28 Aralık 2011 Çarşamba

bi vize dönemi nasıl geçti?

efeniim, dün derslerle alaklı son yazımı yazıcam demiştim. aslında yarın yazcaktım ama bugün yapıcaamız ziyareti yarına alınca dedim yazayım şimdi.
bugüne kadar olan sınavlara bakalım şöyle bi sırayla; radyoloji, tedavi, ortodonti, protez, cerrahi, anestezi, diagnoz. başka yok galiba. du bi düşüneyim... ı-ıh yok.

bu derslerle alakalı swf aradım buldum. açılması biraz geç olabilir ama açılıyo yani, sorun olmuyo.


cerrahi
pek öyle korkup girdiğim bi sınav değildi. zaten bütün sınavlarda hedefim 70 ya da üstü bi not almak. alıyorum gibi bu dersten. sınav çıkışı durumumu anlatan swf
http://www.swfcabin.com/swf-files/1302803070.swf


protez
yetiştiremediğim tek dersti sanırım. tek bi kelimesi okunmamış ses kayıtları, son dakikaya bırakılmış (son 15 dakikada bitti) çıkmış sorular, yarısına bakılmayan ders notları ve bazı hocaların olmayan slaytlarıyla korka korka girdiğim bi sınavdı. çıkmışlardan bol bol sordular, iyi geçti bu sayede. swf gelsin bakalım
http://inciswf.com/1281695789.swf
mini not: ordaki yazıyı kaldıramıyorum, dersle alakası yok onun


tedavi
nerden puan kırdıklarını hala anlayamadığımız için kesin bi şey demek yanlış olur, bildiğim bilmediğim her şeyi yazdım. karman çorman kağıdın sese dönüşmüş hali için:
http://inciswf.com/1288778399.swf


ortodonti
not bırakmayan bi hocanın soruların büyük kısmını sormasından dolayı tırssam da bol bol çalışarak iyi geçirmeye çalıştığım sınav oldu kendileri. hedeflediğim 70 notunu alma ihtimalim çok yüksek olsa da alamama durumu gerçekleşebilir. stres yaptım, kesçem kendimi stresten
http://inciswf.com/1285196257.swf


radyoloji
eskiden korkulan bi ders olsa da bu sene pek bi sevimli dersimiz kendileri. o korkunun üzerine gelen kolay sorularla aha böyle coştum
http://inciswf.com/1285417902.swf


anestezi
umursamadan girdiğim tek sınavdı sanırım. buyrun efenim swf
http://www.swfcabin.com/swf-files/1293107129.swf
mini not: yazıyla dersin yine bi alakası yok


oral diagnoz
aha son sınavımız buydu. diğerlerinden 5 gün sonra olunca herkeste bi rahatlama oldu, çalışmaya başlayamadık bi türlü. e böyle olunca sonuçlar pek iç açıcı görünmüyo haliyle
http://inciswf.com/1286602117.swf
yaptılar da nitekim




tüm vize dönemi boyunca vaziyetimi göstereyim bi de
aha böyleydim




evet efeniiim, dersle alakalı yazılara bununla beraber bi süreliğine ara vermiş bulunmaktayım. diğer konularda yazmaya devam edicem ama.
birazdan anketi kaldırıp karşılama müziği koycam sağ tarafa. normalde bloga girince çıkan müzüklerden pek hoşlaşmasam da bu kısa. kötü olmaz bence.

27 Aralık 2011 Salı

anket bittiieee (küçükken de anne bittiieee derdim)

efeniiim, ilk anketimiz sona ermiş bulunmakta. hangi konuda yazmayım diye sormuştum hatırlarsanız (hatırlamazsanız da sağa bakıverin)

%20 barajı üzerindekiler yazmıcaam konulardı. bunlardan biri %72'lik oyla her konuda yazsın şıkkı oldu.
diğer konumuzsa tam %20 oy alarak kıl payı yazmama durumu oluşturan ders ve okulla alakalı konular.
ilk seçeneği geç, her konuda yazma işi tamam. asıl değişiklik ikinci seçenekle geliyo. artık bi süre okulla ya da derslerle alakalı yazmama kararı almış bulunmaktayım. demokrasiye sonsuz saygılarımı sunarım...
sanırım 2 gün sonra ders ve okulla alakalı konuda son bi yazı yazıp susucam. o da swf'lerden oluşçak zaten.


dikkatimi çeken başka bi nokta da şey oldu, blogun ben hariç 371 izleyicisi varken kullanılan oy 29!!!
bi konu hakkında yazmamanın da ötesine gidip yeni üyelikle yepisyeni bi blog açıp orda yazma gibi radikal bi karar alabilitem çok yüksek. sınavlar bitsin helva kıvamında olmayan bi beyinle düşünmem lazım. durup dururken blogu terk eyleyip gitmeyim di mi azizim?



6 gündür yazmıyorum diye boşlamadım efenim buraları. her gün gelip izlediğim blogları okuyorum ama sınavlardan dolayı bloga ayırdığım zaman çok azaldı, ondan böyle oldu hep.
yoksa teheeeyy... zamanında günde 3-4 yazı yazardım.

21 Aralık 2011 Çarşamba

allaaauuekbeeer wuuhuuuu

bugün protez sınavına girdik. sağolsunlar çıkmış sorulardan bol bol sordular da adam gibi bi not alabilcem.
gerçi çıkmış sorulmasından pek memnun olmayanlar da vardı. çünkü cevapları greçekten çok çok saçmaydı bazı soruların.
neyse, ankete göre dersler hakkında yazmam pek istenmediğinden uzatmıcam bu konuyu (gözlerden 2 damla yaş süzül...)
o anketteki 4 kişi yarın odama gelecek, kendilerine iki çift sözüm var!

efenim dün yurda döndüğümde beynim helva kıvamındaydı. tamamen sinir stres doluydum çünkü berbat gitmekteydi çalışma.
-çıkmış sorular toplam 140 SAYFAYDI ve ben hepsine bakamamıştım.
-okumadığım ses kayıtları vardı
-kitaptan okumadığım slaytlar vardı
-hareketli bölümlü protezle alakalı soruları yapamıyodum çünkü parçaların işlevlerini ve hangi durumda nerede ne kullanılır bilmiyodum
-kütüpaaneden dönerken bi arkadaşımda görüğüm koskoca bi total protez sorunları slaytı vardı ki aşırı zor bi slayt o.
-hocaların "sorarım" dedikleri yerlere bakmamıştım

velhasılı kelam; konuları yetiştiremeyecektim ve stresten çok değişik bi ruh halindeydim
(sınava kadar çıkmışları bitirip sorarım denilen yerlere çalışabildim sadece)

yurda gidince dedim hemen uyumayayım, biraz bilgisayarda zaman geçireyim, rahatlarım. bi anda beynimde şimşekler çakmaya başladı ve yarınki protez sınavında eğer zor sorarlarsa ne yapçaamın planını yaptım.
ayağı kalkacak, aha burdaki tepkiyi verecek ve alkışlayacaktım hocaları.


nasıl bi kafa yapısındaysam bunu yapmayı ciddi ciddi düşündüm. çok mantıklı geldi o anda böyle bi hareketi yapmak. şimdi daha düzgün kafa yapısıyla (bu bile yeterince helva bi beyin yapısına sahip aslında) düşününce iyi ki yapmamışım diyorum.

düşünsenize sınavın ortasındaki o ölüm sessizliğinde birisi ayağa kalkıp "allaaauuekbeeer wuuhuuuu" diye bağırıp alkışlıyo hocaları. sınıftaki diğer insanlar 1 hafta sınava girecek psikolojiye sahip olamazlardı bi daha. her an birinin ayağa kalkabileceği korkusu...





dur şu vidyonun tamamını ekleyim yazının sonuna. somaaağli...


Nesine? Hem Büyüğüne, Hem Garantisine!

Biliyorsunuz Yılbaşı Özel Çekilişi Türk Milleti için geleneksel bir heyecandır. Çekiliş yapılırken herkes ekran başına kilitlenir, sizin numaralarınızı taşıyan topların çekilmesi için dualar edilir. Biletinize sonuna kadar güvenirsiniz çünkü onu, uğurlu olduğuna inandığınız bayiden almışsınızdır. Lakin gelin görün ki hep amorti!

Biz de sevgili bloğunuz olarak araştırdık ve son 10 çekilişin 2 tanesinin büyük ikramiyesi Nesine.com’da satılan Milli Piyango biletlerine çıktığını gördük. Bu nedenle biz de dedik ki, neden bu blogda da Nesine.com biletlerinden satmıyoruz? Şanslı okurlarımızın ayağına kadar getirmiyoruz? Hatta bir de üzerine neden bomba gibi bir kampanya yapmıyoruz; 5‘er adet biletten oluşan Amorti garanti paketi alana 1 Amorti Garanti demiyoruz?

Sizce de buradan daha şanslı başka bir yer var mı? TIKLA, HEMEN BİLETİNİ AL!

Şansımız dönecek diye saatlerce kuyrukta beklerken aslında farkında olmadan şansımızı kaçırıyoruz. İnanın hiçbir şey sizi o kadar beklemez! Demem o ki; yılbaşında biletlerinizi benim bloğumdaki link üzerinden alın, siz kazanın biz de mutlu olalım!


Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Aralık 2011 Pazar

susturucu mu taktılar olum sana?

aynı şarkıyı aynı yerinde durdurdum. biri 1992, biri 2010.
şimdilik bi şey demicem, önce bi dinleyin

1992
2010


öyle müzik konusunda engin bilgisi olan, çarşaf çarşaf yazılar yazabilecek biri değilim ama şu aradaki farkı gördükçe içimi hüzün kaplıyo azizim.
aynı albümde oha en güzeli bu lan dediğim 3. şarkı kendileri.
önce wherever i may roam için "vay daşşaanı yedikleriiiim" dedim (efenim o arayı sansürledim, okumak isteyen ctrl+a yapabilir)
daha sonradan sad but true için "diğerine çakar bu, vallah çakar" yorumum geldi
son olarak da through the never'da gece okulun içince yürürken zıpladım. (karşından gelen adamlar karşı kaldırıma geçti)


ama şu aradaki farkı görmemle soğudum şarkıdan. ayıptır, sesini korumak için mi baarmıyon naabıyon beynamaz?

he ayrıca burda yaptığın da pek öyle hoş bişiy değildi. bi gün gelip dövcem seni. ülkü ocaklarından bıyıklı abi toplucam öyle gelcem hatta.



bi video daha koyup susayım.
şurda 21. saniyede eğlendin di mi? 60 sene o sahnede dursam bi kere bile öyle bi hareket aklıma gelmez. hoş, nays, bravo.

17 Aralık 2011 Cumartesi

kardeş ne diyon sen?

bugün beynim 12'de kepenkleri indirdi.
yaldır yaldır çalışma aşkıyla gittiğim kütüpaaneden helva kıvamında bi beyinle döndüm. son kurtarma çabaları olarak içtiğim 2 kahve de bi boka yaramadı, olan 1,5 lirama oldu. hem onları içmesem şimdi mis gibi uyuyo olurdum. ama onun yerine helva bi beyinle karşınızdayım.


