31 Mayıs 2011 Salı

inat ettim, bitirdim. viii aaar dı çeympiınnsss

bugün yemekhanede ilk defa tepsimdeki bütün tabaklarım boştu. 2 seneden beri şu okuldayım, şimdiye kadar 1 kere tamamen bitirememiştim yemeğimi, aldığım yemeğin yarısı çöpe gidiyodu. ta ki bugüne kadar.

şimdi normal zamanda yemeğimi bitirmiş gidiyorum (yemeklerin yarısı hala duruyo), yanımdan cücük kadar kızlar geçiyo, hepsini yemişler!
tamam cüsseli bi insan değilim ama onlara göre 3 avantajım var. 1.74 boyum var, onlarda 1,60 anca vardır. ben 55 kiloyum, onlar 45 falan (evet, kaldırdım ölçtüm). bi de cinsiyetten avantajım var, erkeklerin metabolizması kızlara göre daha hızlıdır genel olarak.
yani burda favori gösterilmesi gereken benim, ama kızlar utanmasalar tabakta kalanı ekmekle sıyırana kadar yiyolar.
bi gün birini çevirip "arkadaşım nerenize yiyosunuz?" diye sorucam ama kollarına astıkları 'bavullardan' korkuyorum. çanta dediğin normal ölçülerde bi şey olur, arkadaşlar 19 litrelik damacanayı içine alabilcek kadar çanta taşıyolar. onu kafama bi geçirse 7 dikişlik yarık açılır orda.
neyse konuyu bavulla damacanayla dağıtmadan orijin noktamıza dönüyoruz.


ama bugün ne oldu?
gökan da bütün tabaklarını bitirip gururla kirlilerin olduğu yere götürdü. yanımda bi izbandut vardı, bezelyesinin birazını yiyememiş. kendisine küçümseyen bi bakış atıp kaçtım (burdaki kaçmak bulunulan yerden karizmatik ayrılış değil, o bakıştan sonra herifin kıllanıp dalma ihtimaline karşı koşar adımlarla ortamı terk etmek).

ben böyle gerine gerine elimde tepsiyle gidiyorum ama kimse bilmiyo ki hırkamın cebinde koskoca 2 tane börek var. evet, böreklerimi yiyemedim.
sabahtan beri açım, yurtta yicek bişi olmadıı için kıvrandım durdum açımaçımaçımaçım diye, önümde yemekleri görünce doydum.
ama çorbamı, bezelyemi, kompostomu bitirdim. kompostonun da kayısılarını yemedim ama doyduğum için değil, kayısı sevmem ben.




evet, 10 dakikadır yazıya bi son düşündüm ama bulamadım. konuyu nası bi yere çektiysem, mümkün değil sonuç aşamasına gelemiyorum. neyse böyle bırakçam artık.

29 Mayıs 2011 Pazar

küüüçük göökan küüçük gökan kuyruuğun neredeee? sana ne ulan it!

geçen gün saçlarımı kestirdim. çok uzun değillerdi gerçi ama yaza girmeden alnımı cümle aleme gösterebilmek için gitti saçlarımın %50'si.
hala kısa değil aslında. 2 parmaktan biraz daha uzun. neyse konu saçlarım değil zaten, kestirdikten sonraki halim.

20 yaşını doldurmasına 12 gün kalmış bi birey olmama rağmen hala liseye yeni başlayan öörenciler gibi dolaşıyorum etrafta. ortaokulludan uzun, lise 3 öğrencisinden küçük.
iyi bi şey gibi görünse de pek o kadar değil efendim.

bi kere sizi takmıyolar. iş bitirici adam imajı sıfır.
her gün 2 gazete okuyan, yetmeyip üstüne yorumları da okuyan biri olmama rağmen kültürsüz zannediliyorum tipime bakılıp. halbuki konuşmaya başlayınca karşımdakini rahat bi şekilde susturabilirim.
evet kendimi övmeyi bitirdikten sonra neden bu kadar küçük gösterdiimi anlatçam.


bi kere en önemli etken sakal.
sakallarım hala çıkmıyo. tek tük derebeylikler halinde bulunuyolar suratımda. bıyık desen sakaldan beter. ne tam çıkıyo, ne çıkmıyo. ortada takılıyo.
10 gün sakalları yontmazsam sakallı bi insan olduğum fark ediliyo ama. böyle siyah siyah belirmeye başlıyolar suratımda.


başka bi etken sivilceler.
hala alnımda minik minik pütürükler var. sivilce diyorum ben onlara. 14 yaşımdan beri ordalar, uzun bi süre daha beraber yaşıcaz sanırım kendileriyle.
bu pütürükler için maske yapıp dolaşıyorum bazen yurtta. koridorda falan millet tip tip bakıyo suratıma. savaş boyamı sürdüm diyip geçiyorum yanlarından.


saygı.
efendim çok saygılı bi insanım. burda göt, bok gibi kelimeler yazsam da sokakta böyle şeyleri kesinlikle söylemem, kameralarara oynarım sokakta. iyyayle çocuğu nasıl olur gösteriyorum.
mesela bi yere girince meraba :) yaparım.
bazen bulunduğum yere gelip "selamun aleyküm" derler, ben yine "meraba :)" derim. bi gün bu yüzden temiz bi sopa yiceemi düşünüyorum.
olur da bi gün bu sebepten pis bi dayak yersem ertesi gün selam verenlere şalom alehem diyip dayanma sınırımı ölçücem. bakalım kaç yumruktan sonra ölüyorum.



diğer sebep ses. hani yeni ergenlerin sesinde bi çatlama olur ya, bende hala etkilerini gösteriyo o. eskisi kadar değil tabi ama bu yaşıma geldim, hala oturmuş bi sesim yok.
ama olur da hasta olursam çok davudi bi sesim oluyo. dinleyip dinleyip kendimden geçiyorum.


giysi.
geçen seneye kadar waikikinin çocuk reyonundan giyiniyodum diyip susuyorum.


minyonluk.
en son aldığım eşofman 14 yaş için. en son pantolon 15 yaş.
55 kilo olduğumu düşündüğünde kavgalarda en kolay hedef olduğumu anlayabilirsin.


sürekli suratımda olan :D ifadesi.
her boka gülme yeteneğim var. bu özelliimi seviyorum aslında.
gülmek iyidir, ömrü uzatır.



tüm bu sebeplerden ötürü hala üniversiteye gittiğime inandıramıyorum insanları. lan illa çıkarıp cilt cilt kitapları mı göstereyim al okuyom işte okuyom diye?

28 Mayıs 2011 Cumartesi

ne biçim yağdı öyle

bugün ankarada ne biçim dolu yağdı lan. dolu dolu yağdı böyle.





bak mesela bu yerde gördüğün kar değil, dolu.





burda da yerlerin beyazlaşma aşaması var.


başta hava güzeldi, hiçbi belirti yoktu. bi anda her taraftan takut tukur sesler gelmeye başladı. ben nooluyoz lan diye tırsmış bi vaziyette sağıma soluma bakarken mutfaktan cama koşun talimatı geldi. ev patlıcak, bi dahaki talimatla da aşşaa atlıcaz galiba derken dışarı bi baktım...
oha, tanrılar misket oynuyodu yukarda. bulutların üstünden kayanlar da dünyaya düşüyodu.
eminim çok eğleniyolardır.

bir odun olarak gökan

romantik filmleri hiç sevemedim.
iki insanın ilişkisinden bize ne allasen. tamam, gençler birbirini görmüş beğermiş. bize de bok yemek düşer afedersin.

ama üzerimize düşeni yapmayıp gidip "aaiiy ne kadaaar romantiiik. sen bana hiç böyle şeyler yapmıyosun hayri" diye muhabbetlere giriyoruz. yapmayın şöyle.
dün mesela incir reçeli diye bişi seerettim 2 kuzenimle. evet, ikisi de kız. şimdi adamla kadın oturmuşlar böyle (adamla eşek otursa aynı şekilde daha yaratıcı olurdu), etrafta ben diyim 300, sen de 400 mum var. ama demeni tavsiye etmem, 400 tane yoktur orda. neyse, şimdi 2 kuzenle konuşmama bakalım.

kuzen (16): aaiiy ne güzeeel
gökan (20 -15 gün): şimdi o mumları söndürürken ev ne pis kokar ha. 4 gün havalandırsan yine de gitmez o koku
kuzen (20 + 2 ay): ay valla odunsun sen gökan

ya şimdi haksız mıyım?
sen o kadar mumu söndürürsen o eve 2 hafta girilmez arkadaşım. doğum günlerinde bile çük kadar mumlar odanın havasını nası mahvediyo di mi? şimdi bi de ordaki 300 mumu (400 değil) düşün.
heh işte, romantik falan değil adam. bildiğin düşüncesiz.




eternal sunshine of the spotless mind hakkında fikrimi yazmak isterdim ama filmi anlamadım. adama unutturmaya falan çalışıyolardı, sokakta koşup aynı yere geliyodu falan öyle bi filmdi.
bu arada filmin adını copy-paste yapmadım, nası yazıldığını biliyorum. okuyabilirim bile.



p.s. i love you vardı bi de.
adam nalları dikmiş, kadın hala adamın kendine bıraktığı mektupları bekliyo. hayır arkadaşım ölüp gitmişin, ne artistik peşinde koşuyosun daha? mezarında çürüyüp vıcık vıcık kıvama gelmişin, hala bi mektup, bi süpriz. bırak bunları.
gerçi filmin sonunda göt olmuştum ama yazmayım şimdi. seyretmeyenler varsa küfretmesinler.


efenim kısaca romantik filmler boktur.
XX kromozomona sahip türdaşlarım bu filmlerle mutlu olabilirler ama kendimin de içinde bulunduğu XY kromozomlu insanlar için çıtayı yükseltmekten başka bi işe yaramaz bunlar.
bi filmde de kadınlar erkeklerin yoluna gül döksünler. bi gün de onlar 50 lira verip bi buket çiçek alsınlar bize.
ya da ne bileyim sevgilim bi gün gelip "al canım benim, bu core duo 2 t9400, 2.53 ghz işlemciyi sana aldım" demez. tamam böyle bişi denmesi için önce bana canım diye hitap edicek bi XX kromozomlu olması lazım ama olsa da demez.


ama ben derim böyle bi şey.
eski sevgilimle ilk buluşmamız. odun insan ben elimi kolumu sallaya sallaya gittim, karşımdaki insan bana hediye falan almış. vay canına dedim, 2. buluşmaya hazırlıklı gittim.

şimdi erkekler ne alır?
- parfüm (hypnotic poison)
- giymesi için bi şey (hayır iç çamaşırı değil. bildiğimiz giysi)
- güzel, romantik bi film (yoo dostum, çıtayı yükseltmeye hiç niyetim yok)
- çiçek (bi buketi 50 lira)

bunları götürür di mi?
peki ben ne götürdüm ilk hediye olarak?
USB FLASH BELLEK

lan odun! azıcık ince ol, azıcık bi romantik bi şey ol.
yok anam. sen git, kızın eline lök diye usb belleği koy. yine iyi götüme sokmamıştı orda belleği.


diye düşünüyo olabilirsiniz.
hayır, odunum ama o kadar da değil.
o belleğin içinde o zamana kadar paylaştığımız şarkılar, resimler (fotooraf da dahil bu kategoriye), yazılar hepsi vardı. bize ait olan ne varsa koymuştum onun içine.

şimdi ayrıldık, bellek onda kaldı. arayıp geri istesem yüzsüzlük olur mu acaba diye düşünmekten alamıyorum kendimi. 4 gb lan, boru mu?

27 Mayıs 2011 Cuma

her gün aynı gibi lan

hani böyle hayatın durağanlaştığı dönemler vardır ya.
gün içinde yemek yemek, işemek, sıçmak ve uyumak hariç herhangi bi aktiv... heh işte tam o dönemdeyim.

hayati fonksiyonlarımı yerine getirip kalan diğer kısımları sonraya erteliyorum.
mesela uğur gürsoy geldi okula, gitmedim. neden? malım.
ya da son vizeye 3 gün kaldı, çalışmıyorum. neden? e yine aynı sebep.


bu durgunluğun her sene aynı döneme gelmesi sanırım alerjim yüzünden. böyle bi mayışıklık, bi isteksizlik oluyo. deseler ki rusa gidiyoz, gel sana beleş, valla gitmem. öyle bezmiş durumdayım.

kendimi bildiğim 5-6 seneden beri (14 yaşımda başladım ben filmi kaydetmeye. geç kalmış olabilirim biraz) hep aynı dönemler. minik farklılıklar var sadece.

kış: 4-5 kat giyip yürüyen lahana misali dolaşırım etrafta, ama yine ilk hasta olan kişi gökandır. aslında tam hasta değil. kırgınlanan. böyle ııhk yapıp halsizliğimi anlayınca ilaçları üçer beşer yutup kendime geliyorum.

ilkbahar: başlarında o soğuktan sıcağa geçişe ayak uyduramayıp hasta olurum mutlaka. ilaç falan da pek fayda etmez öyle. bi anda ooo ısındı havalar diyip cıbıldanak dolaşırım, ertesi gün ateş 39 derece.
ilbaharın sonlarına doğru da bahar alerjisi dediğimiz, benim hala inatla ve ısrarla testini yaptırmamaya direndiğim döneme girerim. bütün günüm hastanenin içinde geçebilir ama gidip o testi yaptırmam arkadaşım. antihistaminik ilacımı içer, burnumu sile sile dolaşırım bütün gün. hala neye alerjim olduğunu bilmiyorum.

yaz: alerji devam eder. zaten akan burun denizin tuzlu suyunu yiyince iyice ipini koparıp günde 7 litre sıvıyı sümük yoluyla kaybetmeme seper olur.

sonbahar: soğuktan sıcağa geçisi ayarlayamam ve yine mevsimin ilk hasta olan insanı olarak ipi göğüsler yatarım. hasta yatağıma madalya falan vermeye gelirler bazen bravo hiç aksatmıyosunuz diye. ben de kendilerine yıl boyunca biriktirdiğim sümüklü mendillerimden bikaç tanesini hatıra olarak veririm.



tüm bu aşamalarda gökanın üzerinde hep bi kırgınlık olur. ondan sonra tüm aile yok "insan 19 yaşında böyle mi olur?" yok "ah, uh, bi gün enerjik görmedik seni!". e keyfim yok ki ahlayıp uhluyorum. keyfimden mi yatıyom sanki yatakta bütün gün!? tamam arada keyiften de yatıyorum ama nadir oluyo.

ilerde bi gün alerjimin geçip havaya uyum sağlayabildiğim günlerin hayalini kuruyorum. o gün asya kıtasının etrafını halay çekerek dolaşmazsam gelin suratıma tükürün.


not: şaka yapıyorum, tüküreni döverim. bu konuda ciddiyim.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

hacettepe, seviyorum lan seni. bazen ama




pek sevgili okuluma uğur gürsoy gelcek yarın.
aslında okula değil, pek sevgili bölümüme. okulun bu işte pek bi payı yok, diş hekimliği fakültesi becerdi her şeyi.

yalnız uğur gürsoyun da iki yanaandan öpmek istiyorum, adam mezun olduu okulu unutmuyo. işi gücü bırakıp konuşmaya geliyo. efferim uğur takdir ettim.


organizasyonun adı çok kötü bence. çalıştay. çalıştan ne lan, öyle isim mi olur?
öğrenci çalıştayı bi de. lan mnakoyyim çalışmaktan başka ne yapıyoruz ki şu okulda? dinlence de bari. öğrenci dinlencesi. günün anlam ve önemine daha uygun.

bu işte bile resmiyet var. mesela çalıştaya(?) katılcaksan dilekçe falan veriyosun bölüme yarın çalıştaya katılcam, teorik ve pratik derslerden izinli olmak istiyorum diye. bildiğin resmi bi dilekçe yani. bi işiniz de rahat olsun be!

24 Mayıs 2011 Salı

doktura gittim bugün tahlillerimi göstermeye.
kilo alamamam için hiçbi sebep yokmuş aslında. vitamin, tiroit, kan hepsi iyi. kalıtımsaldır muhtemelen dedi.

başka bi sebebi olabilir mi dedim, bağırsak paraziti olabilceeni söyledi. testini bokla yaptıkları için pek istekli diildim teste. kurt ilacı yazdı, varsa gider, yoksa da ilacın yan etkisi yok zaten bi sorun olmaz dedi.
muayene boyunca kadın parazit diyo, ben kurt diyom inatla. sonunda kadın da kurt demeye başlamıştı.
he bi de başka bi konuşmamızı yazayım.

önlükle gitmiştim ben, cebinde bozuk paralar varmış, kalkarken 2 para düştü yere.
g- kahretsin çok zenginim
d- beni paranla satın alamazsın
g- hocam bu parayla değil sizi, sakız bile satın alamam. 10 kuruşla ne alcaksınız?

kadın çok rahat lan. arkadaş gibi konuşuyo.

22 Mayıs 2011 Pazar

son zamanlardaki sakinliğim beni benden alıyo.

mesela bikaç zaman önce terminalde otübüs beklerken karşımda oturan kadın sinir krizi geçirdi. kendini yerden yere attı, millet kaçıştı falan, bende hiçbi tepki yok. öööyle oturmuş bakıyorum kadına. bazıları yardım etmeye çalışıyo, bazıları korkup ağlıyo, gökan yine oturuyo kadının karşısında. yardım falan da etmiyorum. sakinliğim işe yarasa bari ama o da yok işte.


sonra şey oldu. otübüsle bu gelişimde en önde oturuyorum, önümüze bi tır çıktı. biz de bayağı bi hızlı gidiyoruz, vurcak gibiyiz yavaşlayamıyoruz. millet içerde baarıyo, çıılık atıyo, sağa sola falan tutunmaya çalışıyo (bunu yapan muavin) ben tepkisiz bi şekilde hızla yaklaşmakta olduumuz tıra bakıyorum. sonuç olarak tırın ani bi hızlanmasıyla kaza bikaç santimle atlatıldı, bi şey olmadı yani. olan şey benim heyecanlanamamdı.

dedim acaba adrenalin falan mı salgılayamıyorum? hayır.
araba kullanırken geçmeyi hiç sevmediğim bi kavşak var. oraya gelince deli gibi heyecan yapıyorum, demek ki adrenalinde bi sorun yok. zaten adrenalin olmasa çoktan ölürdüm. adrenalin yokluğunda norepinefrinin etkilerini dengeleyen bi hormon olmadıı için kan damarlarımdaki daralmadan ve düşük kan basıncından giderdim heralde.
her sene şampiyonluk kutlamalarında harcanan benzine verilecek parayı bi fona aktarsak marsa uzay insanı gönderen ilk ülke olabilirdik. hayvani benzin harcanıyo lan her sene.


---------------------konu dışı-----------------------------

uzay insanı dedim çünkü hala kendilerine bi isim vermedik. astronot var, kozmonot var, taykonot var, spationaute var. hangisini kullancaanız size kalmış. genellikle astronot diyolar, ben de onu tercih ediyorum. spationaute ne lan?

---------------------konu dışı-----------------------------


bugün var ya tam iddaa oynancak gündü. fenerle trabzonun maçlar garanti zaten. 2 tane de banko yazınca süper kupon olurdu ama üşengeçliime geldi, yoksa oynardım.

iddaa konusunda da deişiim. futbolu sevmem. izlemeyi de oynamayı da. takım falan da tutmam zaten. ama iddaa oynamayı seviyom lan. böyle ha gol oldu ha olucak diye heyecan oluyo. tek sebebi heyecan isteği yani.

mesela balık yemeyi de sevmem. ama tutarım bak. öldürmeyi sevdiğimden falan değil, cani bi herif değilim. mal mal oltanın hareketini beklemek deişik bişi. e işin içinde mallık olunca benim uzmanlık alanıma giriyo direkt olarak. çok güzel mallık yaparım.

diş hek fak


feysbukta diş hek fakın en karizmatik erkeği kimdir diye anket yapmışlar. 8 şık olsa da sadece 4 isim var. dönem 1, 2, 3'ten birer isim çıkarılmış, birinin dönemini bilmiyorum. oylama bunların arasında sürüyo.

peki dönem 2'den çıkan isim kim?
gökhan akkerman
oha dedim adımı orda görünce. adımı kim ekledi bilmiyorum ama pazar pazar mutlulandırdın lan beni.

şu anda 3. olsam da orda olmak bile iyi.
lan yoksa bana oy verenler karizmatiği kerizmatik olarak okumuş olmasın?!

21 Mayıs 2011 Cumartesi

savaşlar yararlıdır da aslında

hastalıım bile zamanını biliyo. seviyorum bünyemi.

protez pratik sınavından 1 gün soora hasta oldum. her bi hücremi tek tek öpesim var sınava beni hasta hasta sokmadıkları için. baş ağrım, ateş, boaz ağrım da mis gibi mesela.
ateşim varsa diğer sorunlar yok, boğazım aarıyosa başım aarmıyo falan, böyle nöbetleşe sikiyolar vücudumu. annem doktura gidelim dese de iğne yapma ihtimalleri olduğu için evde ilaçlarla geçmesini bekliyorum. götüme bi şey sokturmam ben.




konudan tamamen bağımsız bişi dicem şimdi. aslında deminki bağımsızdı konudan. asıl konumuz aha şimdi anlatçaam şey.

zamanımızda erkeklerin sap kalmasının sebebi savaşların bitmesidir. evet, bu iddaamın sonuna kadar arkasındayım.


mesela 500 sene öncesini düşün, savaş çıkıyo hoop 300.000 kişi ölüveriyo. bi hafta sonra başka ülke başkasına saldırıyo, bi 400.000 de ordan gidiyo. ve bunların hepsi erkek.
peki şimdi durum ne? erkekler doğuyo doğuyo, 70 sene bekliyosun ölmesini. onda da tek tek gidiyolar. halbuki savaşta bi anda yüzbinlerce rakip eksiliyo.


zamanında ne güzelmiş. bi adamın 5 tane karısı var. nasıl oldu peki bu? savaşla. erkekler öldü öldü, 1 erkee 5 kadın düştü.
bi de şimdi bak. bugün sokaklarda binlerce sap dolaşıyo. neden? barıştan. erkek nüfusu azalmıyo çünkü bi türlü.


savaşma seviş diyolar bi de. lan dingil savaşmayınca sevişçek insan mı kalıyo bize? yok nato barış gücü, yok birleşmiş milletler, yok ticari ambargo diye diye erkek nüfusunu patlattınız, sonra savaşma seviş. siktir ordan!


hem savaşa gidip geri dönebilirsen bi havan da oluyo. savaştım olum ben, has erkekim diyosun. o 5 kadının yanına 3 kadın daha geliveriyo. bi anda 8 karın oluyo.
ondan sonra hafta boyunca her gece başkasıyla, 1 tane de yedek kulübesinde.


bred pitin, tom krüuzun falan öldüünü düşünsene. erkek kalitesi yerlerde sürünür. mehmet günsur yok mesela. naabacak kızlar? "anam memedim yoksa ben de gökana giderim, naabayım" dicekler. ama gel gör ki dünyamızda bred de var, tom da var, memet de var. e bunlar olunca nooluyo? gökan sap kalıyo.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

bugün protez pratik sınavında öldüm resmen. bu sefer tek değildim, bütün sınıf savaştan çıkmış gibiydi.
öğleden önce gelmeyi planladığım noktanın 45 dakika gerisinde olsam da gün sonunda hedeflediğim yerde, hatta daha da ilersinde bıraktım dişimi.

şimdi sınavda 1 kere gösterme hakkımız var her aşamayı. ben 1. vizede habire göstermiştim hocalarla aram iyi olduu için. bugün yine aynısını yaptım.
hoca bakmam, 1 kere bakıyoz dese de 'sevimli mode - ON' yapıp gösterdim dişlerimi. daha sonra yüzsüzlükle tekrar tekrar gösterdim ama bişi demediler saolsunlar.
bi kere kendi asistanıma gösterirken başka asistan gördü, onla da muhabbet edip durumu kurtardım. protezcilerle muhabbet etmek bile ayrı bi yetenek ister, nazi subayı gibiler kendileri.

bi asistanın ayaanı çiğnedim.
çıkışta ben haldur huldur koşarken bi anda yerden 5-10 cm kadar yükseldiimi fark ettim. kafamı sağa çevirdim, hocanın ayaanın üzerinde yürüyodum. bu insan klinikte öğrencilere, hastalara küfreden birisi. orda açtım aazımı, sıçmasını bekliyorum. canım asistanım "tamam tamam önemli diil" diyip güldü. bütün hücrelerim rahatladı o anda.

aynı asistan beni arkadan tanıdı. lan 2 haftada 1 gidiyoz zaten laba. onda da benim asistanım olma ihtimali 1-6. toplamda 2 kere falan asistanım olmuştur. normalde önden görünce bile çou kişiyi tanımazlarken beni arkadan görüp gökan dedi. üeh diye karşılık verdim içimden.


he bi de protezde bi ilki gerçekleştirdim. ilk defa bi öörenci telefona baktı.
telefon çaldı asistan odasından, asistanlar dışarda. bana biri baardı ordan telefona baksana bi gökan diye. hocam ne dicem ben desem de bak sen, birimizi çaarıyolardır dedi. tamam hocam diyip bakmaya gittim telefona. arkamdan başka asistanın koşup geldiini gördüm, onunla yarışıp açtım hatta. esra hanımı istediler, tamam çaarıyom dedim labda öyle bi insan yok. hocaya verdim en sonunda naapçaamı bilemeyip.
çıkışta hocamın gözünden okunan nooldu lan yarraam ifadesine can kurban. ezdi kadın beni.

