26 Şubat 2012 Pazar

Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan VAIO'yu Seçti... Sıra Sende!

Bana en çok Turuncu VAIO yakışıyor!

Ünlü moda ikonu Ece Sükan, Sony VAIO için ilginç bir işe imza attı. Blogların renkli dünyası ile Sony VAIO'nun renkli dünyasını birleştiren Ece Sükan, bir çok blog gibi benim blogumu da inceledi ve yakışacak olan rengi belirledi. Ece Sükan, blog içeriği, tasarımı, duruşuna göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana Turuncu VAIO'yu seçti.

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin...

sony-vaio



Bir bumads advertorial içeriğidir.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Rumeli Hisarı'nı Ejderhalar Bastı!

8x4’ten bir ilk daha: Rumeli Hisarı’nda muhteşem bir project mapping gösterisi! Beauty ve Beast karakterleriyle klasikleşen masal, 8x4 yorumuyla Rumeli Hisarı’nın duvarlarında hayat buldu.




Daha önce Galata Kulesi’nden İstanbul’a deodorant püskürten 8x4, bu sefer de yeni deodorantları Beauty ve Beast’in fantastik dünyasını Rumeli Hisarı’na yansıttı. Güzel ve Çirkin masalından esinlenerek, hisarın duvarlarında fantastik bir aşk serüveni sergilendi.

8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Şubat 2012 Salı

klinik gözlem aşama 1 - periodontoloji (düğünümüz var da kızım)

hey hey hey bugün ilk klinik gözlemime çıktım. ÖLÜNÜR!!!
okulun içinde kendimi yerden yere atasım geldi benim yerim preklinik değil, burası diye.

periodontoloji, pek sevilmeyen bi bölüm. hem bi şey bilmiyoruz doğru dürüst, hem de deli gibi diştaşı temizleyenleri seyrediyosun, sıkıcı....
derlerdi. değil!

bi kere ilk defa hastalarla karşılaşıyosun. bissürü değişik insanlar var. mesela gayet bizimle konuşup espriler yapan adam, düğünü olduğunu yaklaşık 7 kere söyleyen bi kadın... çok hoştu.

dur, ilk kısımdan başlayayım. önce toplantı odasına geçip 2 saat bilgi aldık. sıkıntıdan önümdeki bilgisayarı yiyesim geldi. sıkıcı aşamayı geçiyorum, direkt gözlem kısmı!
lan bu kadar eğlenceli miydin sen periodontoloji dedim. hasta başına ikişer kişi gidip izledik naabıyolar neediyolar diye. ben buna ek olarak spanç falan açtım. sürekli "o ne?" "bununla naabıyoruz?" "o dişe noolmuş öyle" gibi sorular sorup durdum. hiçbi hekim de sıkılmadı, gayet güzel etkileşim oldu.


bi hastayı anlatmazsam ölürüm.
başta da dediğim kadın. daha otururken fark ettim, bi değişikti. böyle sevecen teyzeler olur ya hafif toplu, onlardan. alt 2 dişinin sallandığını, düğünleri olduğu için çektirmediğini, onların temizlenmeyeceğini söyledi. hekim normal bi şekilde tedaviye başladı ama hasta susmuyo.

doktor-herhangi bi alerjiniz var mı?
hasta-her şeye var kızım
d-anestezik maddelere fal...
h-var var hepsine var
d-tamam açalım ağzımızı

d-bu iki dişe işlem yapmıyoruz di mi
h-yok, onlar çekilcek ama düğünden sonra. düğünümüz var da bizim
d-anladım. açalım tekrar

h- ağzım kanadı di mi?
d- evet ama sorun değil
h- tüküreyim mi?
d- önemli değil, devam edebiliririz
h- yok yok tüküreyim ben
d- birazdan zaten ağzınızı çalk... (kadın kalkar ve bi güzel tükürür)

h- çenemi açamıyorum fazla yerinden çıkıyomuş da
d- tamam fazla açmanıza gerek yok zaten
h- açamıyorum yani
d- anlıyorum, devam edelim

gökan- o patların renkleri neden farklı?
d- tatlandırıcısı belli olsun diye. bazısı naneli, bazısı çilekl...
h- düğünümüz var bizim, o dişler dursun o zamana kadar diye çektirmiyorum
burda hekimle göz göze geldik ve o hiç istifini bozmazken ben koşa koşa arkaya gidip bi güzel güldüm rahatladım

tabi o da gülmedi değil, tedavi bitiminde beraber güldük "düğünümüz var" diyerek. yaptığımız kötü bi şey mi? belki. ama orda sürekli ciddiyet çekilmiyo, arada gerekiyomuş böyle.

