29 Ağustos 2012 Çarşamba

ev hali


sanat aşkım tutuşunca elime ukulelemi alıp böyle dolaşıyorum evin içinde. annemin içinden kim bilir neler geçiyodur ama şimdiye kadar bi şey demedi. siniri stresi içinde biriktirip ukuleleyi en ergonomik şekilde kafama geçirmesinden korkuyorum.

hayır bi de hiçbi şarkıyı tam çalamıyorum, bozuk plak gibi aynı şeyleri söyleyip duruyorum. öğrenemiyom da, yeteneksizlik var yüksek derecede.



karikatüre bakınca aynı ev halimizi görüyorum yalnız. iş yapmaya çalışan bi anne ve peşinden dıngıdı dıngıdı gelen bir adet insan. çok eğleniyoruz.
babam bu konuda görüşünü daha açık belli ediyor "git başka yerde çal" diyerek. olsun, o da sanatıma bir yorumdur.

28 Ağustos 2012 Salı

666. kayıt

şu anda okumakta olduğunuz kayıt blogun 666. kaydı.
biraz değişik olsun bu yazı, en sevdiğim 5 yazıyı koyayım buraya. daha sonra da değişik anlarda yazığım yazıları iliştiririm.


1. ilk sıraya yerleşecek kaydımız belli, bir zamanlar yaptığım tanrı. yok olup giden dinler arasında yerini aldı gerçi ama olsun.
http://googhan.blogspot.com/2010/02/yeni-bi-tanr-yaptm.html

2. bakalım buraya neler gelebilir. aklımda bikaç şey olsa da onlar belli konuda yazdığım şeyler, birazdan yazıciim onları. heh, şey gelebilir buraya, kadın-erkek farklılığını yazdığım yazım. severim keratayı
http://googhan.blogspot.com/2011/11/farkl-canlarz-efenim.html

3. buraya mikrobiyolojiden bi şeyler gelebilir. giardialar gelsin mesela
http://googhan.blogspot.com/2011/04/mikrobiyolojiyi-sevelim.html

4. bu sırayı bi oyuna verelim, değişik kod falan yazmıştım eğlence olsun diye. cities in motion...
http://googhan.blogspot.com/2011/07/cities-in-motion-ankara-edition.html

5. buraya da balık tutma hakkındaki yazım gelsin
http://googhan.blogspot.com/2010/05/dusunun-sokakta-yuruyorsunuz-karsda.html

hatta dur, 6 olsun. bi yazı daha var
6. içimde kalanlar...
http://googhan.blogspot.com/2010/09/eger-diyebilseydim.html



bunlar ilk bakışta ilk gördüklerim. sıralama karışık, mesela 'eğer diyebilseydim' yazısı daha üstte olmalı sevdiğim sıraya göre yazarsam. neyse, böyle dursunlar.

şimdi de blogla neler paylaştığıma gelelim. 3 seneden fazla süredir buralarda bi şeyler anlatıp durdum sürekli. başlarda takip edenim yoktu fazla, daha sonradan arttı, güzel oldu.


3 sene önce öss sonrası tercihlerde nereyi yazsam diye düşüncelerimi buraya yazdım mesela öss günlükleri adıyla. şimdi orada yazdığım hacettepe dişte okuyorum. gitmeyi pek istemediğim istanbul dişe gitseydim keşke diyorum, yakın durduğum trakya tıp için de tus zorluğunu görüp iyi ki gitmemişim diyorum. öss günlükleri gelsin efenim
http://googhan.blogspot.com/2009/08/oss-gunlukleri-bolum-1.html
http://googhan.blogspot.com/2009/09/oss-gunlukleri-bolum-2.html


bombanın üzerinden atlamamı da burada yazmıştım yine. uğraşıp çizmiştim hatta
http://googhan.blogspot.com/2009/11/aya-giden-ilk-turk-olabilirdim.html
---spoiler---
bomba değilmiş
---spoiler---




böceklerle mücadelemi de buralarda anlattım hep
http://googhan.blogspot.com/2010/08/alkol-komasna-girdi-gerizekal.html