17 Mayıs 2011 Salı

bugün sabah kan vermeye gittim. ya da dur, baştan alcam.

dün gece saat 11den sora yemek yememem gerekiyodu. bi günde 100 birim yemek yiyosam bunun 50den fazlasını gece 9dan sonra yediim için o saatten sonra yemeksiz kalmak inanın zordu.
normalde açlığı sorun etmem. ama gece aç kalmak kötü bişi.
neyse, konuyu bölmeden (ki daha bi konu da yok) devam ediyorum. maden yemek yiyemicem, erkenden uyurum diye 12yi geçe yattım.
saatimi 07:30'a kurdum, annem de arıcaktı hatta.

sabah 07:30da telefonumun çalmasıyla uyandım. annem saatten yarım dakika kadar önce davranmıştı. tamam kalkçam diyip saati kurup yattım tekrar.
2. arayışında erken kalkmaya gerek yok diye kalkmadım dedim, yine yattım.
saat çaldı ben 5 dakka sonraya kurdum yattım.
çaldı, 10 dakka sonraya kurdum yattım
çaldı, 5 dakka sonr... oha saat 08:45

mna götüne koyyim diye kalktım yataktan. tamam randevum yok ama saat 10dan sonra medikoya gidersem hastaneye ben götürüyorum kan örneklerimi. o yüzden erken kalkmam lazımdı. kalktım, dişlerimi fırçaladım, mis kokulu gargaramı yaptım, giyinip çıktım.
yolda birine imza atabilir misin yerime diye mesajımı da attım. yok yazılmak kötü bişi çünkü.

medikoya gidip işlemleri yaptıktan ve yanlış odalara girdikten sonra hemşire odasını bulup kan vermek için koltua oturdum.
kanının elindeki iğne iğne değil. 3 numara şiş
lan bi iğne(?)ye bakıyom, bi koluma bakıyom. kolumun çeyreği kadar çapı var hayvanın. sabah sabah ben mi yanlış görüyom diye dikkatli baktım, yok. öyle bi şeyi yanlış görmek mümkün değil, bildiğimiz haroşo örgü için kullanılan şiş.
kadın kolumu bacaamı 2 ters bi düz örcek diye beklerken bişi girdi koluma. iğne değil, çünkü minnacık iğne bile acıtır.
koluma baktım, şişi saplamıştı kadın koluma. ben o hayvani aletin koluma nası bu kadar acısız girdiini düşünürken kadın 3 tüpü koydu karşıma.

tüp boyutlarını tarif edeyim; orta boyu orta parmak kadar bişi. büyük boyu da 2 tane ayak baş parmaa büyüklüünde.
önümde 2 büyük, 1 orta tüp var.
dedim kadın heralde accık accık doldurcak.

büyük tüpü yuvaya koydu, doldurmaya başladı. 4 saniye sonra benim beklediğim doluluğa ulaştı ama kadın kendidnen geçmiş vaziyette kan almaya devam ediyodu. mal herif benim beklediimin 5-6 katı kadar kan aldı tüpe.

2. olarak orta boydaki tüpü taktı, ona kan dolduruyo. tüp dolmaya başladıkça sırayla kolum uyuştu, odadaki herkes sallanmaya başladı. pencereler yamuluyo bu sırada. masanın üzerindeki alkoller pamuklarla el ele tutuşmuş halay çekiyodu, 2 tane minoset aspirinini tutmuş sikiyo falan. iyice kendimden geçim bu aşamada.

son büyük tüpü anlatamıcam çünkü hatırlamıyorum. olayların devam ettiği nokta benim kadının elinden pamuğu alıp "ben tutşam pamuğu yaaa ben bastırcam goluma" dememdi. bu kısa sahneden sonra film tekrar koptu.
kendime geldiğimde yapıkredi bankasında elimde 11 sıra numarasıyla oturuyodum. yurt parasını yatırmak için geldiğimi düşünüyorum oraya.
sıra gelmeyeyince kalktım geldim yurda. buna karar verme aşamamda da sağlıklı düşünebildiğim söylenemez.

yurtta yemeemi yedim, bi aydınlandı dünya. vücudumda dolaşan kanı tekrar hissedebildim.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

pazartesi günleri pizza time'da 1 pizza fiyatına 3 pizza var. gidip almak gerekiyo, 15 dakka falan yürücem toplamda (gidiş + geliş). olsun lan, yürürüm. aha şu altta görülen 3 orta boy pizzayı 18.50 liraya alabilcem.
































tabi 3 orta boyu tek başıma bitiremiceem için oda arkadaşımla ortak alıcaz. aslında ben alcaktım sadece, o da istedi bölüşelim dedim.
seçimi de bana bıraktı, meksikalı, barbekü, yakamozu seçtim. ilk ikisinde jalapeno var lan. ölürüm.
yakamozda da ton balıı var.
ananaslı olaydı meksikayı atıp onu koyardım ama yapmıyo pizza taym.

heycanlandım lan.



gittim, aldım pizza(lar)ımı(zı). onun da futrafını koyyim.

yamuk çekmişim ama olsun.
tadı da güzeldi, beendim.
biyokimyada ben 70'e girerken bi anda 70 (cm) bana girdi.
aslında mis gibi 70 alıp finalde 50'ye girmek vardı ama neyse, olmayınca olmuyo.

saat 10:43. yemeimi yedim, tokum.
şimdi çıksam, ankamall'a gidebilirim. ordan aftırşeyvimi alıp dienara gider, kitaplara bakarım. uçan spagetti canavarının kutsal kitabını görürsem çevirisine bakarım, hoşsa alırım. ama baştan savma yapıldıını söylüyo herkes, sonraki baskılarında düzeltmelerini bekleyip o zaman almak daha mantıklı. kutsal kitap sonuçta.
olur da bulursam bin muhteşem güneşi de alabilirim. merak ettim kendilerini.

ve tabii ki ankamalla gidip ritüelimi gerçekleştirmezsem olmaz. dienardan uykusuz alıp börgır kingten aldıım hamburger eşliinde okumak. sorun da burda başlıyo. tokum çünkü.
mal, 2 saat sonra git o zaman demeyin, saat 3 için çamaşır makinasını kiraladım.
11:30da çıksam 12yi geçe ordayım, dolaşırım biraz, aftırşeyvle biber gazı alırım.
13:30 gibi yemeemi yer,
14:30da çıkarım.
15:30 olmadan yurda gelir çamaşırlarımı makinaya atarım.
evet, yapabilirim bunu.

bi de yemek yerken güvenlik beni alıp götürcek diye korkuyorum. hayvan gibi gülüp etrafa köfte, patates ne varsa saçıyorum. toplumun huzurunu bozmaktan atsalar yeridir. bi de işgal ettiim masadan kalkmıyom, çük kadar menüyü 1 saate yayıp yiyom.
he bi de menünün adı big king extra.
ne big, ne king, ne de extra sıfatlarını hak ediyo. yumruum kadar bi şey lan. ama ucuz.

15 Mayıs 2011 Pazar

sabahtan beri yediklerime baktım çöp torbamdan, çıkanlar:
yarım ikram
2 ülker çukulatlı gofret
1 metro karamel
10 parça vanilyalı hoşbeş

hala da öyle aman aman bi açlık yok. sınav stresi yüzünden yemeden içmeden kesildim.
aslında sadece sınav etkili değil streste. belki daha da büyük bi stres kaynaam var, çarşamba günkü protez pratik sınavı. en küçük bi hatada bütün işin berbat olduğu, dökümün çıkıp çıkmamasının şansa bağlandığı bi lab.

mesela 1. vize 100, 2. vize 100, dersteki 4 dişten de 100 alındı. diyorum ama imkansız tabi bu. dersteki 2. işte en yüksek puanı ben almıştım, o da 83tü. 1. vizedeyse 80 alan yoktu sanırım.
neyse, süperötesi bi diş hekimi olduunuzu varsayalım, hepsi 100.
finalde fırına attıınız döküm çıkmadıysa kalırsınız.
ve dökümün çıkıp çıkmaması şansa bağlı. senelerden beri döküm yapan teknisyenlerin bile dökümlerinin çıkmadığı oluyo.
o zamana kadar yaptığınız işlerin hiçbi önemi yok. eğer o gün döküm çıkmazsa kaldınız demektir. yazın gelip bütünleme sınavına girersiniz. orda da çıkmazsa seneye aynı sınıfta okumaya devam edersiniz.

ilk dişimizde sınıfın yarısından fazlasının dökümünün çıkmadığını düşünürsek gerçekten berbat bi lab olduğunu anlarız. sınıftaki kızların çoğu da bi kere ağlamıştır o labda. bi şey deişti mi peki şimdiye kadar? hayır.
yanınızdaki insan ağlarken sizin ilgilenmeyip işinize devam etmeniz gerekir. ilgilenirseniz sizin dişiniz yetişmez.
öyle pislik bişi işte. 10 gün önceden başlıyo stresi.
küçükken "beni ne kadar seviyosun?" diyenlere ellerimi iki yana açıp bu kadaaaar diceeme "there's beggary in the love that can be reckoned" diye lafı yapıştırsaydım keşke. 12 sene öncesinde olsa yapardım bunu. evet, kesinlikle yapardım.


biyokimya yüzünden sansüre karşı yürüyüşe katılamıyorum. lan ilk defa bi organizasyona katılasım geldi, onda da ertesi gün sınav var.
feysbukta arkadaşlık istei gelmiş. bu saatte ne arkadaşlıı lan diye bastım kimmiş diye, se... demircan.

ama sonu na ile bitmiyo.
5 dakikadan beri kendime gelemdim, hala mal mal bakıyorum etrafa. olum resmen dolaşımım durdu bi an. kan akmadı, tık dedi kaldı eritrositler lökositler falan.
sınav öncesi yapılcak şey mi bu şimdi?

14 Mayıs 2011 Cumartesi

bütün bedenim biyokimya çalışmamak için kendini parçalıyo. tam oturuyom çalışmaya, karnım acıkıyo. yemek yiyom, öyle başlıyom bu sefer çişim geliyo, kakam geliyo.
hadi onları da yapıyom diş fırçalama aşkı doğuyo içime. en son uykum geldi, yattım 1 saattir dönüyom yatakta.
saulsun aşşaadaki insanlar sayesinde kalktım. pat pat top sesleri geliyo, -.- tipindeyken bi anda O.O tipine geçiş yaptım. velebol var aşşaada diye koştum cama tanıdık görür müyüm diye, yoktu. olsa saati falan umursamaz inerdim oynamaya. manşet vura vura kollarımı kıpkırmızı yapar gelirdim.


sarımsaklı yemek yediim için odada mahsur kaldım. çikolatam bitti, kantine inemiyorum. inerim, birini görürüm sınıftan, yanına gitmem gerekir gidemem. pilav yiyom çikolata yerine.
pilav da yerini doldurmuyormuş ey çukulat.


lan tam hadi biyokimya çalışayım dedim içimden, yine kakam geldi. gidip sıçayım en iyisi.

13 Mayıs 2011 Cuma

Mikrobiyolojide yardırdım bugün. Cevaplara baktım, 72 alıyorum. 60 bile yeterdi.

Bi soruda dedim hocalar kaatları okurken sıkılmasınlar, deişikilk yapayım. Şimdi immünglobülinler var vücudumuzda, 5 çeşit. Soruda hangisinin insan vücudunda en fazla bulundu soruluyodu.

A- IgE

B- IgD

C- IgM

D- IgG

E- IgA

Cevabın IgG olduunu biliyorum. Baktım şıklara, meşhur mod medyanı yapınca şıklar eşleşiyo.

A- IgE -> A

B- IgD -> D

C- IgM -> E

D- IgG -> G

E- IgA -> M

Yazdım, B ve D şıkları tuttu. “mod medyandan yaparsak b ya da d olabilir” dedim. IgD B lenfositlerini aktive eder, o yüzden cevap B değil, D dir dedim.

Şimdi mikropçular espriden anlamayan insanlarsa bu soruya puan vermeyebilirler. Hatta bölüme çaarıp kafa göz dalabilirler bana taşak mı geçiyon lan sen bizimle diye.

Aslında hepsinin yanına açıklama yazsam iyi olurdu, aklıma gelmedi sınavda. Biliyodum halbuki.



Tedavi pratik açıklanmış, 88.

En yüksek tedavi notunu aldım, içim raat etti. Öbüründe 80 almıştım, 85 mi 83 mü ne alan vardı, hırs yapmıştım geççem diye.

bu puanlamada arlin hocacıımın beni kollamasının bi payı var mı merak ediyorum. Çünkü hakkaten o kadar güzel deildi dişlerim. Bi tanesinin dolgu yapmak için açtığımız oyuu küçüktü mesela. Kimyasal kompozit dolguyu da iyi sıkamamıştım, pütürlüydü. Ama saolsunlar puanlarını esirgememişler.

Gül hoca daha fazla puan verir normalde ama benim dişlere o baksa daha düşük alırdım. Arlinin koruyup kolladıı örenci oldum. Seviyeli bi yakınlık tabi, kadın profesör. Asistanlarla daha bi laubali oluyo. Mesela dişimi göstermeye gittiimde Aylin abla bi de benimkine bak diyip kendi gömdü dişini gösterdi, burun kıvırıp “becerememişiniz hocam” dedim. Sıkıyosa arline ya da güle söyle bunu. Dişi çıkarıp seni gömerler o alçıya.



Doktura gittim test yaptırmaya. Başta donuk donuk bakıyodu kendileri, konuşmaya başladıktan sonra açıldı. Seviyom lan bu doktorları. Valla bak. Genellikle kıl tipleri olsa da konuşmaya başlayınca bi sevimlilik geliyo.

Bi test listesi verdi, bütün inciimi cinciimi ortaya dökçek.

Hepatit b antikor testi ve tiroit testi için gitmiştim, bunun yanında kolesterol, vitamin b12, şeker, hemogram bi de daha hatırlayamadım bikaç test yazdı. Salı günü aç karna gidip yaptırcam, baaklım ne çıkçak.



Yirmilik dişim çıkıyo. Sol alt olanı. Sağ alt çıkıyodu zaten, ama sol alt problemliydi.

Şimdi çenemizde bi kanal var, o kanaldan çenenin duyusunu alan sinir geçiyo. Canalis condilaristi galiba kanalın adı, hatırlayamadım şimdi. Neyse işte, benim sol alt yirmilimin kök ucu o kanala çok yakın, çekerken kanaldaki sinire zarar verilebilir. Çektiremiyodum bu yüzden. Ama çektirmem de gerekiyodu, çünkü yamuk geliyo. Bekledikçe yamuk yamuk gelip alt çenedeki dişleri yamultabilirdi. Bu yüzden de çektirmem gerekiyodu. İki ucu boklu değek yani. Çektirsem bi dert, kalsa ayrı bi dert.

Ama canım dişim sonradan düzeldi mi nooldu, ya da 7 numaradan destek mi aldıysa düzgün çıkmaya başladı. Düzgün diyorum da belki yamuk da olabilir. Sadece bi parçası görünüyo, belki cusp tepesi olamayabilir o. Yani gördüm şey dişin yan yüzü olup hala yamuk geliyo olabilir. Bekleyip görücez.

Gerçi yamuk gelse bile kanaldan uzaklaşmıştır artık, çektirebilirlim gönül raatlııyla.

12 Mayıs 2011 Perşembe

sınav var ama hiç çalışasım yok lan.

tedavi labında elime sond girdi. sond dediimiz şey aha şu:
aslında o kadar tehlikeli bi alet diil ama benim elimde her şey öldürücü olabiliyo (1,5 sene sooraki hastalarıma selam olsun).
şimdi ben dişimi yapıyodum normal. 45 numaralı dişe rotasyonlu gömülmüş 44 numaraya cl5 kaviyenin yine mine-sement sınırında ama distal tarafta olanını, bi de apexe doğru çelik rond frezle retansiyon oluklusunu açıyoruz. göt kalkıklığını bi tarafa bırakırsak bok gibi fantom dişe gri renkli dolgu yapmaya çalışıyoruz mal gibi.
1 günlük işi yarım günde bitirme planların doorultusunde ben deli sikmiş gibi çalışıyorum. o frez çıkıyo, öbürü giriyo. siman donarken amalgam karıştırıyom bi taraftan falan. kendimden geçtim kısaca. o hengamede sondum elimden keydı, düşçekken bacaama çarptı, hop tutayım diye elimi indirdim. şu sondun en soldaki sivri kısımla baş parmak tarafında etine dolgun bi bölge var ya elimizde, orası bütünleşti.
5 cm'lik bi çizik ve elime saplanmış havada sallanan sondla kaldım öyle. normalde olsa "kan kaybından ölüceeeeem!!!" diye baarıp sağa sola koşardım ama lab stresinden bi bok anlamadım. akan kanı yalayıp devam ettim dişimi yapmaya.
bi de sondun kontamine olma ihtimali var. yani hastalık bulaşmış.
zamanında gerçek dişle teması oldu çünkü o sondun. ama aşılarım tam olduğundan (sokak köpeği deilim, ev hayvanıyım) pek tırsmadım. zaten hastalık da olsa uzun süre o metalin üzerinde yaşaması zor.

ölmem di mi lan?
lan!?
benim de içinde bulunduum 1 saat 15 dakka falan süren filmi gördüm bugün. hani ben hani ben hani ben diye atlaya atlaya ilerlerledi, yokum. anca 1 saat 10. dakkada koşan adam çarpmasın diye aacın arkasına geçerken bi de konuşurken arkada varım. o arkada olduum yerde de önüme şişko adam gelmiş, çok az görünüyom. olsun ama lan, filmde oynamadım demem, ben de varım olum onda derim.
aha bak hatta ben:




yarın mikrobiyoloji sınavım olmasına raamen ben biyokimya çalışıyom. mallık gibi görünse de mantıklı aslında. mikrobiyolojinin bu vizesi zaten kolay, çalıştım bi de biraz. ama biyokimyaya 3 gün kalcak sınavdan soora. ona çalışmak daha mantıklı geldi.


biyofizikten 53 alarak özüme döndüm. okulun içinde işte ben buyum diye baarasım geldi, soora mal mısın olum sen dedim, vazgeçtim. çıkarken merdivenlerde evet, malım diye fısıldadım.


okul iyice izdivaca döndü. tedavi labında ben ve hemen komşu masamdaki insan dişleri beraber ve yarım günde bitirince hocaya gittik çıkabilir miyiz diye sormaya. önce bi benim hız ve düzgün diş yapıpımdaki yağlama süreci geldi, soora pek sevgili profesörümüz kendinden geçti.
p- tamam, gidebilirsin hadi
g- hocam arkadaşın da bitti
p- tamam ne güzel. çıkın beraber sinemaya gidin
g- -içses: nooluyo lan O.o- ehe, yok hocam mikrobiyoloji sınavımız var
p- olsun ben diyorum sinemaya gidin diye
g- hıı tamam hocam
p- hadi bakalım - kıps ;) -

sen yanındaki insanla bütün dişleri beraber yaparsan, aynı kaattan siman alıp aynı kapsülden amalgam yaparsan hoca da der tabi. hayır bi de sevgilisi var kızın. bişi de diyemiyoruz, kaldık öyle.


cafe crown %20 daha fazla kafeinli, bi de enerji içeren besinlerle falan yeni bi kahve yapmış. içiyim bakayım, enerji gelir belki dedim daha çok uykumu getirdi şerefsiz.
bi de termos bardaama koydum, dedim bi de mentos atayım içine, daha çok şeker = daha çok glikoz = beyne daha fazla yakıt.
attım şekeri, içiyom yavaş yavaş. bi anda şekerin sakızlı olduu aklıma geldi. hassiktir ericek, içine yapışçak, sonra çıkarana kadar götüm sikilcek diye telaş yaptım. kahveyi koycak temiz bardak, şişe ne bulursam artık diye aradım, yok tabi öyle şeyler bizim odada. aazım yana yana içtim kaaveyi yarıya kadar. soorasında su koydum biraz sousun diye, bu sefer hayvani hayvani içiyom. dibe yaklaşıkça karpuz tadı falan geliyo, ben sıçtık sıçtık diye diye içiyorum. koca kaaveyi bi anda içmekten ve sıcaklıktan karnım aardı artık. dökmüyom da para verdim diye.
neyse içtim işte, şekeri gördüm alt tarafta. erimiş erimiş, minnacık şeker kalmış artık. o ipince şeker kabuğunun arkasında da termosun tabanına yapışmayı bekleyen sakız. böyle bi açıklık bulsam da sıçsam şunun içine diye bekliyo.
ama karşında tüm riskleri göze almış bi savaşçı varken o hiç kolay deil bebeim. termosumu bi mentosa karşı cesurca savaşarak kurtardım.


gözüm yaniyee

10 Mayıs 2011 Salı

seriyi bozmayıp bu sene de yürovizyon, örovizyon her ne boksa seerettim yine. mikrobiyoloji sınavım olabilir ama bu (yüro-öro)vizyon aşkıma engel olamaz. aşkın en tutkulu noktası da puanlama kısmı. avrupa coorafyası ve biraz da toplumların bağlarını falan bilince düşük yanılma paylarıyla tahminler yapabiliyom.

bi de bişi fark ettim.
olum her sene niye şovun sonunda ya da arka taraflarda saçma sapan kadınları çıkarıyoruz. bi kere de çıkarmayalım lan. kadınsız olsun bi kere de.
yani sonundaki kadınsız olsun. yoksa gönül ister ki kalomoira her sene katılsın, hatta 14-15 ülkeyi temsil etsin. o kadar şarkıyı nası söylesin demeyin, şarkı isteyen yok kendisinden. sahnede dursun yeter.

gerçi sahnede uzun bi süre mevlüt okumasındaki kadınlar gibi uzun etekle dolaşıyo, o süre kısalsın. şarkı başladıktan bikaç saniye soora özüne dönse olur mesela. 2008'de 2 dakkadan fazla bekletmişti.
tabi sooradan hıııııah diye başlamıştı asıl 'şov'a.
şurdaki bikaç saniyelik hayde eller havaya hareketi bile gölge düşürememişti şovuna. o bikaç saniyelik saçmalıktan sonra gelen olay... bişi diyemicem. naabıyodu lan orda. oyhhş

lan ondan bi sene sonra da bıngıl bılgıl yağlarıyla hadise çıkmıştı di mi. hatta o ileri geri hareketini yapmaya çalışmıştı. o hareket sonrasında tüm avrupada cinsel aktivite azaldı ve çocuk doğumları önceki seneye göre %60'a yakın düştü. bu da minik bi bilgi olsun.
insanı karşı cinsten soğutmuştu yemin ediyorum.

mini not: ona benzeyen ileri geri hareketini lena da yapmştı. ah ah ah ah diye, ondaki de iyiydi bak.

bi de hazırlıkta kalomoirayı bacaktan tutan adama öldüm. adam resmen okşuyodu bacaanı. ayıp lan, o kadar kamera var orda.
gerçi sen de haklısın dostum.


kalomoira gelmem derse yokluğunda 2005teki helenayı da alabiliriz. onun şarkısı falan daha güzel hem. tip de daha iyi kalomoiraya göre. surat olarak tabi, geri kalan kısımlarda kalomoira çakar.


bi de bişi söyliyim, malta kendinden yüksek puan alırsa rusyanın solisti maltanınkini döver orda. duyduuma göre rusyanın solist homofobikmiş. e maltanınki de ortada, ne olduğu belli. o adama bi kafa atar, öyle döner moskovaya.

oha isviçre sevişti resmen
ankaraya geldim. sabah 7:30 gibi falan sıhhiyede olmayı beklerken 06:45 gibi olunca direkt okula gitmek yerine yurda geldim.
8:40taki mikrobiyoloji dersine girmekte kararlıydım, bari sekize kadar yatayım, soora kalkar giderim derse dedim. planladıım gibi sekizde kalktım, programa baktım, b grubunun labı varmış. yani benim dersim yok. 10:40taki biyofizie girme planıyla saatimi kurdum yattım.
kurdum, tamam. çaldı, tamam. uyandım, tamam.
e peki sonradan niye uyuyosun mal! hep yapıyorum bunu, bi gün sınava geç kalcam.