g- ağzında kretuar varken konuşması zor olsagerek
d- susmuyo ki! koca kretuar var, hala konuşacam diyo


bi de doktor demek yanlış ama hekim yazarsam karışır diye öyle yzdım. normalde stj dt olarak geçiyolar. dt diş tabibi



en eğlencesiz gözlemlerden ve stajdan olmasına rağmen gayet güzel vakit geçirebildim orda. sabahtan akşama kadar olsa gıkımı çıkarmaz dururum. he ilerde bıkıcam belki ama yok lan, burdan bıkılmaz. aşırı bi sevgi var içimde, yarın da olsa, sonraki gün de olsa hele hele der giderim.

20 Şubat 2012 Pazartesi

hellö

yarın ilk defa klinik gözleme çıkıyoruz. okulun ilk gününü bekleyen ilkokul öğrencileri gibi heyecanlıyım.
önlüğüm yıkandı, ütülendi. giyeceğim kıyafetim hazır beklemekte. sabah giderken bi tane de not defteri alcam yanıma, çalışkan öğrenci modunda dolaşçam ortalıkta. haftaya da sınavı var çünkü.
gerçi bizi bi odaya alıp günü orda geçirtme işlemi de yapabilirler ama benim gördüğüm kadarıyla öğrenciler dolaşıyolardı kliniğin içinde.

dün pazardı, türksellilere bedava günüm, unutmuşum. arkadaşım aradı günün bitmesine 1,5 saat falan kala anca o zaman aklıma geldi.
bugün de 1 lira verip 75 dakika aldım ama yine unuttum. uyumasaydın unutmazdım belki ama oldu artık bi kere. yanmasın o 75 dakika diye sokakta gösem konuşmucaam insanları arayasım var.


bugün yemekaanede gördüm, alpay erdem geliyomuş hacettepeye. akşam da feysbuktan bi arkadaşım yazmış gidelim mi diye, tabi lan olur diye atladım hemen. zamanında ankaraya gelse de gitsek diye bekliyodum, adam ayaamıza, hacettepeye kadar gelmiş, gidilmez mi? gidilir.



kola içmiyodum ne zamandır. haftada iki bardak kola pankreas kanseri riskini yüzde bilmemkaç arttırıyo diye. 1 haftadır bozdum kola orucumu, 5. kolamı içiyorum.
ama sebebi var!
şimdi calzone menü 9.40 tl'den 5 liraya inmiş. e şimdi almazsam ayıp olur, ikiüç günde bir 2 tane menü sipariş ediyorum, mis gibi karnımı doyuruyorum 10 liraya. yanında gönderdikleri kolayı da çöpe mi atayım, içiyorum. ondan böyle oldu hep. aslında bakkala götürüp "abi kola almıştım ben ama çikiletayla değiştireceğidim" diyebilirim ama çok stresli, olmaz. pankreas kanserinden kaçarken bu sefer stres yüzünden yataklara düşerim.




tivitıra alıştım. böyle önüme @ koyup yazılınca daha bi hoş oluyo. tişikkürler damla ve ümut, sayenizde yabancılık çekmem azalıyo. böyle sanki aramıza katılmanı onaylıyoruz gibisinden oluyo öyle yapınca.

yalnız kolanın tadı çok güzel lan, içine pankreas kanseri yapıcı maddeyi kim atıyosa hımınakoyyim ben onun, ne piçlik yapıyon lan!
ibne götveren!

19 Şubat 2012 Pazar

tivitır

saygılar sevgiler sayın burayı okuyan şahsiyetler...
tivitırsız kalmayayım diye harekete geçtim ve bi tivitır hesabına sahip oldum. googhan alındığı için içimi buruk bi hüzün kaplasa da iç sesim "moral bozmuyoruyz beyler!!!" diye bağırarak durumu toparladı. iç kısımlarım kendi kendileriyle böyle iletişiyolar arada, yormuyolar beni sağolsunlar.

neyse, adresi vereyim de isteyenler takip falan etsinler. başka da bi şey yapılmıyo zaten sanırım. retweet var ama onun konumuzla alakası yok.

burası hehe evet tıkla o yandaki yere

18 Şubat 2012 Cumartesi

bitti mi lan şimdi?!

finallerim bitti sonunda. bitmesiyle birlikte 66 saatlik tatilime de başlamış oldum, her dakika değerli.
şöyle finallere bi bakış atacak olursak; diagnozdan kalıyorum. radyoloji ve tedaviden geçme ihtimalim çok yüksek olmasına rağmen kesinlik yok. diğer derslerdeyse nerdeyse kesin olarak geçtim diyebilirim.

anesteziden A2 almışım mesela. hatta bi soru daha yapsam A1 olacağıdı. he gelsen bi enjektör verip hadi uyuştur şu hastanın üst 1. küçük azısını desen bi bok yapamam. muhtemelen bupivacain kullanırım, 2 cc yeter sanırım. anatomi atlasından da infraorbital foramenden girip basarım anesteziği. bilen biri varsa yöntemimin doğru olup olmadığını söylerse memnun olurum. eğer doğruysa halay çekicem de.

ortodonti ve protez de iyi geçti. hadi protez tamam hasta gelse bi şeyler yaparım belki ama ortodontide bilgim sıfır. ön dişlere 500 gr kuvvet uygulayıp 2 ay sonra hastanın çenesini eline verip yollayabilirim.

emin olamadığım tedavidense anestezi kısmını atlatırsam hasta bakabileceğimi düşünüyorum. radyolojidense radyografları inceleyip verdiğim tanılar genelde doğru çıkıyo, onu da becerebilirim.

kalacağım diagnozdansa kalmayı hak ediyorum gerçekten. hastamda başka bi sistemik hastalık olsa nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum. en azından sınav sorusunda KOAH olan bi hastaya hangisinin yapılması gerektiğine destek oksijen verilmeli demedim. manyak, adamın solunumunu iyice çökertecek.
ya da tansiyon hastasına adrenalinli lokal anestezik yapmayacağımı da biliyorum, bu da iyi bişiy bence.

cerrahide de yeterli görmüyorum kendimi. kapalı çekim tamam da açık çekim yapamam. zaten okulda açık çekimi de vermezler muhtemelen bana, klinikte falan da yapmam sterilizasyon sağlamak zor olduğu için. ama kapalı çekim yapabilirim. hangi dişe nasıl hareket vereceğimi biliyorum.


genel olarak baktığımızda kliniğe şöyle böyle hazır gibiyim.
he aileden birinin hastam olmasını ister miydim? henüz değil. kimseye de emanet etmezdim onları. biraz tecrübe kazandıktan sonraysa sınıftan 4-5 kişi hariç kimseye bırakmaz, kendim yapardım tedavilerini.
preklinikte hastanın ağzına ayna kaçırıldığını gördükten sonra iyice güvensizlik oluştu. kocaman ayna lan, nasıl tutamadın onu elinde!?
matriks taşıyıcı falan da düşürmüşlerdi ağzın içine. kesinlikle güvenemem onu yapan kişilere.

he ben çok mu harikaötesi dişler yapıyorum? hayır. ama asistanların beni hocaya "gökan en iyi öğrencilerimizdendir" diyip tanıtması yeter. moral vermek için değildi bu, preklinikte herkesin içinde söylendi. yine de ilk hastalarımın durumu konusunda endişeliyim.





dün 2 haftadan fazla suratımda olan sakallarımı kestim. yarın santim uzamış keratalar. az ama sürekli sakalsız görmeye alışan arkadaşlarım "robinson crusoe'a benzemişsin" dediler. aynada değişik bi herif görüyodum her gün, dün kendimi görebildim sonunda.



bilgisayarımı değiştirsem fena olmucak, bazı oyunları çalıştırmıyo artık pezevenk. halbuki zamanında ne güzeldin lan sen, niye böyle oldun ki yiğidim?
2 senede götü başı dağıttın ha!
gta 4 yükledim, tüm patchler kurulu, bilgisayarın tüm parçaların son sürümlerini indirdim yeter ki hızlansın biraz diye ama ı-ıh yok. 4 oynayamadan 5 çıkmasın yaa, kötü hissederim kendimi. CoD ve BF serilerinin de son versiyonlarını kaldırmadı. ekranına tükürüp rencide ettim.
3 yeni oyun yükledim, crusader kings 2, portal 2, world of tanks.
crusader kings yeni çıkan bi oyun olmasına rağmen takır takır çalıştırdı koçum. görüntü fazla yok ondandır dedim ama aynı platformdaki europa universalis divine wind'ı ıkınarak çalıştırmıştı. neyse eferim gözüme girdin.
world of tanks kuruldu, oynanmayı bekliyo ama portal 2'nin kurulum işlemi devam ettiğinden oyun ve kurulum bi anda yürüyüp bilgisayarın hayatı sorgulamasına sebep olmamak için büyük bi sabırla bekliyorum.
gerçi yüklenme bittiği anda portal 2'yi oynucam, WoT biraz daha bekleyebilir.
bi şey daha diyim, CK2 aşırı komplike bi oyunmuş, keşke birincisini oynasaydım başta. europa universalis geçmişime güvenerek başladım ama babayı aldım oyunda. hangi ülkeyi alsam isyan çıkıveriyo.



ankaranın karı çok güzel lan. beyle pıtır pıtır çok sevimli yağıyo. iyi de tutuyo pezevenk.
gerçi ziaur rahmanda bile kayan arabaları görünce sevimliliğini biraz daha sorgulamam gerektiğini düşünüyorum. her taraf yokuş sonuçta, ara sokaklarda kar tutunca pek güvenli durmuyo yollar. yokuş başlarında durup inmeyi düşünen sürücülere "o yol bayır aşağı, girer götüne dinazor daşşağı" diyip zaten gerilmiş adamın sinirlerini iyice bozup temiz bi sopa yemeyi düşünüyorum. fazla kanama morarma da olmaz, kar basıveririm hemen darbe alan yerlerime.
biraz daha az soğuk olsa daha de severiz tabi kendiler...
PORTAL 2 YÜKLENDİ LAAAAN!!!
OYUNU OYNAYIM Bİ SONRA YAZARIM KALAN KONULARI

14 Şubat 2012 Salı

geri geldim la ben

hellö hellö hellö hellö...

biliyorum çok özlediniz beni. yokluğumda karalar bağlayıp zımey zımey zımey diye kendinizden geçtiniz. sakın inkar etmeyin biliyorum yaptınız.


efenim yokluğumda reklam vermiştim, o vardı burda. bakalım ne zamandır yokmuşuuum... 2 şubat. OHA 11 GÜN OLMUŞ! bu kadar olsun istememiştim lan ben, neyse oldu bi kere.
efenim okulumuzun  harika ötesi sınav sistemini söylemiştim size, heh onlarla cebelleşiyodum işte ben burda yokken. her gün kütüpaanede beynimi akıtırcasına hırsla çalıştım çalıştım çalıştım ama gelin görün ki oral diagnozdan kalcam sanırım. o kadar çalıştıktan sonra kalmak kötü oluyo azizim. düşünüyorum da lisede böyle çalışsaydım öss'de ilk 10'a girerdim heralde. lise 4'teki tüm çalışmalarımı toplasak tek bi final dönemi çalışması etmez. bunun vizelerini, ikinci dönemini, genel çalışmalarını falan da düşünürseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
burda lkiseye kolay demiyorum yanlış anlaşılmasın, o zamanlardaki stresi de unutmadım ama ilerleyen yıllar kesinlikle daha zor oluyo.
neyse ki dönem 3'ün ilk döneminin bitmesine az kaldı. bundan sonra bi tane daha dönem 3 finallerine giricez, ondan sonra 4 olup teorik açıdan rahatlıcaz. tabi pratik geliyo bu sefer de ama olsun, teoriklerin gitmesi şu an için daha önemli.


günlerimin nasıl geçtiğini anlatıyodum, detaylandırarak devam edeyim.
efenim genelli,kle saat 2 gibi yatağa giriyorum ve 3'ü geçe uyumuş oluyorum. her gece "bugün erken yatçam yeeaa" desem de beceremedim henüz, kalan günlerde de beceremem sanırım.
onunharicinde kütüpaanede çalışma arkadaşları buldum kendime. 3 tane dönem 1. çekilmeyen stresi az daha olsa hafifletiyo böyle arada ehi ehi ehi yapmalar falan. hatta biriyle gitar hiroya gidicez, sevincim kulaklarımdan taşabilir. gitar hiro lan!!!

