30 Ocak 2012 Pazartesi

ay lav hacettepe!

hepinize kucak dolusu sevgiler efenim.

direkt konuya giriyorum,  re-l kütüpaanedeki beleş çay kahve doğruymuş luuuaaann!!!
bugun gittim, birinci ağızdan içtim. evet, kendi ağzımdı. saat 8'de başlıyo sanırım çay kahve, gece 12'de de çorba var.

şimdi bunu açıklamasıyla yazayım. efenim bizim okulun rektör değişti. eskisinin milyon yolsuzluğu, ortaklığı falan çıktı ortaya, ceketini alıp çıktı adam. yerine gelen emmi de önce merkez kütüphanesi 7/24 açık hale getirdi, ardından bedava çay, kahve, çorba falan verilsin diye talimat verdi. so let it be written, so let it be done durumu var yani. adam karizmatik bi kere.
eskiden kütüpaane hafta için 24 saat, hafta sonu da 10.00-17.00 arası açıktı, insanın gidesi gelmiyodu. iyi oldu iyi.
fotokopi de beleşti sanırım ama inip bakmadım. yeni rektöre bi kutu çikileta götürüp teşekkür etçem. (şaka)




ankarada yerler çok pis buz.
televizyonda istanbuldaki karı gördüm, ankaradaki beş basar ona. ama nasıl bi kayırmaysa sırf içinden boğaz geçiyo diye istanbul da istanbul. lan yurdun önünde 5 cm'lik BUZ var lan BUZ. kar değil bak, BUZ.
biraz da bizi haber yapın efenim, lütfen olmuyo böyle.
melih gökçeğin ankaranın tanıtımına katkısınını olması için biraz daha öne çıkarmasını bekliyoruz. olmadı ankaranın etrafını şu afişlerle kaplayalım dikkat çikici olsun.


zamanında ankaray istasyonlarında ortalama 47 tane bulunuyodu bu itici gözlerden. sırf onlar sökülsün diye reklam vercektim bankadan kredi çekip.




millet finallere çalışmaya başlamış. sorsan kimse çalışmamıştır ha. nedir efenim bu çalıştığını gizleme aşkı?
tamam ben de gizliyorum ama beklenti yükselmesin diye. şimdi çıkıp desem ki "ben 2 hafta çalıştım bu sınava", sonra 70 alsam arkamdan demezler ki ha aptalım benim, 2 hafta çalıştın da bunu mu alabildin anca diye. derler. ondan saklıyorum ben.
aynı sebepten saklayanlara saygım sonsuz. çay kahve ne ikram edelim efenim?



ankarada karting pisti buldum bi tane, mühye köyüne giderken. şimdiye kadar orda deneyimi olan biri varsa "git olum git, süper" ya da "aman evladım, adımını atma oraya" derlerse sevinirim.
gebzede gittim kartinge. alışveriş merkezinde var. 1 senedir gitmiyodum, geçen gün gittim işte piiiğğ ağzına sçayım dedim bugüne kadar neden gitmemişim ben. çok eğlenceli lan!
maksimum hızda direksiyonu tam .evirsem bile takla atmıyorum. evet malım, denedim bunu.
ağzım burnum kurudu heyecandan. aşırı da eğlendim. arkadaşım "suratında eblek bi gülüş vardı zaten" dedi. mutluluğumu saklama gereği duymamışım sanırım.



ders-okul hakkında bi süre yazmıcam demiştim. final çalışma döneminde başlarım belki tekrar. çünkü kütüpaanede oluyorum günün büyük bölümünde, orda yazma aşkı daha çok geliyo. ucundan ufak tefek yazarım gibime geldi.

28 Ocak 2012 Cumartesi

ankaralılaştıramadıklarımızdanmışsınızcasına

evet pek sevgili burayı okuyan insan, tatilimsi sürecimi bitirip ankaraya döndüm tekrardan.
tatilimsi matilimsi ne diyo lan bu diye düşünebilirsiniz, stres yok hepsini anlatıciim.

şimdi efenim benim pek sevgili okulum önce finalleri yapıp arkasından tatil yaptırmak yerine önce tatil ardından final olayına gönül vermiş durumda. yani finallerden önce 2 haftalık bi tatilimiz var, ama final bitiminden sonra dinlenmek için zamanımız yok.
madem 2 haftalık boşluk var, bunun 1 haftasını final çalışma haftası yap, kalan 1 haftayı da tatil yap. o 1 haftaya da razıyız bak. cumartesi pazar 2 günlük tatilimiz var, onunla idare edicez artık.
mantıksızlığın dibi!

evde çalışamadığım için 1 hafta evde dinlenme, 1 hafta ankarada çalışma şeklinde program yapmıştım, şimdi onun ikinci ayağındayım.



deli hayvani kar yağsa da yollar açıktı, dümdüz geldik.
normalde otobüste konuşmam hiç. açarım müziğimi uyuya uyuya giderim. bu sefer yine aynısını yaptım ama dinlenme tesisinde karnım acıktığı için inip tost yedim ve daha sonradan yerime otururken kulaklığı çıkarttım kulağımdan. tam bu durumda yanımdaki adamla göz göze geldim ve o muhteşem soru için gergin bekleyişim başladı.
amca sağolsun nerelisin diye sormadı ama ankaraya mı sorusunu eksik etmedi. tabi ardından "hangi okul" ve "benim fu difimde bi fey var" (3 parmak ağızdayken benim şu dişimde bi şey var deme şekli) cümleleri de geldi. şimdiye kadar dişinde bi şey olmayan kimseyi görmedim. mutlaka herkesin dişinde bi şey var ama kimse bunu sallayıp hekime gitmiyo. yarım saatinizi ayırsanız oh ne güzel olcak aslında.


kulaklıksız kaldığım bi dönem de ankara otogar girişindeydi. arkamdaki çocuk yol kenarındaki karları görünce "aaa kar!" dedi. üeh sana, yol boyunca sağda solda kar vardı hiç mi görmedin.
hadi ağustosun ortasında desen tamam ama zamanlaman yanlıştı.


otobsüsten inince 60 kilo bavulumu ıııhh ıggghhhaaaa can çekişmeleri eşliğinde odaya çıkardım. 4. katta kalıyorum, ölüyo insan onu çıkartırken. zaten kaldırımlar karlıydı, tekerler dönmedi doğru düzgün sürükleyip getirdim. bi de merdivenler işin içine girince iyice yoruldum.
neyse odaya çıakrdım bavulu, kapı kilitli değildi zaten açtım. açmamla beraber irkildim bi.
yatak toplu, etraf düzenliydi. yine yanlış odaya girdim heralde diye kat numarasına baktım, 43. ışığı açıp odaya baktım, eşyalar da benim eşyalarım. pek sevgili görevli odayı temizlemiş. cınım benim!

yurtta kimse kalmamış. merdivenlerde sadece 3 kişi gördüm. çalışma salonlarında, kantinde de kimse yoktu. sadece görevlileri gördüm buralarda. sessiz sakin bi yer olmuş herkes tatildeyken.



gebzede yaptıklarımı da yazcaktım ama bütün her şeyi bi kerede yazmayım, sonraya da kalsın.
tabi bunda hafif bi yorgunluğun etkisi de var. şimdi okudum, yüzeyel yüzeyel yazmışım her şeyi. neyse.

23 Ocak 2012 Pazartesi

BAĞIMSIZLIĞIM İLAN EDİYORUM!!!

meraba, ben gökanın kullandığı bilgisayarın klavyesiyim. üstüme getirdiği kablosuz klavye şıllığını başımdan def ettiğime göre planımın kalan kısımlarını gerçekleştirebilirm artık.

bu hıyar var ya, öyle böyle bi hıyar değil. backspace dediğimiz yazdığını silme tuşumu space tuşumun 4 katı kadar kullanıyo nerdeyse. yazıyo siliyo, yazıyo siliyo, yazıyo siliyo ama yok en sonunca çarpıya basıp çıkıyo. basmıyo çünkü beyni, cümlelerini bitiremiyo.
yazıp silmese bile sürekli yanlış yunluş harflere basıyo, al bi beceriksizlik daha.

üzerime kuma getirince rahat edeceğini sandı ama kablosuz daha beter çektirdi ona. sürekli yanlış harflere basıyo onda, müstahak efendim müstahak. ne zararımı gördün lan 2 yıldır!? bütün tuşlarıma gavura vurur gibi vurdun, gıkım çıkmadı sana karşı.
okulun bilgisayar odasındaki klavyeyi kullanırken arkadaşların "klavyeden alev çıkçak lan ehi ehi" derken benim çektiklerimi düşünen yoktu tabi hiç. bilmiyolar ki ben bütün gün çekiyorum senin derdini.

insan olan arada bir temizlik yapar di mi hayvan, içim ekmek, bisküvi kırıntısından geçilmiyo. tuşlarımın arasına giriyo bazen bunlar, utanmasan o kırıntıları kırmak için oturcaksın tuşların üstüne. çat çat çat vuruyosun, ebem zkiliyo burda afedersin. insan gibi davran biraz, insan!


altımda işlemci, ekran kartı milyon donanım var, ısılar 80, 90 santigrat derecelere kadar çıkıyo kimi zaman ama bi gün yandım anam diye rahatsız ettim mi seni? CEVAP VER LAN BANA İBİŞ!
etmedim di mi?
etmedim.
lan o zaman sen niye üstüme gül kokluyosun!

he göremiyoruz diğer arkadaşı buralarda. fare gelmiş ama kalvye sığmadı mı canım bavuluna? he?
otobüs bagajlarında haşat olur diye kutusuz koymak istemedin di mi, kutu da bavula sığmadı, 3 dakika bön bön baktın o kutuya he mi bebişim. böyle dökerim bütün gizlini ortaya!
beni ekrana yapıştırıp sırt çantanda taşırken iyiydi di mi. minibüslerde patır kütür kafamı vurdun lan sağa sola bi gün düşünmedin ah incincek mi bu yavrucuğum diye. diyorum olum, ibişsin işte ibiş!


ayrıca sana son bi sözüm var, iyi dinle.
qiDeN qidMiShtiirRRr, qiDdiğİ qÜn bİthMisHdiR, Bhen qİdENi DeqİllLL qİDen BheNi qAyBhetMishdirrRRrrRRrrr (qarizma06)

17 Ocak 2012 Salı

meraba yine ben

sıfır fikirle başladğım başka bi yazıyla daha karşınızdayım efenim.
arkada bakalım ne çalmakta... misread.güzel şarkı.
karnım hafif acıktı, yemeğe gitmediğim için ve dışardan söymeke istemediğim için ekmeğe krem peynir sürerek yemeyi düşünüyorum. belki ilerleyen saatlerde dışardan söylerim, bilemedim şimdi. yemek sepetinden burger kinge baktım, kötü hava şartlarından dolayı servis yokmuş. kar falan da yağmıyo aslında ama neyse.

dur yaa kings of convenience pek bi iç bunaltıcı geldi, beiruta geçelim. heh, yeni albümden vagabond ile eğlenceli bi başlangıç oldu.


3 gün sonra eve dönüyorum. gökkuşağı köfte istemiştim annemden, tarifine bakayım bi ara, yaparız. yemekhanede pek güzel olmaz yemekler ama ordaki bile güzelse kendisini düşünemiyorum.

2 gündür yurdun parasını yatırcam ama hep son saatlere bıraktığım için mesai saati bitimine denk geliyorum. yarın erkenden gidip yatırayım bari.



ya dur karnım acıkçak ilerde, tantuni söyleyeyim. peyniri akşam da yerim.
verdim siparişi. yanında 1 liraya kutu içecek de alabilirdim ama iner kantinden 1 litrelik alırım daha ekonomik olur. güya son zamanlarda kola içmicektim fazla, dayanamadım yine. haftada 2 kutu bile pankreas kanseri riskini %87 arttırıyomuş. tırstım.



en kötü geçen sınavımın notu hala açıklanmadı. sanrım iyice geç açıklayalım da gökanın stresten saçları dökülsün diye düşünüyolar. başka bi açıklama getiremiyorum çünkü ben bu gecikmeye. ya da sınav kağıtlarını kaybettiler ki öyle bi ihtimal neredeyse sıfıra yakın.


insanın bu saatte uykusu gelmemeli.

15 Ocak 2012 Pazar

minibüs var mıdır acaba?

ankaraya dün ne biçim kar yağdı ha!
akşam 10 civarı tek bi kar tanesi yokken 1 gibi camdan dışarı bakmamla breh breh breh dedim dışardaki kara. yardırmış resmen.

iyi de tutmuş, halamlardan yurda nasıl döneceğimi kara kara düşünmekteyim.
otobüsle dönsem kızılayda ankaraya aktarma yaptıktan sonra ankaraydan inip yurda dönüş yolunu sevmiyorum. yokuş, merdiven bissürü şey var.
minibüsle dönsem hacettepe hastanesinin önünde inip pek sevgili okulumun içinde mutlu mesut yürüyorum. minibüs bu açıdan bakarsak otobüse çakarmış gibi geliyo ama onun da kötü yanları var efenim.
otobüsün kayması, savrulması çok zorken, üstelik gittiği yollarda hayvani yokuşlar yokken minibüs daha hafif olduğu için kayma ihtimali daha yüksek. bi de reşit galip caddesinden inmekte kendileri.
ankarada oturanlar bilir, ziaur rahmandan esata doğru giderken köşkün köşesinden bi sağ sol yaparsanız ordaki cadde. azıcık karda bile minibüs şoförlerinin birbirlerine "reşit galipte dikkat et" dediği yerden bahsediyoruz.

çankayada yerlerin halini görünce hiç götüm yemiyo o yokuşu. ama orasını geçince de problem yok. bence minibüsü tercih etmeliyim, hacettepe çoğoş oluyo kar yağınca.
otobüs bok yesin.





kablosuz klavyeyle fare sipariş etmiştim, gelmiş yurda. bi an önce gidip deneyesim var.
pek para harcamayı sevmem ama güzel bişiye benziyodu bu. şimdiki kullandığım fare arada bilgisayarla iletişimini kaybediyodu. nasıl oluyo bu? şöyle oluyo, *durip* -fare dur- *durup* -fare hareket et-.
özellikle oyunlarda sinir bozucu oluyodu. tam adama vurcam, fare hareket etmiyo. iyi küfürler ediyodum kendisine.
klavye de iyi oldu. bilgisayarın klavyesini kullandıkça görüntüsü boklaştığı için ikinci el değeri düşüyo. bi de dizüstülerin klavyeleri saçma bi şekilde pahalı. bozulmasın, sağlam dursun.
he tabi rahatlık da ayrı bi artı. yatağıma geçip rahat rahat kullanabilirim bilgisayarı. pil ömrü de iyiymiş, hassaslıkta da problem yokmuş, microsoft'un bi de kendileri. e daha ne olsun efenim.




minibüs seferleri devam ediyo mudur acaba yaa, bi de yoksa boşuna beklemeyim sokakta.



ncity yanmış.
ncity ne diceksiniz, kocaeli'de bi alışveriş merkezi. zamanında otoparkının yanında toprak, gepgeniş bi alan vardı. orda öğrendim araba kullanmayı.
orda öğrendim el freni tam indirilmemişken arabanın zor ilerlediğini.
orda öğrendim annemin "siz kullanın, ben mağazaları gezeyim" demesinin asıl sebebinin direksiyonu lap lup çevirmem sonucu arkada bi sağa bi sola savrulmaktan midesinin bulanması olduğunu.
orda öğrendim ortadaki pedalın fren, sağdaki pedalın gaz olduğunu.
ağlama ncity, beni de ağlatacaksın...

tabi orda milyon şeyi öğrenemedim.
yokuş olmadığı için yokuşta arabayı kaldırmayı öğrenemedim. o yokuşlarda stop ettirdiği için küfür yiyen sürücü bendim.
sağdan soldan araba fırlamadığı için diğer sürücüleri uyarmayı öğrenemedim. bu yüzden kornaya basıyorum zannederken öğlen vakti önümdeki adama selektör yaptım.
park edecek yer olmadığı için yola paralel park etmeyi hala bilmiyorum. evin önüne, gittiğimiz yerlere hep dik bi şekilde koyduğum için arabayı öğrenme fırsatım da olmadı. bi kere denedim sadece, onda da beceremeyip babama bıraktım sol ön koltuğu.

bi de ncity'de arabayı stop ettire ettire sürmeyi öğrenirken ehliyetim vardı. sen her önüne gelene ehliyet verirsen tabi yılda bilmemkaçyüz kişi trafik kazalarında ölür.
sen yokuşta kaldırmadan, arabayı park ettirmeden, dar yollarda sürdürmeden dümdüz, 4 şeritli yolda sınav yaparsan, dur kalk yaptırmazsan saçma sapan bi dolu sürücü dolar trafik. başkaları için demiyorum yalnızca, ben kendime de ehliyet vermezdim o sürüşümle.



o değil de minibüs var mıdır acaba?

11 Ocak 2012 Çarşamba

118 yorum

zamanında j.b. ile "hadi rekor kıralım" diyip bi yazının yorumlarını 118' e kadar çıkarmıştık. ikimiz değil sadece, toplam yorum 118'di ama büyük çoğunluğunu ikimiz yazmıştık.

son zamanlarda pek bi karamsar yazılar yazıyo kendileri, dedim mutlulanalım biraz. şeftali bahçesi, nar taneleri falan güzel yorumlar vardı. daha sonra blogta karşılıklı konuşmanın zor olduğuna kanaar getirip başka diyarlarda devam etmiştik.

hadi okuyup mutlululan biraz j.b.!


10 Ocak 2012 Salı

ukulele kayıtları vol-2

evet efeniiim, 2 gün önce salı günü ukuleleyle yeni şarkı çalıp yüklüceemi söylemiştim, zaman geldi sanki.

öncelikle şunu söyleyim, tam 113 kayıt yaptım. 13 tanesi  mp3 player'a, 93 tanesi hafıza kartına, 7 tanesi de telefonun hafızasına.
ortaya çıkan müzükten memnun muyum? hayır. ama gerçekten çok yoruldum, sinir stres doldum daha fazla devam edemedim. çalarken anlamayabilirsiniz belki, heri potırın müziği bu arkadaş.


ilk olarak çalmış halimi bi koyayım. 
naburaya basacağnız
buyrun azizim link
sondaki dıying sesi olmayaymış eyiymiş. neyse.


hazırlık aşamasından da bikaç kayıt koyayım, ben dinelrken eğlendim bunları.
aslında iyi ki mp3 playerla kaydettiklerimi çalamamışım çünkü kayıt kalitesi berbatmış göreceksiniz siz de. düzgün çalsam üzülürdüm sanırım.
burdan efenim
link 1
link 2

ikincinin ortalarında çalabildiklerimi çalayım bari dedim, onu da becemedip iyice streslere girdim.


yurdun içinde dıngır dıngır çaldım, yan odalardan şikayet gelmedi hiç. sabırlarından dolayı teşekkür ediyorum çünkü aynı şarkıyı 113 kere dinlemek zorunda kaldılar. hatta 113'ten de fazla. bazı kayıtlarda bikaç kere denedim çünkü.

neyse efenim, iyi eğlenceler diliyorum.




not: demin denemek için çaldıklarım tam dönüştürülememiş, onları tekrar mp3 formatına dönüştürüp ekledim. taslaklara aldım düzeltme aşamasında, ondan dolayı biraz mallık oldu.

8 Ocak 2012 Pazar

kısa kısa bikaç konu

gittiğim her yere beraberimde götürdüğüm bi lanetim var sanırım, çam ağacı kaldıramama!
yılbaşından sonra haftalarca durur orda, kimse üstünden süsleri söküp bir dahaki seneye kadar bi yerlere tıkıştırmaya girişmez. şimdiye kadar evde böyleydi, bu yılbaşında halamlardaydık burda da aynı lanet var.
oturduğum yerde saat 10 yönünde durmakta kendisi. en az 2 hafta daha duracağını düşünüyorum, 1,5 aya kadar yolu var.

sıkıcı bi iş çünkü onun süslerini çıkartıp, parçalarını söküp kutusuna koyup seneye kadar karanlıklara gömmek.
halbuki hazırlamak ne kadar eğlenceli, bissürü bissürü şey takılır üstlerine. ben mesela ağaç görünmeyene kadar süslemeyi severim. utanmasam dilek ağacı gibi çaput falan bağlıcam dolu dolu görüksün diye. bu amaçla her yıl yeni süsler alırız ağaca.

bunun ağaçlısını düşünün işte



yıllaaaar yıllar önce (ortaokul zamanlarımda) oynadığım bi oyunu indirdim bilgisayarıma, american farmer.
eskiden beceremezdim hiç, iki kelime ingilizce öğrenince hanımın çiftliğine çevirdim tarayı. hanımın çiftliği değil bu arada, hanımın çiftliği. (of ne iğrençti be)




bi kere ukuleleyle postcards from italy'nin bi kısmını çalıp koymuştum bloga. ya bugün ya da salı günü başka bi  müzikle karşınızda olmayı düşünüyorum.
kıskandım feli jo!



eldiven aldı(rdı)m kendime. bi tane vardı, kartopu oynamak için o.
normalde ellerim üşüyünce cebime sokarım hemen ama sabah yerler buz olabildiği için pek güvenli olmuyo. vıjk diye gittim mi yandım. kafayı geçiririm yere.
eldiveni taktıktan sonra fark ettim, büyün ceplerim (mont, eşofman) cüzdanım falan cırt cırtlı hep. takılıp duruyo, onun haricinde çok mutluyuz birlikte.

5 Ocak 2012 Perşembe

gecikmeli de olsa yeni yıl yazısı

1 haftadır yazmamışım. üeh dedim kendime, her gün uğruyorum aslında buralar ama iki kelime yazmamak... cık cık çok ayıp.

öncelikle yeni yılın hepinize mutluluk esenlik falan filan buraları doldurun nasıl isterseniz. isteyen para desin, isteyen sevgi desin, ne bileyim avokado falan desin, herkesin isteği değişiktir sonuçta. para beni bozar diyenler istemez parayı. ben de avokado sevmem, onu istemem.


evet, yeterli saçmalık düzeyine çektiysek yazıyı devam edebiliriz. yeni yıla girişimi şöyle yüzeysel olarak anlatayım.
efenim normalde şehir dışında okuyanlar yılbaşında evlerine giderken bizde tersi olup ev buraya geldi. annemle babam, hatta promosyon olarak babaannem ve dedem (beybaba derim kendisine ama anlaşılmıyo, sorun çıkıyo) de ankaraya ayak bastılar.
yılbaşında dede eli öpmek değişik bi duyguymuş. resmen yeni yılın kutlossun diyip elini öptüm! kurban bayramında çak dostum yapıp durumu eşitlemeyi düşünüyorum.

zamanda kayma yaşadım bi de, ürpertici bi deneyimdi.
yani  yıla girmeden önce saatimin 1 dakika önde olduğunu fark etmedim. baktım, benim girmeme 1 dakikadan az var, diğer herkesin 2 dakikası var. oha naapçam ben demeye kalmadan son 10 saniyeye girdim ben. görüşürüz diyip gözümü kapadım ve yeni yıla geçiş yaptım.
gözlerimi açtığımda şu tablo vardı karşımda

aynı renkler, aynı giysilerle. geçmişte kalan akrabalarıma bakıp "ne bok yicem lan ben şimdi?" diye düşünmeye başladım.
neyse ki fazla gecikmeden tam net duyamadığım ""oouuoonn dooguuaaağz siegieez" gibi sesler geldi kulağıma. evet bunlar onlar olmalıydı. sayılar azaldıkça daha da netleşti ve sıfıııır demeleriyle hepsi birden 2012 insanları haline geldiler. ama aralarında bi eksik vardı!
bi akrabamın saatinin pili bitmiş ve sıkıştığı yılda (m.ö. 564) pil bulamamış. en son yelkovanı kendi çevire çevire geldi 2012'ye. hava çok temizmiş o yıllarda, öyle diyo. sebze meyveler falan hormonsuzmuş hep.



yeni yıla girdikten bi zaman sonra kırmızı donumu giymek için başka bi odaya gittim. geri döndüğümde 4 yaşındaki akrabam türkü söylüyodu salonun ortasında!
bu olay gerçek yalnız, uydurma değil. resmen ortada "haberin varı mııı yar yııaaaar" diye türkü söyleyen bi çocuk vardı evde.
daha küçük olduğu için zaman geçişlerine hemen ayak uyduramadı sanırım, ilerde daha sorunsuz geçişler yaşar muhtemelen.