28 Aralık 2011 Çarşamba

bi vize dönemi nasıl geçti?

efeniim, dün derslerle alaklı son yazımı yazıcam demiştim. aslında yarın yazcaktım ama bugün yapıcaamız ziyareti yarına alınca dedim yazayım şimdi.
bugüne kadar olan sınavlara bakalım şöyle bi sırayla; radyoloji, tedavi, ortodonti, protez, cerrahi, anestezi, diagnoz. başka yok galiba. du bi düşüneyim... ı-ıh yok.

bu derslerle alakalı swf aradım buldum. açılması biraz geç olabilir ama açılıyo yani, sorun olmuyo.


cerrahi
pek öyle korkup girdiğim bi sınav değildi. zaten bütün sınavlarda hedefim 70 ya da üstü bi not almak. alıyorum gibi bu dersten. sınav çıkışı durumumu anlatan swf
http://www.swfcabin.com/swf-files/1302803070.swf


protez
yetiştiremediğim tek dersti sanırım. tek bi kelimesi okunmamış ses kayıtları, son dakikaya bırakılmış (son 15 dakikada bitti) çıkmış sorular, yarısına bakılmayan ders notları ve bazı hocaların olmayan slaytlarıyla korka korka girdiğim bi sınavdı. çıkmışlardan bol bol sordular, iyi geçti bu sayede. swf gelsin bakalım
http://inciswf.com/1281695789.swf
mini not: ordaki yazıyı kaldıramıyorum, dersle alakası yok onun


tedavi
nerden puan kırdıklarını hala anlayamadığımız için kesin bi şey demek yanlış olur, bildiğim bilmediğim her şeyi yazdım. karman çorman kağıdın sese dönüşmüş hali için:
http://inciswf.com/1288778399.swf


ortodonti
not bırakmayan bi hocanın soruların büyük kısmını sormasından dolayı tırssam da bol bol çalışarak iyi geçirmeye çalıştığım sınav oldu kendileri. hedeflediğim 70 notunu alma ihtimalim çok yüksek olsa da alamama durumu gerçekleşebilir. stres yaptım, kesçem kendimi stresten
http://inciswf.com/1285196257.swf


radyoloji
eskiden korkulan bi ders olsa da bu sene pek bi sevimli dersimiz kendileri. o korkunun üzerine gelen kolay sorularla aha böyle coştum
http://inciswf.com/1285417902.swf


anestezi
umursamadan girdiğim tek sınavdı sanırım. buyrun efenim swf
http://www.swfcabin.com/swf-files/1293107129.swf
mini not: yazıyla dersin yine bi alakası yok


oral diagnoz
aha son sınavımız buydu. diğerlerinden 5 gün sonra olunca herkeste bi rahatlama oldu, çalışmaya başlayamadık bi türlü. e böyle olunca sonuçlar pek iç açıcı görünmüyo haliyle
http://inciswf.com/1286602117.swf
yaptılar da nitekim




tüm vize dönemi boyunca vaziyetimi göstereyim bi de
aha böyleydim




evet efeniiim, dersle alakalı yazılara bununla beraber bi süreliğine ara vermiş bulunmaktayım. diğer konularda yazmaya devam edicem ama.
birazdan anketi kaldırıp karşılama müziği koycam sağ tarafa. normalde bloga girince çıkan müzüklerden pek hoşlaşmasam da bu kısa. kötü olmaz bence.

27 Aralık 2011 Salı

anket bittiieee (küçükken de anne bittiieee derdim)

efeniiim, ilk anketimiz sona ermiş bulunmakta. hangi konuda yazmayım diye sormuştum hatırlarsanız (hatırlamazsanız da sağa bakıverin)

%20 barajı üzerindekiler yazmıcaam konulardı. bunlardan biri %72'lik oyla her konuda yazsın şıkkı oldu.
diğer konumuzsa tam %20 oy alarak kıl payı yazmama durumu oluşturan ders ve okulla alakalı konular.
ilk seçeneği geç, her konuda yazma işi tamam. asıl değişiklik ikinci seçenekle geliyo. artık bi süre okulla ya da derslerle alakalı yazmama kararı almış bulunmaktayım. demokrasiye sonsuz saygılarımı sunarım...
sanırım 2 gün sonra ders ve okulla alakalı konuda son bi yazı yazıp susucam. o da swf'lerden oluşçak zaten.


dikkatimi çeken başka bi nokta da şey oldu, blogun ben hariç 371 izleyicisi varken kullanılan oy 29!!!
bi konu hakkında yazmamanın da ötesine gidip yeni üyelikle yepisyeni bi blog açıp orda yazma gibi radikal bi karar alabilitem çok yüksek. sınavlar bitsin helva kıvamında olmayan bi beyinle düşünmem lazım. durup dururken blogu terk eyleyip gitmeyim di mi azizim?



6 gündür yazmıyorum diye boşlamadım efenim buraları. her gün gelip izlediğim blogları okuyorum ama sınavlardan dolayı bloga ayırdığım zaman çok azaldı, ondan böyle oldu hep.
yoksa teheeeyy... zamanında günde 3-4 yazı yazardım.

21 Aralık 2011 Çarşamba

allaaauuekbeeer wuuhuuuu

bugün protez sınavına girdik. sağolsunlar çıkmış sorulardan bol bol sordular da adam gibi bi not alabilcem.
gerçi çıkmış sorulmasından pek memnun olmayanlar da vardı. çünkü cevapları greçekten çok çok saçmaydı bazı soruların.
neyse, ankete göre dersler hakkında yazmam pek istenmediğinden uzatmıcam bu konuyu (gözlerden 2 damla yaş süzül...)
o anketteki 4 kişi yarın odama gelecek, kendilerine iki çift sözüm var!

efenim dün yurda döndüğümde beynim helva kıvamındaydı. tamamen sinir stres doluydum çünkü berbat gitmekteydi çalışma.
-çıkmış sorular toplam 140 SAYFAYDI ve ben hepsine bakamamıştım.
-okumadığım ses kayıtları vardı
-kitaptan okumadığım slaytlar vardı
-hareketli bölümlü protezle alakalı soruları yapamıyodum çünkü parçaların işlevlerini ve hangi durumda nerede ne kullanılır bilmiyodum
-kütüpaaneden dönerken bi arkadaşımda görüğüm koskoca bi total protez sorunları slaytı vardı ki aşırı zor bi slayt o.
-hocaların "sorarım" dedikleri yerlere bakmamıştım

velhasılı kelam; konuları yetiştiremeyecektim ve stresten çok değişik bi ruh halindeydim
(sınava kadar çıkmışları bitirip sorarım denilen yerlere çalışabildim sadece)

yurda gidince dedim hemen uyumayayım, biraz bilgisayarda zaman geçireyim, rahatlarım. bi anda beynimde şimşekler çakmaya başladı ve yarınki protez sınavında eğer zor sorarlarsa ne yapçaamın planını yaptım.
ayağı kalkacak, aha burdaki tepkiyi verecek ve alkışlayacaktım hocaları.


nasıl bi kafa yapısındaysam bunu yapmayı ciddi ciddi düşündüm. çok mantıklı geldi o anda böyle bi hareketi yapmak. şimdi daha düzgün kafa yapısıyla (bu bile yeterince helva bi beyin yapısına sahip aslında) düşününce iyi ki yapmamışım diyorum.

düşünsenize sınavın ortasındaki o ölüm sessizliğinde birisi ayağa kalkıp "allaaauuekbeeer wuuhuuuu" diye bağırıp alkışlıyo hocaları. sınıftaki diğer insanlar 1 hafta sınava girecek psikolojiye sahip olamazlardı bi daha. her an birinin ayağa kalkabileceği korkusu...





dur şu vidyonun tamamını ekleyim yazının sonuna. somaaağli...


Nesine? Hem Büyüğüne, Hem Garantisine!

Biliyorsunuz Yılbaşı Özel Çekilişi Türk Milleti için geleneksel bir heyecandır. Çekiliş yapılırken herkes ekran başına kilitlenir, sizin numaralarınızı taşıyan topların çekilmesi için dualar edilir. Biletinize sonuna kadar güvenirsiniz çünkü onu, uğurlu olduğuna inandığınız bayiden almışsınızdır. Lakin gelin görün ki hep amorti!

Biz de sevgili bloğunuz olarak araştırdık ve son 10 çekilişin 2 tanesinin büyük ikramiyesi Nesine.com’da satılan Milli Piyango biletlerine çıktığını gördük. Bu nedenle biz de dedik ki, neden bu blogda da Nesine.com biletlerinden satmıyoruz? Şanslı okurlarımızın ayağına kadar getirmiyoruz? Hatta bir de üzerine neden bomba gibi bir kampanya yapmıyoruz; 5‘er adet biletten oluşan Amorti garanti paketi alana 1 Amorti Garanti demiyoruz?

Sizce de buradan daha şanslı başka bir yer var mı? TIKLA, HEMEN BİLETİNİ AL!

Şansımız dönecek diye saatlerce kuyrukta beklerken aslında farkında olmadan şansımızı kaçırıyoruz. İnanın hiçbir şey sizi o kadar beklemez! Demem o ki; yılbaşında biletlerinizi benim bloğumdaki link üzerinden alın, siz kazanın biz de mutlu olalım!


Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Aralık 2011 Pazar

susturucu mu taktılar olum sana?

aynı şarkıyı aynı yerinde durdurdum. biri 1992, biri 2010.
şimdilik bi şey demicem, önce bi dinleyin

1992
2010


öyle müzik konusunda engin bilgisi olan, çarşaf çarşaf yazılar yazabilecek biri değilim ama şu aradaki farkı gördükçe içimi hüzün kaplıyo azizim.
aynı albümde oha en güzeli bu lan dediğim 3. şarkı kendileri.
önce wherever i may roam için "vay daşşaanı yedikleriiiim" dedim (efenim o arayı sansürledim, okumak isteyen ctrl+a yapabilir)
daha sonradan sad but true için "diğerine çakar bu, vallah çakar" yorumum geldi
son olarak da through the never'da gece okulun içince yürürken zıpladım. (karşından gelen adamlar karşı kaldırıma geçti)


ama şu aradaki farkı görmemle soğudum şarkıdan. ayıptır, sesini korumak için mi baarmıyon naabıyon beynamaz?

he ayrıca burda yaptığın da pek öyle hoş bişiy değildi. bi gün gelip dövcem seni. ülkü ocaklarından bıyıklı abi toplucam öyle gelcem hatta.



bi video daha koyup susayım.
şurda 21. saniyede eğlendin di mi? 60 sene o sahnede dursam bi kere bile öyle bi hareket aklıma gelmez. hoş, nays, bravo.

17 Aralık 2011 Cumartesi

kardeş ne diyon sen?

bugün beynim 12'de kepenkleri indirdi.
yaldır yaldır çalışma aşkıyla gittiğim kütüpaaneden helva kıvamında bi beyinle döndüm. son kurtarma çabaları olarak içtiğim 2 kahve de bi boka yaramadı, olan 1,5 lirama oldu. hem onları içmesem şimdi mis gibi uyuyo olurdum. ama onun yerine helva bi beyinle karşınızdayım.


2'ye kadar çalışmak da iyi aslında. normalde bu saatlere kadar rahat çalışabilirm ama bugün labtan çıktığım için yorgundum biraz. bi de yemekte yoğurt vardı, o mıyıştırdı.
protezle başlayan çalışmam aşırı sıkılma sonucu cerrahiye kaydı. cerrahi de bana.
hayır zaten anlamadan okuyorum, şu cümlenin gelmesiyle ne kadar kalmış, başka konu anlayabilir miyim diye düşünmeden kapadım kitabı koydum çantama. yazayım bak

konjenital kalp hastalığı
-fallot tetralojisi

belirtileri; pulmoner stenoz, yüksek ventriküler septal defekt ve sağ ventriküler hypertrofidir. konjenital siyanotik kalp hastalığının en sık görülen formudur. oral cerrahi girişimler için mutlaka antibiyotik profilaksisi uygulanmalıdır.



ben de sizi seviyorum!!!


ya ama şu içtiğim kahveler cidden çok kötü uykumu kaçırdı. hayır bi boka yarasa tamam ama beyin almıyo. madem uyku kaçırıyon, beynin kepenkleri kapatmasını da engelle arkadaşım. kafein var dediler geldik diye boşuna mı midemin ağzına sıçtım?



he bi de cerrahide bi madde vardı, onu da yazayım.
şimdi cerrahi müdahaleden önce kalp problemi olan hastalara kaygı giderici protokol diye bi şey uygulanıyo. işte dinlendirici müzik, ani hareketlerden kaçınma, gerekirse sedasyon uygulanması falan. operasyon sonrası işlemlerdeyse gece hastanın kontrolü diye bi madde var.
şimdi mantıklı düşünürsek bu adam kalp hastası, höt! desen kalp krizi geçircek. gece kontrol etmek için de 2 yolun var.
birinci yol evine girmek ki adam seni orda gördüğü anda kalpten gider. tek kaldığın bi evde bembeyaz önlüğüyle birini görürsen kalp rahatsızlığın olmasa bile o andan itibaren olur zaten.
ikinci yöntem biraz daha az riskli. adamımızı aramak. ama sen gidip gecenin köründe (mesela saat 4'te) ararsan birine bi şey oldu diye adam telaş yapar, yine kalpten gitme riski var. kendimden biliyorum gece telefon çalınca aha biri öldü derdim, o da der.

mantıksızlığından dolayı böyle bi şeyi yapmam. he yapçaam zamanlar olur mu? neden olmasın.
mesela hoş bir bağyana minnacık bi dolgu bile yapsam saat 4'te arayıp "miriba jale hanım, dolgunuzda bi problem hissediyo musunuz?" diye sorabilirim.
hatta daha da abartıp bu gece eve gitmeyin, gözetim altında tutmamız lazım. ben karyolada yatarım, yatakta rahat rahat yatın siz falan da diyebilirim.
şaka tabi, hastalara telefon numaramı bile vermeyi düşünmüyorum. gecenin köründe dişim ağırdı diye ararlarsa deminki o biri öldü düşüncem yine gelir.



helva beyinle yazdım yazıyı, sabah okuyunca "ne demek istemişim lan ben burda?" diceem yerler görmem umarım. zamanında buzdolabına koyduğum iki yoğurttan birini yiyip yatsam kahvenin etkisini hafifletir heralde biraz.
ya hakkaten niye içtim ben o kadar kahveyi? olmuyosa olmuyo işte.

16 Aralık 2011 Cuma

kanım bile su kaybından katılaştı

bi daha kruvasan yemeden önce kesinlikle suyumun olup olmadığını kontrol etçem.
dün tam bir hayvana yakışır vaziyette 5-6 tane kruvasan yedim, acıkmışım biraz. tabi doğal olarak ağzım burnum kurudu. masamın altına baktım, su yok. normalde burda olur sularım.
kütüpaaneye giderken yanıma aldığım pet şişelere bakayım dedim, 2 tane var ikisi de boş!
çantada var mı acaba diye baktım, çıtır çıtır şişe sesi geldi. ehe dedim şişe var burda. mutlu mesut çıkardım şişeyi çantadan, 2 parmak su var sadece.



oda arkadaşımın su stoğuna baktım, yakın durumdayız.
kantin kapanalı yarım saat olmuş, bakala çıkmaya da üşendim. afrikanın kurak toprakları gibiydim, koridorlar önümde uzayıp giden sahra çölüydü sanki. her köşeden bi kutup ayısı çıkçak gibiydi.
dedim madem bu gece suyum yok, susuzluk çekmemek için erkenden yatayım bari. böylece uyumak için bahanemi de yaratıp mutlu mesut yataama girip uyudum.

akılsızlık kötü şey, bugün yine su almadım. kruvasan yerine kek tercihim iyi oldu bence. yoksa yine afrikanın kurak topraklarında hissederdim kendimi.

buna benzer bi durumda hissediyodum işte kendimi






kings of convenience - riot on an empty street albümünde know how ve live long şarkılarının başları acayip birbirine benziyomuş.
şarkıları tek tek değil albüm şeklinde dinlediğimden, bi de genelde ders çalışırken arkadan eşlik ettikleri için pek fark edememiştim ama bugün live long'u dinledim, ana dedim know how gibi bişiymiş bu. buyrun bakabilirsiniz
live long
know-how

iki şarkı da ayrı ayrı candır bu arada. aslında albüm genel olarak güzel. hatta grup çoğoş, gruptan kaynaklanıyo güzellik. evet böyle.





sağ üstte bi anket var. sevilmeyen, istenmeyen bi konuda yazmayım diye iliştirdim onu oraya. şimdilik pek öyle tiksinilen bi konu yok gibi duruyo. ya da üzülmeyim diye her konuda yazsın dediler, bilmiyorum.
istemediğiniz bi konu varsa orda işaretleyebilirsiniz. bunların dışında bi şey varsa yorumun kıyısına köşesine not düşerseniz bi daha o konuyu yazan barnahlarım daş olsun! (şaka, olmasın)






bugün acayip kararlıyım, kütüpaanede deli gibi çalışçam. gerekirse sabahlıcam! (not: şu ana kadar bi kere bile baştan haber verip gerçekleştiremedim bu eylemi. taa 2 sene önce yapmıştım sadece, onda da kendiliğinden olmuştu)






yemekhanede elma olduğu her gün o elmayı yanıma alıp yolda yiyorum. oturup yemeyi sevmesem de yolda elmayı kemirme aşkı var. bugün bi arkadaşım "ne zaman görsem elma yiyosun. pamk prenses gibisin" dedi. pamuk prensesle bağlantıyı kuramayıp hikayeyi okudum.
bildiğin gugıla pamuk prenses hikaye yazdım aradım. bunu 10 sene sonra çocuğumla yapmam gerekiyodu sanırım, biraz erken oldu. neyse, orda minik bi yerde elma geçiyomuş.

--------spoiler-------
cadı bu hanım kızımızı zehirlemek için vermiş.
--------spoiler-------

nerden geldi aklına orası bilmiyorum. kırk yıl düşünsem elmayla pamuk prensesi bağlayamazdım birbirine.
(kaldı ki neden bağlayım, neden 40 yıl sırf bunu düşüneyim)

15 Aralık 2011 Perşembe

son kez ortodonti

bugün sınavda cevabı bolton analizi olan soruyu önce bolton yazarak doğru cevaplayıp, ardından yok yeaa öbürüydü heralde diyerek hans nielsen yazan aklıma osurayım. aklımda öyle bi şey kalmış ama yarım yamalak kalmış, hans nielsen değil, hays-nance yazılır kendileri.
yanlış cevabı yanlış yazdığım için iki negatif birbirini götürerek pozitif olur mu diye düşündüm ama olmaz heralde.


tanıştırayım; hans nielsen. hadi amcalara meraba de hans


GoGnSn ile geçen koca bi senenin ardından bütün sefalometrik oranları yazıp bunu unutmam ayrı bi yetenek ister. he tüm bu aptalötesi hatalarıma rağmen 70 sınırını geçiyo gibi görünmemse yeteneğin allahıdır artık.
kolay soruları yapmam ben mesajı vermiş oldum böylece hocalara.

daha da ortodontiyle alaklı yazmam.

14 Aralık 2011 Çarşamba

online ortodonti dersi / bölüm-1

intrüzyona sebep olan etkenleri yazınız
- küçük boyutlu dişlerin uzun süreli bodyli hareketi
- erişkin hastalarda anterior dişlere aşırı edgewise torque
- molarların distal tippingi

kusura bakma ama gluteal bölgenden fuck you. türkçe, ingilizce, latince birleşip beynimin bütün kıvrımlarını siktiniz yemin ediyorum.

ortodontiye saatler kala...

bugün ders çalışmayı tanımlayan yeni bi şey duydum. 'cayır cayır ders çalışmak'
sınıf olarak yaratıcılığımız üstümüzde zaten. düzgün davranan insan görememeye başladım. bunların hepsi yarınki ortodonti sınavının etkileri. beynimiz uyuştu.
şimdiye kadar nerdeyse hiç yapmadığım bi şey yapıp bütün yazıyı sınıftan konuşmalarla doldurcam.

çalışmayan1- adamlar cayır cayır ders çalışıyolar
çalışmayan2- bunlarla aynı sınava mı gircez biz şimdi? hiçbi dediklerini anlamıyorum lan ben
calışan1- oha daha 45 dakika mı çalışmışız? 10 saat gibi geldi bana
çalışan2- iyi çalıştık ama
gökan- yalnız itiraf edelim güzel çalıştık. çok temiz oldu



sınıfın içinde seksek oynayıp hızını alamayan, bunun üzerine koridora çıkıp oyunlarına devam eden insanlar gördüm.



en pisini sona koydum. terbiye sınırları düşük olanlar devam etmeyebilir

13 Aralık 2011 Salı

gökan kütüpaaneden bildiriyor

tam çalıştığım ortodontiden bi şeyler anlamaya başlamştım ki, yanıma oturan insan bütün ciddi çalışma dalgamın içine osurdu.

sırayla gidelim, önce anlama aşaması.
ortodontide kemik gelişimi konusuna çalışıyorum. bi zamanlar endokondral, epifiz plağı, periosteum, kartilaj, intramembranöz hepsi birbirine girmişti. bugün hepsini bi güzel birbirine bağlayıp bütün sistemi çözmüş bulunmaktayım.
okuduğum her cümlede aha şu tip belirdi suratımda
sınava 2 gün kala göt korkusundan beynim çalışmaya başladı. 20 sayfalık yeri 1 haftadır anlamıyodum, sinir basmıştı. sonunda anladım kendilerini, mutluluk doldum.


neyse efenim, ben böyle mutlu mesut çalışırken dedim bu 'ay siğ va'çu did deağ' memesini paylaşayım. meme diyince o içinden süt çıkan yer aklınıza gelmesin, tanımını yapıştırmak isterdim buraya ama kütüpaane bilgisayarında meme yazınca "kütüpaane bişiy bişiyi bu kelimeye izin vermiyor" diye bi yazı çıkıyo. sanki milletin içinde porno açıyoruz! sinir geldi bak.
durumlar karşısında verilen tepkinin görsel boyutu diye açıklayım, yetersiz de olsa bi tanım olsun. 9gag'ten başka kullanıldığı bi yer var mı bilmiyorum.

konumuz bu değildi zaten, niye bu kadar dallandırıp budaklandırdım ki?
işte bu memeyi paylaşçaktım, dedim yurda gidince yazarım yazıyı ama dayanamadım geldim. neden?
yurtta yazma kararımdan sonra yukarı çıktım (amaç: ders çalışmak), masama yönelmişken bi kız gördüm, yanıma oturcak son hazırlıklarını yapıyo. burdaki kız kelimesi önemli (ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum. hayır, sapık değilim).
biz XY kromozomlular yaklaşık yarım dakikada bütün kaynaklarımızı masaya dizip çalışmaya hazır duruma geçebiliriz. ama bu arkadaş montunu astıktan sonra 5 dakika boyunca hazırlandı!
kitap defter çıkarma aşaması hariç bi de. o aşamada yoktum ben.

önce bi kolları sıyırdı.eline krem mi ne bi şeyler sürdü tam göremedim. daha sonra sandalyesini uygun pozisyona getirip kaynaklarını düzgün bi şekilde yerleştirdi.
kıyafetinin kolları tekrar bileğine geldi heralde tekrar bi sıyırdı kolunu. elini yine ovuşturmaya başladı ki bu seferki amacını bilmiyorum. derin bi nefes alıp ellerini masaya koydu.
heh dedim, başlıyo. yok anam nerdeee?
konumunu beğenmeyip sandalyesini tekrar düzeltti, kolunu yine masaya koyup pozisyonunu kontrol etti ve memnun oldu.
derin nefesini tekrar alıp 3. defa kollarını sıyırdı. tam o anda elime makas alıp kesesim geldi kıyafetinin kolunu. tamam lan başla artık 3 kere kolunu sıyırdın!
kaynaklarını eşeleyip istediği notu buldu ve son kez derin nefesini alıp kalemini eline geçirdi ve ben tam rahatladım zannederken asıl kabus başladı.

KIZ YAZI YAZARKEN RESMEN MASA SALLANIYOR!!!
breh breh breh çiviyle mi yazıyosun beynamaz, o nası bi hunharlıktır öyle?!
daha fazla bastırmalıyım. daha fazla, daha fazla, DAHA FAZLA!!!!!!! modunda masayı delercesine yazı yazıyo arkadaş. önümdeki not bi sağa gidiyo bi sola gidiyo yazdığı her harfle. bi ara uzun bi cümle yazdı heralde, kafamı nottan kaldırınca sağ-sol-sağ-sol-sağ-sol yapmaya alışmış gözüm titrek titrek bakıyodu etrafa.
sen yine hazırlan. 40 kere de kolunu sıyırsan en ufak bi şikayetim olmaz. yeter ki kitabını defterini kazıma yavrucum. bak şimdi yukarı gelicem, o masa yine sallanıyosa kan çıkarana kadar vururum ağzına yüzüne. (vurmam, şakalak yaptım)

11 Aralık 2011 Pazar

I [kalp] pijamalarım

bugün pijamalarımı yıkayım bi ded... yok aslında böyle olmadı. cuma günü pijamalarımı yıkayım bi dedim. merdivenlerde aklımdayken zemin kata inince çamaşır listesine adımı yazmayı unuttum. akşam baktığımda liste dolmuştu. (başta vermem gereken bilgi: çamaşır makinelerini kullanmak için önce bi listeye isim yazıyoruz, hangi saate yazdıysak o saatte kullanabiliyoruz)

neyse cumartesi yıkarım dedim ama cumartesi camış gibi 12'ye kadar yattığım için liste yine dolmuştu. boş olarak sadece 2 numaralı makine vardı ki merdaneli çamaşır makineleri daha teknolojiktir ondan. 1914 yılında alman imparatorluğunun yardımları arasında gelmiş.

ve bugün büyük gün! sabah 10'da kalkıp listeye adımı yazdım, 6 numaralı makineyi almanın mutluluğuyla kahvaltımı yapmaya gittim (6 numaraysa uzak mekiği gibi bişiy). saat 18:00'da makine benimdi.

iki tane pijamam var, ikisi de pis şu anda. giycek başka bi şeyim kalmadı. bikaç tane de günlük kıyafetimi yıkayım dedim, başladım poşete doldurmaya.
fazla eşyam yoktu zaten, rahat rahat indirdim aşşaa, uzay mekiğimi çalıştırdım ve çıktım yukarı.
kapıdan girer girmez 2 tane fıstık yeşili pijamam yatağın üstüne oturmuş bana el sallıyodu. artık kafam nerdeyse trafik ekiplerini yeşilinden ve onun kadar BURDAYIM! diye bağıran, sırf o ikisini yıkamak için koca makineyi kiraladığım pijamalarımı unutmuştum odada.
koşa koşa aşşaa inip makineyi durdurup onları da yıkayabilirdim ama tekrar 4 kat merdiven çıkmayı dötüm yemedi. başka bi şey bulurum heralde giymelik.





