29 Nisan 2011 Cuma

bugün götüm tutuştu mayom yok diye.
rafting listesinde mayo yoktu, ben de hiç umursamamıştım. ta ki bugün futraflarda insanları mayolarıyla görene dek. oha lan mayom yok diyip beraber gidiceem arkadaşıma mesaj yazdım mayoyla da gelebilirsin diye, şortla gelcekmiş.

internetten mayolara baktım. bakmaz olaydım.
hayır fiyatından falan değil, erkek mayosu yazınca cinsel yönelimi erkeklere olan insanlara hitap eden şeyler geliyo. hııı, oldu o zaman diyip kapattım o siteleri.
düzgün düzgün mayolara baktıktan sonra fiyat ortalamasının 60-70 falan olduunu gördüm. mnakoyyim buna para verceeme evden mayomu yollasınlar diye annemi aradım, yeni mayo al dedi.

ben de mayo aramaya çıktım dışarı. taa cebeci ziraat bankasının oraya kadar gittim, bulamadım, alt sokaktan geldim, yine yok. dükkanların %50'si araba galerisi, %30'u müzik aleti, %15'i bebek ve medikal, %5 de artık geriye ne kaldıysa.
neyse diyip kızılaya doğru yürüdüm. yoldayken dedim, şimdi kızılaydaki maazalarda paalı olur. ben ankamall'e gideyim, ordaki migrosun giyim kısmından ucuza bulurum. tam bu fikirle yürürken cebimdeki biber gazım geldi aklıma. biber gazı sokulmuyo alışveriş merkezlerine. hay sikeydim diyip fikir aramaya başladım ve tıdıım diye bi ışık yandı kafamda (evet, benim kafamdaki ışıklar tıdıım diye yanıyo. doğuştan). gazı şemsiyemin katlantılarının arasına sıkıştırcaktım.
metroya girince de beklerken kimsenin bakmadıı bi zamanı bulup araya sıkıştırıverdim, çıtçıtını da kapattım.
national geographic'te mi ne bi program vardı. kabusa dönen yolculuklar diye. millet uyuşturucu falan kaçırıyodu, onda hissettim kendimi. sonunda hepsi yakalanıyodu ama.

neyse akköprüye yaklaştıkça sırtımdaki terin yavaş yavaş akarak seksi baksırıma geldiğini hissediyodum. stres seviyem metrodan inince daha da arttı. alışveriş merkezinin kapısına geldiimde de şemsiyemi sıkı sıkı tutuyodum elimde. ağzım kurumuştu, kalbim pataküte pataküre atıyodu (evet, kalbim de böyle atıyo. yine doğuştan). aklıma program geldi, ordaki herkesin yakalandığını düşündüm. dedim gittiğin yol yol değil aslanım.

kapı şeklindeki dedektörden geçmeden derin bi nefes alıp şemsiyemi ve telefonumu yandaki kutumsu yere koydum. normalde hiç siklemeyen güvenliin iyilik yapıcaa tuttu, eşyalarımı eliyle vermeye çalıştı bana. ben kapıdan geçtim, güvenlik telefonla şemsiyeyi tuttu. şemsiyeyi tuttuğu yer biber gazınınn olduğu yerle aynı. aynı hizadan tuttu ama gaz bir parmak kadar yanında kaldı elin. acaba hissetti mi diye adamın suratına baktım, şemsiyeye baktı, ağzını açtı, hassiktir senin kaçakçılık neyine dedim içimden ve görevlinin lafı: "buyrun hoş geldiniz".
buna benzer rahatlamayı en son anatomiden geçtiğimi öğrenince yaşamıştım. tşekürediarm gibi anlaşılmıcak bi şey söylediğimi hatırlıyorum adama. o rahatlamadan bütün kaslarım gibi çene ve dilimdeki kaslar da etkilenmişti.

kazasız belsaız girince önce tuvalete gidip gazı cebime koydum, sonra migrosa doğru içimden şarkı söyleye söyleye yürümeye başladım. migrostan mayomu aldım ve ankamall ritüelimi yerine getirdim. dienara gidip kitap falan bakılır, ardından uykusuz alınıp börgır kinge geçilir. yine aynısını yaptım ve 1 saatten fazla bi süre oturup zaferimi kutladım. hatta 1 küçük boy pepsi de kazandım ama vodafonlu olmadıım için alamıcaktım. neyse siktiret hiçbişi keyfimi kaçıramaz diyip pattizlerimi yemeye devam ettim.


saat 6 için çamaşır makinesini kiralamıştım, 18:30 gibi yurda varıp çamaşırlarımı attım ve planlı programlı insan olmanın zevkiyle çılgına döndüm. hatta şu anda yıkandılar ve kurutma makinesine atılmayı bekliyo yavrucaklarım.

bi de toptan ağız bakımı yaptım. dişimi fırçalayıp balina spermi kullanılan diş ipimle aralarını temizledikten sonra ağız solüsyonumu denedim. böyle bok gibi nane tabı vardı lan. ilaç gibiydi aynı. bok gibi kokuttu yaa aazımı derken odadaki insana koklattım aazım nası kokuyo diye, "güzel kokuyomuş. nooldu lan kimi öpçen?" dedi, ehe :) dedim sadece.

Hiç yorum yok: