16 Mayıs 2012 Çarşamba

kütüphanedeki kız

yemekhanede gördüm seni bugün
kıymalı nohuta kaşığını daldırırken...
sinsi gibi kıymasından bol aldın kaşığına
böyle bilmezdim seni kütüphanedeki kız

iki kere göz göze geldik hatta
dudağının köşesinde kalmış bulgurunla
onu dilimle lıbı lıbı alsaydım...
uuu beybi

saçlarını topladın hatta
muhtemel brokoli çorbana girmesin diyeydi
halbuki bilmezsin ki sen
brokoli çorbası öyle daha leziz olur

kütüphanede görmeye alışıktım hep seni
yemekhanede görünce elim ayağıma dolaştı
yoksa sanma ki;
ben nohutu hep üzerime dökerim

öyle uzakta yemek yerken
kulağımda die die my darling vardı
üstüne alınma kütüphanedeki kız
kulağımdaydı sadece, gözümde değil

yemek sonrası gördüm, yoğurdunu yememişsin
günahdır gızııım, yapma eyle he mi
gece rüyanda peşinden koşarlar belki
benim yerime...

yemeğin bitince su içmeye gittin
keşke saçlarını savurduktan sonra
bakmasaydın bana yan gözle
ağzına sıçayım, niye yaptın ki?!

şaka yaptım, ağzına sıçayım demek istemedim
ama bi anda öyle çıktı ağzımdan
öpeyim deseydim halbuki...
ağzına öpeyim de olmazdı ki. neyse

peşinden kütüphaneye geldim sonra
tamam yalan, zaten gelecektim
üçüncü kata kadar baktım, yoktun
hangi deliktesin kütüphanedeki kız

gecenin üçünde sadece ikimiz vardık ya hani
bir keresinde kütüphanede
birbirimizin masanının etrafında dönmüştük hatta
manyak mıyız lan biz?

bi arkadaşım "kokmuştum ben onun gözlerinden" demişti
siktir git lan ehe ehe demiştim ben de
bilmezsin sen bunların hiçbirini
kütüphanedeki kız

karşına oturmuş bi de hayvan
sınıfını falan söyledi hep
sonra fark ettim ki, o başka kızmış sen başka
tek suçlu pembe tişörtümüzmüş

çünkü asansörde gördüm o kızı
arkadan aynı sendin ama
önden bakınca göremedim orada bir
kütüphanedeki kızı

şaka lan, sevmedim seni aslında
maksat kütüphanede eğlence olsun
yoksa sen de çok iyi bilirsin ki
bok gibi yerdir kütüphane, böyle eğlenceler olmadan

ama mesela bi kırmızı gözlük taksan
daha ciddileşebilirdim belki de
hele çerçevesi hafif parlak kırmızıysa
anlarsın ya, uuu beybi...

13 Mayıs 2012 Pazar

otostop güzeldir

konumuz başlıktan da belli olduğu gibi otostop. ama ondan önce taa olayın en baına gidelim.

arkadaşımla bülent ortaçgil konserine gitmek için hiç bilmediğim bi minibüse binip yola çıktım. sıhhiyeden çayyoluna gidicem. 1 saat civarı sürecek yol. sürsün, sorun değil ama hiç gitmediğim bi yer ve yandex haritası açılmadı.
nerede ineceğimi bilmiyorum hiç. sadece tepeden baktım, küme küme evler var. çok açıklayıcı gerçekten. minibüste öğrendim ki çayyolunda bissürü yer böyleymiş. neyse, devam edeyim.

crossroads diye bi yere gidicez. 2 yere varmış. ben önce çankayadaki zannettim, hea dedim, atakulenin oralarda klay bulurum. 413'e binip giderim işte. ama oradaki crossroads olmadığını çıkmama 10 dakika kala öğrendim.
kalan kısıtlı zamanda hemen diğer yeri haritadan buldum, çevresindeki yerlere baktım ve konumunu kestirmeye çalıştım. sonra da çıktım zaten.