bugün erken kalktım demiştim ya, heh kütüpaaneye gittim. ders çalışma aşkıyla dolup tedaviyi bitirme kararlılığyla masama oturdum. ama keşke saatler 13:28'i gösterirken kafamı kaldırmasaydım. böylece karşı masada bana bakarak burnunu karıştıran insanı görmezdim.
adam resmen gözümün içine baka baka burnunu karıştıyodu yaa!
tamam ben de karıştırmayı severim ama kütüpaanede yapmam o işi


psikolojim bozuldu, tedaviyi bitirir bitirmez ortodontiye bakmadan kaçtım ordan. hala gözümün önünde burnu, parmakları ve bana odaklanmış gözleri.
nasıl etkilendiysem 4 saattir ders çalışmıyorum. dünkü afrika yerel dansı eşliğinde yaptığım onca büyüyü bi parmak hamlesiyle bozdu adam. the spell breaker adını taktım kendisine.



günler sonra gelen ekleme

bu yazının linki feysbukta veriliyo, ağzımı burnumu kırma planları yapılmıyodur umarım. korkutmayın lan akşam akşam.

10 Aralık 2011 Cumartesi

3. defa ararsan ilk cümleni bitirmene fırsat vermem

şimdi beni arayan bi adamla telefon konuşmam

-hayırlı geceler sevgili kardeşim ercan
-yanlış numara
-he pardon. kiminle görüşüyorum ben
-gökan
-hayırlı geceler

aradan 1 dakika geçmeden

-hayırlı geceler sevgili kardeşim ercan (otomatiğe bağlamış)
-yine aynı numara
-866. pardon 836'yı aramışım ben başka num...
-yakşamlar -dıt-





ruhsuzsun diyolardı da baktım şimdi, hakikaten odun gibi konuşmuşum.

yemek getiren adamla da tek kelime konuşmadan anlaşmıştım bu akşam.

-germeç piliç di mi?
-hıhı
-bi döner bi ezme?
- -kafa sallama-
-6 lira kardeşim
- -parayı ver-
-afiyet olsun
- - hafif gülümseyip kafayı yavaşça eğ-

yakşamlar deseydim keşke. dersten yeni kalkmıştım, ondan oldu galiba.

yine ankara

insanın canı sıkılırken ankarayı daha bi seviyo. tam böyle zamanlar için inşa edilmiş bi şehir. sıkıntın mı var, koş ankaraya! adamlar ruhuna uyum sağlasın diye bilmemkaç milyon nüfuslu şehir yapmışlar arkadaşım niye tek başına sıkılasın ki?

bak mesela eskişehire gittiğimde bi mutluluk geliyo. millet mutlu orda. burda da mutlular belki ama ankaranın varoluş amacına saygısızlık olmasın diye asık kuratla dolaşıyo olabilirler. bana öyle bi bildirim yapılmadı henüz, üyelik aşamasındayım. ilerde söylerler belki bu büyük sırrı.



şu videoda 4:53'te olaya girip 5:07'e kadar girmeye devam eden bol ışıklı bi alan var ya, heh orası hacettepe işte. kırmızı tepeli yer ankara tıp, orası yok.

hatta burdan aldığım fotoğrafla günlük hayatımı koyayım


tıklarsanız büyür, kocaman olur


hafta sonları ders çalışmaya karşı gelen nefretimi uzaklaştırmak için afrika yerel dansları eşliğinde üzerimde büyü yapıyorum. bi haftaya kadar buralara bi şey yazmassam polisi falan arayın da cesedim çürümesin. elim yüzüm düzgün bulunayım.
büyü müyü sakat iş çünkü.

eeeliiiyaaaaa hööleeeeyy
tumbambaaaa holiiiiiyaaa...


OHA NANA BULUKU MU LAN ORDAKİ!?!?

9 Aralık 2011 Cuma

dengesiz havana senin...

dün camdan bakmadan lök diye yurttan çıktığım için çoğoş bi yağmurun altında spor ayakkabılarımla dımdızlak kalmıştım. tek değildim neyse ki, bana eşlik eden düşük zeka seviyeli insanlara bakıp içimden "ahah yağmurda giydiği ayakkabıya bak" diyebiliyodum kendi ayağımdakilere bakmadan.

bugün akıllandım, yağmur falan var mı diye bakıp çıktım. pencereyi açma gereği duymuyorum çünkü hep soğuk oluyo sabahları.
keşke açsaydım.
haber sitesinde gördüğüm 'kar geliyor' haberinin yine spor ayakkabılarım ayağımdayken doğru olduğunu anlamazdım. minik minik yağıyodu da pek bi etki etmedi. aslında hiç etmedi.

saat 10 gibi falan coştu biraz, 12'de arabaların üstünde bile yoktu. erimişti hepsi.
ankara senin dengesiz hava durumuna kurbaney. havalar yarı soğuk - yarı sıcakken dört mevsim giyinen insanlar oluyo dışarda. bi tarafta kolsuz, öbür tarafta hırka. canını yidiğim...




tedavi labında uzun bi aradan sonra erken çıkışımı yaptım. mutluyum, eskiye döndüm. 5 dakika erken çıktım sadece ama olsun, sembolik de olsa tek erken çıkan bendim.
hatta nasıl kendime güvendiysem "şu dolguyu biraz indir" diyen asistana "indirdim, gidiyorum ben" dedim. lan hayvan! kendi kendine onay veriyosun. becerememişin ki düzelt denmiş.

