29 Temmuz 2012 Pazar

meraba yine ben

yarın ders çalışmaya başlıyorum!
evet, yazın ortasında ders çalışçam. neden? 4 TANE BÜTÜNLEMEM VAR ÇÜNKÜ!!!

hayvan gibi her dönemden 2 tane bırakınca 4 ediyo (hadi canım? 4 mü ediyo gerçekten!) bidakka yaa, bunları zaten yazmıştım ben. ehe, konu çıktı diye sevinip başlamıştım oysa ki yazıya. neyse başka bi şeylerden bahsedelim.

periodontolojiden geçersem kalmam gibi duruyo. etiği kesin geçerim (böyle böyle kaldım...), farmakoloji test zaten (48 almıştım anca, 63 almam gerekiyo), oral diagnoza çalışmak için 2 haftam var (24 X 14 = 336 saat. iyi, yeter) bi de belalım periodontoloji!
bi de hala periodontoloji uzmanlığı düşünüyorum. yrd. doc. bile olamam ha ben. hatta onu geçtim, doktoramı bile tamamlayamam ben o bölümde.


geçen diş hekimine gittik dolgu için. kadın muayene ücreti aldı 10 lira, ama muayene etmedi!!! sadece çürüklü dişe bakıp randevu verdi ileriki bi gün için. diğer dişlere bakmıcak mısınız diye sordum, tabi bakmamız gerekiyodu aslında, cuma günü geldiğinizde bakarız dedi. hem muayene ücreti alıyo, hem muayene etmiyo! cuma baktı ama bütün dişlere. anlata anlata yaptı dolguyu.
vergileri falan sordum, %28 vergi veriyolarmış. üeh dedim.
teknisyen ücretlerine baktım, bi total protez için 250 civarı bi ücret ödüyolar teknisyenlere. çalışanların parasını da çıkartınca ne kalıyo ki zaten? protezden maliyeti alın, geri neyi kalır ki?

öyle ahım şahım para kalmasa da vergi, teknisyen ücreti falan hepsinin parasını hekim aldığı için fazla gözüküyo. kaç kişiye dağılıyo o para halbuki. neyse.




feysbuk sonunda beni de zaman tüneline soktu. şimdilik hala eski günlerdeki gibi görünüyo profilim ama 4 gün sonra cümle aleme görüncek zaman tünelim.

değişiklikleri sevmiyorum ben. blogger da eski görünümünde. yenisine alışamadım, eskiyle devam ediyorum. yakında bunlar da dayatırlar al bunu kullan diye.




çocuklarla aram hiç iyi olmamasına rağmen 1 yaşındaki kuzenimle gayet iyi anlaşıyoruz. bi de 6 yaşında olan bi kuzen var, o da iyidir bak.
bu 1 yaşındaki kuzenimle beraber çimenlerde emekleyerek kendimi aştım. kendisine ismiyle değil, sarı diye hitap etsem de hiç sorun etmedi çocuk. tatlı bi insan ortaya çıkarmış anne babası, bravo onlara.
ağlamaması başlarda iyiydi de normalde çocuk ağlar la, bu hiç ağlamıyo. kakasını yapınca yalandan sesler çıkartıyo, susuyo sonra. kafaya tencereyle vursam ağlar mı diye düşündüm bi süre ama vazgeçtim sonra. ayıp çünkü.

bi de pepee seviyo. gökan abiciim demese de pepe demeyi biliyo. büyüklük bende kalsın diyip ağız burun girişmedim. efendiliğimi bozmam.
adımı düzgün konuşmaya başladığında öğretmeyi düşünüyorum. gökan diyecem diye götan falan der şimdi o sarı, durup dururken el ense çekmeyeyim küçücük çocuğa. o da ayıp.
bunlar şaka tabi, agudu bugudu bir birey daha, 20 yaşına gelene kadar el ense çekmeyi düşünmüyorum. yerlerde yuvarlanmıştık ama o sayılmaz.

sarı ve ben (20 sene sonra)



ukulele konusunda kendimi aştım. beiruttan penalty şarkısını da çalabiliyorum artık. böylece postcards from italy, elephant gun ve penalty ile gruba katılmaya bir adım daha yaklaştım.
bei de alın lan aranıza, tuvaletleri falan temizlerim. noolur, hadi yaaa...

bi de at yarışındaki eşeğe bi şarkıyı çalmaya çalışçam demiştim ama beceremiyorum ben onu. kapatma mı öyle değişik bi şey var, yapamıyorum. tırnaksız olunca penayla çalıyorum mecburen, onda da olmuyo. tırnaklarımı yemeyeyim diyorum ama bi zaman sonra unutup katur kutur girişiyorum yine.
hele bi de bütünlemelere çalışçam şimdi, iyice gider kuzucuklarım.


legoları tekrar çıkarttım, eski yaratıcılığım yok artık.
lastiklerle bi silah yapamadım, sinir bastı. başka bi şey de yapamıyorum yeni. eskiden değişik şeyler ortaya çıkardı ne güzel, şimdi hep aynı şeyler, ufak ufak geliştirmeler var sadece.


ve son olarak şunu da söyleyeyim GEBZE ÇOK SICAK!!!

25 Temmuz 2012 Çarşamba

kafama takınca takıyorum!

aklıma bi şey takılınca, özellikle şarkı, onu mutlaka bulmalıyım. naabıyosam bırakıp onu düşünüyorum. içim rahat etmiyo çünkü beynimin köşesinde neydi lan bu diye kaldıkça.
demin yine oldu.

bak 2 tane şarkı var ve bence aşırı benzeyen bi yer var. canım sıkıldı diyosan, uğraşmalık bi şeyle çıksın sana. aşşaadaki şarkının 1.05-1.18 arasını  dinle, başka bi şarkıda da ona çok benzer bölüm var. bundan acıcık daha hızlı ama. hatta ipucu vereyim, 90'lardan mis gibi bi filmde de vardı bu.
10 dakika düşünmüşümdür en az, gelmedi aklıma. en sonunda kafamın en iyi çalıştığı yere gittim. evet, tuvalete. orda değişik bi güç var, 5 dakika içinde geldi aklıma. cevabı da iliştirdim buraya, eğer hadi hafızayı zorlayayım biraz, sonra bakarım dersen orda durmakta kendisi. tepedeki şarkıda 13 saniyede söylenen yer cevapta 7 saniyede söylenmiş. acıcık hızlı demiştim bi de, kulağımın ayarı yok. iki kat hızlı söylüyo adam

20 Temmuz 2012 Cuma

DEV HİZMET!!! üniversite tercih rehberi

şimdi bu yazının çıktısını alıp duvarınıza muvarınıza asın, bakıp bakıp tercih yaparsınız. kapsamlı olcak diye düşünüyorum, bölüm bölüm yazcam o yüzden. hadi başlayalım.

efeniiim, puanlarınız belli oldu. belirsizlik kalktı ortadan, rahatladınız bi. acaba kaydırma yapmış mıydım? matematikten herkes iyiyse puanım düşer mi gibi dertleriniz bitti.
şimdi tercih listesini arayıp aha bak buraya girebilirim ha! piiiğğğğ 3 puanla kaçırıyorum. neyse yazarım bunu da belki tutar diye planlar yapıyosunuz. yapmayın! sıralamaya bakın, ondan sonra yapın. 7 sene önce oks'de yapmıştık biz o puan şeyini, tutmuyo. bok çukuru gebze anadoluya gitmiştim.

eveet, rehberimize başlayalım. önce bölümleri dizin haline getirelim, düzgün olsun.
1- puan ve sıralama
2- istediğin bölüm mü?
3- aileyle nasıl başa çıkarım?
4- bak komşunun kızı hukuk yazıyomuş, sen iktisat yazıp ezd.. (burda adamın ağzına çakıldığı için cümlenin devamı gelmedi)
5- tecrübelerden yararlanmak
6- yeinde görcem!
7- aç kalır mıyım?
8- üniversite tanıtım günleri

bölüm 1 - puan ve sıralama
ben öss'ye girmiştim, ygs-lys'de çok şey değiştiyse affola. gerçi dershanelerde gözetmenlik yaptığım için biraz ilgiliydim bu konularla, pek bi cahil değilim.

bak canım, puanın bi yeri tutuyo ama sıralaman tutmuyosa puanına bakıp ohohoh girdim buraya, amcaya dayıya haber verelim diye gaza gelme. hatta mümkünse KAZANDINIZ yazısı görene kadar haber verme. gerçi kazandınız yazmaz ama anladın sen.
sıralama tutuyo, puan düşük kalıyosa yaz gitsin. puanlar lıbı lıbı, habire oynuyolar. tutması kesin değil ama diğerinden daha garanti balk bu.
hem sıralama hem puan tutuyosa git okulu gez, hocam seneye öğrenciniz olcam, çikolata getirdim size de. yalakalıklara başla şimdiden. giriyosun çünkü oraya artık. üniversitelisin diyemeyiz ama üniversitelisi- diyebiliriz. son bi n harfi eksik sadece. o da olur.
hem puan hem sıralama tutmuyosa başka bölümlere bak. istiyosan yaz orayı ama başka yerlere de bak. muhtemelen giremiceksin çünkü oraya.


bölüm 2 - istediğin bölüm mü?
hey hey hey 89235928 puan yaptım, siktim attım sıralamayı da. harvard tıp mı olsun, yale hukuk mu? amaaan ivy league olsun, çamurdan olsun ahahah seviyesindeysen, puanın eli yüzü düzgün bi tıp için, aklı başında miyedizlik için yeterliyse ama buraları istemiyosan, GİTME!
bak istemediği bölümde, sadece puana göre tercih yaptığı için okuyup 2-3 sene sonra okulu bırakan yaklaşık iki elin parmakları kadar insan biliyorum (10 değil ama yakın).

mesela hacettepe tıp tutuyo, o kadar aşmışsın yani! ama tıp sevmiyosun. git doktorlarla konuş, abi de gidiyim mi tıpa de, yapabilir miyim de. istemiyosan gelme diyecektir. (hadi yine iyisin, gitmene gerek kalmadan ben cevap verdim. köfte seni)

aman efendim puanım ziyan olcak, 10 puanı ösym'ye nah yediririm ben mantığını siktir at bi kere kafandan. ne gerek var olum 10 puan daha yüksek diye istemediğin bi bölümde okuyup yine istemediğin bi mesleği yapmana? git mutlu olacağın bi işi yap. para kazanmak mı derdin? banka soyar, uyuşturucu kaçırır, çocuklarını sokakta dilendirir yine kazanırsın parayı. mühim olan sevdiğin mesleği yapmak.
he ben de tıp yazmadım mı? yazdım. ama o zamanlar bize böyle rehber yazılar yazan yoktu. dershanedeki rehberlikçi sırf ön cepheye asacakları çarşafa bir tane daha tıp fakültesi yazabilmek için canhıraş tıpı övmüştü bana.
neyse ki tutmadı da, hatamdan dönmüş oldum. kedi ulaşamdığı ciğere mundar dermiş, tabi tıp tutmadı, ondan böyle diyosun diye laf edenin ciğerini sikerün. ne bok atacam lan, mis gibi bölüm. ama benim yapabileceğim bi iş değil. CD-8 MHC-1 angina pectoris ile ömür geçirmek istemiyorum. TUS'ta rakiplerim olacak kişileri görüdm hacettepede, öyle kıçıkırık bi tıptan bunlara karşı yarışmak çok zor. aldığım puanla yüksek tıplar tutmuyodu. erzurum, trakya falan tutuyodu, çok daha üst seviye kişiler olacaktı karşımda.

hacettepe diş hekimilğine de 0.3 puan farkla yerleştim. tamam puana göre yazmıştım ama diş hekimliği istediğim bi bölümdü. hacettepeyi ister miydim, o konuda pek emin değilim gerçi. her final dönemi çapa diş çapa diş diye sayıklıyorum şimdi de.
diş hekimliği için konuşucam sadece, uzmanlık düşünceniz yoksa hacettepe, ankara diş falan yazmayın. rahat okuyacağınız yerleri yazın. sonra götünüzden akan terlere bakıp bakıp üzülürsünüz.
bi de hacettepeli göt kalkıklığı gelir, dışardan hoş bakılmazsınız. istemeden oluyo ama o.



bölüm 3- aileyle nasıl başa çıkarım?
genel bir davranış olarak çemkirin.
kızsanız ağlayın, erkekseniz vurun kapıyı çıkın. ben yapmadım ama yapabilirsiniz. sizin hayatınız olum bu. istemediğiniz bi mesleği yaparken teyzeniz mi gelip yardım edicek? o bölümü zorla yazdıran amcanız mı iş bulucak size? gidin istediğiniz bölümü yazın, mutlu mutlu işinizi yaparsınız.

tercihleri kendiniz yapın gerekirse. haber vermeden çıkın gidin, tercihinizi yapıp gelin eve. arkadaşlarla buluşçaz yeaa, sınav bitti ya rahatlayalım biraz diye koştura koştura okula gidip aklınızdaki yerleri yazın. her şey için çok geç olucak aileniz bunu öğrendiğinde. bir hafta aç kalabilirsiniz belki ama istemediğiniz bi işi yapamadığınız için bir ömür aç kalmaktan iyidir.



bölüm 4- bak komşunun kızı hukuk yazıyomuş, sen iktisat yazıp ezd.. (burda adamın ağzına çakıldığı için cümlenin devamı gelmedi)
yukardakini yapın. başka bi davranışa gerek yok.



bölüm 5 - tecrübelerden yararlanmak
dinleyebildiğiniz kadar kişi dinleyin. uuooof yine başladılar demeyin, biri çıkar güzel bi yol gösterir, mis gibi olur sizin için. köfte gibi olur.
tabi önceden dinleyip içinizden siktir lan dediğiniz kişileri tekrar tekrar dinlemeye gerek yok. ama diyelim ki adam mimardır, işine aşıktır, onu dinleyin. mesleğin güzel yanlarını görün. sonra düşünün bi, ben bu yönlerini sevebilir miyim, bana ygun mu diye. eğer uygunsa adamın çalıştığı yere gidin, izleyin biraz. kalemlerini kurcalayın, beğendiklerinizi cebe indirin falan. yakalanmadığınız sürece sorun yok.