kalktıımda saat 10:50 falandı. eamaaan geç kaldım yine, imza attırayım bari diye sınıftakilere mesaj attım.

g- okula gelcem diye giyindim, yattım sonra. uyuyakalmışım. imza atabilir misin biyofizikte?
e- okula gelcem diye kalktım, okul ne arar la bazarda dedim salladım. is it clear? raadol artık devamsızlıı sallayan yoh.

bu insan zaten hep gitmez okula. birbirimize imza attırırız, bunda ikimiz de yokuz okulda.



g- aynı mesaj
s- girmedim ben derse yurttayım
g- s... sen iyi misin?

bu insan utanmasa okulun önüne çadır kurup orda kalcak kişi. utanmasa hocalardan etüt alcak kişi. ama bugün derse gitmemiş. diş falan gömcekmiş yarın için


g- aynı
b- ben de girmiyorum derse. zaten pek giren de yok sanırım

yine olmadı.


g- aynı
h- derse gitmedim, yurttayım

bu insan s ile aynı. 150 ders saatinin 149,5 luk kısmına girer. o yarım güne denk geldim.


g- aynı
t- -cevap yok-


lan dedim, bunlar bana imza atmamak için mi okulda diilim diyolar. gideyim bunları okulda basayım, bi güzel döveyim.
okula gittim bunları derste yakalamak için, hakkaten girmemişler derse. bu sefer sırf erkekler gitmiş. normalde 10/1 -10/2 arasında olan kız/erkek oranı nerdeyse eşitlenmişti. 13 kız, 12 erkek. hayır hoca da yaşlı başlı kadın.
telefonla imza attırdığım 3 erkek var sınıfta. onlar gitmemişlerdir diye söylememiştim t hariç, o 3 erkek de okuldaydı. üeh yani dedim içimden.
soora girdim derse mis gibi mikrobiyoloji çalıştım.




biyoistatistik açıklanmış, 81 almışım. bu notla birlikte notlarım 80, 70, 65, 80, 81 oldu. o 65 de en iyi olduum derslerden biri olan protez pratik. bu dönem yardırdım resmen.



dus geldi. artık uzmanlıklara sınavla giriliyo. ankara ve hacettepe diş utanmasa halay çekip kutlucakken diğer üniversiteler durumdan pek hoşnut olmadı. sen teorik eğitimi verme, öğrenciler yata yata geçsinler, sonra yok efendim dus neymiş, olur muymuş öyle şey.
olur.
biz boşuna mı hayvan gibi teorik gördük? çok iyi oldu.

dusun gelmesiyle uzmanlık düşünmeye de başladım. 3-2-3 şeklinde sıraladım hatta bölümleri.

ilk 3 akademik kariyer harici gitmiceem bölümler. yani bunlara gitsem iyice yükselip okulda kalırım, hocalık yaparım 60 yaşıma kadar.
radyoloji, tedavi, protez bu 3 anabilim dalını oluşturuyo. radyolojiye akademik kariyer için bile gitmeyebilirim.

ortadaki 2 benim için ideal olanlar.
endodonti, periodontoloji.
endo konusunda daha tam karar veremedim. hastalar bilinçlenip kanal tedavisini endodonti uzmanına yaptırırsa gidebilirm. perioya gitme şartım da implantolojiyi perioya vermeleri. yani implantı perio yaparsa gitmeyi isterim, yok cerrahiye verirlerse ne işim var perioda? bütün gün diş taşı mı temizlicem? implant gelecek hedefimi deiştirebilir.

son 3 giremiceem yerler. sınavda başarılı olmak gerekiyo bunlara girebilmek için.
pedodonti, cerrahi, ortodonti.
pedo zaten bana uygun değil. çocuklarla uuraşmayı sevmiyorum. aç bakalım aazınııııı diyip sevimlilik yapamam 6 yaşındaki çocuun karşısında.
cerrahi ve orto hakkında pek bişi demek istemiyorum, ağzımın suları akıyo çünkü.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

ikibıçık saat soora bozkırın kalbindeki vatanıma geri dönüyorum. gelirken bitirmeyi planladıım biyokimya ve mikrobiyolojinin büyük kısmı hala duruyo. 4 (3 de diyebiliriz) gün soora mikrobiyoloji, 7 (buna da 6) gün soora da biyokimya var. bu çalışmayla bakalım naapçam. gerçi mikrobiyolojinin bu vizesi kolay, az çalışsam bile yeter.
aynı rahatlığa örnek için bkz: 1. dönemden kaldıım tek ders olan fizyoloji.

fizyoloji kolay yeeaa


biber gazımı kaybettim.
gebzeye gelince dizginleyemediğim gezme aşkımla gittiimiz gebze sentırda pek sevgili çantalı ve şemsiyeli arkadaşımın biber gazını reddedip bana bırakmasıyla gitti gazım.
aslında son saniyede şemsiyesini verdi koy diye ama geç kalmıştı. yetersiz altyapıdan dolayı gazı şemsiyenin içinden çıkarıp cebime aldım, soora da yandaki o kutumsu şeye bırakıp kapıdan geçtim. geri dönüp almaya çalıştıımda güvenlikçi bağyan biber gazı yasak ama dedi. biliyoz ırıspı dedim içimden, ehe çantaya atsak, ehe çöpe atsak desem de yemedi tabi.
hee tamam o zaman dışarı bırakayım diyip gazı çok seri bi hamleyle çantalı ve şemsiyeli arkadaşımın eline tutuştursam da olayların bu denli çabuk gelişmesiyle şaşkına dönen çantalı ve şemsiyeli gazı kabak gibi elinde tuttu. o gazı hemen cebe atacaktın. annene çiçek veriyomuş gibi tutmucaktın o kadına. bağyan gördü tabi, ben de mecburen aldım gazımı, çıktım.
neyse gittim bankın altına koydum. görünüyodu ama uuraşmak istemedim, az vardı zaten içinde, dönüşte gazın yerinde yeller esiyodu.

bi de gebze sentırda dedim hep bi tanıdık görcez, okuldan birini görcez, eminim diye. göre göre şabbazı gördük. aynı bakış, aynı hareketler. o olmamalıydı. başka herkesi görebilirdik ama şabbaz olmazdı.
yanında da sarışın biri vardı, oha dedim. lan bi adama bakıyom, bi yanındakine.
dedim şabbazda bi karizma var da ben mi göremiyorum östrojen eksikliğinden ama yok. litre litre östrojen de alsam, o kadar hormonla kendimden de geçsem o kadının yerinde olmazdım.

bi de gebzede 2 tane börgır king varmış lan. çarşıdakini yeni gördüm. dondurma falan yidik.



çok pis araba kullanırım bu arada.
dün arabayla süper leziz muhteşem bi hareket yaptım.
şimdi yokuştayız, 2 önümdeki araba sola dönmek için durdu. haliyle önümdeki, ben ve benim arkamdaki arabalar da durdular. yokuşta kaldıramadıımı bildiim için hafif hafif terlemeye başladım.
normal bi insan naapar?
önündeki arabanın ilerlemesini bekleyip sonra kendisi ilerler. ama ben bunu yapamıcaamı biliyodum, çünkü yokuşta arabayı kaldıramam. düz yolda ayaa debriyajdan kaldırırken gaza basma olayını kendime göre becersem de (motor biraz inliyo gerçi) yokuşta ı-ıh, olmuyo.
ben de yokuşta kaldırmanın 2 yolundan birini uyguluyom. ya el freni çekikken gaza basıp bi anda el frenini indirip kaldırıyom arabayı (yani normal kaldırma prensibi, ama el freni çekik olduğu için araba geriye kaymıyo) ya da gaza hayvan gibi basıp motoru azgın bi boğa gibi kükrettikten sonra kaldırabiliyom. bu arada evet, boğalar kükrerler aslında.

peki ben bu sefer naaptım?
2. seçeneğin modifiye edilmişini. önümdeki araba dururken yaptım onu.
sağda minik bi ara vardı (normal şartlarda bi tır bile dönebilir ama acemi olunca her ara dardır). o minnacık (?) aradan motordan gelen vrooooouuummm, lastiklerden gelen vjivjivjivji ve götümden gelen potoropotoro sesi eşliğinde geçtik. geçtik de o hamleye karar verme ve gerçekleştirme aşamasındaki 3-4 saniye silindi beynimden. hatta 2. vitese geçene kadarki bölüm de o kadar net değil. kendime geldiğimde ayaam debriyaja sonuna kadar basılıydı ve vitesi hunharca 2ye alıyodum.
aslında çok sakin kullanırım normalde, bi anda o cesaret nerden geldi onu da bilmiyorum.


biyokimya pis gircek

4 Mayıs 2011 Çarşamba

dün gece güya sabaa kadar çalışçaktım kütüpaanede. konular erken bitince geldim erkenden. 3 kişi içmiş, sırayla yaptıkları.

biri ayakkabıyla yataana girdi, yattı. 10 dakika sonra aklına geldi, anca o zaman çıkarıp attı ayakkabılarını.

