25 Temmuz 2011 Pazartesi

yolculuk vol.1

eveeet, önceki yazımda yolculuk modundan çıkayım yazcam demiştim. hazırım şu anda.

konuları sıralarsak;
- bi bisküvi uğruna arabayı bariyerlere vurmaya gerek yok
- izmir otobanına gircez şimdi dendiğinde sazan gibi "ben kullancam" diye atlamanın saçmalığı
- el freni çekikken araba ilerlemez. bu önemli bi ayrıntı.

bu kadar yeter şimdilik. konulardan anlaşılcaa üzere gökan ve dört tekerlekli araç koltuğundaki maceralarına değincez. ilk konumuzu açarak başlayalım.


efenim şimdi, di dakka aslında şimdi değil. 16 temmuzu 17 temmuza bağlayan gece yola çıktık. her aşamayı anlatmayıp direkt bisküviye geliyorum.
artık şehir içinden çıkılmış, 3 şeritli otobanda tek tük araç var, yollar açık ilerliyoruz. akşam yemeği sadece bi tabak yediğimden karnım acıktı, arabadaki en doyurucu yiyecek olan bisküviyi istedim. açıp verdiler falan, hizmette sınır tanımıyoruz.

bi tane aldım. e bi tane bisküviyle ben bile doymam, dedim şunu önüme koyayım arada alıp alıp yerim.
tüm astralarda standart olarak bulunan bisküvi koyma yerine yerleştirmeye çalışıyorum hanımellerimi. bi aralar paralel ilerlediğimiz şeritler sola doğru yavaş yavaş kaymaya başladı. ilk kesikli çizgi hattını geçtik, ikici kesikli çizgi hattını da geçtik, en sağda düz çizgi göründü.
kafamı kaldırıp baktığımda sağ tarafta oturanların isteseler bariyerlere tutunabileceklerini, her geçen saniyeyle onları bu amaçlarına daha da yaklaştırdığımı gördüm. hanımellerimle uğraşmayı bırakarak yola odalanmam gerektiğinin farkına varıp toparladım arabayı.

eğer kuşbakışı olarak zamana bağlı değişimizimi x y grafiğinde gösterecek olursak
lim: X=0 olmak üzere x²=y²+3 parabolik eğrisi çizdik.
sol altta gördüğünüz de araba. ne diye sormayın lütfen, kırılıyorum.




evet, hayata tutunma hikayemizi anlattıktan sonra sıra geldi izmir otobanı rüyasına.
arabayı babam kullandı bi süre. sebebi yoruldum demem mi yoksa demin anlattığım bisküvi olayı mı tartışılır ama bu karar araç içinde büyük bir sevinçle karşılanmıştı. zamanında birbirine auschwitz toplama kampındakiler gibi bakan araç içi sakanleri bi anda neşeyle yerlerinde kıpırdanmaya başladılar arabayı babam kullanınca.
 
gerçek auschwitz, temsili opel astra
















ilk mola yerinde izmir otobanına az kaldığını duyunca babamın araçta olmamasından yararlanıp sol ön koltuğa geçtim. yıh yıh ne kadar da uyanığım, birazdan 3 şeritli otobanda yayıla yayıla gidicem düşüncesi içinde yine auschwitz moduna girip yola çıktık. evet, ben kullanıyorum arabayı.
1 saatin ardından ortada ne otoban ne de 3 şeritli yol vardı. sadece rampa ve viraj ikilisi eşlik etmekteydi bize. araçta bana karşı duyulan nefret, kendisini düştüğüm zor durumda ortaya çıkan gülümsemelerle gösterordu. ben hariç herkes mutluydu.



son konumuza gelelim şimdi de.
el freni çekikken araba ilerlemez. bu kadar.
ilerlemez yani.

4 yorum:

Sadece Umut dedi ki...

Bi de arabayı şakadan uçuruma sürmek vardı, şaka?
Yüzlerindeki ifade; Gestapo'yu görmek gibi bişey olurdu heralde.

googhan dedi ki...

ne gestaposu, direkt mengeleyi görmüş ifade belirirdi :D

ellerimi bırakabiliyorum diye bağırıp kollarımı havaya kaldırdım ama yol düz olduğundan beklediğim heyecan yaşanmadı arabada. bi dahakine virajda yapmayı düşünüyorum.

Sadece Umut dedi ki...

Virajda?
Evet, bence de mantıklı karar ama şarampol veya uçurum favorim. :D
Bu arada şarampol-doğru yazdım dimi? :D

googhan dedi ki...

ııı... evet doğru :D

şarampolde yaparsam önce ben kalpten giderim, olmaz :D