minibüse binmeden adama sordum emin olmak için "radyo odtü sokağından geçer mi?" diye. adam bilmez. terra sitesini bilmez, gentaş sitesini bilmez, alaçatı mezarlığını bilmez... bilmez oğlu bilmez. odtü tarafına giden sadece bu minibüs var dedi, hadi dedim bineyim bari.

yarım saat geçti, kümelenmiş yerler başladı. hepsi küme küme. dedim böyle mümkün değil bulamam. hoşdere-alaçatı otoyolu gibi bi şey okumuştum, o aklıma geldi. hoşdere yoluna bakıyorum artık. hoşdereye doğru gidiyoruz. ya da uzaklaşıyoruz bilmiyorum. siteler başladı, ben hepsini 0.72 sn'de taraya taraya ilerliyorum. yok. terra sitesi yok bi türlü.

bi yerde inecek vardı. minibüs durdu. o sırada sağıma soluma bakınırken terra oto yıkama gibi bi şey gördüm. aha dedim buralarda olmalı. yoksa sıçtım zaten, taksi falan bulmak zor.
baktım, radyo odtü sokağı yazıyo. orda inen adamı bulup sarılasım geldi abi sayende buldum diye.

indim işte, arkadaşıma haber vercem ama telefon mesaj atmıyo.aramadım da tl gitmesin diye. daha sonradan ne kadar bekleyeceğimi bilmediğim için dedim bi arayayım, eğer uzaktaysa pub kısmına girip orda beklerin. crossroads live bölümüne giremiyorum çünkü biletim olmadığı için. 10 dakikaya ordayız dedi. tamam dedim girmeye gerek yok beklerim.
15 dakika sonra da kaybolduk diye mesaj geldi, mesajın 10 dakika ardından da kendisi. 25 dakikada ben ön hazırlığı yaprdım orda. olmadı.


buraları hızlı geçicem. gittik dinledik bi güzel, en öndeydik hatta. çoğu şarkısına eşlik edemesem de çok eğlenddim. hatta konser bitiminde kulise gidip imza aldık. ben kendi adıma değil, kendisini çok seven bi arkadaşım adına aldım. bu kadar da ince düşünürüm.


sonra servise binip dönmek üzere çıktık. ama hangi servis?
servis falan yokmuş. aha dedik sıçtık. yol kenarında bi taksiye sorduk yüzüncü yıl işçi bloıklarına ne kadara götürürsünüz diye, 5 lira indirim yaparım taksimetreden dedi. ne kadar tutar yaklaşık diye sorduk, 45 50 falan diyince hıı tamam diyip çekildik.
şimdi 45 50 diyosa o yolda 65 70 olur mu korksuu sardı beni. gelen başka bi taksiyi durdurup 30 liraya götürür müsünüz dedik, yok diyip direkt ilerledi adam.

ardından otostopu denedik. zaten az geçen araba var, onlar da durmuyo.
haksız sayılmazlar, gece olmuş 2. ben olsam almazdım muhtemelen kimseyi arabama. bi de bineceğimiz insanlar da ayık değillerdir muhtemelen. onu da düşünüyoruz.
baktık kimse durmuyo, dedik daha insanlı bölgelere yürüyelim. fiti fiti yürürken arkamızdan woff woafff sesleri gelmeye başladı. yaşasın, bi üzerimize koşan köpek eksikti o da oldu.
arkadaşım arkana bakmadan biraz daha hızlanıp yürü dedim, kafamı hafif çevirip bakıyorum arada. bi elim de biber gazında sürekli. hatta cebimden çıkardım, öyle ilerliyorum.