gün boyunca genel olarak bi güven vardı ve o güveni kırmak için biraz debelleştik.
sürdüğüm bi maddeyi göstermek için peşinden koşuyorum asistanın.
g- bondu göstermesem olur mu? devam edeyim
a- hayır bakıcam
g- tamam (dudağı hafif ye)
----5 dakika sonra----
g- hocam gelmiyo musunuz
a- gelcem birazdan
g- ya devam edeyim işte. onay verceksiniz zaten (tam sopalıktım burda)
a- önce bakçam
----bikaç dakika sonra, yanımdaki masaya kadar geldi asistan----
g- ben de göstercektim
a- (dişe bakmadan) tamam devam edebilirsin sen
g- ...

beyin fonksiyonlarım durdu tam bu anda. 10 dakikadan beri göstermek için bekliyodum ben.
sinirden kolumu ısırdım zaten onu diyince. ehe ehe diye gülüyodu kendileri, ben de güldüm sonradan.

bi dişe de 4 verdi bugün pek bi kendinden eminsin sen diye. normalde olay çıkartırdım 4 aldığımda ama tamam, verin diyip dolguma döndüm bu sefer. hafif bi göt kalkıklığı sezdim kendimde, sonu pek iyi görünmüyo.
(o dişe ben olsam 3 bile vermezdim)

7 Aralık 2011 Çarşamba

yıllar sonra oturup maç seyrettim

takım tutmayan bi insan olmama rağmen sırf cümbüş var diye arkadaşların odaya gidip maç seyrettim. eğlenceliymiş ha.

en çok koyan da ayık kafa yapımı koruma isteğim oldu. sonuçta maç bitiminde ortodonti sınavına çalışçaktım. elimden 30 tane bira geçse de birini kendi ağzıma sürmedim.
neden? ortodonti yüzünden değil. kendi kırmızımı alıp gittim. in kırmızı, we trust. tabi abartmadan, hem ayık kafa yapısını koruyup hem ortama uyarak gayet güzel dengeledim.

maçımı da izlerim
gırmızımı da içerim
maç sonunda balkonda 15 dakika boğaz da patlatırım
a ve b bloklarına küfür de ederim
bloga yazı da yazarım
sınavıma da çalışırım


o son maddeyi yapmak en sıkıcı aşama sanırım şu anda. bi tezahürat yapan olsa da pencereden sarkıp eşlik etsem...

radyoloji, kırmızı vosvosum falan

breh breh breh... bugün radyoloji sınavında yardırdım da geldim. 70 üstü yetmesine rağmen alan derslerinden şu ana kadar aldığım en yüksek notu almaya doğru gidiyorum.

boşuna o kadar çalışmışım. yarısı kadar çalışsam da 70 hedefimi tuttururdum, diğer sınavlara az çalışmış olcam bunun yüzünden. neyse moral bozmayalım.



kırmızı vosvosumu aldım. buraya yazmamıştım ama 2 yorumda "gördüm, alıcam" demiştim. bi de taaa uzun uzun zaman öncesinden  (2 ağustos) "kırmızısı benim olmalı!" diye yorum yapmıştım. bu pazartesi benim oldu.
kütüphanede masama koydum, mutluluk doldum ona baktıkça.

hatta futrafını da koyayım.
seviyorum olum seni

biraz büyük görünüyo ama bi avcuma parmaklarımı da kullanırsam 3 tanesini sığdırabilirim. ellerimin kürek gibi olmasında  kaynaklanmıyo bu, M eldiven bile bol geliyo diyim, önce avuç daha sonra da arabanın boyutunu düşünün.
biraz daha büyüğü vardı ama gereksiz bi büyüklüğe sahipti kendileri.



yağmur yağmasaydı da ankamall seferi düzenleseydim bi. duş jelimin bitmesinden mütevellit 1 haftadır el sabunuyla yıkanıyorum. daha az köpürmesi hariç pek bi fark göremedim ben, o sorunu da sabun miktarını biraz daha arttırarak çözdüm.
yağmur yağmayaydı gidip bütün duş jellerini koklardım oralarda. sonra gider en ucuzunu alırdım ama olsun, koklamak önemli benim için.

4 Aralık 2011 Pazar

minnacık yazı

radyoloji, bi zamanlar seni sevsem de sınav yaklaştıkça tiksinmeye başladım.
öyle ki karanlık odaya dalıp şakır şakıp flaşla fotoğraf çekerek bütün filmlerinizi yakasım var.




canım deli gibi çorba istedi, hazır çorbalarımdan birini yapmaya karar verdim. son kullanma tarihine bakıyorum, hiçbi yerinde yazmıyo paketin. çok büyük bi risk alarak yaptım, tadı iyiydi.

yarısını içtikten sonra gördüm. minnacık yere ŞEFFAF OLARAK(!) yazmışlar. böyle basınçla yapmışar heralde, içeri göçüklük var.
3 hafta kalmış son kullanma tarihine, 3 ay geçse bile sorun çıkıcaanı sanmıyorum. kuru gıda sonuçta.

3 Aralık 2011 Cumartesi

aşama aşama sabahlama (sabah sabah seda sayan gibi oldu)

dün geceki yazımda sabahlama aşamalarımı yazıcamı söylemiştim. ara ara notlar alarak bugün yayınlamak üzere deftere yazdım.


00.05
çikiletalardan vazgeçtim, yarım piliç söyledim kendime. pilavla salata a yanında geliyo. insan gibi bi şeyler yicem en azından

00.40
yaşasın yemek yemeeeeek!!!

