28 Temmuz 2010 Çarşamba

tatilimin kuşdası ayağının son akşamını geçiriyorum.
tatilde yapıcam diyip yapamadıklarım:
1-havuza platformdan atlamak
2-5 tabağı tepeleme yemekle doldurmak
3- bi dişiye nasılsın diye sormak

yaptıklarım:
1- yer olmasına raamen bi dişinin masasına ve çaprazındaki yere "pardon, boş mu" diye sorup "boş :)" cevabını almak.
2- tabaktaki yemeimin tamamını bitirmek
3- odada mal gibi sızmak
4- tek bi eğlence vaadeden animasyona (sabah sporu, su sporu, tiyatro etkinlikleri, havuz etkinlikleri) katılmamak.

27 Temmuz 2010 Salı

otellerde animasyonlardan deli gibi kaçan insanım. o kadar kişinin ortasında mayoyla cıbıldanak bi şekilde hebel hübele koşturmayı sevmiyorum. niye bilmiyorum kaçtıım şeyler habire karşıma çıkıyo.

güzel şezlongumuza yöneldiğim sırada animatör kolumdan tutup su topu oynar mısın diye sordu.
yok dedim, niye diye sordu "işte" gibi türkçenin en güzel kelimelerinden birini kullandım.
tekrar niye diye sordu, en güzel kelimeyi tekrar kullandım. soora bıraktı kolumu, gittim.
ulan gerizekalı, gözüm bozuk desene. mal olunca insanın aklına gelmiyo bi anda. daha soora seyrederken bile kimseyi ayıramıyodum birbirinden. oynasaydım pas mas atmadan dümdüz kaleye fırlatırdım topu. en azından onu görebiliyorum.

sabah da gazete almaya giderken animasyon ekibi yanımdan geçti, günaydın demesinler diye başka tarafa bakıp yürüdüm. ama günaydın dilekleri için çalan şarkıyı sevdim. günaydın, günaydın, güüünaydıııın diye deişik bişi. güne enerjik başlamamaı falan sağlamıyo. yine yatıp gazetedeki her haberi okumak için hırs yapıyorum.

göz bozukluu kötü bişiy. havuzda lens takamıyorum, gözlükle de suya girilmiyo. 2 kere babam diye başka adamların peşinden koşturdum, 1 kere de annem diye birinin yanında yüzdüm.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

sanırım genetikten kalmamı ailede en az sorun eden kişiyim.
telefonla arayıp boşver üzülme diyolar. zaten en az ben umursuyorum, deişik duruyo bi de böyle denince.
lan kanser konuları olmasa 2 günde biticek bi ders ama kanser var işte.
30 tane enzimin noolduunu bilsen yeter aslında o sorular için. birini bile bilmeyince deişik oluyo tabi sınav.

kibarlıktan ölücez

lan demin biri geldi yanıma, pardon yardım edebilir misin bizim bilgisayar da aynı marka baalanamadık biz dedi. (6 metre uzaktan acer teknik servisi gibi görünüyorum)
tabii ki dedim gittim yanına, aneam bi dişi var masada.
kalktı, sandalyesini bana verdi, oturabilirsin diye. yok tişikkür ederim dedim.
mal bilgisayar sadece 1 tane ağ gördü, aslında 2 ağ var bulunduumuz yerde.
ben de aynı şekilde baalanmayı denedim, olmadı. kusura bakmayın baalanmadım dedim, teşekkür etti ikisi de.
nezih bi ortam.
seviyorum lan böyle herkesin birbirine teşekkür ettii, bişiy isticekken pardon diye gülerek istedii yerleri.

mesela birader bi bakar mısın dese 2. defa baalanmaya uuraşmazdım.
ya da baalanamadım dediimde neyse o zaman dese accık tiksinti oluşurdu.
olmuyo bu, neyse desem de onlar bana mal derlerdi.


böyle karşılıklı nezaket sınırları içerisinde konuşmaları sevsem de normal muhabbeti hiç sevmiyorum.
hele görevlilerle muhabbet deli gibi kaçtıım bişiy. arkadaşım benimle muhabbet halinde olmayın. kola diyim, kolamı verip buyrun diyin, teşekkür edeyim ve bitsin oradaki bütün ilişkimiz.
kola istediimde muhabbete başlarsan kolayı üzerine dökerim arkadaşım. sıcakta yapış yapış olursun.

