12 Ekim 2012 Cuma

klinikle alakalı ilk yazı

merhabalar efendiiim bir yazıyla daha karşınızdayım. aslında bundan önce tek çocuk olmak (ankette 2. sıradaydı) ve beirut konserini yazacaktım ama ikisi de taslakta şu anda. yazma yeteneğimi kaybediyorum sanırım. bakalım şimdi yazabilcek miyim...
bugünkü konumuz dönem 4 olup artık kliniğe çıkmam ve hayal ettiğim stj. dt. gökhan akkerman ile gerçekte olan arasındaki ilişkiyi incelemek.

öncelikle başarılı olduğum bi konuyla başlayayım, hasta ile enşeye şaplak göte parmak durumuna gelmemek. bunu çok iyi becerdim bence. her zaman aramızda bi mesafe var ve ben bundan gayet memnunum. ilk stajım protez olduğu için hastaların neredeyse hepsi (bugünkü genç hastam hariç) yaşlı insanlar ve haliyle aranızda bi mesafe oluyo zaten.
mesela derste şey denmişti bize, hastalarına amca, teyze şeklinde hitap etmeyin. bunu gayet iyi uyguladım ve geçen 2 hafta boyunca her hastama hanım, bey ünvanlarla seslendim. her ne kadar sınıftaki çoğu kişi "oldu mu deyzeee" ya da "ölçü alıcam anladın mı amcacım?" şeklinde hastalarıyla gayet samimi olsa da ben "ağzınızı açın." şeklinde olanını daha çok sevdim.
başarılı olamadığım bi konu bununla alakalı; hastalarla samimi olmak. mesafeli ve samimi olmak arasındaki o sınırı tutturamadım ben. hastamla samimiyet neredeyse sıfır. sabah "günaydın, buyrun" diyip oturtuyorum ünite, işimiz bitince de "geçmiş olsun, iyi günler" diyip yolluyorum. nassın beyamca, çocuk kaç tane var sende teyzecim muhabbetlerine hiç girmedim.


başarısızlıklardan devam edersek randevuya sadık kalmayı söyleyebiliriz. söyleyemeyiz de aynı zamanda. nasıl oluyo bu, şöyle oluyo... şimdi ben bi hastaya randevu veriyorum, ama o gün işimin uzayacağı sonradan aklıma geliyo ve randevuya bikaç gün kala hastayı arayıp ileri bi tarihe erteliyorum işlemleri.
şimdiye kadar hiçbi hastayı kliniğe kadar getirttikten sonra bakmayıp geri göndermedim ya da 15 dakikadan fazla bekletmedim ama randevuyu iptal ettiğim çok oldu. burda başarı oranı yarı yarıya bence.


hijyen konusunda da çuvalladım gibi. ama değil gibi de yine. tüm aletlerim steril, onda sorun yok. dezenfektan sıkıp bakmıyorum hastaya. ama masa düzeni pek düzgün olmuyo ve rahatsız edici bi görüntü bu benim için. hasta için öyle mi bilmiyorum ama düzenli durabilse eşyalar daha iyi olcak. durabilse diyorum çünkü 2 kişi kullanıyoruz üniti ve kliniğin tam ortasında olduğu için malzeme geliş gidişi çok fazla oluyo. haliyle kısa sürede dağılıyo etraf.
gereken zamanlarda eldiven değiştirmeyi dönem 2'den beri başarıyla uyguluyodum, bu sene de bozmadım. 20 kuruş gidiyo olabilir ama en azından kendimi güvende hissediyorum.


hız konusu en başarısız olduğum konu. bir zamanlar preklinikte erkenden bitirip giden ben hasta sıkıntısı çekiyorum. en geriden gelen değilim belki ama geriden gelen gruptayım. tüm başarısızlıklarımın en büyüğü bence.

ve preklinikle klinik birbirinden farklı düşüncesinin doğru olduğunu gördüm burda. hız konusunu geçtim, gelen hastalarda da çok fark var. geçen sene gayet düzgün çenelerde işlem yapıyoduk ama bu sene ideal çenelerimiz yok ve o alıştığımız şeylerinn hepsini yapamıyoruz. kalın kretlerde mükemmel tutuculuğa, dil sorunu olmadan ölçü almaya, bulantı refleksi olmayan modellere alışmıştık biz ama burda alıştığımız ideal hastalardan çok uzağız.
mesela ilk hastamın kreti rezorbe olmuş, kocaman bir dili var ve ağzı ufacık. büyük kaşık ağza girmiyo, küçük kaşıkta dil takııyo ya da tüm bölgenin ölçüsü zor alınıyo. üst çenede de hastada aşırı bulantı refleksi var, çenesine bi şey değince ağzını kapatıp öğürmeye başlıyo. ne yapacağımı bilmeyip göndermiştim hastayı o gün. sonraki randevuda hocayla beraber almıştık.

bi de sorumluluk duygusu var ki preklinik ve klinik arasındaki en büyük fark. preklinikte diş kesmede bi hata yapınca puanımız kırılıyodu ya da model değiştiriyoduk ama burda bi insana zarar veriyoruz. o yüzden işlemlerde dikkatli olmak lazım. hastanın yapılacak işlemlerini yazmakta da stres var. oral diagnozda bu daha fazladır, sürekli teşhis koyuyolar orda. şimdiye kadar bir hastamı diş çekimine birini de kanal tedavisine gönderdim. yanlış dişi yazarsak sağlıklı bi diş çekilebilir ya da kanal tedavisi yapılabilir. yine aynı şekilde kaplama için gelen hastalarımızın doğru dişlerine tedavi uygulamak zorundayız. eskiden yanlış bi şey yapsak bunu dönüşü çok kolaydı ama artık yok öyle bi şey. sağlık konusunda sorumluluk hakikaten çok fazlaymış.




şöööyle bi toparlarsak... sonuç olarak, her ne kadar en zor bölüm olan protezden başlasam da tüm sorunlara rağmen diş hekimliğini hala çok seviyorum ve eğer sınava girip aynı puanı yapsam yine diş hekimliği yazardım.

2 yorum:

HuysuzKuzu dedi ki...

nıhahaha ben demiştim sanki bir ara klinik prekliniğe benzemez diye :D ağlatır adamı valla, umarım başına gelmez ama daha bu hastalar seni satacak, yetişir dediğin stajın uzayacak, o mesafe kavramı yok olacak canın burnundaykene ''aç amca aaaaç'' diye bağıracaksın falan.. gerçi sen mesafeli doktor duruşunu bozmayabilirsin yine çok azimlisin bilemedim :D benim son sınıftaki total hastam kocaya kaçan kızından fln bahsediyordu baya bildiğin dedikodu yapıyorduk hatunla :D

ay ilk staja çıktığım günler aklıma geldi duygulandım bir an bak :)

googhan dedi ki...

hastanın satmaması için bi an önce parasını yatırtıyorum zaten ben. parayı verdikten sonra kendisi gelir zaten :D

benimle konuşmuyolar pek, bakıyolar suratsız bi şey bu dişlerini yaptırıp gidiyolar. asansörde çocuk bu abiyi sevmiyom ben dedi, ağız burun girişçektim :D