ama kafasına mimarlık iyidir fikri yerleşmiş, mimarlığım m'sinden haberi olmayan birini dinlemeyin. evet, evet hıhı doğru evet diyip geçin. çok uzatırsa tamam abi, ben bi mimarlık yazıp geleyim o zaman diyip ayrılın yanından.

bi de rehber öğretmenlerin tecrübeleri de önemli. adam sırf daha çok hukuk, daha çok tıp, daha çok zıbızop yazdırmak için övüyosa senin yapacağın işe başlarım lan ben şimdi burda! diyip masasını dağıtın ve çıkın. nasılsa bi daha görmüceksiniz o herifi.
ama sizi tanımaya çalışan, ona göre yol göstermek isteyen birine sarılın. bırakmayın. o insan da köftedir çünkü. köfteler iyidir. telefonunu alın, akşam arayın hoceeaam şurayı yazayım mı sizce diye. adam telefonunu kapatana kadar rahatsız edin. tamam yarın konuşuruz derse eğer yüzsüzlük yapın.

böyle çok bilmiş, götünü sağlama almış rehbercilik oynayan tiplere (bkz: googhan) öyle çok fazla güvenmeyin. bi sorun çıkarsa aradan çekiliverirler. ama mantıklı bi şey söylüyosa deminki mimarlığı öven iyi adam vardı ya, onun gibi dinleyin.


bölüm 6 - yerinde görecem!
istediğiniz meslekleri yapan admlarla konuşun. kadınlarla da konuşabilirsiniz tabi, adam sembolik burada. izleyin ne yaptıklarını. etrafı fazla kurcalamayın. kalem çalabilirsiniz.


bölüm 7 - aç kalır mıyım?
eveeeet, en önemli bölümlerden biri. ilerde iş bulma kaygısı. şimdi istediğim yer diyip nükleer enerji mühendisliği düşünenleriniz mutlaka olacaktır. ben düşündüm en azından. hala da hacettepenin beytepe kampüsüne gidince bi dolaşırım nükleer enerjiyi.
ordan bi araştırma görevlisiyle konuşmuştum, adam torpilin yoksa gelme demişti. daha sonra başka bi nükleer enerji mühendisiyle konuşmuştum, o da pek tavsiye etmemişti bölümünü para kazanamzsın diye. daha sonradan soğudum zaten nükleer enerji mühendisliğinden.

istediğiniz işi yapın derken parayı her şekilde kazanırsınız demiştim ama çalışıp kazanabileceğiniz yerler önemli. mesela n.e.m. nerede çalışabilir ki şimdi? fazla iş yok. öyle iş bulamayacağınız yerleri sırf istiyom ben istiyom istiyom diye yazmayın. hem istediğiniz, hem para da kazanabileceğiniz bölümleri düşünün. tepede yazdığım uyuşturucu kaçakçılığı, çocuk dilendirmek falan hiç hoş şeyler değil. yapmayın, şakaydı onlar.
ama tabi kesinlikle istemediğiniz yeri yazmayın, tekrar tekrar söylüyorum bak bunu!


bölüm -8 üniversite tanıtım günleri
gidin bak bunlara. gerçi ben çapa dişe gidip ordasöylenenlere inanıp hacettepe dişi yazmıştım, sonrasında biraz hayal kırıklığına uğramıştım ama iyidir yine. istediğiniz okulun tanıtım günlerine gidin, üniversiteler arasında fark oluyo ama, haberiniz olsun. sonra şaşırıp kalıyosunuz ordaki adam bana hiç böyle anlatmamıştı diye.




evet efenim, yeter sanırım bu kadar. aklıma gelen şeyleri eklerim daha sonra. sizin de "bak şunu şunu yaz" dediğiniz yerler varsa söyleyebilirsiniz, ekleyeyim onları da.
hadi hepinize kolay gelsin.


he bide son oalrak hacettepenin sıhhiye kampüsünde bi yer düşünenler için bi şey söyleyeyim, aklınızda şöyle bi yer varsa yapacağınız ilk şey onu unutmak olsun.
ütopya!

19 Temmuz 2012 Perşembe

RAmen

uçan spagetti canavarı kilisesinin dua kitabını aldım sonunda. ramazanda camiye gidip "selamınaleyke" diyerek bi yere çömüp okucam. muhtemelen yaşlı dedelerimizin afffferim sana, bak dua kitabını almış okuyo tü tü tü şeklinde  övgülerine mazhar oluciim. bakıcaz artık...