2'ye kadar çalışmak da iyi aslında. normalde bu saatlere kadar rahat çalışabilirm ama bugün labtan çıktığım için yorgundum biraz. bi de yemekte yoğurt vardı, o mıyıştırdı.
protezle başlayan çalışmam aşırı sıkılma sonucu cerrahiye kaydı. cerrahi de bana.
hayır zaten anlamadan okuyorum, şu cümlenin gelmesiyle ne kadar kalmış, başka konu anlayabilir miyim diye düşünmeden kapadım kitabı koydum çantama. yazayım bak

konjenital kalp hastalığı
-fallot tetralojisi

belirtileri; pulmoner stenoz, yüksek ventriküler septal defekt ve sağ ventriküler hypertrofidir. konjenital siyanotik kalp hastalığının en sık görülen formudur. oral cerrahi girişimler için mutlaka antibiyotik profilaksisi uygulanmalıdır.



ben de sizi seviyorum!!!


ya ama şu içtiğim kahveler cidden çok kötü uykumu kaçırdı. hayır bi boka yarasa tamam ama beyin almıyo. madem uyku kaçırıyon, beynin kepenkleri kapatmasını da engelle arkadaşım. kafein var dediler geldik diye boşuna mı midemin ağzına sıçtım?



he bi de cerrahide bi madde vardı, onu da yazayım.
şimdi cerrahi müdahaleden önce kalp problemi olan hastalara kaygı giderici protokol diye bi şey uygulanıyo. işte dinlendirici müzik, ani hareketlerden kaçınma, gerekirse sedasyon uygulanması falan. operasyon sonrası işlemlerdeyse gece hastanın kontrolü diye bi madde var.
şimdi mantıklı düşünürsek bu adam kalp hastası, höt! desen kalp krizi geçircek. gece kontrol etmek için de 2 yolun var.
birinci yol evine girmek ki adam seni orda gördüğü anda kalpten gider. tek kaldığın bi evde bembeyaz önlüğüyle birini görürsen kalp rahatsızlığın olmasa bile o andan itibaren olur zaten.
ikinci yöntem biraz daha az riskli. adamımızı aramak. ama sen gidip gecenin köründe (mesela saat 4'te) ararsan birine bi şey oldu diye adam telaş yapar, yine kalpten gitme riski var. kendimden biliyorum gece telefon çalınca aha biri öldü derdim, o da der.

mantıksızlığından dolayı böyle bi şeyi yapmam. he yapçaam zamanlar olur mu? neden olmasın.
mesela hoş bir bağyana minnacık bi dolgu bile yapsam saat 4'te arayıp "miriba jale hanım, dolgunuzda bi problem hissediyo musunuz?" diye sorabilirim.
hatta daha da abartıp bu gece eve gitmeyin, gözetim altında tutmamız lazım. ben karyolada yatarım, yatakta rahat rahat yatın siz falan da diyebilirim.
şaka tabi, hastalara telefon numaramı bile vermeyi düşünmüyorum. gecenin köründe dişim ağırdı diye ararlarsa deminki o biri öldü düşüncem yine gelir.



helva beyinle yazdım yazıyı, sabah okuyunca "ne demek istemişim lan ben burda?" diceem yerler görmem umarım. zamanında buzdolabına koyduğum iki yoğurttan birini yiyip yatsam kahvenin etkisini hafifletir heralde biraz.
ya hakkaten niye içtim ben o kadar kahveyi? olmuyosa olmuyo işte.

16 Aralık 2011 Cuma

kanım bile su kaybından katılaştı

bi daha kruvasan yemeden önce kesinlikle suyumun olup olmadığını kontrol etçem.
dün tam bir hayvana yakışır vaziyette 5-6 tane kruvasan yedim, acıkmışım biraz. tabi doğal olarak ağzım burnum kurudu. masamın altına baktım, su yok. normalde burda olur sularım.
kütüpaaneye giderken yanıma aldığım pet şişelere bakayım dedim, 2 tane var ikisi de boş!
çantada var mı acaba diye baktım, çıtır çıtır şişe sesi geldi. ehe dedim şişe var burda. mutlu mesut çıkardım şişeyi çantadan, 2 parmak su var sadece.



oda arkadaşımın su stoğuna baktım, yakın durumdayız.
kantin kapanalı yarım saat olmuş, bakala çıkmaya da üşendim. afrikanın kurak toprakları gibiydim, koridorlar önümde uzayıp giden sahra çölüydü sanki. her köşeden bi kutup ayısı çıkçak gibiydi.
dedim madem bu gece suyum yok, susuzluk çekmemek için erkenden yatayım bari. böylece uyumak için bahanemi de yaratıp mutlu mesut yataama girip uyudum.

akılsızlık kötü şey, bugün yine su almadım. kruvasan yerine kek tercihim iyi oldu bence. yoksa yine afrikanın kurak topraklarında hissederdim kendimi.

buna benzer bi durumda hissediyodum işte kendimi






kings of convenience - riot on an empty street albümünde know how ve live long şarkılarının başları acayip birbirine benziyomuş.
şarkıları tek tek değil albüm şeklinde dinlediğimden, bi de genelde ders çalışırken arkadan eşlik ettikleri için pek fark edememiştim ama bugün live long'u dinledim, ana dedim know how gibi bişiymiş bu. buyrun bakabilirsiniz
live long
know-how

iki şarkı da ayrı ayrı candır bu arada. aslında albüm genel olarak güzel. hatta grup çoğoş, gruptan kaynaklanıyo güzellik. evet böyle.





sağ üstte bi anket var. sevilmeyen, istenmeyen bi konuda yazmayım diye iliştirdim onu oraya. şimdilik pek öyle tiksinilen bi konu yok gibi duruyo. ya da üzülmeyim diye her konuda yazsın dediler, bilmiyorum.
istemediğiniz bi konu varsa orda işaretleyebilirsiniz. bunların dışında bi şey varsa yorumun kıyısına köşesine not düşerseniz bi daha o konuyu yazan barnahlarım daş olsun! (şaka, olmasın)






bugün acayip kararlıyım, kütüpaanede deli gibi çalışçam. gerekirse sabahlıcam! (not: şu ana kadar bi kere bile baştan haber verip gerçekleştiremedim bu eylemi. taa 2 sene önce yapmıştım sadece, onda da kendiliğinden olmuştu)






yemekhanede elma olduğu her gün o elmayı yanıma alıp yolda yiyorum. oturup yemeyi sevmesem de yolda elmayı kemirme aşkı var. bugün bi arkadaşım "ne zaman görsem elma yiyosun. pamk prenses gibisin" dedi. pamuk prensesle bağlantıyı kuramayıp hikayeyi okudum.
bildiğin gugıla pamuk prenses hikaye yazdım aradım. bunu 10 sene sonra çocuğumla yapmam gerekiyodu sanırım, biraz erken oldu. neyse, orda minik bi yerde elma geçiyomuş.

--------spoiler-------
cadı bu hanım kızımızı zehirlemek için vermiş.
--------spoiler-------

nerden geldi aklına orası bilmiyorum. kırk yıl düşünsem elmayla pamuk prensesi bağlayamazdım birbirine.
(kaldı ki neden bağlayım, neden 40 yıl sırf bunu düşüneyim)

15 Aralık 2011 Perşembe

son kez ortodonti

bugün sınavda cevabı bolton analizi olan soruyu önce bolton yazarak doğru cevaplayıp, ardından yok yeaa öbürüydü heralde diyerek hans nielsen yazan aklıma osurayım. aklımda öyle bi şey kalmış ama yarım yamalak kalmış, hans nielsen değil, hays-nance yazılır kendileri.
yanlış cevabı yanlış yazdığım için iki negatif birbirini götürerek pozitif olur mu diye düşündüm ama olmaz heralde.


tanıştırayım; hans nielsen. hadi amcalara meraba de hans


GoGnSn ile geçen koca bi senenin ardından bütün sefalometrik oranları yazıp bunu unutmam ayrı bi yetenek ister. he tüm bu aptalötesi hatalarıma rağmen 70 sınırını geçiyo gibi görünmemse yeteneğin allahıdır artık.
kolay soruları yapmam ben mesajı vermiş oldum böylece hocalara.

daha da ortodontiyle alaklı yazmam.

14 Aralık 2011 Çarşamba

online ortodonti dersi / bölüm-1

intrüzyona sebep olan etkenleri yazınız
- küçük boyutlu dişlerin uzun süreli bodyli hareketi
- erişkin hastalarda anterior dişlere aşırı edgewise torque
- molarların distal tippingi

kusura bakma ama gluteal bölgenden fuck you. türkçe, ingilizce, latince birleşip beynimin bütün kıvrımlarını siktiniz yemin ediyorum.

ortodontiye saatler kala...

bugün ders çalışmayı tanımlayan yeni bi şey duydum. 'cayır cayır ders çalışmak'
sınıf olarak yaratıcılığımız üstümüzde zaten. düzgün davranan insan görememeye başladım. bunların hepsi yarınki ortodonti sınavının etkileri. beynimiz uyuştu.
şimdiye kadar nerdeyse hiç yapmadığım bi şey yapıp bütün yazıyı sınıftan konuşmalarla doldurcam.

çalışmayan1- adamlar cayır cayır ders çalışıyolar
çalışmayan2- bunlarla aynı sınava mı gircez biz şimdi? hiçbi dediklerini anlamıyorum lan ben
calışan1- oha daha 45 dakika mı çalışmışız? 10 saat gibi geldi bana
çalışan2- iyi çalıştık ama
gökan- yalnız itiraf edelim güzel çalıştık. çok temiz oldu



sınıfın içinde seksek oynayıp hızını alamayan, bunun üzerine koridora çıkıp oyunlarına devam eden insanlar gördüm.



en pisini sona koydum. terbiye sınırları düşük olanlar devam etmeyebilir

13 Aralık 2011 Salı

gökan kütüpaaneden bildiriyor

tam çalıştığım ortodontiden bi şeyler anlamaya başlamştım ki, yanıma oturan insan bütün ciddi çalışma dalgamın içine osurdu.

sırayla gidelim, önce anlama aşaması.
ortodontide kemik gelişimi konusuna çalışıyorum. bi zamanlar endokondral, epifiz plağı, periosteum, kartilaj, intramembranöz hepsi birbirine girmişti. bugün hepsini bi güzel birbirine bağlayıp bütün sistemi çözmüş bulunmaktayım.
okuduğum her cümlede aha şu tip belirdi suratımda
sınava 2 gün kala göt korkusundan beynim çalışmaya başladı. 20 sayfalık yeri 1 haftadır anlamıyodum, sinir basmıştı. sonunda anladım kendilerini, mutluluk doldum.


neyse efenim, ben böyle mutlu mesut çalışırken dedim bu 'ay siğ va'çu did deağ' memesini paylaşayım. meme diyince o içinden süt çıkan yer aklınıza gelmesin, tanımını yapıştırmak isterdim buraya ama kütüpaane bilgisayarında meme yazınca "kütüpaane bişiy bişiyi bu kelimeye izin vermiyor" diye bi yazı çıkıyo. sanki milletin içinde porno açıyoruz! sinir geldi bak.
durumlar karşısında verilen tepkinin görsel boyutu diye açıklayım, yetersiz de olsa bi tanım olsun. 9gag'ten başka kullanıldığı bi yer var mı bilmiyorum.

konumuz bu değildi zaten, niye bu kadar dallandırıp budaklandırdım ki?
işte bu memeyi paylaşçaktım, dedim yurda gidince yazarım yazıyı ama dayanamadım geldim. neden?
yurtta yazma kararımdan sonra yukarı çıktım (amaç: ders çalışmak), masama yönelmişken bi kız gördüm, yanıma oturcak son hazırlıklarını yapıyo. burdaki kız kelimesi önemli (ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum. hayır, sapık değilim).
biz XY kromozomlular yaklaşık yarım dakikada bütün kaynaklarımızı masaya dizip çalışmaya hazır duruma geçebiliriz. ama bu arkadaş montunu astıktan sonra 5 dakika boyunca hazırlandı!
kitap defter çıkarma aşaması hariç bi de. o aşamada yoktum ben.

önce bi kolları sıyırdı.eline krem mi ne bi şeyler sürdü tam göremedim. daha sonra sandalyesini uygun pozisyona getirip kaynaklarını düzgün bi şekilde yerleştirdi.
kıyafetinin kolları tekrar bileğine geldi heralde tekrar bi sıyırdı kolunu. elini yine ovuşturmaya başladı ki bu seferki amacını bilmiyorum. derin bi nefes alıp ellerini masaya koydu.
heh dedim, başlıyo. yok anam nerdeee?
konumunu beğenmeyip sandalyesini tekrar düzeltti, kolunu yine masaya koyup pozisyonunu kontrol etti ve memnun oldu.
derin nefesini tekrar alıp 3. defa kollarını sıyırdı. tam o anda elime makas alıp kesesim geldi kıyafetinin kolunu. tamam lan başla artık 3 kere kolunu sıyırdın!
kaynaklarını eşeleyip istediği notu buldu ve son kez derin nefesini alıp kalemini eline geçirdi ve ben tam rahatladım zannederken asıl kabus başladı.

KIZ YAZI YAZARKEN RESMEN MASA SALLANIYOR!!!
breh breh breh çiviyle mi yazıyosun beynamaz, o nası bi hunharlıktır öyle?!
daha fazla bastırmalıyım. daha fazla, daha fazla, DAHA FAZLA!!!!!!! modunda masayı delercesine yazı yazıyo arkadaş. önümdeki not bi sağa gidiyo bi sola gidiyo yazdığı her harfle. bi ara uzun bi cümle yazdı heralde, kafamı nottan kaldırınca sağ-sol-sağ-sol-sağ-sol yapmaya alışmış gözüm titrek titrek bakıyodu etrafa.
sen yine hazırlan. 40 kere de kolunu sıyırsan en ufak bi şikayetim olmaz. yeter ki kitabını defterini kazıma yavrucum. bak şimdi yukarı gelicem, o masa yine sallanıyosa kan çıkarana kadar vururum ağzına yüzüne. (vurmam, şakalak yaptım)

11 Aralık 2011 Pazar

I [kalp] pijamalarım

bugün pijamalarımı yıkayım bi ded... yok aslında böyle olmadı. cuma günü pijamalarımı yıkayım bi dedim. merdivenlerde aklımdayken zemin kata inince çamaşır listesine adımı yazmayı unuttum. akşam baktığımda liste dolmuştu. (başta vermem gereken bilgi: çamaşır makinelerini kullanmak için önce bi listeye isim yazıyoruz, hangi saate yazdıysak o saatte kullanabiliyoruz)

neyse cumartesi yıkarım dedim ama cumartesi camış gibi 12'ye kadar yattığım için liste yine dolmuştu. boş olarak sadece 2 numaralı makine vardı ki merdaneli çamaşır makineleri daha teknolojiktir ondan. 1914 yılında alman imparatorluğunun yardımları arasında gelmiş.

ve bugün büyük gün! sabah 10'da kalkıp listeye adımı yazdım, 6 numaralı makineyi almanın mutluluğuyla kahvaltımı yapmaya gittim (6 numaraysa uzak mekiği gibi bişiy). saat 18:00'da makine benimdi.

iki tane pijamam var, ikisi de pis şu anda. giycek başka bi şeyim kalmadı. bikaç tane de günlük kıyafetimi yıkayım dedim, başladım poşete doldurmaya.
fazla eşyam yoktu zaten, rahat rahat indirdim aşşaa, uzay mekiğimi çalıştırdım ve çıktım yukarı.
kapıdan girer girmez 2 tane fıstık yeşili pijamam yatağın üstüne oturmuş bana el sallıyodu. artık kafam nerdeyse trafik ekiplerini yeşilinden ve onun kadar BURDAYIM! diye bağıran, sırf o ikisini yıkamak için koca makineyi kiraladığım pijamalarımı unutmuştum odada.
koşa koşa aşşaa inip makineyi durdurup onları da yıkayabilirdim ama tekrar 4 kat merdiven çıkmayı dötüm yemedi. başka bi şey bulurum heralde giymelik.





bugün erken kalktım demiştim ya, heh kütüpaaneye gittim. ders çalışma aşkıyla dolup tedaviyi bitirme kararlılığyla masama oturdum. ama keşke saatler 13:28'i gösterirken kafamı kaldırmasaydım. böylece karşı masada bana bakarak burnunu karıştıran insanı görmezdim.
adam resmen gözümün içine baka baka burnunu karıştıyodu yaa!
tamam ben de karıştırmayı severim ama kütüpaanede yapmam o işi


psikolojim bozuldu, tedaviyi bitirir bitirmez ortodontiye bakmadan kaçtım ordan. hala gözümün önünde burnu, parmakları ve bana odaklanmış gözleri.
nasıl etkilendiysem 4 saattir ders çalışmıyorum. dünkü afrika yerel dansı eşliğinde yaptığım onca büyüyü bi parmak hamlesiyle bozdu adam. the spell breaker adını taktım kendisine.



günler sonra gelen ekleme

bu yazının linki feysbukta veriliyo, ağzımı burnumu kırma planları yapılmıyodur umarım. korkutmayın lan akşam akşam.

10 Aralık 2011 Cumartesi

3. defa ararsan ilk cümleni bitirmene fırsat vermem

şimdi beni arayan bi adamla telefon konuşmam

-hayırlı geceler sevgili kardeşim ercan
-yanlış numara
-he pardon. kiminle görüşüyorum ben
-gökan
-hayırlı geceler

aradan 1 dakika geçmeden

-hayırlı geceler sevgili kardeşim ercan (otomatiğe bağlamış)
-yine aynı numara
-866. pardon 836'yı aramışım ben başka num...
-yakşamlar -dıt-





ruhsuzsun diyolardı da baktım şimdi, hakikaten odun gibi konuşmuşum.

yemek getiren adamla da tek kelime konuşmadan anlaşmıştım bu akşam.

-germeç piliç di mi?
-hıhı
-bi döner bi ezme?
- -kafa sallama-
-6 lira kardeşim
- -parayı ver-
-afiyet olsun
- - hafif gülümseyip kafayı yavaşça eğ-

yakşamlar deseydim keşke. dersten yeni kalkmıştım, ondan oldu galiba.

yine ankara

insanın canı sıkılırken ankarayı daha bi seviyo. tam böyle zamanlar için inşa edilmiş bi şehir. sıkıntın mı var, koş ankaraya! adamlar ruhuna uyum sağlasın diye bilmemkaç milyon nüfuslu şehir yapmışlar arkadaşım niye tek başına sıkılasın ki?

bak mesela eskişehire gittiğimde bi mutluluk geliyo. millet mutlu orda. burda da mutlular belki ama ankaranın varoluş amacına saygısızlık olmasın diye asık kuratla dolaşıyo olabilirler. bana öyle bi bildirim yapılmadı henüz, üyelik aşamasındayım. ilerde söylerler belki bu büyük sırrı.



şu videoda 4:53'te olaya girip 5:07'e kadar girmeye devam eden bol ışıklı bi alan var ya, heh orası hacettepe işte. kırmızı tepeli yer ankara tıp, orası yok.

hatta burdan aldığım fotoğrafla günlük hayatımı koyayım


tıklarsanız büyür, kocaman olur


hafta sonları ders çalışmaya karşı gelen nefretimi uzaklaştırmak için afrika yerel dansları eşliğinde üzerimde büyü yapıyorum. bi haftaya kadar buralara bi şey yazmassam polisi falan arayın da cesedim çürümesin. elim yüzüm düzgün bulunayım.
büyü müyü sakat iş çünkü.

eeeliiiyaaaaa hööleeeeyy
tumbambaaaa holiiiiiyaaa...


OHA NANA BULUKU MU LAN ORDAKİ!?!?

9 Aralık 2011 Cuma

dengesiz havana senin...

dün camdan bakmadan lök diye yurttan çıktığım için çoğoş bi yağmurun altında spor ayakkabılarımla dımdızlak kalmıştım. tek değildim neyse ki, bana eşlik eden düşük zeka seviyeli insanlara bakıp içimden "ahah yağmurda giydiği ayakkabıya bak" diyebiliyodum kendi ayağımdakilere bakmadan.

bugün akıllandım, yağmur falan var mı diye bakıp çıktım. pencereyi açma gereği duymuyorum çünkü hep soğuk oluyo sabahları.
keşke açsaydım.
haber sitesinde gördüğüm 'kar geliyor' haberinin yine spor ayakkabılarım ayağımdayken doğru olduğunu anlamazdım. minik minik yağıyodu da pek bi etki etmedi. aslında hiç etmedi.

saat 10 gibi falan coştu biraz, 12'de arabaların üstünde bile yoktu. erimişti hepsi.
ankara senin dengesiz hava durumuna kurbaney. havalar yarı soğuk - yarı sıcakken dört mevsim giyinen insanlar oluyo dışarda. bi tarafta kolsuz, öbür tarafta hırka. canını yidiğim...




tedavi labında uzun bi aradan sonra erken çıkışımı yaptım. mutluyum, eskiye döndüm. 5 dakika erken çıktım sadece ama olsun, sembolik de olsa tek erken çıkan bendim.
hatta nasıl kendime güvendiysem "şu dolguyu biraz indir" diyen asistana "indirdim, gidiyorum ben" dedim. lan hayvan! kendi kendine onay veriyosun. becerememişin ki düzelt denmiş.

gün boyunca genel olarak bi güven vardı ve o güveni kırmak için biraz debelleştik.
sürdüğüm bi maddeyi göstermek için peşinden koşuyorum asistanın.
g- bondu göstermesem olur mu? devam edeyim
a- hayır bakıcam
g- tamam (dudağı hafif ye)
----5 dakika sonra----
g- hocam gelmiyo musunuz
a- gelcem birazdan
g- ya devam edeyim işte. onay verceksiniz zaten (tam sopalıktım burda)
a- önce bakçam
----bikaç dakika sonra, yanımdaki masaya kadar geldi asistan----
g- ben de göstercektim
a- (dişe bakmadan) tamam devam edebilirsin sen
g- ...

beyin fonksiyonlarım durdu tam bu anda. 10 dakikadan beri göstermek için bekliyodum ben.
sinirden kolumu ısırdım zaten onu diyince. ehe ehe diye gülüyodu kendileri, ben de güldüm sonradan.

bi dişe de 4 verdi bugün pek bi kendinden eminsin sen diye. normalde olay çıkartırdım 4 aldığımda ama tamam, verin diyip dolguma döndüm bu sefer. hafif bi göt kalkıklığı sezdim kendimde, sonu pek iyi görünmüyo.
(o dişe ben olsam 3 bile vermezdim)

7 Aralık 2011 Çarşamba

yıllar sonra oturup maç seyrettim

takım tutmayan bi insan olmama rağmen sırf cümbüş var diye arkadaşların odaya gidip maç seyrettim. eğlenceliymiş ha.

en çok koyan da ayık kafa yapımı koruma isteğim oldu. sonuçta maç bitiminde ortodonti sınavına çalışçaktım. elimden 30 tane bira geçse de birini kendi ağzıma sürmedim.
neden? ortodonti yüzünden değil. kendi kırmızımı alıp gittim. in kırmızı, we trust. tabi abartmadan, hem ayık kafa yapısını koruyup hem ortama uyarak gayet güzel dengeledim.

maçımı da izlerim
gırmızımı da içerim
maç sonunda balkonda 15 dakika boğaz da patlatırım
a ve b bloklarına küfür de ederim
bloga yazı da yazarım
sınavıma da çalışırım


o son maddeyi yapmak en sıkıcı aşama sanırım şu anda. bi tezahürat yapan olsa da pencereden sarkıp eşlik etsem...

radyoloji, kırmızı vosvosum falan

breh breh breh... bugün radyoloji sınavında yardırdım da geldim. 70 üstü yetmesine rağmen alan derslerinden şu ana kadar aldığım en yüksek notu almaya doğru gidiyorum.

boşuna o kadar çalışmışım. yarısı kadar çalışsam da 70 hedefimi tuttururdum, diğer sınavlara az çalışmış olcam bunun yüzünden. neyse moral bozmayalım.



kırmızı vosvosumu aldım. buraya yazmamıştım ama 2 yorumda "gördüm, alıcam" demiştim. bi de taaa uzun uzun zaman öncesinden  (2 ağustos) "kırmızısı benim olmalı!" diye yorum yapmıştım. bu pazartesi benim oldu.
kütüphanede masama koydum, mutluluk doldum ona baktıkça.

hatta futrafını da koyayım.
seviyorum olum seni

biraz büyük görünüyo ama bi avcuma parmaklarımı da kullanırsam 3 tanesini sığdırabilirim. ellerimin kürek gibi olmasında  kaynaklanmıyo bu, M eldiven bile bol geliyo diyim, önce avuç daha sonra da arabanın boyutunu düşünün.
biraz daha büyüğü vardı ama gereksiz bi büyüklüğe sahipti kendileri.



yağmur yağmasaydı da ankamall seferi düzenleseydim bi. duş jelimin bitmesinden mütevellit 1 haftadır el sabunuyla yıkanıyorum. daha az köpürmesi hariç pek bi fark göremedim ben, o sorunu da sabun miktarını biraz daha arttırarak çözdüm.
yağmur yağmayaydı gidip bütün duş jellerini koklardım oralarda. sonra gider en ucuzunu alırdım ama olsun, koklamak önemli benim için.