askerlik şubesine gitmeden önceki ecel terlerim bloga akmıştı
http://googhan.blogspot.com/2010/09/ayaaaksamdaaansktr.html


yeri geldi, havamı da attım
http://googhan.blogspot.com/2011/03/not-bu-bir-hava-atma-yazsdr.html


giden sevgilinin ardından da yazı yazdım. hatta bi albümle birleştirdim bi de bunu
http://googhan.blogspot.com/2011/04/pandorann-kutusu.html


galon galon kan vermiştim zamanında. bi daha yapmam
http://googhan.blogspot.com/2011/05/bugun-sabah-kan-vermeye-gittim.html


kendi kendimi de tanıtırım. pis tanıtırım hem de! (hayvan karşılaştırmalı)
http://googhan.blogspot.com/2011/06/gokan-tanyalm.html


sevgi mektuplarımı hep blog aleminde yazdım. aaah ah
http://googhan.blogspot.com/2011/06/belli-edemesem-de-en-cok-seni-sevdim.html


aileyi de unutmadım tabi
http://googhan.blogspot.com/2011/06/akkermans.html


video da koyarım. pis koyarım...
http://googhan.blogspot.com/2011/09/donem-3-oldum-sonunda-he-bi-de-lego.html


ukulele kayıtlarım
http://googhan.blogspot.com/2012/01/ukulele-kaytlar-vol-2.html


sınavları tek tek swf ile anlattıydım
http://googhan.blogspot.com/2011/12/bi-vize-donemi-nasl-gecti.html


bunu da koyam, dursun burda
http://googhan.blogspot.com/2012/05/i-l-hacettepe-senligi.html


tercih rehberi de yayınladım, dev hizmette bulundum
http://googhan.blogspot.com/2012/07/dev-hizmet-universite-tercih-rehberi.html



bi an hızımı alamadım sevdiğim ne varsa toplu toplu yazdım buraya. sıkıldıkça bakarsınız, aa ne mallar varmış ben yine iyiymişim der sevinirsiniz.
hem dursun bu burda, arada kendim de okurum.
niye 666. yazılara efenim...

24 Ağustos 2012 Cuma

bakın burda ne var!


hayatımızda böyle bi gerçek de varmış. bugün gördüm, sevinçten ters takla atacağıdım nerdeyse. AYIKLANMIŞ OLUM, BORU DEĞİL!!!


umarım 650 kişiyi bi odaya toplayıp tükmüklü tükmüklü ayıklattırmıyolardır :')

23 Ağustos 2012 Perşembe

gökanın bilinmeyen yüzü...

tuvalet kağıtlarıyla balonu kaplayıp, kuruduktan sonra kafama geçirecek kadar salaktım

bilmediğiniz gökan

mim: en eski anı

seymsomething mimlemiş beni. normalde mim doldurmayı sevmesem de iki yazı arka arkaya mim olucak. sınavlara çalıştığım için oturup da hadi bi konu etrafında yazayım diyemiyorum. böyle hazır kalıbı alıp yazayım, daha rahat.


efenim hatırladığım en eski anım anaokuluna gitmeden önce evde yaptığımız hazırlık, eskisi yok. film şeridi ordan başlıyo benim. gerçi başlamasına başlıyo da sonrası hep kopuk kopuk gidiyo.
mesela anaokulunun birçok yerini hatırlamıyorum. konudan çıkmış olcak ama biraz o zamanları yazayım.


kız meslek lisesinin içindeki anaokuluna gittim ben. hep kız vardı. kocaman kocaman kızlar vardı. siz daha cücük kadar bebeyken yanınızda hormon seviyesi zirveye ulaşmış kızların olması değişikti. mesela bugün aynı durumda olsak her şey çok daha değişik olabilirdi.

anaokulunda hatırladığım pek bi şey yok. ecem diye bi kız vardı, ilk sevdiğim kız olur kendisi. ya da oteldeki kalp gözlüklü kız... hangisi daha erken bilmiyorum. galiba ecem daha önceydi. 1. sınıftayken de o zamanlar 4. sınıfta okuyan esra abla vardı serviste, onu sevmiştim.
tatildeki kalpli gözlüklü kız da tam bu ikisinin arasında bence. neyse, gözlüklüye bu yazıda fazla yer vermesek de olur.