BaharaKit - 3. bölüm'de  22-34 ayetler arası çok hoşuma gitti, onu yazayım buraya. alıntı yapmak suç teşkil etmez sanırım kaynak gösterirsem.

diğerlerine nasıl davranılır ve genel olarak muhteşem bir tavsiye
22 güzel bir şey söyleyemiyorsanız, ağzınızı makarnayla doldurun. 23 herkes aynı hamurdan yoğurulmuşsa da, aynı tencerede pişmemiştir. 24 bildiğiniz mantar, bilmediğiniz mantardan iyidir. 25 şefkat dolu bir cevap, öfkeyi dindirir: ama üzücü sözler makarna sosunu mundar eder. 26 kara gün dostu, o'nun dokunmadığı dosttur

27 kapalı bir ağız, hiçbir makarnavi uzantıyı yakalayamaz. 28 birlikte güldüğünüz kimseyi unutabilirsiniz, ama birlikte makarna yediğiniz korsanları asla unutmazsınız. 29 spagettinin olmadığı yerde yağma vardır, ama makarnanın çok olduğu yer güvenlidir.  30 ilk taşı, kolsuz olanınız atsın. 31 bir hırsız makarnavi yaratıcıyı görünce, ilk gördüğü o'nun cepleridir. 32 komşunuzu kendiniz kadar sevin ve makarnanızla romunuzu cömertçe paylaşın, çünkü onun gözünde hepimiz biriz.

33 sevgimizi sözcüklerle değil, makarna ve şarapla gösterelim. 34 aşçıyı öpün.





(uçan spagetti canavarı kilisesinin dua kitabı, altıkırkbeş yayın. sf: 160-161)








tabi kitabın tamamı böyle bölük pörçük değil, bu bölüm değişik olduğu için hoşuma gitti belki de, bilmiyorum.

dua kitabı daha çok kitabı mukaddes ve tanahı andırıyo. bölümlerin isimlendirilmesi sebebiyle böyle düşünüyorum, kitabın tamamını okuyunca okuyunca (hatim) fikrim değişebilir belki ama hikaye anlatım tarzını da kitabı mukaddese benzettim. peygamber bobby'nin amerikanyalı bi abimiz olduğunu ve oradaki fıristiyan (evet, f ile) çoğunluğu düşünürsek eleştirinin o tarafa yoğunlaşması mantıklı geliyo.


neyse efenim, arada sevdiğim yerler olursa yazarım yine böyle. kendinize iyi bakınız...

18 Temmuz 2012 Çarşamba

başlık bulamıyorum

eskiden yazılara başlarken bi konu olurdu, onun üzerinden gidip yazardım. uzun zamandır langadana diye giriyorum yazıya, yine öyle yapıciim.

kitap baktım bugün, uçan spagetti canavarı kilisesinin dua kitabı. 

uçan spagetti canavarının kutsal kitabı vardı zaten, bununla tam olacaklar. perşembe kadıköye gidicem sanırım, orda bakarım bi de. diğer kitabı da kadıköyden almıştım.

şimdi makarnadan bi tanrıya inanacak kadar aptal olduğum düşünülmesin. saçma mı? evet saçma. öyle de olması gerekiyo. semavi dinlerde anlatılan tanrıdan pek bi farkı yok. yani burada "ahahah olur mu yaa öyle şey" dediğimiz yerleri oturup yeryüzündeki birçok insanın inandığı tanrı için düşünürsek aynı noktaya varırız.

pastafaryan kimliğimle yazacak olursam kısa bi yeri, şöyle olurdu heralde.
uçan spagetti canavarına tabii ki inanıyorum. gördüğümüz her şeyi o yaratmıştır.
nereden mi biliyorum? çünkü peygamberimiz bobby henderson öyle söylüyor.
bobby'nin peygamber olduğundan kesinlikle kuşku duymuyorum, çünkü kutsal kitabımızda peygamber olduğu yazıyor.
kutsal kitabımızın tek doğru yol gösterici olduğuna dair inancım tam. çünkü yüce yaratıcımız uçan spagetti canavarımız böyle buyurmuştur.

muhtemelen birbirini doğrulama tanıdık gelmiştir.
buyrun yalanlayın. dinin mis gibi yani, yanlışlanamıyor bi türlü. hata bulamazsınız, bulduğunuz hataları anlamaya ya aklınız yetmez, ya da uçs sizi sınamak için koymuştur onu. hatamızı mümkün değil kabullenemeyiz.

evrime yaklaşımımızı kitabımızda makarna tablomuzdan görebilirsiniz. dinazorları, ara formları falan unutun, evrim safsata! tek doğru bizim dinimizin söyledikleri!
ama fosiller bulunuyo diyebilirsiniz, diğerleri "hadi canım ahahah başka kanıt, hani başka başka... yetmez bu biraz daha... karıncanın götünün yaratılışını açıklamaz bu, başka kanıt istiyoruz, nooldu bulamadınız mı? evrim teorisi çöktü ahahah" derken biz bundan kat kat mantıklı bi savunma öne sürüyoruz.
evet bulduğunuz fosiller doğrudur. ara formlar da olması gereken yerlere yerleştirilebildi ağaçta. ama atladığınız bi şey var. yüce uçan spagetti canavarı siz görmeden bunları makarnavi uzuvlarıyla toprağın altına gömdü. sizi değişik yollardan gerçekliğe ulaştırmaya çalışıy...

yeter bu kadar pastafaryanlık!!!


içim şişti ha, millet bi de bunu senelerce yapıyo. hele evrim için ahahah yazarken parmaklarımı yiyesim geldi sinirden. neyse.


efenim pilavlı muhabbetimizden sonra başka konulara atlıyoruz şimdi de.
adalara gittiğimizi yazmıştım önceki yazımda. kabardık. kaşınıyorum sürekli, kaşıdıkça kırmızı kırmızı pötürükler çıkıyo. buugün biraz daha hafifledi ama olmayaydı eyiydi.
tabi böyle bi durum beni tekrar adalara gitmekten alıkoyamaz. hamur gibi kabarsam da gidiciim tekrar.


araba kullanma aktivitesini 6 gündür gerçekleştiriyorum. sürmeyi öğreneyim diye her gün bi yerlere gidiyoruz. verdiğimiz yakıt parasıyla eve tam donanımlı simülasyon kurardık. arap şeyhleriyle bi görüşmeliyim, kazandıkları parada büyük payım var.
diğer arabanın tamponuna sıçmıştım biraz garajdan çıkarken, bunda henüz bi vukuatım yok. tek sorun biraz fazla yavaş gitmem. hani tın tın gidip trafiği sıkıştırdığı için küfrettiğiniz adam var ya, heh işte belki o benimdir. safety first!

aslında bi dolmuş hattında çalışsam daha iyi öğrenebilirim (!düzletme! dolmuş değil, minibüsmüş o. seymsomething'e teşekkürlerimi sunuyorum buradan). her gün sol ön koltuğa geçiyorum zaten, iki kuruş para da kazanırım. kolumda bi altın bileziğim olsa fena mı olur?


sabahın köründe parkta bağıra bağıra oynayan çocuklar için yazcaktım, şimdi şiddet ögesi içermesin bu yazı. kendileriyle alakalı hiç hoş şeyler düşünmüyorum. en masum düşüncem parka ayı kapanları yerleştirmek diyim, düşünün durumu.
kaydırağın sonunu rende formuna getirip çocukları zorla kayırmak, arkadaşının suratını bisiklet lastiğine dayayıp o bisikleti sürdürmek, tahterevallinin altına kafalarını yerleştirip culp diye beyinlerini cörtletmek gibi fikirlerim var. henüz fikir geliştirme aşamasındayım.


ukulele maceram çok sönük geçiyo. at yarışındaki eşeğe bi şarkı çalmayı öğrencem demiştim, beceremiyorum hala onu. immigraniada'yı çalabiliyorum ama. başını en azından. 10 saniye falan sürüyo ama olsun, çalıyorum sonuçta.
postcards from italy'yi de hem çalıp hem söyleyebiliyorum artık.

postcards from italy demişken, beirut türkiyeye geliyo ve ben tatilde olduğum için gidemiyorum. fak!!! iki arkadaşım gidicek sanırım, eğer çok eğlenirlerse ağızlarını burunlarını ısırırım! kopartırım hatta!
eğlenmiceksiniz, kenarda el şaklatçaksınız sadece!!!

15 Temmuz 2012 Pazar

ay lav büyükada

oyoyoy... ayağımın tozu, götümün teriyle geldim yine buralara. üzerinize afiyet aylardır gidecem gidecem dediğim büyükadaya sonunda gittim de. yorulduk ama güzeldi.


final döneminde sıkıldığımda sürekli dersi bırakıp "ben bi adalara gidem" derdim. süferötesi bi yer çünkü orası benim için. bi geçmişim mi var? yoo, seviyorum sadece. bisiklet sürmeyi seviyorum sanırım. hatta öyle bi bisiklet sevgisi ki, bi keresinde 4 büyük 2 küçük tur yapıp eve döndüğümde öldüm sanmıştım. ulan hayvan, insan gibi sür di mi? yooook, illa eşeğin amına su kaçıracam ki rahatlayayım. yoksa olmuyo.



bu sefer de anne babamla gittim. önceden de gitmiştik bi kere, onda bisiklet sürmemiştik. bunda onu da yaptık.

ikili bisikletler hayvani zor. iki kişi senkronize değilse töbe ilerlenemiyo. bi de arkada anne ayaklarını pedalın üstüne koyup bırakıyosa kalkış için o hızlanma hiç olmuyo. sonuç olarak sağ sol sağ sol sağ sol yapıp frenlere abandım sürekli. babamla daha bi iyi gidiyolar. bende mi beceriksizlik var yoksa!?