01.33
tam bir hayvana yakışır biçimde yedim yemeğimi. arkadan beethoven çalmakta belki beynim çalışır diye ama bi yararını göremedim henüz

01:48
uykum geldi. uyumalıyım. eskiden böyle miydim ben, ah o eski zamanlar...




evet efenim görebileceğiniz üzere caymışım uyumama planımdan.
karnım doyunca bi ağırlık çöktü, üzerine bi de müzük ve yorgan altında çalışmak gelince çok pis uyku bastırdı.
yorgan altı dediysem sandalyemi yatağın kenarına çektim, ayaklarımı uzattım yatağın üstüne, yorganla da örttüm, mis gibi oldu.

dünkü çalışamamayı bugün telafi etmek için derse ışınlanayım ben en iyisi.

2 Aralık 2011 Cuma

arbeit macht frei


zamanında ilk sabahlamamı yapmış, fizyoloji vizesi için -histoloji vizesi öncesi konular yetişmemiş olmasına rağmen "uyku önemli uyku!" diyip yatağa giren insan ben- hayatımda bi ilki gerçekleştirip sabahlamıştım. gerçi sabah odada sandalyenin üstünde uyumuştum ama olsun. uyandırmasalardı sınavı kaçırırdım, o da var tabi.
heh, bugün ikinci defa yapıcam bu olayı.

besin stoğumun düşük olması beni biraz rahatsız etse de su ve kahve kaynaklarımın bol olması sevindirici bi gelişme.
4 parmak ekmek
1/2 paket fındıklı ikram
1 paket kakaolu ikram
1 paket kakaolu çay keyfi
~400 gr kahvaltılık çokokrem (ekmeksiz naabayım olum ben bunu?)
2 avuç fındık
ohaaaaaaa çekmecemce çikileta varmış lan bissürü!!!!!!

vaş vaş vaş sayalım bakalım
1 havuçlu tarçınlı dankek (ölürüm)
2 crunch
1 nestle gofret
1 albeni
3 tane de bikaç hafta öncesinden kalma mısır ve pirinç patlağı (attım çöpe)
4 tane hazır çorba
2 portakal


geceyi geçtim, yarın bütün günü bile çıkartır bunlar. yiyecekler de hazır olduğuna göre başayabiliriz sanırım.
arkadan da uyanık tutucu müzükler açarsak eğer tam olur. oda arkadaşım yok nasılsa odada, arkadan çalsın güzel güzel.
arkadaşla başlıcaz, gerisini gogol bordello getirsin. bu şarkıyla fizik çalışmak isterdim gerçi ama olsun.


o zaman ne diyoruz?


Arbeit Macht Frei!!!

Sitcom'unu Çek, Muhteşem Ödülleri Kazanma Şansını Yakala!





Hürriyet Kampüs’ten bol ödüllü online sitcom yarışması: “2Faces Kısa Sitcom Yarışması” başladı!
Hürriyet Kampüs, üniversitelileri yılın en eğlenceli, bol ödüllü ve en yaratıcı yarışmasına davet ediyor. “Şu kampüs hayatı tam bi’film… Ve bunu sadece ‘çok çekenler’ bilir” sloganıyla yola çıkan 2Faces Kısa Sitcom Yarışması, bugüne kadar gerçekleşen kısa film yarışmalarından farklı olarak kampüs hayatının unutulmaz anlarının online anlatılacağı bir yarışma olarak hayata geçecek.

Dört bölümlük “2Faces Kısa Sitcom Yarışması”nın birinci bölüm konusu: “Kampüste 5 kuruşsuz olmana rağmen-5.000 kuruşluk yaşayabilmenin yolları”… Yarışmaya katılmak isteyen üniversite öğrencileri kendilerinin oynayıp yönetecekleri 120 saniyeyi geçmeyen “sitcom-durum komedilerini” gerçek kimlik bilgileri ile hurriyetkampus.com sitesine yükleyecekler. Yarışma dört bölümden oluşacak ve her bölümde jüri tarafından belirlenecek ilk 30 eser, hurriyetkampus.com’da yayınlanacak. En çok oyu alarak ilk 3 sıraya girenler çeşitli ödüller kazanacaklar ve dört bölüm sonunda yapılacak finallere katılarak muhteşem ödüller kazanma şansını da elde edecekler. Üniversite öğrencileri, 2Faces Kısa Sitcom Yarışması’nın ilk bölümüne 28 Kasım-18 Aralık tarihleri arasında başvurabilecekler. Yarışmacıların birden fazla eserle katılabilecekleri birinci bölümde ilk 30′a giremeyen yarışmacılar diğer bölümlere de katılabilecekler. Yarışmanın birinci etabının sonucu 3 Ocak 2012′de açıklanacak. Öğrenciler, yarışma ile ilgili tüm detaylara hurriyetkampus.com, facebook.com/hurriyetkampus sayfalarından ulaşabilirler.

Her etap için ödüller;  hepsiburada.com’dan birinciye 500 TL, ikinciye 300 TL ve üçüncüye de 150 TL’lik hediye çeki. Etap ödülleri yetmiyormuş gibi, bir de büyük finallerde ilk 3 yarışmacıya verilecek ‘dudak uçuğuna sebep’ hediyeleri var...
Yarışmaya katılmak ve muhteşem hediyelere sahip olmak için:
hurriyetkampus.com
hurriyetkampus.com/kampusten-2faces-kisa-sitcom-yarismasi
hurriyetkampus.com/2faces






Bir bumads advertorial içeriğidir.