köpek yaklaşınca yavaşladı, havlamayı kesip yürümeye başladı yanımızda. ama elin iti, güvenemiyosun ki!
durup dururken kırt diye elimizi kolumuzu kapıverse "sen benim oğlumdun..." diyemezsin. sağdan soldan gelen köpek havlamalarına yanımızdaki cevap verdi. acaba bizi koruyo mu la bu diye düşünmeye başladım. iyi bi köpekti bence o.
arkadaşım kendisine "ya gitsene, tanımadığın bilmediğin yerelre geldin" diyince dönüp acaba hangimiz tanımadığımız bilmediğimiz yerde ehi ehi ehi yaparak ortamı biraz yumuşatmaya çalıştım.


arada çamurlara da girdik. çamur ciddi anlamda çamur ama. bana bataklığa gömülerek ölmek istemiyorum dedirtecek bi çamurdu.
neyse ki 2 3 kere girdik böyle çamurlara. köpek tepelerden dolaşa dolaşa geliyo ama yine de. onu durduramadı.


arada sürekli arkamızı dönüp otostop çekmeye devam ediyoruz. tabi yine duran yok. o puntodan başka...

bi araba bizi takıp durdu! hemen yanına koşup (köpekle koştuk tabi) içer baktık. alkol kokusu var, olmamasını beklemiyodum ben zaten. 3 tane erkek. kötü bi şey. yanımdaki arkadaşım kız.
normalde 3 kişiyi biber gazıyla çok rahatça kendimizden uzak tutabilirim ama arabada olmamız buna engel olur. onlar kadar biz de etkileniriz. ama eli yüzü düzgün insanlardı.
bi de birisinin 8 aydır peşinden koştuğu kızla çıkmasını kutluyolarmış. dedik bunlar iyi insanlar, binelim. zaten başka duran da yok, yanımızda da bi köpek. hiç hoş değil.


işte konuştuk falan ama ben biber gazını çıkardım, sürekli elimde tutuyorum. en kötü ihtimalle direkt suratı hedef alıp kısa süreli sıkarım diye.
çorbacıya gideceklermiş. önce eve mi bırakalım, bi çorba içer misiniz diye sordular. o sevgilisi olan ısmarlıcakmış. olur içeriz diyip çorbacıya gittik. 2 arabalarmış, öndeki arabada da 2 kişi var. demin durmamışlar demek ki.
inincedaha rahat anladım, hepsinin eli yüzü düzgün. serseri tipi yok.


çorbamızı, çayımızı içtik, 79 liralık hesabı sevgililiye verdik oh mis.
dönüşte biber gazımı elime almadım, gayet eğlene eğlene döndük. hatta kapıya kadar bıraktırdık. çok güzel oldu.



gece arkadaşımda kaldım, sabah uyanınca düşündük hiçbi günümüz başladığı gibi bitmiyo.
bi kere de sıcak şarap içip birbirimize orhan veli şiirleri okuduktan sonra kokoreç yemiştik. dünü de bülent ortaçgil ile gayet nezih bi yerde başlatıp çorbacıda işkembelerle noktaladık.

biraz tehlikeliydi belki ama çok eğlendim ben. değişik bi şey. şimdiye kadar ot yaşadım, daha yeni yeni otluktan çıkıyorum. yine olsa, yine çekerim o otostopu!

12 Mayıs 2012 Cumartesi

sıhhiye vs. beytepe

hacettepe beytepe kampüsü kütüphanesinden hepinize kucak dolusu sevgiler efenim.
geçen yazımda beytepeye gidicem demiştim zaten ama bugün olması planlar dahilinde değildi. tedavi labından erken çıkınca tası tarağı toplayıp beytepe kampüsüne geldim.
gece uzun, yayıp yayıp anlatmaya çalışıcam bugünü. gerçi yazılarımı okuduğumda yayma konusunda pek başarılı olmadığımı gördüm. fiti fiti yazıp geçiyorum her şeyi. bu sefer uzun olsun azıcık.


şimdiii yolculuğumuz sıhhiye kampüsünden kalkan 230'la başladı. kampüs dediğime bakmayın, hastane. hadi tıp, eczacılık, fttr falan bunların hastaneden ayrı binaları var ama diş hekimliği direkt hastanenin -1. katında. hastalarla çok içli dışlıyız, hatta bence biraz fazlasıyla. insan her sabah okulun içinde asık surat görünce pek iyi başlayamıyo güne. tamam onlar da keyiflerinden öyle değiller ama haftanın her günü görünce bi zaman sonra bıkkınlık geliyo artık insana.
neyse efenim ne diyoduk, sıhhiyeden bindim otob... yok daha binmedim. önce yurtta çanta hazırladım. diş fırçası ve macunu, deodorant, parfüm, kalem, ders notları, gece üşürsem diye gömlek falan çantaya doluşturup çıktım yurttan. ondan sonra da 230 numaralı otobüse binip beytepeye doğru yola çıktım.

daha 2 gün önce geldiğim için ineceğim yer sorun olmadı, lök diye indim hemen. zaten bissürü kişi inmişti, bilmesem bile burda inerdim. indim işte, ilk hedefim kütüphane. çünkü gece orda kalıcam ve çantamı bırakıp rahat dolaşmak istiyorum.
tabelada kütüphaneyi gördüm de işaretleri takip edip yürümeye başladım. bulmam zor olmadı, kocaman bi yermiş zaten. içeri girince ilk şaşkınlığımı yaşadım. beytepe 1-0 sıhhiye. 3 katlı, gayet geniş, yer sıkıntısı olmayan bi ktüphane. normalde sıhhiyede en yoğun olan saatte gitmiştim, ama gayet rahat boş yer bulabildim. ilk skoru beytepe kaydetti.


çantamı bıraktım içeri, dışarı çıkıp biraz bölümelere gireyim dedim. saat 2-3 falandı. bikaç saat sonra kapanır binalar. en azından bizim diyarlarda öyle.
ilk aradığım yer 2 senelik hayalim olan nükleer enerji mühendisliği oldu. fizik mühendisliğiyle aynı binadaymış. üst katlarda olduğunu hatırlıyorum, bi kere daha gelmiştim lisedeyken. bikaç kat çıktım işte, dedim panodan notlara bakayım kaç almış insanlar ortalam olarak. ahan da ne göreyim! bi blogger'ın adı var orda! isim vermiyciim, normalde de ismini kullanmıyo zaten. ehe ehe yapıp projesinin ne olduğuna bakıp casusluk yaptım. artık bazı önemli bilgiler var elimde [sinsi gülüş]
daha nükleer enerji katında gelmemişim diyip devam ettim merdivenlerden çıkmaya ve santral çizimlerini gördüm. bi zamanlar çalışmak istediğim yerler. bi kat daha çıkıp bölüme girdim. hatta sınıflara falan baktım oralarda. eskiden okumak istediğim yerlere...

daha sonra gözyaşlarımı silip dışar... ehe şaka lan ne gözyaşı. yeter bu kadar radyasyon diyip dışarı çıktım. daha cessie için biyoloji bölümünü bulucaktım. biyolojiyi ararken bissürü yemek yerinin olduğu bi yere çıktım. resmen kampüs hayatı vardı burada!
burger king, yürüyen merdivenler, milyon tane yemek alternatifi, gitar hiro, abones say say bitmez. ve beytepe ikinci golünü de atar. beytepe 2-0 sıhhiye
lisedeyken gelmiştik bi kere. çimler var karşısında buranın. hava yağmurlu olmasınra rağmen gittim oraya oturduğumuz yeri buldum. bi fotoğraf çektirmiştik, aynı yerde durup vay canına dedim içimden. o zamanlar bana çok uzak gelen yerde öğrenciydim artık. üstelik kazanamam ben buraları yeaa dediğim elektrik elektronik gibi bölümlere bile çok rahat gelebilecekken tercih etmemiştim onları. gerçi tercihimde vardı ama oraya gelmeden öncekilerden birinin tutacağı belliydi.

çimlerde pek bi değişiklik olmamış. diğer bitkiler falan aynı yerinde. hatta çöp kovası bile fazla hareket etmemiş. sırf burada geçirdiğim bikaç dakika uğruna beytepe hanesine bi gol daha yazılabilir beytepe 3-0 sıhhiye
yavaş yavaş uzaklaştım oradan. normalde hızlı yürüyen ben içim bi hoş olunca yavaş yürüyomuşum meğer. 


daha sonra fakültelerin olduğu tarafa geçip biyolojiyi aramaya devam ettim. kuyru bi yerde gibi görmüştük yandex haritasında. duvarındaki boyayı hatırlıyorum. orda görünce de hatırladım zaten. yanında merdiven var mı peki? evet. bakalım ne yazıyo kapısında... biyoloji. evet, hedefe ulaştık.
içeri daldım hemen, eğlenceli bi yere benziyo. ağaç çizmişler, ekosistemi anlatan bi çizim de vardı. duvarlarda hayvanları latince adlarının da bulunduğu küçük küçük fotoğraflar gördüm. hatta birini okuyayım derken düşüyodum.
sonra sınıflara daldım. en tepeye kadar çıktım, yol bitince de aşağı indim. hatta cessie görüp daha hırslı çalışsın diye bikaç fotoğraf da çektim, yollucam kendisine.


ordan çıkıp boş boş dolaşmaya devam ettim. 2 yerde birileri bağırıyodu. alkışlar falan da vardı. sıhhiyede pek alışık olmadığımız bi durum. hastanenin içinde olduğumuz için genelde pek ses çıkartmıyoruz. rahatlık güzel şey.
zaten insanların suratında da o rahatlığın getirdiği mutluluk vardı. genel olarak daha mutlu gördüm burdaki insanları. ve diğer tarafa göre daha iyi arkadaşlıklar var. sıhhiyede kulak başına düşen kulaklık oranı buradan çok daha yüksek. yani tek dolaşan insanlar fazla. buradaysa genelde 2-3 kişi dolaşıldığı için kulaklığa pek rastlamadım. öğrencilerdeki bu mutlu görüntüyle de beytepe farkı açıyor... beytepe 4-0 sıhhiye

demin bi yeri atladım sanırım. nükleer enerji mühendisliği binasına girerken bi hoca olduğunu düşündüğüm kişi kapının orda durdu ve bana bakıp sırıtmaya başladı. ne yaptığını anlamadığım için ben de durup ona sırıttım. sırıtıştık birbirimize o şeklide. yuvarlak gözlüklü, hafif kısa bi bayan hocaydı. biraz da tombul suratlı diyebiliriz, sevecendi ama. yabancı olduğumu anladı da mı baktı acaba diye düşüne düşüne yukarı çıkmıştım.


evet efenim, sıra geldi yemeğe. kafeterya yazısının olduğu yerden daldım içer... oha sıraya bak!!!
uzunca bi kuyruk vardı, koridorda yılan gibi kıvrıla kıvrıla ilerleyen. neyse biraz zaman geçsin rahatlar dedim ama yok, 20 dakika sonra bile aynıydı. napalım diyip girdim sıraya.
sıranın sebebini aşağıda anladım. sadece 1 tane turnike vardı. sıhhiyedeyse yoğun zamanlara göre ayarlanmış halde 3 turnike bulunur. ve oradaki sıra beytepedekinin yanından bile geçemez. en uzun kuyruk buradakinin çeyreğinden daha azdır muhtemelen.
ayrıca masaların olduğu yer de sıhhiyede daha rahat. burada biraz daha sıkışık. ve sıhhiye yemekhane sayesinde ilk golünü atıyor beytepe 4-1 sıhhiye