annemle ilgili en kötü anlardan biri de yokuşu çıktıktan sonra ben kan ter içinde bisikletten inerken annemin gayet halinden memnun :) ifadesiyle arkamdan inmesiydi. canım çıktı orad benim! babamla sürerken de başka bisikletle arkalarından gittim ben, adamcağız pedallara abanırken annem sağa sola bakıyodu "aaa evler ne güzelmiş" diye.

efenim sonuç olarak bi tavsiyede bulunayım, eğer bisiklet sürmeyi bilmeyen bir varsa yanınızda, sürmeyi öğretip tekli tekli binin. yoksa diğer türlü iki kişi çevirse bile o bisiklet gitmiyo. yavaş hızda da gidon sağa sola dönme eğiliminde sürekli.






neyse, adaları anlatırım daha. başka şeyleri yazalım.

gebzeye geldiğimden beri yazmadığımı fark ettim. bi sermişlik duygusu vardı ama bu kadarını da düşünmüyodum. gerçi buraları boşlamamın asıl sebebi tivitır bence. tarayıcı açılırken iki tane sayfa açılıyo. biri blog, biri tivitır (2 tarayıcı kullanıyorum, chrome sadece bu iki iş için). zaten gün içinde pek bişiy yapmadığım için tivitırda yazıp çıkmak daha rahat oluyo. blog için biraz daha zaman harc... kime anlatıyorum la ben? zaten burayı okuyan herkes blog yazarı.



bi de blogta resim koyunca daha bi güzel oluyo. karikatür koyam, güzel olsun.


çok seviyom ha ben bunu. her gördüğümde gülüyorum mutlaka. saçma belki ama ne bileyim, seviyorum bolca.


geçen yazımda geçebileceğim ve kalabileceğim dersleri yazmıştım. periodontolojiden kalmışım ama odr'den geçmişim. güzel bi şey bu.
en azından bi ders az çalışçam büt için. son durum oral diagnoz, periodontoloji, farmakoloji, bi de etik. etikten de kaldım ya, helal olsun bana!
diagnoz ve farma gayet geçilebilir dersler, periodontoloji içinse biraz çalışmam lazım. 77'ye giricem çünkü. ya da 77 bana giricek, o konuda kesin bi şey söyleyemiyorum.

şu üç dersten de geçeyim de stj. dt. ünvanını alabileyim artık. gözlemciliği saymazsak klinikteki en düşük ünvan gerçi ama razıyım. (gugıl krom ünvan yerine unvan kelimesine doğru diyo. ünvan la o, daha bi güzel geliyo insanın ağzına. tdk'ya bakmıcam. ağza güzel gelen doğrudur! o kadar net)
ne diyoduk, klinikteki en düşük Ünvan. düz öğrencilikten iyidir yine azizim, yeter artık çıkayım yukarı.

yeter demişken yazı da yeter. şimdi böyle çarşaf çarşaf yazıları önünüze serip öef yine milyonlarca cümle saçmalamış demeyin. az saçmalamış diyin, o görece daha iyi olur.
gittim ben

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Facebook Internet Explorer 9 ile Çok Daha İyi



Internet Explorer 9, hem temiz ve sade arayüzü ile en sevdiğiniz web sitelerinin içeriklerini ön plana çıkarıyor, hem de gelişmiş güvenlik özellikleri sayesinde web’de kişisel bilgilerinizin gizliliğini ve bilgisayarınızın güvenliğini koruyor. Windows 7 için özel olarak geliştirilmiş olan IE9’un bir diğer avantajı da, tek tıkla ulaşabilmeniz için sık kullandığınız siteleri PC’nizin görev çubuğuna taşıması.

Internet Explorer 9’un site sabitleme özelliğinden faydalanmak için tek yapmanız gereken, sabitlemek istediğiniz site açıkken adres çubuğunda yer alan site logosunu ya da açık olan sekmeyi Windows 7 görev çubuğuna sürüklemek. Bunu yaptığınızda siteyi, öncesinde tarayıcıyı bile açmaya gerek kalmadan, tek tıkla erişilebilecek şekilde masaüstünüze taşımış oluyorsunuz.

Internet Explorer 9’un sabitleme özelliği sayesinde, Facebook’u da çok daha etkin şekilde kullanmanız mümkün. Internet Explorer’ın Facebook’a özel sıçrama listesi sayesinde hem tarayıcınızı bile açmadan Facebook’un farklı bölümlerine anında tek tıkla ulaşabiliyor, hem de Facebook’taki yeni bildirimlerinizden anında haberdar olabiliyorsunuz. Internet Explorer 9’un Facebook sabitleme özelliğinden faydalanabilmek için, IE9 adres çubuğundaki Facebook ikonunu veya Facebook sekmesini tutup Windows 7 görev çubuğuna sürüklemeniz ve buraya bırakmanız yeterli.