4 Aralık 2011 Pazar

minnacık yazı

radyoloji, bi zamanlar seni sevsem de sınav yaklaştıkça tiksinmeye başladım.
öyle ki karanlık odaya dalıp şakır şakıp flaşla fotoğraf çekerek bütün filmlerinizi yakasım var.




canım deli gibi çorba istedi, hazır çorbalarımdan birini yapmaya karar verdim. son kullanma tarihine bakıyorum, hiçbi yerinde yazmıyo paketin. çok büyük bi risk alarak yaptım, tadı iyiydi.

yarısını içtikten sonra gördüm. minnacık yere ŞEFFAF OLARAK(!) yazmışlar. böyle basınçla yapmışar heralde, içeri göçüklük var.
3 hafta kalmış son kullanma tarihine, 3 ay geçse bile sorun çıkıcaanı sanmıyorum. kuru gıda sonuçta.

3 Aralık 2011 Cumartesi

aşama aşama sabahlama (sabah sabah seda sayan gibi oldu)

dün geceki yazımda sabahlama aşamalarımı yazıcamı söylemiştim. ara ara notlar alarak bugün yayınlamak üzere deftere yazdım.


00.05
çikiletalardan vazgeçtim, yarım piliç söyledim kendime. pilavla salata a yanında geliyo. insan gibi bi şeyler yicem en azından

00.40
yaşasın yemek yemeeeeek!!!

01.33
tam bir hayvana yakışır biçimde yedim yemeğimi. arkadan beethoven çalmakta belki beynim çalışır diye ama bi yararını göremedim henüz

01:48
uykum geldi. uyumalıyım. eskiden böyle miydim ben, ah o eski zamanlar...




evet efenim görebileceğiniz üzere caymışım uyumama planımdan.
karnım doyunca bi ağırlık çöktü, üzerine bi de müzük ve yorgan altında çalışmak gelince çok pis uyku bastırdı.
yorgan altı dediysem sandalyemi yatağın kenarına çektim, ayaklarımı uzattım yatağın üstüne, yorganla da örttüm, mis gibi oldu.

dünkü çalışamamayı bugün telafi etmek için derse ışınlanayım ben en iyisi.

2 Aralık 2011 Cuma

arbeit macht frei


zamanında ilk sabahlamamı yapmış, fizyoloji vizesi için -histoloji vizesi öncesi konular yetişmemiş olmasına rağmen "uyku önemli uyku!" diyip yatağa giren insan ben- hayatımda bi ilki gerçekleştirip sabahlamıştım. gerçi sabah odada sandalyenin üstünde uyumuştum ama olsun. uyandırmasalardı sınavı kaçırırdım, o da var tabi.
heh, bugün ikinci defa yapıcam bu olayı.

besin stoğumun düşük olması beni biraz rahatsız etse de su ve kahve kaynaklarımın bol olması sevindirici bi gelişme.
4 parmak ekmek
1/2 paket fındıklı ikram
1 paket kakaolu ikram
1 paket kakaolu çay keyfi
~400 gr kahvaltılık çokokrem (ekmeksiz naabayım olum ben bunu?)
2 avuç fındık
ohaaaaaaa çekmecemce çikileta varmış lan bissürü!!!!!!

vaş vaş vaş sayalım bakalım
1 havuçlu tarçınlı dankek (ölürüm)
2 crunch
1 nestle gofret
1 albeni
3 tane de bikaç hafta öncesinden kalma mısır ve pirinç patlağı (attım çöpe)
4 tane hazır çorba
2 portakal


geceyi geçtim, yarın bütün günü bile çıkartır bunlar. yiyecekler de hazır olduğuna göre başayabiliriz sanırım.
arkadan da uyanık tutucu müzükler açarsak eğer tam olur. oda arkadaşım yok nasılsa odada, arkadan çalsın güzel güzel.
arkadaşla başlıcaz, gerisini gogol bordello getirsin. bu şarkıyla fizik çalışmak isterdim gerçi ama olsun.


o zaman ne diyoruz?


Arbeit Macht Frei!!!

Sitcom'unu Çek, Muhteşem Ödülleri Kazanma Şansını Yakala!





Hürriyet Kampüs’ten bol ödüllü online sitcom yarışması: “2Faces Kısa Sitcom Yarışması” başladı!
Hürriyet Kampüs, üniversitelileri yılın en eğlenceli, bol ödüllü ve en yaratıcı yarışmasına davet ediyor. “Şu kampüs hayatı tam bi’film… Ve bunu sadece ‘çok çekenler’ bilir” sloganıyla yola çıkan 2Faces Kısa Sitcom Yarışması, bugüne kadar gerçekleşen kısa film yarışmalarından farklı olarak kampüs hayatının unutulmaz anlarının online anlatılacağı bir yarışma olarak hayata geçecek.

Dört bölümlük “2Faces Kısa Sitcom Yarışması”nın birinci bölüm konusu: “Kampüste 5 kuruşsuz olmana rağmen-5.000 kuruşluk yaşayabilmenin yolları”… Yarışmaya katılmak isteyen üniversite öğrencileri kendilerinin oynayıp yönetecekleri 120 saniyeyi geçmeyen “sitcom-durum komedilerini” gerçek kimlik bilgileri ile hurriyetkampus.com sitesine yükleyecekler. Yarışma dört bölümden oluşacak ve her bölümde jüri tarafından belirlenecek ilk 30 eser, hurriyetkampus.com’da yayınlanacak. En çok oyu alarak ilk 3 sıraya girenler çeşitli ödüller kazanacaklar ve dört bölüm sonunda yapılacak finallere katılarak muhteşem ödüller kazanma şansını da elde edecekler. Üniversite öğrencileri, 2Faces Kısa Sitcom Yarışması’nın ilk bölümüne 28 Kasım-18 Aralık tarihleri arasında başvurabilecekler. Yarışmacıların birden fazla eserle katılabilecekleri birinci bölümde ilk 30′a giremeyen yarışmacılar diğer bölümlere de katılabilecekler. Yarışmanın birinci etabının sonucu 3 Ocak 2012′de açıklanacak. Öğrenciler, yarışma ile ilgili tüm detaylara hurriyetkampus.com, facebook.com/hurriyetkampus sayfalarından ulaşabilirler.

Her etap için ödüller;  hepsiburada.com’dan birinciye 500 TL, ikinciye 300 TL ve üçüncüye de 150 TL’lik hediye çeki. Etap ödülleri yetmiyormuş gibi, bir de büyük finallerde ilk 3 yarışmacıya verilecek ‘dudak uçuğuna sebep’ hediyeleri var...
Yarışmaya katılmak ve muhteşem hediyelere sahip olmak için:
hurriyetkampus.com
hurriyetkampus.com/kampusten-2faces-kisa-sitcom-yarismasi
hurriyetkampus.com/2faces






Bir bumads advertorial içeriğidir.

29 Kasım 2011 Salı

giyme demiyorum, hobi olarak yine giy!

dünyaya yüzlerce kilometre çapında bi meteorun çarpmasından daha çok korktuğum bi şey varsa o da yürümeyi bilmeyen topuklu ayakkabı giymiş insanlardır.


bu ne şimdi? bu ne!!!

yanlarında yürümeye korkuyorum efenim ben topukluyla yürüyemeyen insanların. utanmasalar düşmemek için kollarını iki yana açıp yürücekler.
bi de merdivenden inmeleri ve yokuş yerlerde yürümeleri var ki korkudan rengim maviye döner. dünya dengelerini kurmak daha kolaydır ordaki dengeyi kurmaktan.

tamam boyun kısa olabilir, hazal kayanın da boyu kısa ama o dengesiz mi? hayır.
'beton' gibi ayaktayım!
he topluklu giyip 5 cm uzayınca onun gibi bi şey olcaksanız giyin, hatta adresinize ben yollarım o ayakkabıları en uzun topuklusundan. ama yok öyle bi şey.


topukluya karşı olduğumu düşünme sevgili bu satırları okuyan insan, topuklu ayakkabı becerikli ayaklarda gayet hoştur. hatta tak tuk tak tuk sesini severim kendilerinin.
benim sorunum bunları giyip daha sonradan sirkteki cambazlar gibi yürüyenlerle. git evde denemeler yap. hatta ehliyet sistemine falan geçilsin. topuklu giyme yetkisi olanlar giysin sadece.


çok korkarsan başına gelir ya bi şeyler. heh, işte bi gün kesin bunlardan biri yürürken üstüme düşçek. o an kafa göz dalarım ona! kim olduğu umrumda olmaz. değil kan, kemik iliği çıkana kadar vururum kafasına kafasına (kafadaki kemiklerde ilik olmaz gerçi).
çekiç taşıyorum yanımda daha efektif vurabilmek için.

meh meh meh

hoca sadece üst çenenin ölçüsünü aldı diye boşuna evham yapmışım, önce üst çene ölçüsünü alıp alt çeneyi ona göre alcakmış. yarın öğlen gece plağım hazır, bakalım kullanabilcem mi.

kliniğe gittiğimde hocam geldim ben dedim, tamam bekle dışarda biraz şu hastaya bakayım da bi diyip yolladı. gittim oturdum bekleme salonunda.
o anda 'ben naabıyorum?' düşüncesi belirdi kafamda.
resmen protez bölümünde, yaş ortalamasının 65 olduğu bi yerde adımın okunmasını bekliyodum. sınıftan birilerini gördüm, naabıyon burda diye sordular. çenemi hafif ileri çıkartıp "totallerim vuruyor da evladım, onları gösterecem meh meh meh" yaptım. evet, tam bi 65 yaş öğretmen emeklisi olmuştum.

biraz daha bekledim ve beni benden alan o ses duydum. gökhan beey gökhan beeey...
işte tam o anda kasketimi takıp kahveye gitmeliydim. ya da evde ajansı dinlerdim, olmadı iyice büyüyen kulak memelerimle bıgıl bıgıl oynardım.
"geliyorum evladım geliyorum meh meh meh" diyesim geldi, dedim rezillik çıkartmayım burda.

gittim kliniğe, çenemin alçıdan halini gördüm. cınım benim.
altında da adım yazmalıydı. bakayım, he evet orda. gülcan akkerm... NE GÜLCANI LAN!!!
gökhanı gülcan yazmış yardımcılardan biri. hoca da dalga geçti gülcan diye, aman ne hoş! "kulaktan kulağa oynar gibi değişiyo işte böyle ehe ehe" diye tamamladı esprisini.


