30 Eylül 2010 Perşembe

13 madde

okulumuzun sayın öörenci işleri askerlik tecilimi yaptırarak beni göt etme şerefine erişti. buradan kendilerine kucak kucak sevgilerimi gönderiyorum.

bu akşam saçlarımı kestirdim (çarşamba candır). berber deişmiş, deişik hareketlerle kesti, saçları havaya attı, havadayken kesti falan. bi ara kulaklar gitçek diye korksam da van gogh olmadan geri döndüm eve.
normalde sayın berberim benim istediim şekilde değil de kendi hoşuna nası gidiyosa öyle kestiinden ben pek istekli diildim saç kesimi konusunda. ama bu adam tek tek tüm isteklerimi dinleyip öyle kesti (şans işte).

tırnaklarım yıllar sonra kesilcek duruma geldi. bugün 2 mm olarak ölçtüm minik kurbaalarımı.

şimdiki kulaklıım da tek tarafı çalışıp öbürü bozuk olan 3. kulaklıım olmaya hak kazandı. tüm çabalarımıza rağmen hastayı kaybettik.

artık tatilin bittiini yavaş yavaş anlamaya başladım. ankaradan eskisi kadar korkmuyorum. eskisi kadar yannız kalmıcaam için olabilir (2 gün bile olsa don't leave me alone).

kendim pizza yapamadan gidicek olmam çok koyuyo. zamanında pizzama koyarım diye biriktirdiim malzemelerin çöpe doğru olan sancılı süreçleri de devam etmekte. en son mısırları da kaybettik.

evin içinde pembe çubuklu lolipop yiyip geziyorum. selam ben murti onyedi yaşındayım... dicek seviyeye gelmek en büyük korkularımdan biri.

5 tane diş kavanozum var. yaklaşık 100 tane falan dişim oldu. bi zamanlar insanları ağrıdan öldüren şeyler kavanozda masum masum öylece duruyo. her biri ayrı bi hikaye anlatır ama dinleyeni sksinler. bana ne lan elin adamının hergün lahmacun yemesinden!! geçen biri gelmiş, abi benim sahibim haftada bir fırçalardı bizi dedi. beter olun diyip koydum yine kavanoza.

evin içinde don't worry, be happy açıp parmak şıklattıımı inkar edicek değilim. düünlerde yapmam ama. orda "fidayda da ankaralım fidaaaydaaa" diyene kadar parmaklar uyuşup şıklatılmıcak seviyeye geliyo.

evrimsel süreçte duyu organlarının nası oluştuunu hala anlayamadım. varlığını bilmedikleri bi şeye adapte oluyo hücreler. okulda hocalara sormayı düşünüyom ama akademik olarak anlatırlarsa bi bok anlamam.

recep ivedik 2yi parça parça da olsa izlemişim (ki bunu zaten biliyosun). bütün sahneleri hatırlıyom haa bak böyle olcak diye. baştan sona otobüste seeretmiş olabilirim. sırada mirrors var.

bu dönem derslerinin daha zor olması sınavlara 1 hafta kala çalışmaya başlamamın önünde bi engel deil. bu yöntemle 13 senedir okuyom, dere geçerken at değiştirilmez. yeni yeni adet çıkarmayın.

serj tankian candır. ikinci albümde sıçmış olsa da candır. gelip beni yerden yere vursa da candır.
telefonumun minnacık hafızasını 2 albümüyle doldursa da kapladığı her baytı hak etmiştir. arz ederim.

27 Eylül 2010 Pazartesi

ayaaakşamdaaanışıktıır...

...yaaaylalar yay-la-lar.


yarın askerlik şubesine gidip okuduumu ispat etçem.
sayın muhtarımıza göre öğrenci kimlii yeterliymiş. internetteki bilgilere göreyse yeterli olmucak. muhtar vs. internet gibi bi durum var. geleneğin teknolojiye karşı verdiği bu acımasız savaşta bakalım kim galip gelecek. aslında kim galip gelirse gelsin sabaan köründe uyancak olan ben oluyorum.
hele bi de muttar yanlış bilgi verdiyse ben bütün gün verem savaştan fotoorafçıya deli gibi koşup kan ter içinde kalırken o adam yine tükkanın önünde oturup çayını iççek ya, o koyuyo insana.

hem şu tecil işinde öörenci belgesi de lazım gibi ama benim öörenci belgesi almak için ankarada olup 1 gün beklemem lazım. belge kimlikle (+cüzi bi miktar para karşılığı) alınıyo çünkü.

lan bi de askeriyede bana postal verip hadi oolum çukurcaya yolluyoz seni derlerse?! 2 günlük yolu askeri bi kamyonun arkasında gitmekten çok korkuyom lan. bi de apar topar olduunu düşünsene. sen öörenci kimliini gösterip "okuyom ben yua" demeyi bekleren kamuflajı verip karakola nöbete yolluyolar.

olum var ya yarın öörenci belgesi isterlerse hakkaten sıçarım yannız. gerçi o işi orda yaparsam yalatırlar bokumu yerden, orası ayrı.
halbuki milli eitim bakanlıı ya da öörenci işleri "bu gökan öörenci tamam mı" dese ne dert kalır ne tasa. ama daha harcı ne zaman yatırcaamızdan habersiz öörenci işlerimiz öyle bişiyi yapar mı, tartışılır. aslında tartışılmaz, çünkü yapmıcaa açık.


orda olması muhtmel bikaç konuşma

-ben öörenciydim de askerlii tecil etttirmek için geldiydim
+iyi, öğrenci belgen?
-ehiii, öörenci kimliiyle olur dediydi muttar?
+genelkurmay başkanı mı o, öğrenci belg...
-afedersiniz sözünüzü kesiyom ama işemiş olma ihtimalim var.



-meraba :D
+ne merabası lan, arkadaşın mı var karşında?
-bakın sizin sözünüzü kesmedim, ama bu yine kaçırdıım gerçeini ne yazık ki değiştirmiyo.


-tak tak
+gir (kalın, tok ses)
+meraba :D
------konuşma 2'ye geri dönünüz-----


+öğrenci belgesi şart
-benim onu çıkarmak için ankaraya gidip 1 gün beklemem lazım ama
+bu benim sorunum mu?
-e kusura bakmayın ama benim de almam mümkün değil onu!!
+ne dedin sen?
-telaş yok, paspası yanımda getirdim.



-benim öğrenci kimliim var sadece
+tamam olur, adın soyadın?
-boynuna sarılabilir miyim?
+paspas yanındaydı di mi?
-evet
+iyi, eğil.

24 Eylül 2010 Cuma

evet

normalde bilgisayar ekranında film seyretmeyi sevmeyen bünyemi bugün öölenden itibaren 2 tane seyrettirerek yola sokmaya çalışıyorum. (öbürünü de beğendim bu arada)


konuyu deiştirdim.
yeni konu uyku ilacı. akşam güzel, sabah boktan bişiy.
mesela uyku varla yok arası diyelim. eğer 1 saat önceden ilacı içtiysem camış gibi uyuyorum. eğer kendi imkanlarımla uyumaya çalışıyosam yataan içinde 2 saat camış gibi sağa sola dönüyorum. şimdiye kadar uykumu getirip getirmediini göremedim. her defasında bilgisayar faktörü uyku kaçırıcı rol oynuyodu çünkü. (şikayetçi değilim)

kötü yanı gece 3-4 kere su içmeye kaldırması. evet, yataan kenarında sürahiyle uyuyabilirim ama nası olsa o suyu çıkarmak için kalkıcam. 3 kere fazla kalksam noolur? zaten uyandıktan sonra tekrar uyumak çok kolay. anlaşılmıyo bile.


bağlantılı konu.
vitamin ilacı. sanki böyle bütün ilaç firmaları konuşmuş, anlaşmış. demişler ki "a dostlar gelin çok acayip bişiy yapalım. bütün fitamin haplarını bok gibi kokutalım." -bazılar kötü kokmuyo, onlar candır.-
ya bu kadar iirenç kokabilir mi bi ilaç ya?
halbuki kokmayan vitamin ilaçları da var. siz naabıyonuz da böyle oluyo arkadaşım bunlar? vitamin departmanını fabrikanın tuvaletiyle komşu mu yaptınız naaptınız allassızlar!!
peçeteyle tutup içiyorum ya, midem bulanıyo.



bi dier konu okulların açılması üzerine.
bizim sevgili okul yine en son açılıyo. en son dediysem 1-2 hafta falan geç.
ama iş okulu kapamaya gelince o 1-2 hafta 1-2 ay olarak geri dönüyo. millet temmuzda tatilini bitirmiş eve dönerken biz karbon atomunun azotla bağlarını çalışıyoruz.


insanın hem system of a down dinleyen, hem nükleer enerji yanlısı hem de evrim hakkında bilgiye açık bi arkadaşının olması ne güzel bi duygu.

22 Eylül 2010 Çarşamba

otobos

küçükken hayallerim arasında ankara-gebze arasında otübüs koltuğunda yaşlanma gibi bişiy yoktu. ama gel gör beni okul neyledi.
şu 5 senede otübüste ölmessem bidaa ölceemi sanmıyorum.
mesela ankara-gebze arasında otübüs yolculuu mu yapçan, hiç bütün firmaların saatlerine tek tek bakıp zaman harcama. sor bana, bütün firmaların kalkış saatini, aşti peronunu, yolculuk süresince ikram sayısını ve neli meyve suyu verdiklerini, mola yerini, koltuk genişliini sayarım sana.

mesela efe turda 26 numara mı verdiler? normalde cam kenarı di mi. ama büyük otübüsünde orta kapıda numara ters döner, hooop koridor tarafına geliverirsin. böyle küçük oyunlarına inanma. ben mal gibi pencere kenarı benim diye koşturup bindim otübüse, koridor geliverdi. efe turda eti verirler.

istanbul seyahatle gebzeden binince sıcak soğuk bişiy içer misiniz sorusuna yok deme, çünkü kaynaşlı bozbey dinlenme tesisinde 20 dakka ihtiyaç molası verdikten sonra yapılıyo ancak 2. servis. ne verirlerse al, karnın toksa evde yersin. bi de suyu yanında götür. hamidiye su var çünkü. büsküütleri ülker.

kent turizm mi ne, onunla yapıcaan en iyi seyahat hiç başlamayandır. üzerine para verelim, binin derlerse tamam de. parayı al ama binme. ben bunla gittiimde yicek bişiy vermemişlerdi. içecek olarak da sudan başka bi alternatif yoktu.

es turizmin bissürü saati vardır ama hiçbiri düzgün saat diildir. ya erken, ya geç bi saattir her zaman. bi kere bindim, unuttum onun özelliini.

kendini önemsiz hissetmek istiyosan metroya bin. çünkü mola yerinde 80 tane daha metro oluyo, vay canısını, ne kadar sıradanmışım diyosun. öyle ruhunu terbiye için uzak doğuda bi manastırda kendini hapsetmeye gerek yok, bin metroya, önemsizliğini anlar, nefsini terbiye edersin.

en son mermerler diye bi şirketle geldim. kimse isteyerek mermerleri seçmemiş. herkes başka bi firmanın yönlendirmesiyle gelmiş.



sonuçta; efe tur birdir ve istanbul seyahat onun kulu ve elçisidir.
efe döver.

19 Eylül 2010 Pazar

mimektup

normalde her iş gibi mektup işini de beceremem. yeteneğim olan bi noktayı bulsam fil kesicem zaten.
beceriksizliğimi tüm insanlığa yayma amacındaki sena tarafından (yalan, yazayım mı dedi, yaz dedim ben de) mektup alınca seriyi bozan gerizekalı olmamak için hayatımdaki 2. mektubu yazıcam. bu sefer telefon edip mektubum geldi mi diye sormama gerek yok.
sıradaki mektubu başta damla olmak üzere tüm dinleyicilerimize armağan ediyorum. damla niye başta? çünkü ona yazıcam.


meraba damla.
benim gibi bi götle 4 sene boyunca aynı sınıfı paylaşman da, hatta özellikle son senemizin auhauhaau diye geçmesi de konuşmaları goygoya baaladıım gerçeğini deiştirmiyo.
evet, goygoya baaladım, çünkü yaparım ben öyle. her insan yapar, ama ben bayrağı taşırım.

aslında slm nbr jnm bnm diye de başlayabilirdim konuşmaya ama başlamadım. silip düzeltmiyorum. herhangi bi konuyu bağlama çabası olmadan direk ankaradan girmek istiyorum konuya. la ankaraya gelince ne pis hesap gelmişti lan. 9 liralık içilen şeye önce 30 küsür lira, daha sonra da 13,5 liralık hesap gelmesinden bahsediyorum, en sonunda 9 lira verip gitmiştik. istesek vermeyebilirdik. soora ne biçim kaybolmuştuk kızılayda, aynı inşaatın önünden 4 kere geçmiştik. benim çok güzel lan burda pizzalar dediğim yerde ne biçim yicek bişi bulamamıştın. ama sucuklusu hakkaten güzel oranın.

soora istanbula gittik sıkça. her dönüşte bidaa binmem gebzeareme dedikten soora her seferinde yine aynı ulaşım türünü tercih ettik. aslında ettirildik. çünkü istanbula yürüyerek gitmekten daha mantıklıydı. eyvallah babuş, kıllı çatal... bunların hepsi gebzearemin ülkemize kazandırdığı değerlerdi. tuzlada trende (banliyö demem ben) gerçek küfürü kulağımızda beraber hissettik.

okulda aalayan insanlara ısı ısı ısı diye bıyıkaltından güldük. nietzsche olsa o da gülerdi bıyıkaltından.

başka nooldu? mesela ideolojimi satmam arkadaş diyip kumpir yememiştin sınıfta, ama ben öküz gibi kaşıklamıştım. yeri gelir satarım böyle.
doumgünümde elmasız elmalı kurabiye yapmıştın. aslında elma vardı ama zaten yarısına gelene kadar kurabiye kısmı insanı doyurduğundan elmalı kısmı yicek yer kalmıyodu midemde.
ankarada taaa en sondaki duraa bulmak için ters istikametten durak aramaya başlamıştık. ordaki inşaatımsı yerden sonra bulamıcaamıza inanmıştım ben aslında.


ne biçim yazdım öyle. niye öyle oldu? çünkü ben mektup yazamam.
öyle işte. hadi görüşürüz.


(kısa bitiriş forevır)

16 Eylül 2010 Perşembe

doktorlara olan bütün güven gitti

dün doktora gittik.
şikayetler uyuyamamak, sürekli halsizlik, iştahsızlık, arada baş dönmesi, konsantrasyon bozukluu falan. ben bekliyom ki kansızlık dicek doktor.
kan testi yaptırın dedi, yaptırıp götürdük.
kan gayet iyi. tamam ilaç yazıyorum dedi. vitamin falandır, kilo almam için diye düşündüm ama 2 tane ilaç yazdı.

(devamınıda bunu dinle)

daha sonradan reçeteyi okudum, mal adam bana depresyon teşhisi koymuş. lan dpresyondan şüphelensem niye sana geliyim. ilkini okuyamadım da 2. teşhis depresyon.
soora gittik ilaç aldık. antidepresan içiyorum salak gibi.
hadi diyorum uyku ilacı için depresyon dedi, ama unisom için teşhise gerek yok. ki aldığım ilaç uyku ilacı da değil, direk antidepresan. hemen şarkıdan bir bölümü yazıyoruz;

Anti-depressants
Controlling tools of your system
Making life more tolerable .




bugün de karşıki ağız ve diş sağlığı merkezine bıraktıımız kavanozu almaya gittim.
bi tane alt köpek dişi var, 3,5 cm. vampirden mi çektiler naaptılar lan!?

15 Eylül 2010 Çarşamba

göz göz olmuş ciğerlerim



göğya bugün 3 hastaneye gidicektim.
üşengeç insan olarak üzerime düşeni yapıp birine gittim sadece. gittim verem savaşta akciğerlerimin röntgenini çektirdim.

kapıdan bi girdim, adam bana ben dün saat 9da gel demedim mi dedi.
ilk defa geliyorum ben dedim. mal, otomatie baalamış, kapıdan giren herkese 9da gel demedim mi diyo heralde. mal.
-abi çay ister misin?
-9da gel demedim mi ben.

-beyfendi kapıdaki araba sizin mi?
-9da gel demedim mi ben.

hadi çekelim bari dedi. lan zaten röntgen çekilme saatinin içinde gelmişim, çekmeseydin bi de.

adam oturup muhabbet etti bi de. hiç sevmem olüm ben böyle şeyleri. hele 9da gel diye otomatie baalamış adamsa ve ne dediini anlamadıım için aynı şeyleri 2 kere söylüyosa hiç sevmem. neyse kısa sürdü de bi an önce inebildim aşşaa. orda da teknisyen direk pat diye çekti röntgeni.
ben bekliyorum ki böyle "kıpırdama, ciğerlerin gülsün biraz. tamam çekiyorum. hah çektim... aa olmamış bu, baştan çekelim" dicek. yok, kafayı koyar koymaz çlinkk diye bi ses geldi geçmiş olsun dedi.
halbuki ciğerlerime "hadi bakalım tosuncuklarım güzel çıkın fotoorafta, gülün ama" dicektim. kesin gözleri kapalı çıktılar


.




serj tankian'ın yeni albümünü indirdim.
sevemedim lan. böyle eski enerjisi yok gibi geldi. bi ilk şarkısında hareket var, diğerleri silah zoruyla söylüyomuş gibi. sanki zorla söyletiyolar mnakoyim. söyleme lan.
gören de dicek;
-abi adamlar geldi, albüm çalışmalarına başlayalım mı?
-saat 9da gel demedim mi ben.
muhabbeti geçmiş.
mal. sıçmışın. bokuma benzemiş albüm. bokum bile daha hareketli şarkı söyler.

bi de söylemeden duramıcam, bi sanatçı obamaya hitaben yes, it's genocide şarkısını yaparken koca bi ülkenin buna sesini çıkaramaması bana onur ve gurur kırıcı geliyor.

13 Eylül 2010 Pazartesi

stalinist hükümet

Macar Devrimi, 1956 yılında Macaristan'daki Sovyetler Birliği destekli Stalinist hükümete karşı başlatılan halk hareketi.


stalinisti satanist olarak okudum lan.
satanist hükümet nası olur diye düşündüm bi de mal gibi.

mecliste ayin yapıyolar .

12 Eylül 2010 Pazar

kum olcaz

hani çölde taşlar sürekli genleşip büzüşüp genleşip büzüşüp parçalanmıştır ya, korkum ülke olarak bizim de öyle olmamız.

referandum tartışması oluyo, ayrılıyoz. basket maçı oluyo, birbirimize sarılıp seviniyoz.
daha sonra yine tartışma, yine ayrılma. arkasından yine maç, yine kenetlenme.

böyle gide gide parçalanan taşlar gibi ayrılıp birleşmeden bölüncez.
oha, yabancı güçler bu sebepten basketbolda yenmemizi saalamış olmasın sakın 0.o

bayramda trafik canavarı hakkaten fazladan mesai yapıyomuş

ilk trafik kazamı yaptım lan.
babam sürekli der, geri geri çıkarken arabanın önünü de kontrol et diye. benim de söylemeden bakma gibi bi alışkanlıım olmadıı için hep söyledikten sonra bakardım.
peki hep babam yanımda mı oturcak? hayır. zaten oturmadıı ilk sürüşümde vurdum duvara.

bayram dolayısıyla akrabaları dolaşırken arabayı bi akrabamızın evinin böyle garaj gibi biyerine aldık. bayramlaştıktan soora aşşaa indik, çıkarcaz arabayı.
şimdi arkadan yol geçiyo, arabalar hızlı gelebilir. babam yola çıktı gel gel yapmak için.
ben de yönergeleri doorultusunda usul usul geliyorum yola. gel dedikçe ben geliyorum, gel dedikçe ben geliyorum.
ta ki...
grrööaarjj diye bi sesten soora araba istemsiz şekilde durana kadar.
evet, mal ben arabanın önüne bakmadan direksiyonu deli gibi kırınca ön tampon duvarı kazımıştı, ya da duvar tamponu.
asıl olaraksa; duvar tamponu, tampon duvarı, sonra hepsi birden beni :D

babam baktı, accık öne al, soora tekrar çık dedi.
gaza basacam, ayaamın titremesinden gazı bulamıyom. daha soora buldum, düzeltip çıktık. hiç inip bakmadan sürmeye başladım.
işte orda ilk defa güveni hissettim. çarpsam da dünyanın sonu olmadıını gördüümden mi yoksa şoka girdiimden mi bilmiyom, gayet güzel sürdüm.

tamponun 5 yeri bayaa sertça kazınmış, ayrıca farın da plastiinde aynı hasardan var.
tamponu üstten tutan 2 vidadan biri tamamen çıkmış, biri yamulmuş. esnemeden sanırım, boyada dökülmeler var. arabadan 2 cm önde gidiyo tampon, bi de genişlemiş sanırım, yanlardan da çıkıntılı.

6 Eylül 2010 Pazartesi

dönem 2

laaan genetiin mnakomuşum.
23 austosta yapılan organik sınavının açıklanmayıp genetiğin aynı gün açıklanması kendilerine saygımı katbekat (böyle yazılır) arttırdı.
dönem 2'nin 1'den daha zor olduunu düşününce sevinemiyom bile.

lan son bi haftadır nedense her şey güzel gidiyo. bi bokluk var, böyle olmazdı hiç.

5 Eylül 2010 Pazar

imdat yine mi yol

bu gece tekrar ankaraya gidiyom lan.
bu seferki genetik sınavı. pis geçme ihtimali var bunun.
protezle karşılaştırırsak;

olumlu yanları:
-çıkmış soru kalıbının dışına pek çıkılmaz
-alan dersi olmadığından çok zorlamazlar
-sınavlara asistan ordusu girmediğinden yardımlaşmaya müsait
-okurken bikaç puanın hesabına düşmezler


olumsuz yaznları:
-konu sayısı çok fazla
-konular (özellikle kanser) tamamen ezbere dayalı
-sanırım 16 kişi kaldığından yardımlaşmada zorlanılabilir
-test olduu için geçirmek için puan vermede klasik kadar rahat olamazlar

4 Eylül 2010 Cumartesi

de, da, şey

bişiy okurken ne kadar dikkat etmemeye çalışsam da gözüm hep de da bağlacına kayıyo.
öyle pek tdk kılavuzu bi insan deilim ama 'de, da' ve 'şey' önemli.
şey önemli dedim ama daha yazının başında bişiy dedim. bu istisna. bişiy denir, birşey denmez.
niye dersen çok günah da ondan. bugüne kadarki bütün kutsal metinlerde şey ekinin yazımına dikkat edilir.


שושלת היוחסין של אליהו גם כתב את הדברים הלא נכונים לא יבשים
(ilyasın soyu da şeyi yanlış yazdığı için kurumadı mı)


بالطبع ليس من الذين يكتبون لنا الشيء الخطأ
(şüphesiz ki şeyi yanlış yazanlar bizden değildir)



धर्म क्या ग़लत है के विपरीत है
(şeyi yanlış kullanan dharmaya karşı gelendir)


daha çok var ama bu kadar yeter.
hatta zeusun yıldırımları şeyi yanlış kullanan insanların götünde patlattıına dair söylentiler var.

3 Eylül 2010 Cuma

gerizekalı maymun

dün birine içimden ciddi ciddi gerizekalı dedim.
gerizekalıyı çok kllanırım ama bunu söylerken genellikle ciddi olmam. ama bu sefer haketti gerizekalı.

aştide yürüyorum, her şey gayet normal. böyle giderken işte 10 metre uzaamda falan adamın çektii bavulun arkasından pat diye bişiy düştü. normalde ben de eğer eşyam çoksa başka bi bavulu çektiim bavulun üzerine koyarım biraz rahat taşıyım diye.
ama bu sefer bavulun üstünde duran başka bi bavul diildi, bu sefer düşen çocuktu!

geriler çocuu bavulun üzerinde oturtmuşlar, hadi sen tutun buraya sakın bırakma demişler ya da çocuk çok ısrar etmiş, sussun diye bindirmişler önemli değil.
önemli olan çocuğun bavulun tepesinde gitmesi. hiç mi aklınıza gelmiyo onun bi çocuk olduğu, dikkatinin kolay dağılabileceği?
çocuk düştükten sonra elinden 2 tane top şeklinde sakız yuvarlandı. onu çiğnemek için elini bıraktığında tek eliyle tutamayıp da düşmüş olabilir.

ailenin sorumsuzluğunun üzerine aptalca bi hareket geldi annesinden. kızının yanına gidip ilk önce bişiy olmuş mu diye bakıcaana tutmassan düşersin işte böyle dedi. kusura bakma ama düşmesinin sebebi kızın tutmaması değil senin gerizekalılığın. sen çocuuna biraz önem verip bavulun tepesine oturtmassan hiçbişi olmaz.


durup dururken sinir bastı bana da.
-----konu deişti-----

27. perona gittiimde otobüs bekliyodu, numaram 24. oturcaam yere gittim, aneeam cam kenarı 24'tü ve 25. numara cam kenarına oturmamıştı. normalde kim önce geliyosa cam kenarını kapıyodu. ben de yaptım o hareketi önceden.
adam kalktı, koltuuma geçtim teşekkür ederim dedim. ben cevap beklemezken adam "ben teşekkür ederim" dedi. işte orda adamın tam istediğim yolculuk arkadaşı kıvamında olduğunu anladım.
mola yerinde de kıvamını korudu. normalde pek aşşaa inmem. insem de 2 dakka yürür binerim otobüse. kaççaandan diil ama sevmiyom mola yerinde zaman geçirmeyi. adam da 4-5 dakka aşşaada durdu, soora tekrar bindi otobüse. ne benim inmemi engellemiş oldu ne de benden önce binip müsade istettirmedi.

-----konu deişti----

protezden mis gibi B2 ortalamayla geçmişim lan. yıh yıh yıh.