karnımı doyurduktan sonra kütüphaneye gelip çalışmaya başladım. akşam olunca da dedim biraz daha dolaşayım karanlıkta. belki böyle de güzel olur. nah güzel olur, kayboldum!
ciddi anlamda kayboldum ama, tabela mabela hiçbi şey yok. güvenlik de göremiyorum etrafta. sap sap dolaşıyorum. en sonunda edebiyat fakültesinin orda gürdüm de ona göre geldim kütüphaneye. aaah ah sıhhiyedeki adım başı güvenlikler... içeri giriş serbest olduğu için sanırım çok güvenlik var. beytepedeyse kontrol girişte oluyo, içerisi için çok da gerek yok.

kütüphanedeki bedaa çaylar konusu iki taraf için de aynı. buranın avantajı bi görevlinin doldurup vermesi, sıhhiyenin avantajı çay servisinin hiçbi zaman durmaması. çünkü içerdeki odada ikinci çay demlenmeye başlar. burada biraz ara var ikincisi arasında. çok da sorun değil.




evet efeniiim, bitirdik galiba.
skora son kez bi bakarsak beytepe 4-1 sıhhiye gibi bir durumla beytepenin fark attığını görüyoruz. biz sıhhiyede hekimsiniz, paşasınız, 10 kaplan gücündesiniz diye gazlanırken aslında o 10 kaplan öğrenciliğimize, 5 senemize girmiş. asıl öğrencilik burada olan, beyaz önlük giyip doktorculuk oynamaktan daha güzel bi hayat var burada. zaten hasta bakmazken ilk 2 senemizi burada okumak isterdim. en azından 2 seneliğine 'üniversiteli' olurduk. olmadı, arada gelip üniversitede okuduğumu hissederim.
bunu düşününce gerçekten üzüldüm yalnız. bölümümü ne kadar sevsem de kampüsün yeri başkaymış. doktor hanım, doktor bey denilip olgun davranmaya zorlamakansa insana 20 yaşında ve hala genç olduğunu hissettirebiliyor.

10 Mayıs 2012 Perşembe

I (L) hacettepe şenliği

merhabalar efenim. yine uzun (bu sefer de saymadım, ne kadar uzun?) bi aradan sonra tekrar kumanda panelinizde "aha şu harif yeni bi şey yazdı" diye yerimi aldım. ışıklar ve müzik de hazırsa başlayabiliriz.
ışık hazır değilmiş, müzikle başlıyoruz sadece. burdan başlatabilirsiniz. hoştur, naystır, sevilir.


aslında bu yazıda günlük hayatımı anlatçaktım. yurttan çıkış, okula, yemekhaneye, kütüphaneye gidş, kızılayda kaybolduğum yerler falan olucaktı ama vazcaydım.
sınavlardan dolayı pek yazamıyodum, hazır bitmişken geleyim dedim. hazır bitmişken hacettepenin şenliğine de gittim. onu yazıcam zaten şimdi de.

3 senedir ilk defa gidiyorum şenliklere. çok sosyal bi insanımdır ayıptıssöylemesi. ilk olarak diyeceğimi diyim; beytepe kampüsü bildiğin üniversiteymiş lan! bayağı öğrenciler falan var içinde sırf. sıhhiyeden sonra çok güzel geldi orası.
mesela bağıra bağıra konuşmak bile eğlenceliydi. müzik çaldığı için sesimizi duyurmak amacıyla bağırıyoduk, sonradan fark ettim ki çok eğleniyorum bağırırken. bayağı bağırdım da zaten. stres attım resmen.
sıkıyosa sıhhiyede bağır. her taraf hasta, hoca kaynıyo. bi kere "amına koyayım yaaa" dedikten sonra arkamda 3 tane profesörle karşılaşmıştım. geçen gün de koşarken başka bi piröfesörü eziyodum. o son köşeyi dönmicektim...