öbürüne baktım, bilgisayarın ekranını kaldırmış, ama açmamış bilgisayarı. simsiyah ekrana bi şeyler yazıyo.

öbür öbürü zaten en kötüleriydi. deişik hareketlerden seri yaptı o.

bi daa biramı hazır bulundurcam dolapta. tek ayık olmak pek iyi bişi diil.
-sen de mi ijtin?
-yok, kütüpaanedeydim ben. mikrobiyoloji çalıştım
-o da sarojeder. tekkkkila gibidir o da. piş çarpar
-evet
-tekkkila gibidir
-evet, tekila gibi
-şarpar
-tabi
-tekkkila gibi şarpar
-az çalıştım ama ben, fazla çarpmadı beni
-şarpar
-evet, çarpar
-tekkkila gibi
-evet
-mikrobiyolojiii
-hee, mikrobiyoloji çalıştım
-şarpar
-evet

bi ara koridora falan biber gazı sıktılar.
hatta biri duştaydı, biri gitti oraya sıktı. 1 dakka soora su sesi kesildi, öksürükler falan başladı tabi.

3 Mayıs 2011 Salı

küflü salatayı elimle tutabildim bu akşam. mikrobiyoloji ilk defa işe yaradı hayatımda, sayesinde küf tiksintim geçti.

şimdi kütüpaaneye gidip mikrobiyoloji çalışçam. neden? çünkümküm bu akşam ilk okumayı bitirebilirsem gebzede bana daha çok zaman kalır, daha rahat, stressiz gezebilirim. zaten 2. vize daha kolaymış. 60 alsam tamam. pislik yapmayıp modifiye thayer martinden 4 puanımı da verselerdi 56ya gircektim ne güzel. canları saolsun.
ama zor sorcak gibiler, ortalama yüksek.
hatta geceyi orda geçirip kaavaltımı yaptıktan sonra gelirim yurda. buna benzer sabahlamayı dönem 1de fizyo vizesi öncesi yapmıştım, uyuyakalıp sınava giremiyodum. bunda uyurum muhttemelen.

yarın lab yok. b grubuna hem sabah, hem ööleden soora, hem de ööle arasında var ama a grubu nası olduysa bütün gün rahat (yarım gün preparasyonunu bırakmayanlar). yıllardır normalde a grub sikilirdi hep, bu sene biraz eşitlendik gibi sanki.

beirutun cheap magic inside diye the flying club cup albümündeki şarkılara arka arkaya çektikleri vidyoların olduu bi şeyi seerettim (böyle cümlenin mnakoyyim). ya şimdi şöyle. adamlar (+kristin ferebee) albümdeki şarkılara sırayla klibimsi şeyler yapmışlar, ama bi olay örgüsü içinde geçiyo. 1 saatlik falan bi vidyo.
süper ötesi mükkemmel bişi. yardırmışlar kendileri. hem nick petree ve kristin ferebee'nin seslerini de duyuyoz. kadının sesi güzelmiş aslında. nick ise baterisini çalmaya devam etsin. zaten şarkıda da aaauuuuooaaaa diye baarıp bilardo zopasıyla demirlere vuruyo. eelenceli ama lan.
nickin baarış anını burdan (dakikasını ayarlamıştım aslında ama 1:23 ve 2:33), kristinin yıllardır sakladıı sesini de aha şurdan (hadi bu da garanti olsun, 1:09) dinleyebilirsiniz.
cliquotu edward droste'a söyletçeene yanındaki kristini göreydin zach, kınadım seni. adama kötü demiyorum, tamam o da mis kibin sanatını icra etmiş ama dışardan adamlara söylettirceene gruptan insanları görseydin. pis kınadım.
küften tiksinen, hatta görünce bile kusası gelen ben labda küf inceledim bugün. yemyeşil, pamuk pamuk suran şeye karşı ilk defa tiksinti duymadım ve gayet normal bi şekilde inceledim.
aslında başta tırsıyodum mantar incelerken ben tiksinirim, yapamam diye. ama laba girince içinde küf olduunu bile bile petriyi rahat bi şekilde elime aldım, daha sonra da incelemesini bizzat yaptım.

havada sporlar uçuşmasına rağmen hiçbi tiksinti göstermeyip bikaç dakika açık bıraktım hatta petrimi. küfü de elimle aldım artık nerdeyse (öze kullanmadaki beceriksizliimden ötürü).
boyayıp mikroskopta baktıktan sonra hocaya gösterdim olmuş mu diye ve becerdiimi anladım. çünkü lab sonunda herkesin baktığı mantar benimkiydi. çok pis küf incelerim.
adını unuttum ama mantarımın. chytridiomycotanın bi türü hatta a ile başlıyo ama aklımda kalmadı.



lan pizza istedim, sipariş bayaa uzun bi sürede gelmedi (45 dakka falan) siteden sipariş saatine bakarken telefon çaldı, restorandan arıyolar. kurye kaza yapmış, siparişim gelemiyomuş.
adamı öldürüyodum lan 2 pizza için.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

paraşüt kursuna katılma aşkıyla yanıp tutuşmaya başladım. türk hava kurumunun ücretsiz kursu hem de. bi ilk katılımda adaylar arasına girebilmek için puan toplaman gerekiyo, onda para veriyosun. verdiin paraya göre puan alıp sonuçları bekliyosun.

gerçi bana kesin bi şey olur orda. çünkü uçaktan atlar atlamaz açarım paraşütümü. arabayla bile 150 km/h hız yapmamış insan ben 180-250 gibi hızlara çıkamam. bikaç saniye düşer sakin sakin inerim sonra.



bi de yeni bişi öörendim. sağda solda gördüümüz bel fıtığı için yazan numaralar bel fıtığı için diilmiş aslında. saf ve temiz kalpli ben yıllardır bel fıtığı hastalarına derman oluyo zannediyodum, başka şeylere derman oluyomuş kendileri.
asıl amaçtaysa bel soğukluğuna sebebiyet verebilirmiş (bel soukluuna gram negatif diplokok neisseria gonorrhoeae sebep olur. havamı da atarım).
şimdiden öörenemem iyi oldu aslında bu fıtık olayını, çünkü ilerde muhtemelen bende de olucak kendileri, mal gibi gidip bu numaraları aramam.

ama cidden kötü hastalık. hadi acısın o sorun diil de ilişkide problem çıkartıyomuş namussuz. tamam, 23 saat inlet günde ama kalan o 1 saati ver bana (4-5 saat verirsen süfer olur).
sırf bunun yüzünden diş hekimliğinden vazgeççem. çünkü bütün gün iki bülküm çalışmaktan bel fıtıının oldukça yaygın olduu bi meslek grubu. hem yeni işimi de buldum; rafting rehberliği!
evet, kesinlikle bunu yapardım diş hekimliini (adaylıını) bıraksam. öyle zevkli bişi yok, otsbirden bile daha eelenceli. sezon bitmeden bi kere daha yapmam lazım mutlaka.
damarlarımda ingiliz kanı dolaşıyo sanırım, bugün mikrobiyoloji çalışırken anladım bunu. türkçe slaytları okurken bi bok anlamıyom, ingilizce slaytların hepsi aklımda nerdeyse. mesela bi örnek

paracortical area -> mostly T cells
primary lymphoid follicle -> mostly B cells

central (primary) lymphoid organs are the sites for generation and maturation of lymphocytes.
T cells mature in the thymus
B cells mature in the bone marrow

anlatçaanı kısa, öz anlatıyo bu slaytlar. hep böyleler. bi de zengin türkçemiz kullanılarak yazılanlara bakalım. en basitinden antijen:
bağışık yanıt verebilecek düzeyde gelişmiş organizmalara verildiklerinde kendilerine karşı bir bağışık yanıtın oluşmasına yol açan vu bu yanıt sonucunda ortaya çıkan ürünlerle özgül olarak birleşebilen maddelerdir.
e ebenin bi şeyi yani, altı üstü antijeni açıklıyon.