2 Eylül 2010 Perşembe

eğer diyebilseydim...

lan ankaraya bu sabah saat altıbıçık sularında ayak bastım. toplamda bir saat uyuyunca (yarım+yarım) mal oluyosun. bi de muavin nası dürtüyo öörencem lan. adam sadece dokunuyo ama resmen zıplıyosun yerinden. uyumayan ben bile mnskym tepkisi vericektim nerdeyse.

neyse indim aştide yürüyorum ama yürümüyorum aslında. dizleri hissetmiyorum çünkü.
gerizekalılar otomatiğe baalamış gidiyolar. evet başlığın konusu da aştide başlıyo zaten. normalde uyumaya başladığım saatte uyandığım için (5:30 -yolculuun son bi saati uyumadım-) asabileşmiştim resmen. gittim bilet alıcam, efe turdan alıyom normalde biletlerimi, 0,5 mm açık gözlerimle kimseye çarpmadan gittim buldum efe turu. saat 23:00-23:30 arası orobüs bakıyorum.
-iygünler akşam kaçta otübüs var
-onikide
-...
eğer diyebilseydim: saat onikide sana girsin o otübüs, uykulu insana ters cevap verilir mi lan!

ve gün içinde içimden geçen keşkeler
metroda (ankaray) yan koltuktaki yeni ankaraya gelmiş kişi önündeki adamla konuşuyo
-şimdi bu metronun belli bi güzergahı mı var?
-...
eğer diyebilseydim: yok mnakoyim, sen binmeden adresini söylüyon, tünel kazıp ray döşüyolar evine kadar. gerizekalı maymun!

metro girişinde ankaraya yeni gelmiş kızın babası:
-ankaray girişi burası mı
-evet
-...
-...
eğer diyebilseydim: bi teşekkür için açılmayan aazına sçayım!

iyi geçen protez bütünlemesi sonrası:
-sınav nasıldı
-iyiydi.
eğer diyebilseydim: valalealalealleahahehhahea geçtim laauuaan

yine ankaray çıkışında "kendini allah sanmayacan, hepimiz aynıyız" diye konuşurken bi yandan da tombala çeken iğrenç seyyar satıcıya
-...
eğer diyebilseydim: tombalaaaaa

sabayın sekizinde okulun içindeki bankta uyumaya çalışırken yanıma gelen görevliyle;
-öörenci misin sen?
-evet
eğer diyebilseydim: yok, evsizim ben. her gün farklı fakülte banklarında uyuyorum. karnım aç, simit var mı?
bibıçık saat soora ankaraya gidiyom lan.
protez bütünlemesinde bütün kaadı bilgilerimle doldurup gelicem. 100 alcam lan.
gel mezun edelim diceksiniz lan. beni bıraktınız ya, utanın lan utanın :'(

1 Eylül 2010 Çarşamba

parmaklarımı hissetmiyoum

bugün deli gibi yaamur yaadı lan. tamam deli gibi olmasa da iklimin "oha mnakoyim sonbahara geldik, yaamur yaadırayım bi an önce" diyip kurulu saat gibi 1 eylülde yerleri su içinde bırakmasını pek de hoş karşılamadım.

çoğu kişi bu yaamurlara ve havanın soumasına sevinse de ben yapı itibariyle yazın terlemeyen (koşarsam terlerim) kışın da ısınamayan (4 mont giyince ısınıyorum) bi insan olarak hüzünlü gözler ve hissiz ayak parmalarımla izledim penceremize vuran her bir yaamur damlasının sanki bir hikaye anlatıyormuşças... hava buz gibi lan.

hani böyle evinde her akşam kocasının gelecei umuduyla sofraya 2 tabak koyan yaşlı teyzeler vardır ya resmen onlar gibiyim. şortumla oturuyorum hala. belki güneş açar lan diyorum kendi kendime. çoraplarımı da giymiyorum.

bi de yaamurdan hava kapanınca gerizekalı beynim akşam oldu zannedip uyku moduna geçiyo. aynı gerizekalı gece olduğunda lambalar yanıkken gündüz daha diyip uyutmuyo insanı.

bu gece protez teorik sınavıma girmek için ankaraya gidicem. lan o kadar ders arasında (anatomi, organik, histoloji gibi babalar, fizyoloji, maddeler bilgisi, biyofizik gibi oğullar) protezi bıraktım ya (kutsal ruh) beynimin ayarına sçayım.


ayaklarım üşüdü