oha, bi dişi daha geldi deminkilerin yanına. olum yine çaar lan beni oraya. bi daha bakabilir misin de noolur. ya da bişi gördüm, böyle de olabilir diyip gitsem mi lan acaba yanlarına. baalanamdılar daha heralde. nooldur bidaa çaar lan. yapıcam bu sefer.
her dönem bi dersten kalmassam içim rahat etmiyo.
he genetik ağustosta çalışmak için iyi bi ders mi?
hayır.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

iyi dağdiller

adam gibi tatilime başladım.
yarım günlük gebze ve yaklaşık bi haftalık akçaydan soora kaldıımız yeri sevdim.
normalde tatil köyü gibi yerlerle aram pek iyi olmasa da (ot yanında her türlü böceği, çiçeği, poleni, sesi de getirir) sevdim lan burayı.
otellerin de böyle ferah havasını seviyorum. aaçların içinde o ferah hava olmuyo azizim.

tatilde bile ankarayı yaşıyorum. düz yol yok mnakoyim. ya yokuş iniyon ya yokuş çıkıyon.
kırmızı bilekliğimi sevemedim. yanları kesicek gibi duruyo.
gerizekalılar öğlende kaydıraa 1 saat açıyolarmış. sabah kayın diyo öküzler. lan uyuyo oluyorum ben o saatte!!

odamız şu anda bulunduum ortama 10 mt falan uzakta olmasına raamen hiç sinyal alamıyo vayrlıstan.
ossun, gelirim buraya. sevdim burayı.
soldaki bar kapalı gibi. açık olaydı eyiydi.
neyse lensim gözümde onu çıkarayım ben.

23 Temmuz 2010 Cuma

tatilimin 3. duraına dooru yarın sabah yola çıkıcam, ne hoş.
akçayın bız kibin sularından soora daha sıcak sulu memleketlere geçicem.

geçen gün botla akçayda öge otelin önünden teee kordondaki iskeleye kadar gidip geldim.
soora tekrar botumla zeytinli tarafına dooru yola çıkıcaktım, askeriyeyi açıktan alıyım dedim, kapanamadım. pis bi rüzgarla 4-5 dakkalık bouşmadan soora kazanan ben oldum. botumu sahile ulaştırabildim. arka kısmı yelken kibin açığa sürüklediinden indiriyim dedim, daha rahat giderim. soora beceremeyince vazcayıp kollarımı çırpmaya devam ettim. rüzgar şiddetlense ısırıp patlatırdım ama. kıyamadım da.
buradan çıkaracağımız 2 sonuç:
1- açıkta rüzgar daha sert
2- botun arkasının o şişirme yerin içeri göçertmeyecen ki acil durumda açıp havasını kolay indirebilesin.

3 ya da 4 gündür (hatırlayamadım, malım biraz) çay bahçesinden internete giriyorum.
bi adam daha var, her gün eyzır bilgisayarıyla geliyo.
güzel bişi ama lan.
internet kafenin saati 1.50, burda 3 çay içiyosun, mis kibin giriyon. aslında ays tiğ içicektim, evde bissürü içtiimden ve artık bokumun şeftali kokması dolayısıyla burda içmedim.

akçayda şehir içinde araba kullandım.
bi kere bile durmadım. durunca kaldıramıyorum arabayı. sol ayaa yavaş yavaş kaldırıp sağ ayağı yavaş yavaş basma olayını beynim kaldırmıyo. ya ikisini birden basıyo, ya ikisini birden kaldırıyo.

20 Temmuz 2010 Salı

açıklayın lkan artık.

lan genetik sonuçları hala açıklanmadı.
10 gününüz falan kaldı oolum, açıklayın artık şu sonuçları.
bi de cevap anahtarlı test yaptınız mnakoyim.
üzerine cigarayla delinmiş kaadı koyacan okuyacan. ama belki optikte okuyonuzdur diye tek tek işaretleme yaptım.
koca koca hücre içi açmış insanların eline ben cigara delikli kağıdı yakıştıramıyorum afedersiniz.

bugün sahilde gerizekalının teki su tabancasına 10 dakka su doldurmaya çalıştı öküz, beceremedi.
hayır, oturup bi program yazma ya da kilit çözme işlemi falan yok.
bildiğin şırınga mantığıyla çalışan bi alet. kolu çekiyosun,içinde azalan hava basıncından dolayı su doluyo içine soora bastırıyon ve yüksek basınçtan dolayı su uçtan fışkırıyo.
öküz heralde hiç şırınga falan görmemiş, 10 dakka içine su doldurmaya çalıştı. bi kere doldurdu, heh dedim öörendi. gerizekalı şansına yapmış, dolduramadı bi daha.

bugün denize girebildim.
bi de yine bottan devirdiler. yarın pıçakla gitçem, botum devrildiği anda denizi kan gölüne döndürcem. elleşmeyin lan bana. ben gidip suyun dibine gömmeye çalışıyom mu sizi?

karşı otelde kablosuz internet var ama gerizekalı bi arızadan dolayı kullanamıyorum.
her deniz dönüşünde internetten genetiin açıklanmasını bekliyorum. çok stresliyim lan!!
3 güne kadar açıklanmazsa denizi yine kan gölüne çeviririm.

mantıksız gibi. denizi kan gölüne nası çevirebilirsin ki? deniz o. göl olmaz.
öyle bi kalıp olduu için öyle dedim.

yarım saati doldurmaya çalışıyom. paramı son kuruşuna kadar çıakrcam ooldum. 27 dakka oldu. aha 28.
bi dakka soora kalkarım, 29 dakka olur. ya da 33 dakk yapiyim mesela, yine yarım saat parası alsın.
neyse genetik stresi yetiyo, bi de buna stres yapmiyim.
fazla para alırsa kan gölüne çeviririm.

bi de bugün bi çocuk gelip kumdan yaptıım havuzu bozmaya çalıştı. sorunlu musun evladım? psikolojik problemlerin mi var dedim, annesi yanına çaardı çocuu.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

daa garbuz geseceğidik

lan gebzeye bugün geldim yine yola çıkıcam mnakoyim.
ölüyorum.

16 Temmuz 2010 Cuma

kanser oldum

genetik sınavında ne pis kanser soruları sordular lan. soruların başında kanser oldum.
öldüm resmen.
hiçbi fikrim olmayan onlarca enzimi sormuş geriler. sorulardan birinde doğru olduğunu düşündüğümü diğerlerine uygulaya uygulaya yaptım. zaten başta doğru kabul ettiğim bilgi yanlışsa gerisi tamamen yannış oluyo. ama dooru atmışım, bazıları tutmuş attıklarımdan.

en kolay soru bile mal gibi hazırlanmıştı.
ökaryotlarda 46 kromozom vardır diye bi şık var, ben bunu işaretledim tabi sazan gibi.
insanda olcek anacım o, ökaryotta diil diye, cevap başkaymış sanırsam.
lan öküz, bütün ökaryorlar 46 kromozomlu mu? atın da mı 46 kromozomu var? neşe malamudunun da mı 46 kromozomu var? sinir bastı durup dururken.

başka mal ve anlamsız soru da insan genom projesiyle alakalı.
soruda insan genom projesinin yürütülüş amacını soruyo, cevap insan genomunu açığa çıkarmak.
derse girmeyen sayın arkadaşlarımız diğer şıkları işaretlerken mal ben mallığıma uygun bi şekilde en mal şıkkı işaretledim. çünkü hoca da öyle demişti derste. genomu çıkarmak için bu proje demişti. umarım doğrudur. derse girdim o kadar.


aklıma geldikçe beynime kan gidiyo lan. ulan öküzler, niye 50 tane enzim soruyonuz? ne işimize yarıcak RF-1in supressör mü ne olduğu? hayır, bi soruda 7 şıkkın 7sinde de ayrı ayrı hiçbi fikrimin olmadıı enzim sordunuz, daha sonra 4 soruda niye tekrar tekrar soruyonuz başka enzimleri? onu bilen öbürünü de bilir. bazı mallar da bi tanesinibile bilmez 30 enzim içinden. kalırsam yakarım lan okulu.
hatta okulu da değil, direk bölümünüzü yakarım.

bi de türkiyede gen aktarımı yasal değildir diye bi soru salladım.
şahsen laboratuvarlarda leblebi burunlu karga üretildiğini duymadım.
ama mesela bakteriler de gen aktarımı yapıyo kendi aralarında, o zaman suçlu olmaları gerekir bunların.



bibıçık saat soora diş hekimine gidicem.
sanırım 6 tane dolgu yapılcak. bok gibi aazım var şu anda. fırçalasam da çürüyo, çektircem hepsini bi gün, rahatlıcam.
mis gibi püre yerim habire.

şündü de gidip yurt parasını yatırcam, aşşaa inip eşyaları teslim ettiime dair belge alıcam(ama etmicem), soora muhasebeye gidip çıkışımı yapıcam(geceden soora çıkmama gerekir yurttan ama çıkmıcam), soora depodan dolabın anattarını bidaa alıp mallıım yüzünden unttuum eşyalarımı aşşaa bırakçam.

peki niye hala burdayım?
evet, çünkü malım.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

bitti bittiiiii, bitii bitiyoooor kommmm

2 sınav kaldı la.
biri bugün.
kıl bi durum. saat 12yi geçtikten soora ertesi güne giriyo, karışıklık çıkıyo.
saat 1-4 arasında atlatmayı düşünüyorum günleri artık. mesela 00:30sa hala o günü anlatmalı, 04:30 olduğunda da bi sonraki günü ifade etmeli.
he 1-4 arasında noolcak öküz dersen o da geçiş aşaması.
sana kalmış bişi.
obamayla görüşme ayarlıcak kadar resmi işerle meşgul olamdığımız için pek de bi önemi yok aslında.
benim saatim de 1-4 arasında gün deiştiriyo mesela.

saatimi seviyorum artık. kayışında problem var biraz ama. eskiden daha güzeldi, şimdi daha düz oldu, minik çıkıntıları gitti.
öbür saatimi takmıyom ne zamandır.
biriyle yaşadıklarım güzel, duruşu değişik; öbürüyle düzgün yaşantım yok, bok gibi hayatımı simgeliyo ama duruşuna hastayım.
duruşu seçtim, skerim bok dönemi diyip.

ne pisti lan. hergün 5te yatıp ikide 3te kalkılır mı öküz!
arık mis gibi düzendeyim.
2de yatıyorum paşa paşa. sabahları da 11 12 gibi paşa paşa kalkıyorum. 6 gibi beyin yorgunluu dolayısıyla bi saat daha uyuyom, kalkıp tekrar ders yapıyom falan.

serj tankian arkadan habire bişiler mırıldanıyo.
bu arada borders are diye yeni bi parçası var.
bi kısmında yürovizyon izliyo gibi oluyom. a neğvır leç yu gouo derken geliyo his. önceki kingli mingli bölüm tam hazırlıyo ama.
deişkenlik eskisi kadar yok. mesela ilk albümünde lie lie lie, the unthinking majority, baby, praise the lord and pass the ammunition gibi şarkılarda soadın bi anda deişen temposu vardı. gerçi yenilerden bi tanesini tam olarak dinleyebildim internet mallığı yüzünden ama sanırım 2 tane daha vardı, onlar da buna benziyodu.

13 Temmuz 2010 Salı

bahar döneminin ilk notu

laaan fizyolojiden C alıp geçmişim.
ama genetik sınavı yüzünden sevincimi yaşayamıyorum. stres yapıyom hala.

bi de en yakın zamanda eskişeire gitmem lazım.
2 genetik sınavı öncesi de eskişeire gitmiştim. gitmessem giremem sınava. bütünleşmiş kavramlar bunlar benim için.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

4 gün kaldı lan

lan bugün organik sınavına girdim. korkum onun bana girmesiydi, pek öyle görünmüyo şimdilik.
sanki normal geçmiş gibime geliyo ama sonuçlar açıklanmadan bişi belli olmaz. fizyoloji test olduu içi, biyofizik de ciddi ciddi kolay olduğu için bunlar hakkında kesin konuşabiliyom ama organikten her şey beklenir.

sabah yine uurlu gömleimi giyip gittim okula. ilk olarak fizyo finalinde giymiştim, iyi geçince biyofizikte de giydim, şimdi de organikte.
normal zamanlarda giymiyom ki kokmasın. içime de mavili beyazlı bi tişötrü giyiyom, altıma kot giyiyom.


yavaş yavaş toplanmaya başladım. eşyalarımın bi kısmını aşşaa dolaba koydum. bi kışlıklarım kaldı bırakıcak.
onları da ayırdım ama indirmeye üşeniyom. montlarımı, diş malzemelerimi falan indirdim. masamın üzerindeki eşyalarımı topladım, yavaş yavaş gitme hazırlıkları yapmak güzel bi duygu. yarın tekrar her şeyi yerine koyup tekrar toplanabilirim. o kadar eelenceli bi iş. deli yoruluyosun. yattım uyudum.

2,5 litrelik kola aldım. içip içip kendimden geçiyom.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

düzgün bi internet olsa noolurdu sanki?

yurtta internet bu yılın en mal dönemini geçiriyo.
bi gün tamamen gidiyo
bi gün geliyo, ama bi sayfa için 15 dakka bekliyosun.

bugün de değişik bi şekilde karşımızda.
engellenen siteler.
facebook, alkislarlayasiyorum, youtube gibi sitelere erişim yok.
en azından bunlara proxy sitelerinden girebilmek için hepsini denedim, onlar da engelli.
ekşisözlükte arka plan bembeyaz kalıyo.
blog için de giriş yapamıyosun. yine engelli.
öküz, sen nası girdin deme, önce google hesabına girip daha soora blouma geçtim, direk olmadı.




bugün marketten geliyom.
10 yaşlarında kız 50 mt uzaktaki köpek için uuallaaa kopeeeeegg diye baardı sığır gibi yanımda.
mal.




eskisi kadar serj tankian dinle(ye)miyorum.
deişik müzikler dinleyip yeni yeni döndüğüm normal yaşantımı stabil kılmak istiyorum.
her gece beşte yatılır mı lan!!
ya da hergün ikide kalkılır mı lan diye de sorulabilir tabi.




heee, giderken ne gördüm bi de.
hani bi kız var demiştim, taaa aylar önce. voleybol oynarkenki.
telefonu alo aşkım diye açıp beni hüzünler içinde bırakan mal.
aşkını gördüm bugün.
benim 2X2 ebatlarımda bir ayı.
şimdi kızı aradığı için teşekkür ediyorum o ayıya.
aramasa, ben de iyice yavşasam, kız da söylese ayıya, vurmasına gerek kalmadan dokunuşuyla 6-7 kemiğimi kırardı.
yer sarsılıyodu lan yürürken.

6 Temmuz 2010 Salı

diş hekimliğini an itibariyle bırakma kararı aldım

aşşaada börgır king servis elemanı geldi, siparişi teslim etti falan işte.
motorun başında bi kız "pardon bakar mısınığğzz" dedi, üzerime alınıp baktım camdan.
servis elemanına diyomuş.
lan kız bindi motorun arkasına, sarılıp gitti herifle.
bötgıra bırakmasını istedi heralde.

gelecek hakkındaki planlarım arasında diş hekimi olmak değil, börgır king servis elemanı olmak var artık.
bi de fizyoloji yüzünden götüm başım skilmişken bu olayın olması ayrı bi güzel.
bırakıyorum lan.
alırım motorumu, sarılttırırım belimden...
yatay geçiş falan var mı lan acaba?

3 günlük delimanyak bi çalışmanın ardından bugün saat birbuçua kadar uyudum. daha önümüzde dolu dolu 10 gün var.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

fizyoyu 2. defa bitirdim.
ama yine sınıfta kötü notlardan birini alıcaamdan eminim, çok hoş bi duygu gerçekten.

bugün tedavi bölümüne gittim dolgularım için, üzerimde araştırma yapılcakmış.
ne olduu tam söylenmedi ama ne yazık ki biliyorum. resmen korkmaya başladım. gitmessem seneye aazıma sıçarlar, mutlaka gitmem lazım. oturup aalıcam.

araştırmada görev aldım diye hava da atabilirim ama kobay konumunda olduum için pek de iyi bi yanı yok. şu 5 senelik dönemde yapılan kimsede sorun çıkmamış olması korkuyu biraz hafifletiyo.
hayır bi de asistan odasında mallık yapıyorum.
-araştırmada yer alıcaksın, istersen kabul etmessin. (not: sıkıyosa etme, seneye skeriz)
-ortalamayı yükselticekse seve seve hocam ehi ehi ehi (mal gülüş)
-yok, pek bi etki etmez
-tamam o zaman

aslında o kadar da kötü bişi diil. ilerleyen zamanlarda çürükleri engellemek içinmiş. sorun diil yani benim için.




he bu sabah odada mekke havası esti.
odadaki insanla geçen konuşma
-sınavın mı var, allaassiinaçıklııvirsin (60 yaş modu)
-amin amin cimlemize (55)
-ŞEFAAT YARESULALLAH!!!

resmen baarıp söyledim lan. aşk geldi içime.
gülerek çıktı, sınava gitti.


2 Temmuz 2010 Cuma

nükleer





yurtta internet sorunlu. aşşırı bi yavaşlık var. konuyla hafif alakası olduğu için belirttim bunu.
konu ilk defa başlıktan da anlaşılacağı üzere nükleer enerji. normalde başlığa bakınca konu pek anlaşılmaz ama bu sefer hafif ciddiyet var. ciddiyetin yanında da biraccık sinir.

aslında sinir olmam feysbuktaki bi yorum yüzünden başladı. yine internet yavaşken feysbukta nükleer karşıtı bi yazı gördüm. yine kendimi tutamayarak nükleerin yararlarını anlatan orta uzunlukta bi yazı yazdım buna karşı. gayet de güzel açıklamıştım. peki sonra ne oldu? yorum muhattap kişi tarafından silindi. oha.
ilk defa bir yorumum siliniyordu feysbuktan. eğer o anda blog açılsa isim falan verip yazardım bunları. ancak ne yazık ki internetin yavaşlığından açılmadı ve ben de uğraşmak istemedim fazla.

sabah (saat 1'de) kalkınca feysbuğu açıp yorumuma baktım acaba bağlantı sorunundan falan mı görünmedi dün diye, hayır. silinmişti kabbak gibi. sinirde hafif geçme olmasına rağmen hala devam ediyodu sinir. ama sınavlara çalışma gerekliliğinden dolayı yine uğraşmadım. şimdi de dersten kafamı kaldırınca o yazdıım yorumun bi benzerini burda yazmaya karar verdim.



şimdi efenim güzel ülkemizde nükleere karşı bi duruş var. sebepleri belli. ama bu konuya birazdan giricem. ilk önce makul enerji üretme yöntemlerimizi yazalım.
1-termik santraller
2-hidroelektrik santralleri
3-rüzgar enerjisi
4-güneş enerjisi
5-jeotermal enerji
6-nükleer enerji

1
termikte başlayalım.
ülkemizde de bolca bulunan termik santraller yakıt olarak doğal gaz, kömür, petrol gibi kaynakları kullanır. çalışma prensibi nükleerle benzerlik gösterse de bacalarından çıkan gazlar çok farklıdır. termik santralin bacasından karbondioksit, karbonmonoksit, kükürtdioksit, azotoksitler ve internet boka bağladığı için sayamadığım çevrenin mnakoyan gazlar salarken nükleer sadece su buharı salar.

nükleer karşıtlığı yapılırken termik santallere destek vermiş olunuyor aynı zamanda. çevrenin kirlenmesine farkında olmadan destek veriliyor.
he termiğin iyi yanı yok mu? var. kurulum maliyeti çok düşük. ama çevreye verilen zararla karşılaştırılamayacak derecede küçük bir artı bu.



2
daha sonra hidroelektrik santralleri. barajlardan bahsediyorum. hani bacaları olmayan, çevreye zararsızmış gibi duranlardan. ama sadece duruşları öyle. hidroelektrik santralleri kuruldukları bölgedeki ekosistemi altüst eder. özellikle su altında kalan bölgelerde yaşayan canlılar göç etmeye zorlanır. ayrıca düzgün yerlerde yapılmadığında da tarihi yerleşim birimlerinin sular altında kaldığının örneği ülkemizde mevcut örnekleri var.

bu santraller kışta, ilkbaharda falan bi güzel su depolar, bu suyla elektrik üretlir falan. her şey güzel gidiyor. nah güzel gidiyo. lan öküz, yazda naabacan, sonbaharda naabacan? barajlar kuruyo görmüyon mu? nası enerji elde etmeyi bekliyosun ordan? kısaca senenin yarısında bi boka yaramaz bu santraller.


3
rüzgar enerjisi. ne kadar temiz değil mi? harika bir yenilenebilir enerji kaynağı. asla yok olmaz. tamam, bunlar iyi yanlarıydı, peki ya kötü yanları?
efenim bu yöntemle birkaç evi aydınlattınız diye her tarafa dikemezsiniz bunları. biliyosunuz ki hayvani hayvani fabrikalar var. o fabrikalara enerji vermede bu rüzgar türbinleri çocukarın elinde gördüğümüz rüzgar gülü gibi kalır. enerji üretimi çok düşüktür. ayrıca rüzgar kesilirse enerji üretimi sıfırdır. geliştirilirse kullanılabilir ama daha çok erken.


4
güneş enerjisi. böyle tarladaki kabaklar gibi aynaları yovarlak yovarlak dizip, bi noktada ışınları toplayıp oradaki suyu ısıtarak ardından buharını türbinden geçirip dönüşün kinetik enerjisini elektrik enerjisine çevi... kısaca nükleer ve termik santrallerin mantığıyla çalışan sistem.
aslında gerçekten iyi bir sistem. pisliği yok, bişiyi yok. ohh mis gibi. kötü yanı var ama hafiften.
güneş batınca enerji üretimin yine sıfırdır. kurulum maliyeti de öyle küçümsenecek bir rakam değil. ciddi ciddi sermaye lazım. ayrıca büyük bir alana kurulmalıdır eğer doğru düzgün enerji isteniyorsa.

normal bir santrali günde 8 saat çalıştırıp kalan 16 saatte dinlendir, senin için daha avantajlı. çalışma süresi biraz daha uzun olsa kullanılabilir. geliştirilmesi de sınırlı. büyük yol alınamaz. bu haliyle de pek kullanışlı lduğu söylenemez.



5
jeotermal. sırf adı yüzünden bile kurarım ben bu sistemi. bu da yeraltında çıkan buharı diğer yöntemlerde olduğu gibi elektrik enerjisine çevirir. başta güzel gibi dursa da ülkemizde böyle bir kaynak bulunmaması enerji üretimini yaz-kış, sabah-akşam sıfırda tutuyo. he, kullanma imkanımız olsa dahi bu kaynak sınırsız değildir. kaynak tükendiğinde tekrar sondaj yapman lazım. bu da tekrar tekrar masraf demek. -internetten bakamadığım için- sanıyorum izlandada kullanılıyordu, onlar da kapandı.


6
nükleer. bürrrssttt.
aklımıza ne geldi?
çernobil, çay, kanser, kazım koyuncu, ben içiyorum, fındık, çay almayız sizden, binlerce insan, onkoloji, hiroşima, yok olmayacak atık...

tek sebebi insan.
efenim bu konuya önce çernobille giricem. şunu baştan söyleyeyim çernobil tamamen insan hatası bi felakettir. doğu tipi reaktörlerde insan ön plandadır ve insanın olduğu yerde hata kaçınılmazdır. batı tipi reaktörlerdeyse güvenlik çok daha yüksek seviyededir. (bkz:TMI)
çernobil nükleer reaktör kazası test aşamasında gerçekleşmiştir. geri kafalı arkadaşlarımız soğutma sistemini kapatıp, devreye sokacak sistemleri de kapatınca acil durumda tekrar açamamışlardır ve patlama olmuştur. ayrıntıya girmicem, sadece insan hatası olduğu bilinsin yeter. ayrıca sovyetlerin bunu 4 gün boyunca saklamalarının karşısında şapka çıkarıyorum.

nükleer enerji reaktöründen çıkan buhar saf su buharıdır. 15 yıllık yakıtı 2 tır konteynerında saklayabilirsiniz (reagan abimiz abartıp "Çevreciler boşuna endişeleniyorlar. Bir nükleer enerji istasyonunun bir yıllık atığını, masanızın çekmecesinde bile saklayabilirsiniz" de demişti). atom bombasına, uçak çarpmasına karşı güvenlidir (atom bombasından sonra patlasa ne olur, patlamasa ne olur?). verimlidir, yaz-kış, sabah-akşam çalışır. orta büyüklükte bir santral en büyük barajlar kadar enerji üretebilir.

işte böyle efenim. görüldüğü üzere en mantıklı yol nükleer enerji. he atıkları problem. eğer düzgün şekilde saklarsan bu problem de ortadan kalkar. güvenliğini de sağladığında (ki ele geçirseler bile patlatamazlar sistemi kitlersen) çiçek gibi enerji olur.