bugün son derece ağır (daşşaklı diyoruz biz kendileirne) dersten final olduk, radyoloji!
nebçim bi ders ha, milyon tane lezyon var ama götüntüler siyah beyaz sadece. hepsi birbirine benziyo, ayırıcı tanı minnacık yerlerden bulunuyo, hiçbirinin düzgün bi adı yok saçma sapan isimler vermişler. öldüm çalışırken.
sınavı da ortaydı, geçme ihtimalim çok yüksek ama kesinlikten bahsedemiyorum.

başka ne anlatabiliriiiğğmm...
ııı şey, bikaç gündür şu şarkıyı dinliyorum, çoğoş. özellikle 2.19'da başlayan karşılıklı konuşma tarzındaki yere ölünür. ozzy'nin oouuhh deyişinde şarkıyı hissettiğini göstermesine ayrıca bi kere daha ölünür. kedi olsam sekiz canımı verirdim buraya, o derece. sonuncusu bana kalcak tabi. (2.48'e kadar zaten bu bölüm, üşenmeyin de dinleyiverin)
tabi kütüphaneden gelirken metallica dinleme ritüelimi bozmuyorum. creeping death, wherever i may roam, battery ve through the never dörtlüsünden biri mutlaka dinlenmeli. ek olarak bu şarkılara komşu olan escape, the call of ktulu, master of puppets üçlüsünden biri gelir.fazla uzun değil zaten yol, 2 şarkıda odaya çıkmış oluyorum.


hadi şimdi ciddi bi konuya değinelim.
okum 14 şubat yaklaşıyo lan. hatta girmişiz bile. sokakta yiyişken çiftler görürsem ağız burun girişçem gidin kapalı yerlerde yapın naapçaksanız diye. olan var olmayan var kardeşim!
siktirin gidin lan gözümün önünden!

yeter bu kadar ciddiyet.
klinik gözlem gruplarımız belli olmuş. ilk olarak periodontolojiye çıkıyorum, en kokulu olanı. orda caymazsam meslekten bi daha hiç caymam. oda arkadaşımın 2 maske takıp girdiği stajdı, bakalım o kadar var mıymış...
bi korkum da var, pedodonti gözleminde ayak altında dolaşan çocuklara kafa göz girişmemek için en kıyıya köşeye bi yere geçip sürenin dolmasını beklicem sanırım. aynı anda ağlayan 3 çocuğun bulunduğu ortamda katliam yapmaktan korkuyorum.



mimlenmişim ben bi de, harem kuracağmışız.
kütüpaanede arkadaşımla viktoryassikrıt mankenlerini seyretmiştik oturup. kız olması olayı daha da değişik kılıyo. neyse, ordaki herkesi alabilirm ben haremime, tek tek şaapmayım şimdi.
ya da yaparım belki finaller bitince. bilemedim. normalde mimleri pek sevmesem de bunun konusu güzelmiş. (sapık blogger detected)


ya o değil de ekmeğim bitmeseydi keşke. kuru kuru badem yiyorum, pek hoş olmuyo.
ekmeğin arasına fındık içi koyup yiyince de çok güzel oluyo aklınızda bulunsun. hem enerji verici hem doyurucu bi arkadaş çıkıyo ortaya. ben sevdim yani.



he bi şey daha diyim bak, yazmayınca birikmiş.
olum kahve içince kakam geliyo lan. eskiden midem guruldardı sadece, artık bildiğin sıçamlıyım sıçmalıyım diye kütüphanede doşaşıyorum.
bi gün gerizekalı ben yanıma sadece mentollü mendil almışım. sıçtıktan sonra temizlik aşamsındaki sonucu tahmin ettiniz sanırım...

NAH! yanlış tahmin. mendili yıkayınca öyle yakıcı etkisi fazla olmuyo. ıslak-kuru ıslak-kuru şeklinde temizleyince cillop gibi oluyo götüm.
bi arkadaşım "tuvalete gittiğimde bi kutu mendil harcıyorum, her defasında bi ağacı katlediyomuşum gibi geliyo" demişti, hoştu güzeldi.