipertansif dönemde dahi değil hocam
- neden ilaçlarını içmelerini isteriz
- düşük olsun diye mi hocam
- (-_-)
- ...
- bu yaşlar için normal sayılabilir mi peki sistolik basıncın 140 olması
- olabilir hocam
- neden?
- gelen hastalar genelde öyle
- (-_-)
- ...
- yaşlılıkla neden hipertansiyon eğilimi artar
- kalbin artık yorulm...
- değil!
- bilmiyorum hocam
- damarlarda madd...
- hee evet hocam damaların daralmasıyla basınç artıyo

LAN HAYVAN, HOCANIN SÖZÜNÜ NE KESİYON!!!

neyse vizeyi şöyle böyle (BOK GİBİ) atlattım. hoca da en son "finale iyi çalış gökan!" diyip çıktı zaten.


final apayrı bi olaydı. 16 kişilik gruptan 9 kişi btünlemeye kaldı. ben şans ve kendimden emin görüntü sayesinde geçtim.
stajdan geçmek için ilk iki kural zaten. bikaç tane yazmak gerekirse;
1- sorumlu hocanın iyi biri olması
2- kendinden emin görüntü
3- mümkün olduğunca çok şey bilme
4- bilemesen bile konuyu bilinen yerlere çekme yeteneği gibi şeyler işte


finalde iki hocanın karşısında çıkınca meraba hocam diyip oturdum sandalyeye. deminki soruları mı soralım diye sordular birbirlerine, öyle ypamaya karar verdiler. benim hoclarım çok soru soran hocalar değildi, eğer sınav uzarsa sıçtığımı anlardım. ilk sorular kolay olur, hepsini bilip bi an önce çıkmam lazım sınavdan



ilk soru geldi, 'vitalite testleri nelerdir'
bu kadar da kolay beklemiyodum aslında. orda ince bi gülüş yaptım hocaya ahah bu da ne ki anlamında. başladım saymaya sıcak testi, soğuk testi, direkt kavire preparasyonu ve ept diye. bunlar yoksa probbing yaparız diye bitirdim. eksik saymışım! bi de pulpa kan akımı ölçülmesi vardı. bunu da hocanın sözünü kesip tamamladım. sonra epsini tek tek uygulama yöntemleriyle, neyi teşhis ettiğimizle açıkladım. aferin diyip radyografların yanına çağırdılar beni.

sonra bi radyograf soruldu, ordaki sorunları güzelce saydım. bi aferin daha aldım.

son soru makroglossi sebepleri oldu. uzun süre dişsizlikle başladım.
merkelsson rosenhtal sendromu olabilir dedim. alerji, yabancı cisim batması falan kolay şeyleri saydım.
daha fazla aklıma gelmeyince dildeki nuhn blandin, henle weber, von ebner minör tükrük bezlerinin iltihaplanması diyip kurtarmaya çalıştım durumu. hoca burun kıvırıp tamam bu da olsun diyince aha dedim sıçıyorum. akromegali geldi aklıma, sonra ordan direkt bağlayıp down sendromu, hipotiroidizm de sebep olabilir hocam. aklıma bu kadar geliyo diyip yaslandım sandalyeye. güzel, aferin dedi. sonra eliyle kapıyı gösterip "çıkabilirsin" diyince içimden vallvaeevlaelevlalvleva diye diye çıktım dışarı. C2 ile geçmişim. ucundan geçtim ama geçtim sonuçta. mutluyum.

diğer hocalar 45 dakika falan tuttular bazılarımızı içerde, ben 10 dakikada bitirdim. bilseler dahi soruyo diğer hocalar. bilemeyene kadar devam. bilemeyince de ordan yardırıp bırakıyolar. benim sınavıma gelen hocalarımı yirim.



öyle işte efenim. zor bi teorik sınavına sahip oral diagnoz radyolojiyi ite kaka bitirdim.
şimdi pedodontide çocuk bakıyorum. bunun yazısını da yazarım. okunmuyo pek ama ilersi için anı olarak kalırlar. ahah vay canısını böyle böyle mezun olmuşum derim.
kendinize iyi bakınız efenim