üst çenede minik düzeltmeler yaptı, alt çene için de ölçü alıp yarın öğleden sonra gelip alabilirsin diyip yolladı.
aklımsa hala gülcandaydı. gökhanım olum ben. gökan diye de okunur. (gökean diyenler de var, sevmem)




dün ayık olmayan kafayla yaptığım çeneki fazlalıklarını almıştım. çok güzel almışım, sabah kalkınca baktım, vay be dedim kendime.
iki birayla da saroj olup rezilliklerime rezillik ekledim ama gırmızı çarpıyo, vallah pis çarpıyo. bi de aç karna içmiştim güzel etki etsin diye, kendimi saat üçü gösterirken üstümde alçılı elbiselerimle yatağımda sızmış halde buldum. bravo bana!
kalkıp bilgisayarı kapattım, çarpsın diye büyük kısmını yemediğim dürümümü yiyip yattım tekrar.




sınavlar yaklaştıkça ders çalışma isteğim azaldı. şimdi olmaz lan, şimdi olmaz. martta azal, hatta bit ama tam sınav zamanı azalma gözünü seveyim. hadi bebişim, hadi şekerparem. (bugün yemekte şekerpare yidim)

28 Kasım 2011 Pazartesi

mutluluk. 2 oldu bu


efendim merhabalar.

karşılamalı girişleri mutlu olunca yapıyorum sadece, bu ikinci merabalı girişim.
bu sefer sebebini biraz bilsem de tek başına yetersiz bi sebep olur o. durup dururken gelen mutluluk patlamalarımdan birindeyim.


sebep ne?
HuysuzKuzu pek takma bunları dese de pratikte kendime geldim. en gerideki gruptan yardıra yardıra ve iki iş arasında zamanı çok ekonomik kullanarak en öndeki gruba kadar geldim. 3 tane boktan geçen lab sonrası önce tedavideki umut parıltıları, ardından bugün gelen protezdeki hızlanma çok iyi oldu.
toparladım pratiği. teorikler de iyi gidiyo, oh mis.

toeriklerin iyi gitmesi şerefine bugün ders çalışmayım dedim ama yemedi. iki tane gırmızı alıp diş labına incem, orda biraz düzeltmeler yapıp ders çalışmaya çalışçam.
he neden çalışmaya çalışçam dedi? çünkü düzgün düşünebilen kafa yapısından uzakta olucam büyük ihtimalle. bakalım nöronlar arasındaki etkileşimi yavaşlattığımızda bile işlicek mi beyin. marifet böyle bi durumda çalışabilmek zaten, öbür türlü herkes çalışır.
gırmızıları da termos bardaama koycam ki pis ayyaş damgası yemeyim. her şey düşünüldü.



işte, mutluluğun sebeplerinden biri toparlanmaya başlayan okul işlerim.
LAN PEKİ DİĞER SEBEP NE!?
düşünüyorum düşünüyorum, ı-ıh yok bulamıyorum. insan mutluluğuyla da stres dolabiliyomuş. kaynağı ne olum bunun?
aman boşver mutluysam mutluyum diye geçiştiremiyorum, o sebep bilinmeli.




yarın yurt paramı yatırcam.
tatlı tatlı yemenin acı acı sıçması olur ya, aynen o durumdayım. iki kişilik oda acayip rahat, bissürü alan var, ferah. ama gel gör ki diğer odalara göre biraz daha tuzlu. rahatlığın da bi bedeli var.



çilekli şeyleri pek sevmesem de vivident storming güzelmiş, beğendim. başlarda kokusu şurup gibi geldi ama tadı falan yerinde. tabi hala gönlümde först senseyşınsın karpuzlusu var, onun yeri ayrı.
aha buna ölünür



baştaki vidyoyu da öylesine koydum buraya, mutluluğu anlatsın deyu.
durumumla pek alakası yok ama hoş şarkı, nays şarkı.
yolda dinlenir mi? evet.
yolda dinliceem ik şarkı mı? hayır, wherever may roam çakar. sırf davulu dinlemek için bile açtığım olur kendilerini, lars ağamızın eline koluna sağlık.

25 Kasım 2011 Cuma

kısmen de olsa...

efenim dün akşamki yazımda bugün laba giriceemi ve eski günlerime dönüceemi söylemiştim.
tam olarak olmasa da döndüm diyebiliriz.

neden tam değil?
2 sebebi var.
1- erken çıkamadım. 
aslında çıkıcaktım ama çıkmamıza 1,5 saat kala (benim işimin bitmesine 10 dakikadan az var) 2 diş daha verdiler. onlar olmasa erkenden çıkmıştım. benimle beraber 1 kişi daha o aşamadaydı. ilk ya da ikinci çıkardım.

2- yanlış dişte çalıştım.
şimdi dişlerin numaraları var. 12 ve 22 numaralı dişlere (üstte iki tane tavşan dişi var ya, onların yanındakiler) dolgu yapıcaz. tabi önce oyuk açıyoruz dolgu yapmak için (okulda oyuk desem 3 hafta dalga geçerler muhtemelen). sen git, nası açıcaamızı gösteren şekil ortadaki tavşan dişlerinde gösterildiği için 21 numaralı (tavşanlardan biri) dişe aç.
ama karışmaya müsait. 12 22 falan varken insanın aklı 21'e kayıyo. e şekilde de o diş var, ona açtım ben de.
bi de hocayla inatlaşıyorum.
-yanlış dişe açmışın kaviteyi
-nası hocam yaa?
-22'ye aççaktın
-e tamam işte yirmiiikkk... ehe :)   (içses: hassiktir)





tüm bunlara rağmen yine de gün sonunda en ilerdeki insan bendim. yavaş yavaş eski günlerime dönüyorum sanırım.
bi 15 dakika daha verseler yeterdi bana, bitti nerdeyse.

24 Kasım 2011 Perşembe

zaman geldi...

3 yazı öncesinde (hani nerde dersen, aha burda) tedavi labında kötü gidişatımı durdurup eski günlerime dönüceemi söylemiştim. yarın büyük gün.

bugün ders çalışılmadı, dinlenildi. 10 gibi falan uyuyup yarın erken uyancam ve kahvaltıya gidip düzgünce edicem kahvaltımı. uykumu almış, midem dolu ve yorulmamış bi şekilde laba girip eskisi gibi hıfıl hıfıl çalışçam.


ulu önderimizin bi sözü vardı "Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz" diye.
yarın makus gidişat tersine dönecek!

(çok pis hırs yaptım, öyle böyle değil)








bi vidyoyla hem gün bitmeden analım kendisini, hem de iyice gaz versin



gazı aldık freddie reyiz

öğüren, kusan olursa topuğuna sıkarım!

bugün diş gıcırdatma sorunum yüzünden protez bölümüne çıkıp gece plağı yapar mısınız dedim bi hocaya. kendisi splint mplint dese de anlamam ben ondan, gece plağı o benim için.

daha önce sınıfta kullanan bi arkadaşım vardı, onunla konuştum. bissürü kişi kullanamamış. neyse diyip çıktım protez bölümüne.

ilk olarak ölçü alıncak ağzımdan. çenenin negatifini çıkarmak olarak düşünebiliriz.
şimdi bize teorik olarak öğretilen şey üst çeneden ölçü alırken hastalarda öğürme refleksinin olduğu, bıngıl bıngıl oynaştıkları, hatta kusmaya kadar giden sorunlar olduğuydu. bu yüzden önce alttan başlanır ki hasta alışsın. benden sadece üst ölçüsü alındı, alışma şeyi falan yoktu hiç.

hoca aljinatı kaşığa koyarken unuttum ben o öğrüme problemini. hatta güle oynaya başladık işleme. nasıl konulcaanı falan anlattım "arkadan öne doğru bastıra bastıra gelceeniz hocam ehi ehi ehi" diye. kaşığı aldı, hiçbi sorun yaşamadan soktu ağzımın içine.

kaşık aha bu

öğürme refleksi gibi bi şey kesinlikle yok. hiçbi rahatsızlık duymadım ağzımdayken. ilere bi gün ölçü alırken öğğggh hhüüööö gibi şeyler yaparsanız takmam söyleyim. biliyorum çünkü artık nası bi duygu olduğunu, bi bok olmuyo.
belli bi zaman geçtikten sonra yutkunma isteği oluyo ama dizginlenmicek gibi değil. oturup yarım saat tutmuyo da zetan, 1-2 dakika kaldı ağzımda.



ilerde yapıcaam şeyleri kendi üzerimde yaptırmak güzel bişiy. empati kurmak daha rahat olabilir
mesela hiçbi zaman hastama 6 kere enjeksiyon yapmam (yapılması gerekiyosa ayrı tabi ama kendi hatamdan 2 kere olmadıysa 3.yü denemeye gerek yok). o ağrıyı tanımlayamıyorum şu anda. kevgire dönmüştü ağzım.



yakın zamanda yirmiliklerimi de çektirerek şimdiye kadar bulaşmadığım bölümler olan ortodonti ve cerrahiden de cerrahiyi ziyaret etmiş olucam. sınavlar bitsin, rahat rahat gitsin dişlerim. şişiyo falan, hoş değil.
(he bi de periodontolojiyle bi işim olmamıştı, onu unuttum)

23 Kasım 2011 Çarşamba

tırnak makası

efenim şu yazımda tırnak yemeyi bıraktığımı yazmıştım. 17 ekimden beri tırnak yememe serimi bugün iki elimin şerçe parmağını kıt kıt kemirerek bozduğumda artık tırnak makası almama gerektiğini fark ettim.
hayvan, 1.5 aydır kesmiyo musun tırnaklarını demeyin, evde kestim. insana yakışır uzunluktalar şu anda. (biraz fazla aslında)

heh, dedim bunları kesmek için eve gitmek beklenmez. kendi tırnak makasımı alayım, onunla keseyim toynaklarımı.
ve gidip kendime bi tırnak makası aldım!


ünlem koydum çünkü önemli bi olay. sadece benim için değil, senin için de önemli!
şimdiye kadar çıtır çıtır kullandığın o aleti en son ne zaman satın alığını bi düşünsene. muhtemelen almamışındır, evde vardır.

insanın hayatı boyunca çok nadir yaşıcaa anlardan biri bence tırnak makası satın almak. hayatın boyunca biçok kez plastik bardak, yarım altın ya da ne bileyim komidin alabilirsin ama satılan tırnak makaslarını bugüne kadar yaşayan insan nüfusuna böldüğümüzde kişi başına yaklaşık 0.23 gibi bi değer çıkıyo. yani 4 kişiden biri bile tırnak makası satın almamış.
korkunç bi ivmeyle düşmekte bu satışlar. çünkü tırnak makası kolay kolay bozulmaz.



umut sarıkayanın bu konuyla alakalı bi karikatürü vardı. aradım bulamadı. başka bulamayanlar da varmış, repliği koymuş sadece.


-zaten yakında normal telefon kalkıcak... herkes bu ayfonlardan kullanıcak... ev bilgisayarları da kalkıcak, televizyonlar da, her şeyi bunla yapabilicez... zaten sonra bu da kalkıcak... beynimizde çiple girebilicez internete!..

- peki bütün bunlar olurken, bu hiç tasarımını, özelliğini değiştirmeden biz insanlarla beraber olacak mı?..
(tırnak makasında bahsetmekte)

- evet, hep olucak.


- ben buna ayfondan daha çok saygı duyarım arkadaş!





bi de bugün çavdar ekmeği aldım. bu da hayatımda ilkler arasına girdi. (normal ekmek kalmamıştı bakkalda)

60 yaşında gibi hissediyorum kendimi son aldığım şeyler yüzünden!!!

21 Kasım 2011 Pazartesi

farklı alanlara yönelmek lazım

pratiklerde sıçmaya başladım. 3 labtan beri yavaş çalışıyorum.
dur, düzgün anlatçam.

2 hafta önce cuma tedavi labında gayet iyiydim. güzel güzel dolgular yapıp çoğu zaman yaptığım gibi ilk olarak labtan çıktım.

geçen pazartesi protez labında hızımda ilk düşüşler görüldü. sınıf ortalamasından bayaa bi önde olduğum için fark edilmedi ama ben anladım. labtan erken çıktım yine ama o lab doğru düzgün geçseydi çok çok daha erken çıakbilirdim.

geçen cuma yine protez.
yeni bi işe başladık ve ilk defa sınıf ortalamasının altında bi hızla yaptım. teslim ederken gördüm ki en geriden gelen gruptayım. biraz daha yavaş yapsam sınıftan toptan kopabilirim.

ve bugün dipteydim!
bi zamanlar verilen sürenin yarısında bitirmeye çalışan ben bugün endo labında koca günde bitirmemiz gereken işi yetiştiremedim!!!
"nooldu olum sana ekiekieki", "birileri de hala uğraşıyo...", "hala burda mısın sen? ben bile bitirdim", "hangi aşamadasın? aaa daha kaviye mi açıyosun?" küçümsemeleri arasında burnumdan ateş çıkartma seviyesine kadar geldim. son dalga geçen insana eğe batırmaya falan çalıştım.
aha bunu batırcaktım


BİTİREMEDİM LAN!!! BİTİREMEDİM.
NE MUTLU OLDUNUZ LAN GERİDE KALINCA!


sinir stres bastı. bi şey de diyemiyorum, 2 seneden beri sürekli aynı şeyleri ben de onlara söyledim çünkü. akıllanmışındır diyenleriniz olabilir. hayır, önümüzdeki lab tedavi, en erken ben çıkarım normalde.
deli *bip*miş gibi çalışıp bitirdikten sonra başınızda halay çekmezsem...




baktım pratiklerde çöküş yaşıyorum, dedim bari teorikten kurtarayım.
hayvan gibi yorgun olmama rağmen kütüphaneye gidip ders çalıştım. sinir stresin tetikleyici etkisi ve 3 kahvenin enerjisi bi araya gelince ders çalışma aşkıyla kaptırdım gittim. tetikleyici etki bi anda kesilince de bıraktım.

sınavlara 2,5 hafta varken bi oturuşta (molalı ama) 4 saatlik çalışmayı hiç yapmamıştım. artık nası bi hırs yaptıysam sinirimi boşaltçak yer bulamadım.


bu cuma yaldızlı mendil götürüyorum okula. halay çekerken daha büyük etki bırakır.






hatta şunu çalıp oynucam başlarında. ya el yelil lili lil lil lil eşliğinde kalçalar sağa sola yapçam.

20 Kasım 2011 Pazar

nası bi yurt burası?

dün yarım dakika erken aşşaa indiğim için su ve püskevit alabildim. yoksa aç ve susuz kalcaktım.
nası oldu anlatıyorum hemen.

kantine indim, yaşam için gerekli olan şeyleri (su, bisküvi, ekmek, bıçak) aldım. işte fiş kesildi, adam para üstünü verdiği anda etraf karardı. yarım dakika daha geç gitsem fiş alamıcaktım, dolayısıyla yiyecek de yoktu. zamanlamama öleyim.

saat 10 civarıydı. o saate kadar nelerle beslenmişim bi bakalım.
biraz fındık, yarım şişe kola (500 ml), bi wanted, bi bardak da su. başka bi şey yok. aç da değildim, bütün günüm mal gibi geçmişti zaten. ama onu anlatmıcam, değişik bi gündü. ders çalışmadım, bütün gün dişlerimi fırçalamadım, değişik bi sıkıntıyla oturdum durdum. bu kadar bilgi yeter.


ne anlatıyoduk? elektiklerin gitmesi, ya da kesilmesi. gitmek kelimesi daha iyi sanki.
yurdun içi zifiri karanlık. bi şey fark ettim bu karanlıkta, görmeden bi şeyler yapmayı seviyorum. telefonun ışığını kapatıp yürüdüm mesela. yurdun mimarisini bildiğimden sağa sola geçirmedim, eğlenceliydi.
tuvalete benden önce giren arkadaş karanlıkta işemiş, yerler çiş olmuştu hep. temiz bi küfür edip sağı solu batırmadan (ç)işimi gördüm.
elimi karanlıkta yıkarken de eğlendim değişik bi biçimde. görmüyosun ama sular falan geliyo böyle.


sonra dedim hadi biraz yurdu gezeyim. katları geziyorum amaçsız bi şekilde.
ta en dipteki odaların önüne kadar gittim. heh, bizim katta en dipteki odanın oraya gidince içerden birisi bağırdı. "gelme, çıplağııım!!!" naabıyon olum içerde sen? çıplaksan giyin bi şeyler yap.
komiğime kaçtı, güle güle odama gittim.

alt kattaki odalardan birinin önünden geçerken de içerden birisi baarmıştı "elektrikler gelmezse bi saat daha sikişiriz burda" diye.
NASI Bİ YERDE KALIYOM LAN BEN!?

o odada 5 kişiden fazla vardı bi de, arkadaşlar grup çalışması yapıyolar sanırım. ama eğleniyolardı, bende o da yoktu. neyse.



bugün normale döndüm. sıkıntı geldiği gibi usulca gitti.
olur öyle arada.

18 Kasım 2011 Cuma

sinirlendirdi durup dururken

bugünlü kısacık bi olayı anlatıp bitircem yazıyı ama önce bi ön bilgi.
diş deposu: dişleri falan aldığımız yer.
alıcaam malzemein fiyatı: 6 tl


satıcı: bak bu orijinal, diğerleri çakmaydı. söyleme ama kimseye.
gökan: tamam söylemem. ne kadar bu?
satıcı: 7,5 lira
gökan: kim kime çakıyo belli değil. 6 lira veririm
satıcı: tamam ver


iki dakkada adam sikmeye çalıştı lan resmen.
bi hafta önce çakma diye tabir ettiği malları satmasına mı küfredeyim,
söyleme kimseye diyip 'sattıktan sonrasına karışmam' mantığına mı küfredeyim,
6 liraya satıcaa malı 7,5 liraya satmaya çalışmasına mı küfredeyim bilemedim.

17 Kasım 2011 Perşembe

yazasım geldi

normalde yazı yazmadan bi konu düşünürdüm, öyle başlardım yazmaya. tamam, nasıl anlatıcaamı düşünmezdim ama en azından bi konu vardı. bu yazıda o da yok. yazayım lan dedim sadece.


şimdiye kadar nerdeyse hep yaptıklarımı yazdım. bu sefer öyle yapmak istemiyorum ama naapçaamı hala bilmiyorum. düşünmek yok, aklıma gelen ilk konudan başlayım.



bu türksel, vodafon, aveya falan acayip para kazanıyo bence. ekmek istemez, su istemez. baz istasyonunu kur, çalışanı işe al, hadi arge işlerine de para harca biraz. bitti işte.
eğer çok param olsaydı mobil iletişim operatörü şirketi kurardım.

bak mesela vindovs da öyle. bikaç beyin, azıcık volt elektrikle mis gibi yazılım satıyo adamlar. en azından cd, dvd parası falan var bunların. iletişimcilerde o da yok.

epıl'ı katmıyorum bu olaylara. adamlar hayvan gibi para karşılığı aletleri satıyo ama o aletin metali, plastiği, lojistiği falan var. beyin takımını saymıyorum, o herkeste var.
ama iki gram plastik harcıyosa tamamdır benim için. iletişimciler harcamıyo.


olmaz da, hadi diyelim biri battı bunların. telsim veya aysel örneklerinde olduğu gibi satış işlemi falan da olmazsa noolcak?
bu operatörlerin kullanıcıları dımdızlak kalcaklar öyle. mesaj atmıyo bi şey yapmıyo. neyse, bas istasyonlarını alıp uygun bi şekilde değerlerndirirler artık onlar da. (yazar burada götlerine sokarların kibarını söylemiş)



bundan sonrası kakayla alakalı yazı. okunmayabilir.


16 Kasım 2011 Çarşamba

farklı canılarız efenim

zamanında (hatta buradan bakabilirsiniz o zamana) erkekler ve dişiler arasındaki farkları anlatmaya çalışmıştım biraz. bugün yurdun kapısının önünde duyduğum konuşmayla yeniden depreşti bu düşüncem.

hiç eşitlik istiyoruz falan demeyin, çok farklıyız.
dışarda sarılıp gezen bissürü dişi görebiliriz ve bu çok normal gelir bize. ola ki iki tane sarılan erkek gördük, eşcinsel detected moduna girip ters bi bakışla yaptıkları bu ayıbı(?) kınarız. şu ana kadar görmedim, görsem de normal karşılarım ama iki sokak yürüyemeden taşlanırlar büyük ihtimalle buralarda.
ama iki dişi sarılıp yürürken hiçbi sorun olmaz.
neden? çünkü onlar sarılabilir.
neden? çünkü işte.


yurdun kapısındaki konuşmayı yazayım bi de. iki tane dişi konuşuyolardı
dişi1- gideyim de film izleyim
dişi2- hayır. gidip ders çalışçaksın, mikrobiyolojiden bissürü konu var!

böyle bi konuşma mümkün değil iki erkek arasında geçmez. geçirmeyiz böyle konuşmaları.

erkek1- gideyim de film izleyim
erkek2
ihtimal 1- hangi film?
ihtimal 2- bak hıbılı hübülü filmini izle, süper bişiy
ihtimal 3- ben de ne zamandır film izlemiyodum, birazdan gider izlerim ben de
ihtimal 4- o torbadaki fındık mı abi? (adam tam teşekküllü gidiyo film[?] izlemeye)
ihtimal 5- derse girmesem de olur. gel bizde izleyelim
ihtimal 6- ya naapçan filmi, gel bi yerlere gidelim

yani efenim, mümkün değil karşıdaki insan çalışıp başarılı olsun gibi bi düşüncemiz olmaz. yapımıza aykırı.



sonraaaa...
heh şey var bi de geçen gün sınıfta gördüm, bi dişi koymuş kafasını masaya, öbürü saçlarıyla oynuyo.
öyle saçma ötesi bi aktiviteyi aklımızdan bile geçirmeyiz. niye oynayım lan ben başkasının saçıyla? ensesine vururum daha çok.



bugünkü bi olayı anlatayım, yine konuyla alakalı.
sınıfta iki sıra arasından yürüyorum, bi dişi üstündeki çok güzelmiş nerden aldın diye sordu. (aa burda da var aslında fark. nerden aldığımız önemli değildir bizim) bilmem diyip sağına soluna bakındım, isim yok. bi yerinde DF yazıyomuş, defaktodur dedi biri, bilmiyorum. konumuz bu diil zaten.
bikaç kişi daha güzelmiş falan dedi, hala bi anormallik yok.
peki anormallik nerde?
biz 4-5 erkek bi dişiye "üstündeki çok güzelmiş" desek anında sapık damgası yeriz. hele sağını solunu çekiştirip marka arama olayına hiç girmiyorum, onu yaparsak dişinin babası, amcası, kuzenleri falan çıkışta mutlaka bi halimizi hatrımızı sorarlar.
tahmini durum




çok farklı canlılarız sizinle sayın dişiler.
nerdeyse bütün ağır işleri bizim yaptığımızı yazmıyorum, ona girersem mümkün değil çıkamam. sayfa sayfa yazı yazılır çünkü o konuda. hala da gelmiş yok kadın erkek eşitliği falan.
otobüslerde yer vermeyle başlıcaksak bu eşitliğe buyrun başlayalım. çok memnun olurum şahsen.

14 Kasım 2011 Pazartesi

bak kızılderili, ışık.

dün otobüste gelirken dışarı baktım, böyle şehrin ışıkları, arabaların farları falan bissürü küçük küçük ışık vardı. amerika kıtasını iyi ki 2004 yılında falan keşfetmemişiz dedim kendi kendime.

düşünsenize, kızılderili bu ışıkları görse "beyaz adam yıldızları yere indirmiş" demez miydi, aklı çıkmaz mıydı orda onları görünce.
iki de gökdelen göstersen hepten uçardı aklı. buradan gökyüzündeki tanrılarınıza ulaşıyoruz desek çıldırırdı ben de çıkacam ben de çıkacam diye. iyi zamanda keşfetmişiz yine.

şok geçiren yerli






he bu sabah olanı anlatçaktım bi de.
böbür böbür böbür ifadesi fışkırdı resmen. ben gördüm yani onu, çıkıyodu böyle her tarafımdan.

şimdi lab önünde bekliyoruz, benim muflam pisti biraz, dedim burda temizleyeyim, sonra vakit kaybı olmasın. içindeki alçı parçalarını aldım, lavaboya gittim dökmeye. hem yıkarım güzel olur dedim.

neyse yıkadım lavaboda. tam çıkçam kapıdan, 60 yaşlarında bi adam kapıyı açtı, buyrun diye yol verdi. durumu idrak edemeyip kaldım bi önce, daha sonradan tam bi hayvana yakışır vaziyette teşekkür edip çıktım.
lan öküz, azıcık insan ol da önden buyrun lütfen diye yol ver adama. 3 katın yaşında o senin.

işte böbür böbür böbür efekti tam burda gerçekleşti. sırf beyaz önlük giydiğim için yol verilince götüm kalkıyo, önceden de yapıyodunuz, anca indi götüm. bu beni 2 hafta daha götürür. yerden 3 metre yüksekte bi göt görürseniz o benimki, elleşmeyin fazla.

13 Kasım 2011 Pazar

şimdi de ankara haber temsilcimiz gökana bağlanıyoruz. evet gökan söz sende...

ankaradan kucak dolusu sevgiler hepinize.
yazları sıcak ve kurak, kışları SOĞUK ve yağışlı başkentte bu akşam yine hayvani bi soğuk var. öyle ki otobüsten inerken tuvaletim vardı ama soğuktan içinde dondu çişim. o derece.
O derece soğuk gerçekten

tabi direkt olarak son kısmı anlatarak girdim. baştan alsam daha iyi bence.


otobüs biletini alırken baksaydık keşke hangi firma olduğuna. es turizmden istanbul seyahat bileti almışız, aman ne hoş.
ne fark etçek, ikisi de otobüs demeyin. istanbul seyahatin gördüğüm bütün arabaları travego ve tiksiniyorum o otobüsten.

koltukları rahat değil bi kere. neoplanın bütün modelleri mis gibiyken bunda ayakta gitseniz daha rahat edersiniz. popom acıdı yine otururken.
başka bi kötü yanı da psikolojik mi bilmiiyorum ama o otobüste afedersiniz pırtım geliyo benim. 2 litre gaz birikiyo içimde, ola ki biri karnıma dokunsa patlama olur otobüste aşırı gaz basıncından. bence koltuğu titrediği için oluyo ama emin değilim.
diğer kötü yanı koltukların yatma şekli. yaslanılan yer yatarken oturulan yer sabit kalıyo. mesela neoplanın bazı modellerinde öndeki insan koltuğu yatırdığı zaman oturduğu yer ileri gidiyo, böylece sıkışmıyorum oturduğum yerde. ama bunlarda zaten oturduğumuz yer küçük, bi de öndeki yatırınca hobaaa, paketlenip öyle gidiyorum. bi de sağolsun hiç sorma ya da bildirme zahmetine girmeden yatırdıkları için koltuğu, ayaklarım sıkışıyo aralarda.

sonuç olarak sevmiyorum bu otobüsü ama el mahkum yine bununla geldim.
önümdeki kişi koltuğu yatırmadı gerçi ama her an yatırcak korkusuyla geldim, iyice stres yaptım. boluda indi otobüsten, son 2 saati bacaklarım sıkışçak korkusu olmadan geldim.



he şeyii de anlatayım. boluda mola verince kablosuz internet vardı, dedim hava soğuk. şimdi hazırlanıp inene kadar bissürü zaman geçer zaten, oturayım bloga falan bakarım.
başka blogları okuyorum falan, bilgisayar çantası titremeye başladı. telefon mu titriyo acaba diye baktım, yoo sakin sakin duruyo yerinde. hem çalsa kulaklık takılı, ses gelirdi. (empeüç pileyırımı kaybettim sanırım, telefondan dinliyorum)
en sonunda kıllandım, kulaklığı çıkardım OHA!!! otobüse yayın yapıyomuşum. girdiğim bloglardan birinde müzük çalmaktaymış. neyse ki cıkcıklara ve kınamalara maruz kalmadan kapattım siteleri.
efenim şu girer girmez açılan müzükleri kaldırın lütfen. bilgisayardan müzük dinlerken bi anda karışıyo müzükler. ya da benim başıma geldiği gibi zamanlarda sorunlar çıkıyo. siz koyun oraya, biz istersek açarız zaten.

11 Kasım 2011 Cuma

bayram dolayısıyla kapalıydık

efendim yazmayalı 1 hafta olmuş.
zamanında günde 2 yazı falan yayınlasam da bayram dolayısıyla pek bişiy yazamadım.

ufak ufak bayramı anlatayım. ankaradan halamlarla geldim, pazar günü halamlarsız döncem.
akraba ziyaretlerini 2 senedir aksatmaktayız ailecek. bikaç kişiye gittik yine sadece, yeter bence. toplucaam parayı topladım ben.

sonraaa, bakalım naapmışız. heh, kuzenimle adalara gittik, bisiklet sürüp bi güzel neşelendim. büyükadayı seviyorum azizim. çoğoş bi yer.
fazla gezmedik gerçi bu sefer, bi büyük tur yaptık bi de küçük turun o ilk yokuşunu inip çıktık. bi yokuş ama dili beş karış dışarı çıkartıyo orası. hızımı aldığım için kolay çıktım ben gerçi, kuzenim yavaş başladığı için zorlandı biraz.
bi ara "nerdesin lan allahsız!" diye mesaj attı. değişik bi insan.
bi kere de yanına çağırdı, bişiy oldu zannettim, yokuşta bile pedala abana abana indim. fotoğraf çekçekmiş, makinayı istiyomuş. bisikleti geçiresim geldi kafasına, korktum lan bişiy oldu diye.

tam bunu yazarken kapı çaldı, çöpü almaya gelmiş apartman görevlisi. verdim çöpü, yüzümde bi gülümsemeyle "yakşamlar" dedim, kadın sanki zorla söyletiyolarmış gibi umursamazca "size de" diyip gitti. söyleme lan! istemiyosan söyleme! ne kafanı başka yere çevirip size ne diyosun?
zaten adamla çocuğunu sevmiyodum, kadını da sevmedim. bi dahakine suları şıbır şıbır akan çöp vercem ha. kafasına silah dayıyolar sanki, söyleme kardeşim!
akşam akşam sinirlendirdi yine.



neyse, adayı anlatmıştım, bugünü anlatayım.
bugün liseden 2 arkadaşımla kadıköye gittik. yarım saat kadar eski sevgilim de eşlik etti bize. tanıştılar falan, güzel oldu bence. konuştuk, yarın yine görmeye gidicem eski sevdiceğimi.
kalp, mantık, beyin hepsi birbirine girdi, çorba oldu. naapçaamı bilmiyorum pek sevgili bloggerlar. bi tavsiye verin anacığım. ben bıraktım artık düşümeyi falan.

bugünü anlatayım biraz.
yine gitar hiroya gittik. kırmızılarımızı (tuborg olanı) alıp gittik tabi, sonlara doğru düzgün kafa yapısına sahip değildim (açtım + damlanın da kırmızısında hayvani bi yudum almıştım) saçma sapan hareketler yaparak şarkı söyledim. gitar falan da çaldım ama onlarda da değişik hareketler yaptım. eğlenceliydi bence bu da.
en sonunda damlanın kalanını da luk luk luk luk diye görmemiş gibi bitirerek hayvanlığımı ortaya koydum.

çıkışta bay yengece gitçektik, doluymuş başka yere gittik. dolu olmasa orda kampanyadaki 50 cl + tekila yapacağıdık ne güzel. neyse, bi dahakine artık (bi dahaki anca yazın olur).
orda da tekilasız devam edip düzgün olmayan kafa yapısına ulaşmaya çalıştık, beceremedik. ben bay yengece tekrar bakalım desem de geç olmuştu, kalktık geldik.



ne zamandır yazmamıştım efenim, özlemişim.
yazığın şeyleri birilerinin okuduğunu bilmek çok güzel bişiy. seviyorum blogu.

3 Kasım 2011 Perşembe

hastanelerden çıkamadım

bugün kan vermeye gittim bi hasta için.
dün sınıfa girdiğimde görmüştüm b (+) kana ihtiyaç var diye, onkolojide yatan biri için lazımmış. tamam dedim, ben verebilirim kan.

bugün öğle arasında gidip vercektim. dersten bi 15 dakika erken çıkıp hastaneye gittim, beni bekleyen adamı gördüm falan. hemşire bulmaya giittik, kadın baktı bana "kaç kilosu sen?" dedi. dedim 53 kiloydum ama ufak değişiklikler olmuş olabilir. yok olmaz dedi, en az 60 kilo olmam gerekiyomuş.
piiğ dedim, kan bile almıyolar benen, o kadar aciz gördüler.

neyse adam üzüldü tabi, ben de üzüldüm ama onunkini görebiliyodum sadece. koridorda yürürken bi hasta gördük. sedyede, bayağı çökmüş biriydi. yanımdaki adam refakatçisiyle konuşmaya başladı. donörü olucaam hasta oymuş.
kana benden daha çok ihtiyacı vardı o adamın. zaten kanım belirlenen aralığın üst seviyelerinde, kan versem bile yenisini yapabilir vücudum. ama o yapamıyo.


hastayı görünce daha da kötü olup çıktım hastaneden. geçen sene yurdun tam karşısında onkoloji vardı, ağlayan insanları falan duyardık hep.
içersi daha da kötüymüş.




evet blog kendine gelsin bi, eğlenceli şeyler yazıyoruz buralara.
dün kırılan dişim için tedavi bölümüne gittim bugün. asistan bakındım, yok etrafta. en son bi tanesini gördüm, koştum yanına "hocam dolgum düştü onu bi onarabilir miyiz?" dedim, tamam gel yapalım dedi. oldu desem hemen oturtup yapçak dişimi.
yuk dedim, dersim var benim. öğleden sonraya randevu verdi.

tedavi sırasında baktım oturarak çalışmıyo. (yarın tedavi labımız var) hocam, yarın sizin gibi çalışabilir miyim? dedim. nası yani bakışı attı (gözü hafif kapayıp kafayı salla), hani ayakta çalışmıyoduk eki eki eki yapıp sinir ettim bi güzel. yarın asistanım olursa sıçtım.
yok, şaka. çikolata aldım kendisine bi tane aynı gün baktığı için. "al, çikileta yi" diyip vercem yarın.