ecemi severdim işte ben anaokulundayken. hepimiz aynı sınıftaydık, sonra kalabalıklaştık mı bi şey oldu sınıflar ayrıldı. ecem diğer sınıfa gitmişti, ben de mal gibi bakakalmıştım arkasından. daha sonra pastel boyalarla ecüş bücüş işler yapmıştık.
bi gün işemeye tuvalete gittim. böyle taşlı bi yerdi orası, kapıdan girince dümdüz gidiyodun ve karşıda tuvalet vardı. bazen sıra olurdu önünde, işte orda sabretmeyi öğrettiler bize. neyse ne diyoduk, tuvalete gitmiştim bi gün, yanda da lavaboda bi kızın suratını yıkıyolardı. tam hatırlamıyorum, hayal gücüm devreye girmiş olabilir ama aklımda kalan şey kızın suratının deli kanadığıydı. ecemmiş suratı kanayan. kalorifere geçirmiş kafasını.
düşününce mantıksız aslında, aklımda kaldığı gibi şorul şorul kanasaydı ambulans falan çağırırlardı. acıcık kanamıştır bence.
işte efenim, anaokulunda ve muhtemelen hayatımda ilk sevdiğim kişi ecemdi. suratını hatırlamıyorum lakin kendisinin. çok zorladım hafızayı ama ı-ıh kızın suratı yok hafızada. belki de harbiden dağıldı kızın suratı, ondan hatırlamıyorumdur.



anaokuluna dair başla bi anım mustafayla işememizdi. evet, işedik beraber.
öğle uykusuna yatırırlardı bizi, bir saat mi, bibıçık saat mi ne uyuturlardı. o gün de işemeden mi yattık noolduysa tuvaletimiz geldi. yanımdaki ranzada üst katta yatıyodu mustafa. gökan dedi, çişim geldi dedi. benim de gelmişti. gidip öğretmenlerimize söylemeye korktuk ama. neden korktuğumuz hakkında fikrim yok, sadece korkmuştuk.
10 dakika sonra falan gökan ben işedim dedi. son derece sakin bi şekilde tamam dedim. bikaç dakika sonra mustafa dedim, ben de işedim. o da tamam dedi. yatmaya devam ettik. bu kadar normal bi şeydi işemek bizim için. tuvalete yapmak kadar kolaydı.


bi kere de yemeği ilk ben bitirmiştim. nasıl yaptım bilmiyorum ama bitirmiştim. hayatım boyunca sofradan ilk ve tek erken kalkışım olarak tarihte yerini aldı zaten. onun haricinde en yavaş yiyen hep ben oldum. anaokulunda ilk bitirince çatalları kaşıkları toplatmışlardı, mutlu mutlu yapmıştım. şimdi farkına vardım ki bildiğin amelelik yapmışım oralarda. paramızla rezil olmuşuz.


anaokulunun kapısından girerken babam popoma tekma atıp gönderirdi. ayak popoya temas ettiği anda deli gibi koşmaya başlardım sınıfa. kapıdan girince tam karşıdaydı, ecemsizdi.
çolakoğlu anaokulunda okuyan ve şimdi 20-21 yaşında olan ecem adında kız varsa benimle iletişime geçsin lütfen. çok merak ediyorum tipini.


bi keresinde de temizlik görevlisi ıslak ayaklarıyla halının üstünde yürümüş. duvardan duvara, düz renk halı. üstünde de ayak izi. 5-6 yaş aralığında çocuklarla dolu bi yerde o görüntünün nası bi karmaşa yarattığını hayal edersiniz heralde. dana gibi ağlamıştım. böğüre böğüre...
allahsız mısın kadın sen? yürünür mü o şekilde, korkudan altımıza sıçacaktık!

he bi de bahçede kaplumbağa gördük. ben korktum ondan. bu kadar.


mime geri dönersek, ilk hatırladığım olay da anaokuluna hazırlık. odam hafif karanlıktı. aslında hep karanlıktır biraz odam, pencere iç tarafta kalıyo çünkü. o gün biraz daha karanlıktı ama.
annem giysilerimi topluyodu. düşmeyeyim diye yanında parmaklıkları olan yatağım vardı, içine beyaz bi yarış arabası koymuştum. plastikten. ben de mal gibi dolanıyodum etrafta, ilk hatırladığım şey bu.
insana yakışmıyo böyle bi durumun filmin başlangıcı olması. gayet normal bi durumu hatırlıyorum.
deminki plastik arabayı anaokuluna götürdüm, meğer gerek yokmuş oyuncak götürmemize, orda varmış zaten. tekrar geri gelmedi eve o araba. en son yan sınıfta gördüm, dolaptaydı.

araba da şunun gibi bi şeydi. tekerlek hariç her tarafının beyaz olduğunu düşün, öyle

9 Ağustos 2012 Perşembe

aylar yıllar sonra mim. acayip sorular

bırcı mimlemiş beni. eskiden pek doldurmazdım ama özlemişim. yapayım, hem değişiklik olsun, zaten konu gelmiyo aklıma.

1. Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız?
sikerün üzüntüyü der her dakika mutlu olmaya çalışırdım. son aylarda artık kafayı yer intihar ederdim muhtemelen.
bi de ölümümden periodontoloji anabilim dalı sorumludur diye not bırakırdım. kendime faydam yok, sonraki nesilleri kurtarayım bari.

2. Fobileriniz, takıntılarınız var mı neler?
takıntının allahı bendedir. god of takıntıs modunda bi insanım.
-mesela araba çalıştırırken kontağı yarıya kadar çevirir kemerimi takarım. sonra tam olarak çalıştırırım. dedem bismilla diyip çık yola dese de bu yaptığım hareket daha önemli bence. kazadan beladan tütütütü yareppi...
-yeni bi kitap alırsam önce kenarlarını bi katlarım, öyle başlarım sayfalarını açmaya.
-koşudan sonra yürümeye başlamadan bi hhuuuh diye nefes veririm. nefes vermeden koşu-yürüme geçişi yapamıyorum çünkü.
-yattığım yerde mutlaka bi tarafımda duvar gibi engelleyici bi şey olması lazım. iki tarafı açık yerde yatamam. sırf bu yüzden arkadaşımda çekyattan çarşafı yorganı toplatıp duvar kenarındaki çekyatı açtırıp oraya kurdurdum yatağı. huyumu önceden bildiğinden kükremedi bana. unutmasaymış...


3. Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
bi an önce eşeysiz üreme üzerine evrimleşmeye çalışırdım. nasıl yapacağım konusunda hiçbi fikrim yok lakin.

4. Dünya'yı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız neden?
ingiltere. orayı görmeden ölmem. o ilk soruya da ekleyelim bunu. yorkshire, lincolnshire, oxfordshire hatrına ingiltereden başlardım.

5. İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?
pislik misiniz lan, niye kurbağa öpeyim? ama dersen ki şakacıktan bu, hani sanki hede hödö anlarsın ya... derseniz öpmedim. genel olarak prensesi kurbağaya döndürme yeteneğim var.
öyle de lanetliyim.


6. En son yaşadığınız unutamadığınız küçük düşürücü, unutamadğınız olay?
utanmam ki ben. öyle bi duygu yok bende, aldırdım. nisanur hastanesinde 3000 lira + 2 yıl badem bıyık bırakmayı taahhüt edince ameliyatla alıyolar. genel anesteziye yapıyolar, hiçbi şey hissetmiyosun. ertesi gün de taburcu ediyolar zaten, çok rahat.

7. Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?
don. mutlaka giyerim, giymeden çıkmam. kalan 2 şey de ayakkabı ve giyecek bi şeyler. he dersen ki "mal, eşya olarak soruyorum!" o zaman cevap değişir.
eskiden telefon, cüzdan, anahtar, mendil kontrolü yapardım macarena dansı eşliğinde. bu sene mendil ve anahtara artık ocak dışısınız diyip biber gazı kontrolüne başladım. zaman kötü, kolla götü.
gebzedeyse telefonu ve cüzdanı alıyom sadece. o kadar boş beleş çıkarım sokağa.


8. Hayatınızın bir kitap/film olmasını isteseydiniz hangisi olamsını isterdiniz?
küçük kadınlar. 
ama çok kadın olucak böyle, 60 70 tane. haremimde oturcaklar bütün gün. içlerinden birine "tez gel, sevişecez!" diye hüküm verdiğimde koşup geliceler. viktoryassiktırran falan oyuncu transfer edebilme hakkım olmalı bi de.
küçük dediysek 18 üstü ha, yanlış anlaşılmasın. o kadar da küçük değil, viktoryassikrıt diyoruz.

9. En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz,ne yapardınız ?
kardeş, ne içtiysen aynısından istiyorum derim. siktirsin pezevenk, ne gidecem tanımadığım bilmediğim gezegenlere. dna örneği istiyosan adam gibi rica et, bi araştırma merkezinde vereyim. öyle ta binlerce kilometre sürüklemeye ne gerek var adamı?

10.İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?
götüm yusuflayıp abi ne zaman geçiyo bunun etkisi diye sorarım. ömür boyu görünmezlik çekilmez lan. bütün gün pudralanıp dolaşırdım fark edileyim, bir birey olabileyim diye. elimizdekilerin kıymetini bilelim bak. millet görünmez ama mutlu değil. neden? e hıyar sen de bütün gün pudralanıp dolaşsan sen de mutlu olmazsın!



oh bir mimin sonuna gelsik değerli izleyiciler. biliyom mim doldurmuyon ama arada iyi oluyomuş ha, istersen şeettirirsin. istemiyosan da sen bilirsin, çok saygılıyımdır kararlarına at yarışındaki eşek

5 Ağustos 2012 Pazar

başlık bulma konusunda gerçekten beceriksizim

aaah ah efenim internetin kıymetini bilin. 4 gün internetsiz kaldık bakım yüzünden, bilgisayarda ne kadar saçma sapan oyun varsa sıkıntıdan hepsini oynadım.
dıaşrı da çıkmadım fazla, adalara gidemiyoruz. arkadaşın birine uysa öbürüne uymuyo. böyle böyle taaa 13 ağustosa kadar sarkıyo. hafta içi bi gün gitmem lazım ama benim oralara. tek gidicem sanırım.
halime acıyıp uy kıyamam diyen varsa buyursun gelsin. bana hayır yok çünkü öbürlerinden. bok yiyin (aaa ne ayıp)

konuyu dağıtmayalım. internet yoktu. evet çok güzel bi konu, tıkandı kaldı.
4 günlük ayrılığın ardından tekrar kavuşmanın şerefine daha önceden pizzama ve kütüphanedeki kıza yazdığım (sıçtığım) gibi bir şiir de kendisine yazmak (sıçmak) istedim ama olmadı.

konuyu toparladığıma değmedi resmen. iki kelime yazdım bitti. adalardan devam edelim.
insanlar neden adalara gitmek için benim gibi yanıp tutuşmuyolar ki? kartalda falan otursam her gün adalara giderdim muhtemelen. bisiklete binip tur üstüne tur yapmak çohoş mesela. çok kalabalık olduğunda faytolar biraz sorun çıkartıyo gerçi ama hafta içi gideceğim için sorun çıkartmazlar muhtemelen fazla. bi de bissürü kişi oruçludur, gelmezler.


bisiklet almayı düşünüyorum. ankarada falan kullanabilirim. yurdun kapısının önünde 2 tane var mesela. bi de üstü kapalı bi yer yapsalar iyi olcak ama yapmıyolar
5000 liranın üstünde bisikletleri görünce biraz moralim bozulsa da 600 700 liraya güzele bnzeyen bisikletler var bence. güzele benzeyen diyorum çünkü daha anlamıyorum güzel mi değil mi diye.

aha oyun yüklendi, biraz oynayam yeni oyunumu. daha sonra yazarım daha