Hemen Internet Explorer 9'u yükleyip ayrıcalıklarını yaşamak için tıklayın!



Bir bumads advertorial içeriğidir.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

geri döndüm!

arkama baktım anlamında değil, bloga tekrar yazmaya başladım anlamında geri döndüm. yorucu, götten kan alıcı, o kan alının bölgenin iki lobunu bir karış genişletici bi final dönemiznden sonra tekrar buralardayım efenim.
aklı olan hacettepe dişe gelmez, bu kadarını diyorum ben. tabi "ortodontist olcam, götümü parayla silcem" diyosanız buyrun gelin. ama iyi bi uzmanlık uzmanlık, dus'ta adam gibi bi yere girme planlarınız yoksa rahat okunacak bi üniversiteye gidin okuyun.
neyse, bunları üniversite rehberi gibi bi yazıda uzun uzun anlatıcam zaten. hadi yine kaptınız rehberi köfteler!


dönem 3 ciddi ciddi zormuş yalnız. ilk dönemden 2 bütünlemem vardı zaten, bu dönem de 1 tane kesin, 1 tane %99, 1 tane de tam sınırda bi dersim var. en kötü ihtimalle 5 dersten bütünlemeye giriyorum. şu dersleri yazıp duruma bakalım bi.

oral diagnoz: kaldığım belli olan bi ders, 57 almam lazım geçmek için. alınamayacak bi not değil ama konular çok fazla. ilk tedavide önemli şeyler ve dikkat edilmesi gereken patolojik durumlar falan var. konuları çok olduğu için sorunlu sadece.

oral diagnoz - radyoloji: aha oral diagnozun kankası. daha az konu var, hastalıklar ağır bu derste. daha final notu açıklanmadı, 54 almam gerekiyo geçmek için. tam sınırdayım. geçebilirm de, kalabilirim de. bi şey diyemiyorum. ama kalsam bile 4-5 günlük bi çalışma geçmeme yeter, bir haftalık çalışmayla neredeyse garantiye alırım geçmeyi.

periodontoloji: LANET!!! 3 senelik üniversite hayatımda anatomiyle beraber gördüğüm en berbat derslerden. geçen sene periodontoloji uzmanlığı istiyodum, şimdi okul bitince kapısının önünden bile geçmeyi düşünmüyorum. canım çıktı resmen.
80 küsür bekleyip 62 aldığım ilk vize, 50 civarı bekleyip 24 aldığım içinci vizeden sonra finalde 77 almam gerekiyodu. daha not açıklanmadı ama alabileceğimi sanmıyorum. biraz bol puan verilmesiyle (ki periodontolojide yoktur böyle bi şey) geçebilrim. %99 kaldım gözüyle bakıyorum buna. bütünlemede de en çok zorlayacak ders bu olacak. 2 haftaya yakın çalışmayı düşünüyorum kendilerine.
eğer bu dersten sınıfta kalırsam koskoca MİLİMDEN BİLİM OLMAZ pankartı asmayı düşünüyorum okulun kapısına. canımı çıkarttın periodontoloji!!!

farmakoloji: kesin kaldığım bi ders. 63 almam gerekiyodu, alamıyorum. 1 hafta yeter bu ders için de. bütünlemede final ve vize sorularını soruyolarmış. yine de çalışırım ben, bi de sormazlarsa bok gibi kalmayayım ortada.

deontoloji, etik: etikten kaldım! dürüstlik nedir, doğruluk nedir diye sorular olan sınavdan 50 alamayıp kaldım. finaline 15 dakika çalışmıştım, yarım saat çalışsam geçerim, 2 saat çalışsam 101 alırım sınavından.
etikten de kalınır mı yaa!?


evet efenim derslerimiz bunlar. bunları geçersem seneye kliniğe ışınlanıyorum. çıkayım artık şu kliniğe yaa. çıkamazsam da bi sene dinlenirim artık. dönem 3 aşırı yordu. ne kadar zor olabilir ki diyodum, bu kadar olabilirmiş.



yeter bu kadar ders. biraz da günlük bi şeyler anlatalım.
oda arkadaşım gitti, 10 gündür falan tek kalıyorum odada. acayip rahat,yıllarca böyle yaşayabilirim.
aslında böyle tek odalı, ortak banyo, muftaklı evler olsa ya. ayda 400 lira kira verip elektrik, su, internet faturası derdi olmadan kalınabilir aslında tek kişi olarak. çok mantıklı geldi bana. dersler yüzünden beynim aktı, ondan da mantıklı geliyo olabilir. bilemedim.



bi şey yazamyorum ha, beynim hala toparlayamadı kendini. neyse efenim, artık sık sık gelirim ben buralara. bugünlük kısa olsun.