2 Kasım 2011 Çarşamba

ön dişimdeki dolgunun kırılması hoş bişiy değil tabi.
yarın tedavi bölümüne çıkıp "hocam bi doldurabiliceeniz mi?" diye sorucam. hatta kırık parçasını da buldum, bond da olur, yapıştırıverelim bile diyebilirim. gerçi bond yapıştırmaz heralde.

akşam akşam iş çıkardı yaa.

1 Kasım 2011 Salı

mim. ne zamandır yapmadık

efenim mim doldurmayı öyle pek sevmiyorum. genelde yazılarım milyon konu içerdiğinden tek konuya bağlı kalmak zor geliyo.
ama bu seferki güzel bi mim. bi de cessie mimlemiş, yapmazsak ayıp olur.


eveeet, konumuz sevdiğimiz şarkılar ve hikayeleriymiş.
luna başlatmış mimi, orda 5 diyo ama az ya da fazla olabilirmiş. bi fikrim yok benim kaç tane olcaa konusunda, beraber görücez.


1. barış manço - bugün bayram
hani deseniz ki, sadece bi şarkı seççeksin. seçtiğim şarkı mutlaka bu olurdu.
yılda dinleme sayım bi elin parmaklarını (5) geçmez. neden dinlemiyorum? çünkü eskimemeli. sadece aşırı mutlu olduğum zamanlarda dinlerim kendisini.
mesela linki koydum yukarı ama dinlemedim şarkıyı.

okulu ilk kazandığımda bol bol dinlemiştim. ankaraya gelirken, sınıfı geçtiğimde falan dinledim anca.


(artık sıralama yok, aklıma geldiği gibi koycam. en önemlisini koydum zaten tepeye)
2. ozzy osbourne - mr. crowley
burda da bi haftalığına yazı yazan pek sevgili arkadaşım damlayla her gitar hiroya gidişte mutlaka çaldığımız, benim ilk zamanlarda mistır krovliğ harici bi yerini söyleyemediğim, zamanla yarısını söylediğim, şimdiyse baştan sona söyleyebildiğim şarkı.
aynı zamanda kendisinin formspringinde sorduğum soruların bi yerine iliştiririm krovliğ falan diye, benim sorduğumu bilsin deyu.


3. beirut - postcards from italy
hayatıma fon müziği seçsem bu olurdu heralde. kendisi ukulele almamda en büyük etkendir. hatta bi ara çalmaya çalışıp koymuştum bloga.
sürekli bi mutluluk veriyo insana. kötü zamanlarda da dinlesem teflon tava gibi, üstünde bi şey tutmayıp mutlu kimliğini koruyabiliyo.


4. skillet - falling inside to black
zamanında birbirimize "don't leave me alone" derdik bu şarkı sayesinde. yapamadık.


5. queen - we will rock you, we are the champions

video koydum bu sefer. canlı performansları, ilk dinleyişimde gözlerim minik minik dolmuştu.
diğer müzikleri dinlemeseniz de bunu bi izleyin bence. vay canısını tepkisini vermeyenlerin kaybettiği 5 dakikayı  kendi cebimden vericem.



evet efenim, beşte kaldı benim şarkılar. standart değerden uzaklaşmayım hem, burda bitireyim yazıyı.
mimleme işine girmiyorum. mimlenme ve mimleme sayısını eşit tutuyodum ama bi dahaki sefere bi tane fazladan mimleme yaparım.

27 Ekim 2011 Perşembe

mutluluk

efenim merabalar.
böyle karşılamalı giriş hiç yapmamıştım, bugünkü nedensiz mutluluğumdan yapayım dedim (bak burda konu hakkında ipucu verdim)

gerçi ipucuna gerek yok, birazdan anlatçam mutluluu. önce biraz günü anlatıp yazının giriş kısmını oluşturalım.
normalde her sabah 7'de kalkıp (salı hariç, o gün 1 saat geç başlıyo ders) duş alıp kuruyup okula giderdim. dün bu gidişhata bi dur demek için gittim saçımı kestirdim. kafa hacmimde belirgin bi düşüş oldu. bu yan etkiydi, asıl etkisi her sabah dujdan kurtardı beni. accık uzayınca (accık ~10 cm) yıkadıktan 24 saat sonra yağlı görünüyodu saçlarım. en azından bana öyle geliyodu, huzursuz oluyodum.
kestirdim, mis gibi geziyom böyle.
heh, bu sabah kısa saç avantajımı kullanıp yedibıçıkta kalktım. ııı şey... aslında sekizde. yataan içinde yarım saat oyalandım çünkü.


evet, yazıya giriş kısmını oluşturduk. şimdi konuya hafif hafif girelim beraber. (yazar burada okuyucuyu hikayeye dahil etmeye çalışıyor)

derse girdim çıktım falan, saat ikibıçık gibi yurttaydım.
hemen kafamda günlük program yaptım iki tane.

program 1
sırt çantası ve bilgisayarla halaya gidilecek.
giderken kızılaydan diş malzemeleri alınacak

dezavantajları: halamlara kızılaydan gidersem ankaray+otobüs şeklinde aktarma yapmam gerekir. ben sevmem öyle aktarmayı. otobüs çok sıkışık oluyo bi de.
he ayrıca bayramlık almam lazım, eğer halama gidersem bu iş daha ileri tarihe sarkacak, o zaman da alışveriş merkezleri dolu olcak.


program 2
kızılaya gidilip diş malzemeleri alıncak
ordan ankamall'e gidilip bayramlık bakılcak
halaya yarın gidilcek

dezavantajları: ev ortamından bi gün daha uzak kalmak. ankamall girişinde diş malzemelerinin sorun çıkarma olasılığı


ikinci program daha bi hoş geldi gözüme, uyguladım.
diş malzemelerinin 187 lira tutması biraz moralimi bozsa da 170 ısrarımın sonuç vermesi sevindirdi beni.
hayvan gibi pazarlık yapıyorum.
-187 lira toplamda
-170tir o
-tamam 180
-170 yazıyo orda. burdan öyle görünüyo
-175
-ben gördüğüm parayı veririm. 170
-tamam 170 olsun -.-'

17 lira için mi o kadar yaygara yaptın demeyin, ortalama indirimim %10. toplamda yaklaşık 2000 liralık malzeme aldığımı düşünürsek 200 liralık bi kazanç demek bu. az diil yani.
iki maximum karttan da çekim yapılamadı, birinin süresi dolmuş, biri açılmamış. bankamatik kartı kullanılabiliyomuş sayın blogırlar, aklınızda bulunsun.


buralarda öyle pek bi mutluluk yok.
ankamalle gittim burdan. bayramlık bakıyorum ama o kadar umutsuzum ki. 'hadi bi de şu mağazada bulamayım' mantığıyla alışveriş mi yapılır? resmen bulamamak üzere giriyorum tükanlara.
bi tane buldum, bedeni yok. hiçbi yerde yok. ankaradan gebzeye kadar. bedava mı diye baktım, diilmiş.

daha sonradan defaktoda buldum 3 tane giymelik şey. maviyi eledim, lacivert-beyaz ve gri- beyaz çizgili giymelikşey arasında seçim yapmam gerekti. lacivert-beyazı seçtim.
garip olan şey annemle babamın da dün aynı giymeliklere gebzede bakması. annemin lacivert-beyazı, babamın gri-beyazı beğenmesi.
aramızda değişik bi etkileşim var. yüzlerce çeşit ürün içinden aynı iki tanesini beğeniyoruz.


heh, işte bu defakto sırasında mutluluk geldi bana efenim.
sebebi yok, mutlu oldum. müzik çalmıyodu, yapmayı hiç sevmediğim bi şeyi yapıyodum (alışveriş). neden mutlu olduğumu bilmiyorum ama yavaş yavaş mutlu olmaya başladığımı hissediyodum. tarif edemiyorum ama çok güzel bi duyguydu.

ordan çıkıp ankamall ritüelimi gerçekleştirdim yine. dienardan uykusuz alıp börgır kinge gitmek. bu sefer penguen aldım gerçi, abisi. daha bi güzel geliyo artık penguen.
neyse, gittim börgıra. normalde accık yiyip doyan bi insanım. mutluluktan mıdır bilmem, ikili menülerden aldım (mutluluktan falan değil, ucuz olduğu için). normal şartlar altında bi vopır cünyır menüyle doyarken vopır cünyır + tendırs menü aldım. tani 2 patates ve iki kolayla. yiyebiliceeme inandım.
ve yedim de.
bi menüde şişen insan iki menü yemişti. karnımı ovuşturup (çok eğlenceliydi) kalktım.

he bişiy daha diyim, penguende arka arkaya iki karikatüre hayvani güldüm. eğer ankamallde ağzından patates püskürten insan gördüyseniz o benim. kötü bi zamanlamaydı patates ve karikatür için.



dönüşte beirutun the rip tide albümünü dinledim. beğenmemiştim başta ama şimdi çok güzel geliyo.
ankaraydan çıktım, yurda yürüyorum. lan dedim hayvan gibi para harcadım zaten bugün, 8 lira daha harcayıp mutluluğu taçlandırayım. iki tane kırmızı almak için büfelere baktım, hepsinde efes var. piiiğ dedim ki bi tanesinde kırmızılar göz kıprtı bana. aiy yavrucaklarım diyip iki tanesini kucaklayıp yurda döndüm.
kantinden de cips aldım ama yemicem, çok tokum.


mutluluğumun sebebini hala bilmiyorum. o duygunun şu anda bile benimle olmasıysa ayrı bi güzellik. daimi kalması ümidiyle...
hepinize kucak dolusu sevgiler gönderiyorum efenim

24 Ekim 2011 Pazartesi

yurt mutfağı vol.3

efenim bu akşam yurt mutfağında malzeme yokluğunda yaptığım pizzayla karşınızdayım.
pizza hamuru yerine bazlama
domates sosu yerine ketçap
jalapeno yerine halis muhlis anadolu biberi (bedavaya aldım bu biberi ayrıca)
yuvarlak kesilmesi gerekirken üşenip ikiye bölüp bıraktığım zeytin (ısırmadım, kestim)
mozarella yerine de kaşar peyniri kullandığım pi55555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555555
evet, burdaki beşleri klavyenin üzerine koyduğum popkek yaptı. zamanla daha düzgün yazmayı öğretçem.

nerde kalmıştık bakalııım... heh
mozarella yerine kaşar peyniri kullandığım pizz... neresi pizza lan bunun? bazlama, acı biber, goca goca zeytinler, ziyan olmasın diye kaşar peynirinin üzerine dökülen yağ. bildiğin anadolu esintileri taşıyo bu. toprağımın, nenemin pizzası.

aslında nane de koycaktım, iyice anadolu bağrı olcaktı ama unuttum.

köy yerinde var bir ağıt
gökan sen git naneyi unut
ozan söyler bağrı yanık
naçar pizzalar nanesiz kaldı

hazır etmişti muhtar dünden
naciye toplamıştı eylülden
kimse salınmamıştı yanından
naçar pizzalar nanesiz kaldı

köy oturur ağıtlar yakar
kazım ağa bile karalar bağlar
mazhar dede kaderdir der
naçar pizzalar nanesiz kaldı


nice gönüle girdim naneyi unutarak ama bi dahakine naneye bulucam. siz müsterih olun gemişli köyü.



evet efenim, tatsız konuyu kapatarak futrafları koyup bitiriyorum yazıyı.

kuşbakışı görünüş

bu açıdan daha güzel görünüyo evet
(fare bakışı görünüş)

bu arkadaşın da görüntüsü pek hoş değil ama tadı yerinde. biraz daha az zeytin koyabilirmişim, tuzlu oldu biraz.

gökan der pizzam tuzl...
lan bari buna ağıt yakmayın! işiniz gücünüz mü yok arkadaşım?!