neyse efenim, devam edeyim fazla dağıtmadan. duman konseri için gittik ta beytepelere. öncesinde ozan doğulu vardı. yer tutmak için ona da gittik tabi. başlarda hoşnut olmasam da sonlara doğru alkolün de etkisiyle şarkılara eşlik ettim. utanıyorum biraz. ama çok değil.
hatta arkadaşlarımıza yer tutmak için yere 'çömdük'. çünkü daha fazla yer kaplıyoruz ve gelecek insanlara alan yaratıyoruz. sadece biz çökük olduğumuz içn kafamı nereye çevirsem göt görüyodum. her taraf göttü lan! 4 aylık göt görme limitimi doldurdum orda. sallanan göt, fındık göt, koca göt, kokulu göt, arasına su şişesi sıkıştırılmış göt (bacaklarının arasındaydı ama olsun) derken bissürü göt tanıdık.
arkadaşlar gelince ayağı kalktık ve tanışma faslı bitti.


arkamdaki insanla gayet rahat konuşurken önümdeki kız bana dönüp "arkadaşım küfürleriniden rahatsız oldu" dedi. o an olaya anlam veremeyip "hehe, evet" diye cevapladım. ardından da arkadaşıma dönüp "daha az küfret amına koyayım" diye tamamladım. şikayetçi insana dönüp "söyledim ben tamam" dedim, teşekkür edip dündü. durduk mu? hayır amına koyayım ne durcaz.

deminki o beraber küfrettiğimiz arkadaşla dansımız da çok güzeldi. sırt sırta verip şarkı boyunca dans edebilme potansiyelimiz var. arkadaş görünmese pipim önümdeki insanların götlerinin orda geziniyo çok değişik bi şey anlaşılcak. bikaç kere geriye geldi, daha sonradan akıllandı.
benim için sorun yok ama sırtımı verdiğim kişi önöndeki çocuğun kötü kötü baktığını söyleyince ters döndük, hakikaten bi değişik bakıyodu. sap gibi dikilmiş bi de öküz, sosyal tespitler yapmaya mı geldin naaptın sen?


duman sağolsun ah ve helal olsunu söyleyince içimde deli bi sevgi birikimi oldu kendilerine. helal olsundan sonra "daşşaanı yiyim kaan" diye bağıracak kadar büyük bi sevgiydi bu. dedim de. önümdeki insanların dönmesini o kadar da takmıyorum, arada kaynadı gitti zaten.
hiç sevmediğim iyi de bana ne'ye bile bağıra bağıra eşlik ettim. tabi bu bağırmalar meyvesini sonlara doğru vermeye başladı. sesim gitmişti! bu sabah da çatallı bi sesle uyandım, şimdi biraz daha normale döndü.

tuvalet konusu. aman aman!
biraz önlere doğruyuz, insanları yara yara çıktım, tuvalete gittim. dönüş daha zor. ilerleyemiyorum bi türlü. pardon... pardon... teşekkür ederim... pardon... diye diye gittim yine yerime. bu yöntemle en öne bile ilerlenebilir aslında. sonlara doğru zorlar ama olur bence.


konser bitiminde dönüş problemliydi. o son servisi görmseydik muhtemelen beytepe kütüphanesinde uyurdum. değişik olabilirdi aslında, uyusaymışım keşke.
beytepe aşkımndan bugün gitmeyi düşündüm hatta, saat 1 gibi uyanınca gidemedim. hakikaten kalsaymışım keşke. neyse artık. ama gidicem bi gün. yarın akşam gitsem, orda uyusam olur mu? olmaz. konser için millet doluşup gider yine çünkü. sabahtan da dersim var. cumartesi başka bi konsere gidicem, yine gidemem. pazar da olmaz, ertesi gün lab var. neyse bulurum elbet bi gün.



helaağl ossun aşşkossuuuğn diye bağırasım var yine. olum ayda bir gelin lan. hepimiz bi 20 lira versek kötü para almazsınız bence. yerinizde olsam gelirdim