27 Nisan 2011 Çarşamba

pandoranın kutusu

tam bitiyo lan derken yine başladı. arada oha kalbim varmış diyorum.

özlüyorum lan bazen.
bikaç güne kadar tamam yea cherbourg aşamasına geldim, geçicek dedim, yanıldım.


eski ilişkim. aşamaları beirut şarkılarıyla anlatçam. postcards from italy gibi ehe ehe diye gülerek başlamıştı. gerçekten de ilişkinin başlarında en çok dinlediğim şarkı buydu. yaptığım her harekette X4 mutluluk bonusu alıyodum bunun sayesinde.


bikaç ay geçti, bratislava, a sunday smile kıvamındaydı ilişki. diğeri gibi değil, daha bi oturaklı şarkılar. a sunday smile geleceği gösteriyodu aslında. o zamanlar "a cemetery mile" kısmını " and a sunday mile" zannediyodum. gerçekten. ya da öyle duymak istiyodum. halbuki diyo orda kocaman cemetery diye ilişkinin gittiği yolu gösteriyodu.


ortalara geldiğimizde nantes, elephant gun, in the mausoleum esintileri vardı. ama nantes bu dönemdeki hakim havaydı. söz, melodi her şeyiyle. ayda bir görüştüğümüz zamanlar bile olmuştu. " Well it's been a long time, long time now. Since I've seen you smile" diye diye 1 ay geçiyodu. iyidi ama yine de. tekrar tekrar dinlemek istediğim şarkılar olmuştu bunlar.


orta-son aşamasında bi durağanlaşma göze çarpıyodu artık. göze daha fazla batmaya başlayan kusurlar kavgada göz çıkarcak boyutlara gelmişti. bu aşamaya da la llorona, venice, the penalty gibi durağan şarkılar gelebilir. hatta tüm march of zapotec albümü bu sürece uygun. bana göre beirutun en boktan albümü. ama ilişkinin en boktan zamanları değil. boktan önceki son osuruk.



son aşama. guyamas sonora, la banlieu, on a bayonet, fountains and tramways. dördünü arka arkaya dinlediğinizde 1 haftalık enerjiyi sömürürler. albüm bütünlüğü bozulmucak olsa ilk silincek şarkılar arasındalar (guyamas sonora melodiden kurtarır). değil tekrar dinlemek, şarkı geldiğinde değiştirmek istersiniz. bu sürece daha uygun şarkı bulamıyorum. tadında karamsar. bi anda sikmiyo, ama iç karartmaya yetiyo.


son aşamadan sonra nası olduysa araya scenic world girdi. hani hastada ölmeden önce bi iyileşme olur ya, onun gibi. son buluşma, gayet iyiydi. ertesi gün, hasta ölür.


tam o gün. a call to arms. ne olduğu belirsiz, dümdüz bi şey. ne olduğu anlaşılmıyo tam. ee nooldu şimdi diye kalıyosunuz bitince.


sonra surayla napoleon on the bellerophon, cherbourg. cherbourg tek başına bile yeter. sözlerini yazmıcam buraya, ama o dönemi tam olarak anlatan şarkı. napoleon da neymiş onun yanında.
en kötü zaman da yine cherbourg zamanı.

onun hemena ardından cliquot. cherbourg kadar karamsar değil. ama tüm bu şarkılar içinde en karamsar 2. şarkı. benim de heh, düzeliyorum dediğim zamanlar. bundan sonra the canals of our city aşaması gelir, eskiye dönerim artık derken bugün yanıldığım anladım.


ben olabilecek en kötüsü cherbourg+cliquot ikilisi zannederken unuttuğum bi şarkı vardı. the gulag orkestar. gidilebilcek en kötü yer. her ne kadar şarkıda "and i know it well" kısmı olsa da hiç inandırıcı değil. zaten şarkının kendisi ağıt. daha kötü bi şey yapabilirler mi acaba diye merak ediyorum. olmaz bence. bi şey gelmiyo şarkı hakkında aklıma doğru dürüst. düşünmeyi bile engelliyo.





2 hafta sonra mikrobiyoloji sınavı var mesela. ilişki hala devam ederken 1. vizesi vardı. sabaan 6:30unda telefonu çaldırıp kaldırmaya çalışırdı. nooldu diye sormuştum bikaç kere, gelen cevap kalk oldu hep. sebebi sonradan geldi "mikrobiyoloji çalışçaksın".
bu iyi niyete gökan ne cevap verir? "siktir git"
o sınavdan 80 almıştım. mikrobiyoloji gibi zor bi dersten almam mucize olan bi not. mikrobiyoloji çalışçaksın demişti ve yapmıştım.


telefondan, bilgisayardan her şeyi sildim. fotoğraf, vidyo, ses kaydı, metin, müzik ne varsa hepsi gitti. alınan dosyalarım, karşıdan yüklenenler, adını vermiş olduğum klasör silindi gitti. hem de del değil, shift+del. geri dönüşüm kutusuna atmadan direkt siler. metinleri son kez okudum sildim, müzikleri son kez dinledim sildim, fotoğraflara son kez baktım, sildim. telefonunu da silmiştim. pek hafızalı olmadığım için hatırlamıyorum. annemin, babamın numarasını da bilmem. bi kendiminkini bi de evin numarasını bilirim.
cliquot, cherbourg zamanlarında arıcaktım arıyamamıştım. bazen iyi oldu aramadığım diyodum ama sonra yine başlıyodu.
böyle gidicek ve en sonunda biticekti güya.
nah

sen bilgisayarı toptan tara, onunla alakalı her şeyi sil ama resimler klasörüne bakmak aklına gelmesin.
bugün öylesine o klasörü açtım ve the gulag orkestar çalıyodu artık bütün kasvetiyle. tam düzelicektim halbuki.

adını değiştircem o klasörün, çok daha uygun bi isim var: pandoranın kutusu.

Hiç yorum yok: