5 Şubat 2011 Cumartesi

gel-dim

her hücremin karasal iklimi hissettii ankaraya geri döndüm. yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve götümü donduruyo.
otobüs ankaraya yaklaştıkça sıcaklık göstergesinin yavaş yavaş tek haneli sayılara düşüşünü görürken hiçbi bok yapamamanın ezikliini hissettim koltuğumda. en sonunda eksi dereceleri de görüp rahatladım.

otobüsten inince anladım soğuğu. içimden bi hassiktir çekip otogarın içine girdim, ordan da metroya geçtim. kurtuluş duraanda inip ayaamda spor ayakkabıyla buz gibi havada taa duraktan yurda kadar yürüdüm. şikayet etmiyorum çünkü benim mallıım. burdan giderken hava sıcak diye (en fazla 15°C ama olsun) botlarımı giymeyip spor ayakkabı aşkımın peşinden koştum. ama yok lan, omzumu göçerten bilgisayar çantam yüzünden hissetmedim pek ayaklarımı. hala ağrıyo omzum.
aslında gebzeden botla gelebilirdim buraya ama yarın öbür gün hava ısınınca (evet yine
15°C) giyerim diye spor ayakkabılarımla geldim. lan mal, yanına alsaydın ayakkabını botla gelseydin demeyin bavulda ve çantada yer yoktu.


neyse kışın yazı yaşatan, yazın yine yazı yaşatan yurdumun kapısından girince suratıma alev çarptı. nası köklüyolarsa yakıtı, kaloriferler sıcaklıktan kızarıyo. abartıyorum tabi ama sıcak yani.
odaya girdiimde temizlikçilerin kendilerini aşıp bütün masaları topladığını, eşyaları dolapların tepesine koyduklarını, torbaları masaların altına ışınladıklarını gördüm. hatta yatakları bile toplamışlardı. duygulandım. yarın gidip sarılcam.

şimdi aklıma geldi, demin aşşaa inmiştim su alsaydım keşke. 2 litre falan suyum var ama 2 haftalık su. aazımdaki bakteriler ne pis üremişlerdir şimdi orda. hatta organize olup minik bi gökan bile oluşturmuş olabilirler. kolları bacakları falan olan.
iççem ama.
umarım ölmem

Hiç yorum yok: