30 Haziran 2010 Çarşamba

şimdi farkettim, klavyenin tüm tuşlarına tek parmakla basmama raamen backspace tuşununa hem orta, hem yüzük parmaamla basıyorum.













bi de space tuşuna hiç yüzük parmaamla basmıyorum, genellikle orta parmaamı kullanıyorum, bunu zaten biliyodum. serçe ve baş parmaa hiç hiç kullanmıyorum.












ayrı ayrı yazcakmışım :D

29 Haziran 2010 Salı

ne iyi insan oldum lan

bugün labda 2 saat önceden verip çıkmak yerine kalıp insanlara yardım ettim.
kahretsin, çok iyi insanım lan.

cidden.
öyle orlarda gidebiliceeni bile bile yanık kokusunun içinde durulmaz. dişleri elime alıp elimi habire metal kokuttum, yeri geldi pat yüzünden, lastik yüzünden kapkara oldu parmaklarım.
habire nası olmuş dişim, şimdi naaabıyım sorularına sabırla cevap vermek kolay bişi diil.
ama nası bi iyilik aşkı geldiyse (ki çok nadir gelir) iyi bi insan oluverdim. gerçi bundan önceki iyi insan oluşumda börgır kingte göt gibi kalmıştım ama neyse, o konuya girersem sinir basar, akşam okula gider kırarım bütün dişleri.

28 Haziran 2010 Pazartesi

bakışımi skiyim

lan 77 diyodum, en yüksek diyodum ya hani.
bok.

78 var ımış.
resmen sinir bastı benden iyi nası yapar diye. artık nası kalktıysa götüm.
ama olsun B grubundan o. A grubunda hala en iyiyim.
ama sinir bastı bi kere.

77 ne lan

protez pratikte ortalamanın mnagomuşum.
77 yazıyodu lan resmen. sevindim bi. ikinci sıradaki arkadaşa 4 puan fark atarak laba göre açık ara farkla (4 taşşaklı bi puandır) ortalama yapmışım.

tabi dier derslerde bu başarı devam etmiyo. teorik derslerden 64'lere, 63'lere giriyorum. en düşük giriceem not 59. düşün halimi artık.

deişik bi şekilde okulun bilgisayar odasından giriyorum ilk defa blooma. garip geldi bi. sabah mis gibi alçımı yontup verdim, soora aceleyle preparasyon yaparken aşırı aldım sanırım. şimdi 2. vizede yaptıım hilenin aynısını yapıp servikali aşşaa çekicem. hocaların haberi olmucak tabi. yaşasın kötülük diye baarmak istiyorum ama odadan atarlar diye tırsıyorum hafif. şindi tekrar laba giricem, yarın da tüm gün labdayım. bakalım yetişçek mi. gerçi ihtiyacım mı var ya, sonuçta ortalamanın mnagomuş bi insanım.

insanın götü yerden 2 metre yüksekteyken oturması da yürümesi de zor oluyo. kalktı yine götüm. indirmek için acil bi teorik finaline girmem lazım. onda alırım boyumun ölçüsünü bi güzel...

döğmeye geldiydi

bet sesimle nilden kek şarkısını baara baara söyleyince yan odadan nöörüyonuz lan diye geldiler :D
tam kapıyı açtı, ellerimi açıp sana kek yaptım diye baardım.
akıl sağlığımdan şüphe edip muhattap olmamak için kapıyı çekip çıktı.

27 Haziran 2010 Pazar

yarın protez pratik sınavım var lan.
50ye giriceğimi düşüncek olsam da hafif bi korku var. çok hafif ama. diğer sınavlardan daha az bi korku. kendimden emin bi şekilde laba giricem.

normalde pek kendinden emin bi insan diilimdir. hatta çekingen statüsüne rahatlıkla giricek biriyim. kötü bişiy olduunu yeni yeni görmeye başladım. bazen çekinmektense aklından geçenleri uygulama koymak daha mantıklı (bazen derken genellikle yani). mesela düşününce lan ne çekiniyon lavuk diyorum, sonra oturmuş kişilik siktiret lan, iyi böyle diye durduruyo. kişiliimi sikiyim. kötü bişiy olduunu bile bile mal kişiliimin sürekli ayağımı frende, elimi el freninde, vitesi 1'de tutturuyo. mal kişilik, öküz kişilik, can kişilik.
fak yu
sinir stres atmak için çok hoş bişiy.
sürekli fakyufakyufakyufakyu diyon, rahatlıyon.

00:30

tam yazdıım saatte söylenen malca kelimeler bütünü
ayy ayaklarım dondu lan, uyusam mı

lan öküz, düşüncelerini ayrı cümlelerde biraz fark bırakarak söyle.

26 Haziran 2010 Cumartesi

mal oldum

lan ankarada deişik bi hava var. insanı resmen mutlu ediyo.
öölen 2 gibi yaamur yaadı biraz, etraf bok gibi toprak koktu. insanlardaki toprak kokusu aşkını anlayamıyorum. zaten bikaç on sene soora çürük et ve toprak okusu haricinde başka koku duyamıcaanız. neyse, konu bu diil.
ankara çok güzel lan. parklar falan var. daha otobüste başladı. böyle koca koca evler gördüm, güven parkın ordan falan geçtik, sevdim. bugün de diş deposuna gittim. sınav için bikaç şey lazımdı onları aldım. giderken de dönerken de koyarım ankarayına diyip kurtuluş parkından geçtim. çok sevdim lan.
yerler hafif ıslak, ayakkabın kayıyo. kulaamda serj var, bi ara streamline açtım. köpekler falan oynuyolar. sokak köpei diil, tasmalı falan. yüzümde mal bi sırıtışla yürüdüm yol boyunca. diş deposundaki kadına da bakkaldaki kadına da gülümseyerek konuştum, içten bi iyi günler diledim. huzur doldum resmen. ama o huzur pazartesi başlıcak lab finalinin stresi yüzünden mal olucak. olsun. bikaç gün bile olsa huzurluyum.
odadan eren gitmiş. akşamları elektro gitarla 1 mayıs çalcak insanın olmaması kötü bişey.

itirazım varıdı

lan feysbukta kızlar erkeklere canım falan yazınca sevimli duruyolar da erkekler kızlara yazınca niye sapık gibi duruyo?
ya da kızlar kızlara canım yaınca samimiyeti gösterirken erkekler erkeğe yazınca niye XXY gibi duruyo?
sinir bastı. mesela birazdan listeden rastgele bi dişi bulup meraba nasılsın canım yazıcam. kız arkadaşları arasından çıkarcak beni, açık bişi bu. ama aynısını onlar yapıyo, bi bok da olmuyo.
ya da kocaman öpüyorum. tamam bunu da diyebiliyolar. desinler, sorun diil. sorun bizim onlara diyemememiz.

25 Haziran 2010 Cuma

ankaraaa ankaraaa güzel ankaraaa

lan bugün ankaraya geldim.
yurtta kimse yok. koridorlar bomboş. deişik geldi.
birazdan çalışma salonuna inicem üşenmessem. bakiim ora da boş mu. boşsa yarın inip çalışmaya başlıcam. o yüzde sıfır nokta bilmemkaçlık ihtimal şerefine.
bu dönemden ders bırakmama kararı aldım. çok hoş bişi bu tabi. ama bi o kadar da zor bişi.
istanbulu sevmeye başladım. gebze harem denen şey ortadan kalkınca gayet güzel oluyo. tren de çok güzel bi şekilde su yüzünden gitmedi, küfür falan etti insanlar.
yarın eksik malzemelerimi almaya gidicem.

23 Haziran 2010 Çarşamba

göt olmak

tutmucak dediim ihtimal tuttu lan.
dediim gibi günde 4 saat ders çalışma kararı aldım.
2 diyeydim eyiydi.
ihtimal dahi vermiyorum.
%0 demek yanlış tabi ama %0.00000001 diyebiliriz.
olur da bu %0.00000001 lik ihtimal tutarsa (ki tutmucaandan eminim) günde en az 4 saat ders çalışmassam.
düşün yani kendinden eminliği.

21 Haziran 2010 Pazartesi

mum spatülü = alçı spatülü -NAH!

mum spatülüyle alçı kazımaya çalıştım. olmadı.
aslında şekilleri çok benziyo. sadece mum spatülünde oyuk var. bu sayede içinde mum eritip akıtabiliyon. sooradan öörendim ki öyle diilmiş, ben öyle zannediyomuşum.
aralarındaki tek fark birinin oyuk, öbürünün düz olması diil. alçı spatülü daha keskin bi arkadaşımızmış. dünkü denememde mum spatülü parmaklarımı bok etti. kesmedikçe daha sert bastırıyon, daha sert bastırdıkça parmaklar gidiyo.
soora sıkıldım bıraktım tabi.
ankaraya dönünce fantom dişlerin yanında bi tane de alçı spatülü alıcam. manşeti de birinden bulurum mutlaka. yani öyle umuyorum.

18 Haziran 2010 Cuma

sivri sinekler tarafından kanımın sömürülmesi sezonu bugün sol dirseğimden alınan ilk damla kanla başladı.
problem o diil ama. 2. sokuş sol gözümün altında meydana geldi. lan mal, hiç mi görmedin koca sineği. tamam koca olmayabilir ama o yakınlıktan kocaman. daha ikinci sokuşta bu olucaksa ilerleyen zamanları düşünemiyorum. önümüzdeki maçlara bakıcaz.

bi de gebzede kıl bi durum var. mesela ankarada hava kuru, burda aşırı bi nem var. eller falan yapış yapış. normalde güzel ankaramda bişi yazarken elimi tuşlardan kaldırmama pek gerek yoktu. biiki tuş yana basçaksam parmaamı kaldırmaz yana kaydırırdım. burda parmak yapışıyo tuşlara. kaldırmak için fazladan çaba sarfediyosun.

yarın artık ders çalışmaya başlama kararı aldım. final dediimiz sınavların döte girmesi insan psikolojisi açısından hiç hoş bi durum yaratmıyo. biraz genetii biliyorum. accuk da organik bakarım belki yarın. daha fizyoloji var, biyofizik var... ne hoş.

suratım kaşınıyo. o sinei bulduum yerde skmessem. toplu iine alıp ölsen bile sokup sokup çıkarcam oolum. çünkü biliyorum, oransan olarak sana toplu iine girmesi bize orta boylarda bi ağacın girmesi gibi bi durum. o acıyı yaşatçam sana. ağaç gircek oolum bi taraflarına.
mal şimdi de ayaktan ısırmaya çalışıyo. orda kıl var canım benim, istesen de fazla ilereyemezsin, ilerlesen de kalırsın. sokarım odunu dötüne dötüne.

17 Haziran 2010 Perşembe

gebzeye geldiim bi hafta oluyo nerdeyse.
2. günden itibaren başlayan sıkıntı hala geçmedi. ilerleyen günlerde daha feci boyutlara varabileceğini düşünüyorum.
bugün ailemi söndürme planlarımı yine gerçekleştiremedim. yoğun çabalarıma rağmen hala arabayı tırın altına sokamıyorum. 2. denemede de başarısız olunca moralim biraz bozulmuş olsa da vazgeçmeden çabalamaya devam edicem ve o araba bi gün tırın altına giricek.
he bi de mis gibi yerde arabayı stop ettirdim tam böyle göbee giriş, düz de devam ediyo, hatta sağa dadönüş verdı heralde. öyle bi yerde kaldım ki kimseye engel olmuyorum. herkes yoluna gidebiliyo, ben hariç. ben arabayı kaldırmaya çalışyorum. hayır durunca kalkamadım, olabilir normaldir ama 3 kere de sağ el kontaa uzanmak zorunda kalmaz ki arkadaşım. ehliyet sınavında da aynısı olmuştu. 2 kere stop ettirmiştim aynı yerde, üçüncüde hocam yardım etmişti artık. ben olsam ehliyet falan vermezdim, sıçtım bıraktım trafiği.
bi de arabalar vurucak gibi geliyo. sağdayım, önümdeki güzel kamyon 60-70 gibi bi hızla gidiyo, sollucam, arkadan araba geliyo. ben o arabayı beklerken benim arkamdaki mal geçti ben kaldım orda. lan yuh, senin arkandaki bile geçiyo, sen hala bekle arkamdaki araba en az 650 mt uzakta olsun diye.
her zaman bi bokluun çıktıı yerde yine bokluk oldu. bundan önce bi araba önüme kırmıştı, bu sefer de bi anda yavaşlamaya başladı bi araba önümde. frene bastıktan 2 saniye sonra arkadan önünde araba var sesi geldi. erken uyarı sistemine paramız yetmedi, geç uyarı sistemi taktırdık.
sıkılıyorum.

15 Haziran 2010 Salı

7 sene lan

7 yıldır aradıım oyunu indiriyorum şu anda.
heyecandan farenin tuşlarını kemirmeye başlıcam nerdeyse.
en büyük korkum da bok gibi oyun olduu gerçeiyle yüzleşme anım olucak. biliyorum olucak bu. çünkü ne kadar eski oyun yüklediysem hepsini bok gibi diyip sildim.
cossacks, aoe2, stronghold, nfs hp2, road rash, fifa 2003, vietnam bunlardan şimdilik aklıma gelenler. gerçi strongholdu 1 sene önce oynamıştım, belki sevebilirim tekrar oynarsam. o da dvdde, yüklerim bi ara.
sağ tuşu yedim.

11 Haziran 2010 Cuma

koçtaşa gidiyorum, evimi çok seviyorum

eve döndüm. çok hoş bişi. evle alakalı olan şeyler iyi aslında, gebzeyle olan bölümler kötü.
mesela evin güzellikleri:
kaavaltıda ekmek olmadıı için çilekli büsküüt yemek zorunda kalmıyosun
yataanı milyonlarca bozuk para, saat, çorap, baksır, ketılın tabanı, genetik çıkmış sorular, kot pantalon, 3 aylık fındık, diş fırçası ve macunuyla paylaşmıyosun, hatta akşam toplanmış yatağa gitmenin tadına varabiliyosun.
halıya bastığında çorapların kirlenmiyo, çünkü halıların bir yıldır temizlenmemesi gibi bi durum olmuyo.
yemek yemek için yemeksepetini açıp sipariş vermek ya da dışarı çıkıp yemek yerine hemen yan odaya geçip istediini yapabiliyosun. (buna elmalı kurabiye de dahi)
oda arkadaşına yapamadıın sırnaşmaları anne babana yapıp kendini sevdirebiliyosun.
bi odayı 3 kişiyle paylaşmak yerine bissürü odayı 2 kişiyle paylaşıyosun.
sabah oda arkadaşının saatinin alarmı yüzünden uykun bölünmüyo.
senden önce 2198253 kişinin sıçtığı tuvaleti kullanmıyosun. hem de oturmalı kullanıyosun.


kötü yanları da var ama bu kötülükler gebzeden kaynaklanıyo.
mesela sıcakta nemden dolayı yapış yapış oluyosun.
kapının önünden geçen minibüs motorunun sesleri hiç bitmiyo (19 senede alışıyosun ama buna)
alerji nedeniyle ankarada 2 haftada anca duran burnun yine deli gibi akmaya başlıyo.
günde 1923 kere hapşırıyosun, akciğerlerin boğazının oraya kadar geliyo, kocaman aaa diyince görünüyolar.
metroya ya da otobüse binip başka ilçelere gidemiyosun, başka bi yere gitsen de dolaşıcak bi yer yok zaten.



yine de ev güzel ya. valla.
ilerde kendi evim de olcak mesela. 1+1 falan. araba da alırım. 2. el bi uno gibi bişi.
oturma grubum çekyatlı olır. misafir gelirse kalsın diye. yataamı da 2 kişilik alırım. hemen pis düşüncelere kapılma, yayıla yayıla yatmak için diyorum. ayda 2000 lira gibi bi maaş alsam, tayin de doğuya çıksa para da biriktirebilirim.

9 Haziran 2010 Çarşamba

bi sabit davranışım yok lan.
bi gün msnde hiç konuşmadıım biriyle ertesi gün ehele mehele diye konuşuyorum. aynı zamanda çok konuştuum bi insana oldu çıkıyom diyip çıkıyorum. mala baalıyorum arada.
labda da bi ara gayet rahat çalışırken millete çemkirmeye başlıyorum, biraz soora içeri gidip milletin akril tepmesine yardım falan ediyorum. bu konuya girmesem olmaz lan. bölüyom yazıyı. bugün labda sınavın son günündeydik. aslında son yarım gün. diğer koca günde ben dişimi bitirmiştim, sadece parlatması falan kalmıştı. bugün onları yaptım. işte ben bitirmeme 10 dakka falan kala biri geldi yanıma, yardım eder misin aktil tepicem dedi. tamam dedim. sooradan öörendim ki 2 akril tepişi de olmamış. yanında başka birini daha gördüm. onun da dişinde az bi işi kalmıştı. akril tepmek çok stresli bi iş. pişmemiş hamur gibi bişiyi minnacık yere sıkıştırıyosun. h.b. adlı kişi (işi az kalan kişi) al sen tep diye bana verdi. ben de tepmem ben, o riske girmek istemiyorum diyip dişi sahibine, a.c. ye verdim. a.c. noolur sen doldur, yapamıyorum ben dedi. tamam dedim ben de ama bikaç koyuştan soora teptiim akrilleri çıakrdım. yok ben tepemicem diyip h.b. ye bıraktım. o daha sıvı tepiyo. döküyo aslında. ben teptiim akrilleri temizlerken o akrili karıştırdı, soora da resmen döktü. ben acaba içinde akril bıraktım mı diye düşünürken bi muflayla daha geldi a.c.. buna da yapalım diye. tamam dedik ona da yaptık. kazana koyduk falan. önce 1. muflayı çıakrdık, alçı kırılmadı bi türlü. ikinci de çıkarıldı, onun alçısı hemen çıktı. tam çıkmıştı diş. aldı onu gitti. benim temizlediim muflanın dişi çıktı mı bilmiyorum ama eer sadece o olsaydı ve çıkmasaydı bardaklara gelirdim.
yazıyı tekrar toplamıcam, bölük kalsın.
hee yurtta su yok lan. sabah elektrik de yoktu, internet de.
resmen anadolunun baarındaki kasabada yaşıyoruz. bağır tutuyo da kasabayla başkent arasındaki baalantıyı kuramadım.
artık geceleri bi yatışta 8-9 saat uyuma yerine gece 6+ akşamüstü 2 şeklind uyuyorum. daha iyi oluyo.

yarın damla geliyo. deişik bişi. 10 kere gelcem diyip gelmeyen insanlara selam olsun.
artık damla okuyamaz sanırım yazıyı. bugün labdan ölü bi şekilde gelip hedağye almaya gittim. hayır aldığım hedağye belki onda vardır, geri vermesinden korkuyorum. geri verilen, hatta alınmayan hediyenin insanı ne bok durumda bıraktıını biliyorum. düşün, halama anneler günü hediyesi alırken bile acaba kabul etmesse diye kuşku vardı içimde. pis etkiliyo insanları.

7 Haziran 2010 Pazartesi

doktor korkuyorum

bugün tedavi bölümüne gittim okulda. dişimdeki hayvağniğ yarığı kapattırmak için.
16:15te gel diyen doktorum 16:25te yanıma gelmiş. miş çünkü ben millete bakıyorum, sağımda da kıpırtı var. kıpırtı ben dikkat etmedikçe sola yanaşmaya başladı. en sonunda saat 1 yönünde bana eğilip el sallayan sevgili hocacığımı gördüm. hadi gel diye klinie aldı beni. önlüğümü verdi, naylon kısmı altta olucak şekilde tak dedi, taktım, baalayamadım ama. kendisi baaladı.
röntgenimim ne zamanlık olduunu sordu. otururken bakmıştım. 2 ay 20 küsür günlük dedim, güldü. araştırma görevlisi odasında da böyle gülüyolardı. tam bu gülme seansı başlamıştı ki o geldi...
diş etimi delip geçecek olan iğne. iğneye bakışımı görünce dalga geçer gibi nooldu diye sordu. accık korku olduunu söyledim. yapmassam daha çok acır diye kandırdı. aslında kandırmadı. neredeyse pulpaya kadar inmiş bi çürüktü sonuçta. umarım siniri açmayız dedi. kısmet diye yanıtladım.
ilk defa bi iine bu kadar az acıttı. normalde batırılış ve enjekte anında hissedilir bi aarı, ama sayın hocacığım hissettirmeden bu aşamayı tamamladı. tabi bu hala iineye karşı olan korkumu yok edemedi. yine olsa yine tırsarım.
neyse, dudaamın uyuştuunu söyleyince hadi bakalım diyip şu suyu çeken aleti taktı aazıma. ardından da oyma başladı tabi. önceleri pulpaya uzak kaldıımızdan hiçbi aarı yoktu. yavaş yavaş pulpaya yaklaştıkça benim gözler acıdan, onunkilerse dikkatten kısılmış durumdaydı. yarın sınavınız mı var diye böldü tedaviyi. yok, 2 sınıfların var nooldu diyince yarın beni gözetmen yazmışlar da, neyse dedi ve devam etti. 5-10 dakkalık bi oyma sürecinin sonunda durumu izah eden bi konuşma yaptı. şimdiye kadar bi diş doktorum bana ne yaptığını söylememişti.
içinde çürük bıraktım dedi. şaşırdıımı anlayınca eer onu da alırsam sinire zarar verebilirim, kanallık olur diş diye ekledi. endodontiye gitmek istemiyodum. kanal tedavisi için zamanım yoktu. şahsen o eğelerin de köke sokup çıkarılmasından zevk almıyorum.
üzerine ilaç koydum, 6 aya kadar sorun çıkarsa kanal tedavisi uygulanır. belki bu şekilde kurtarabiliriz dişi dedi. minnet dolu gözlerle baktım. birisinden adını unuttuum bişiyi istedi, akril kokusunu aldım, aazımda pamuk olduundan soramadım, çıkarınca sormayı unuttum.
geçmiş olsun diyip bitirince "geçirenler sağolsun" diye eklicektim nerdeyse. teşekkür ederimin daha güzel bi cevap olucaanı düşünüp onu söyledim.
tükürme aşaması en eelenceli aşamalrdan biriydi. aazıma suyu alıyorum, çalkalarken fışkırıyo. dudaamı kapatamıyorum. etrafta kimse olmadıı için eelenmek için bikaç kere daha çalkaladım aazımı, daha soora 19. yaşımı doldurucaamı aklıma getirip bıraktım. sonuuçta 19 yaşındaki insanlar aazında suyu çalkalarken fışkırmasıyla eelenmezler.

4 Haziran 2010 Cuma

ev sahibi olucam lan

yok, bi evin sahibi olmucam. ama ev sahipliği yapıcam. ev ankara.
damla gelicek. salı sınavım olduğu için çarşamba geliyo. perşembe de dönücez gebzeye.
ilk defa misafir gelicek, heyecan yapıyorum. elimde olsa da zeytinyaalı yaprak sarması yapsam, bol limonlu tabi. elmalı kurabiye yapsam hatta her kapatışta elmalı kurabiye duası falan etsem. kısır yapsam, maydonozları yapışsa dişime dişime. maydonozu sevmem. kek yapsam böyle kakoolu, sade alacalı bişi. üşengeç insan tatlısı. halbuki yapın elmalı kurabiye, altın gününden kaave gününe koşturmassam taşlasınlar beni kızıların orta yerinde.
suaDın dans ettii yere götürcem. orda apaçi dansı yapıcaz. o üst geçide gidilecek.
eğer iyi bir çocuk olursanız beki suaDı bile görebilirsiniz. 13. noterin orda geçit. noteri bulursak geçit kolay.
3 gün soora fizyoloji sınavı var. ilki 61.5, bundan iyi bişi alsam da 50ye girsem finalde ne hoş olur.
lab çok garip bişi lan.
mesela metal dökümü yaparken metalin çıkıp çıkmaması şansa kalmış bişi. tabi hayvani hata yapmadıysan.
neyse işte, millet manşetini fırına atıyo falan, soora bi imana geliyolar. işşala çıkar, işşala çıkar diye. camide misin okulda mısın anlamıyosun. cemaat olarak namaz falan kılcaklar yakında hissediyorum.
jaket kronda da var biraz şans faktörü, ama bunda yetenek daha bi öne çıkıyo. şansın olmassa nah çıkar ama. akril tepiyosun bunda, metal yok. pişmemiş hamuru minik bi yere doldurmaya çalıştıını düşün. öyle bu da. sınavda bu soruldu. etrafımdaki bissürü kişinin dişi tam çıktı, birinin hariç. kapalı insanın. demek ki neymiş, diş yaparken dine fazla güvenmicekmişin. gerçi olumlu yorumlayabilir. bilerek hata yaptırdı, dünyanın güzelliklerini anlamam için falan der belki. mümkün.
benim de dişimi sevgili hocacığım batırdı biraz. akrili teptikten soora hoca minik bi yerini delip toz koyuyo. damga diyoz biz. bu gitti diş etine yakın yerden koydu. orda akril ince. başka bi hoca üstten koy biraz dedi, sen üstü de del, alttaki damgayı almaya çalışırken bütün bukkali batır. afferim sana hocacığım. neyse lak sürdüm en son. kapatıp koycam artık kazana. milletin çok açık yeşil lakı akarken benimki orman gibi yemyeşil akıyodu lan. dişimi çıkarıp baktım işte yarım saat soora, bukkalde 2 tam, bissürü skindirik damga var. bi de çıkıntı var accık ama alınır o, sorun diil.

zaten kontrol ederken de sinir olmuştum hocacığıma. bi kere gösterme hakkımız var diş şeklini verdikten soora muma, gösterdim, güzel dedi ama minnacık bi yerinde sorun vardı, 5 saniyede halledilirdi. tamam al diyip verdi dişimi. hocam linguale de (arka) bakın isterseniz dedim, baktım ben dedi. hocam bi daha bakar mısınız o zaman dedim, aldı baktı ve singulumun bayaa üstte olduunu söyledi. bi sorun var ki söylüyoruz di mi. gerçi o sorunu ben de biliyodum ama uuraşmak içimden gelmiyodu, indirdim işte soora biraz.





dişimi yapptırıcam. dolgum düştü, hayvani bi yarık oluştu dişimde. 2 hafta önce ne yediimi falan görebiliyorum. böyle ince ince katmanlar halinde 2 haftalık yemeklerime bakıyorum, vay anasını neler yemişim falan diyorum. gittim tedavi bölümüne, asistanları görüp onlardan gün alıcam. normalde sekreterlikten alınıyo ama mal okul 2 ay sooraya gün veriyo. oiçün gidiyon asistana, hocam hocam öörenciyim ben yardımcı olur musunuz diyosun gel bakalım keranacı diyip alıyolar seni yanlarına.
tedavi bölümü sırf dişiden oluşan bi bölüm. bütün asistanlar, hocalar dişi. erkek yok. sekreter bile yok.
neyse işte kapıda asistan gördüm bi, 3 hafta doluyum canım ben dedi. içeri gir tanıt kendini yardımcı olurlar dedi. tamam diyip girdim. aneam, altın günü mibarek. 10 tane bağyan, toplanmışlar ah ah ah ah diye gülüyolar, ortada pastalar, hamurlar falan duruyo, tam altın günü modu. odadda bi erkek görünce hepsi bi irkildi önce. hareme mi girdik lan yoksa, afedersiniz bacılar diyip çıkçaktım. yapmadım tabi. en yakında gözüme kestirdiimin yanına gittim. aslında zeren hocayı arıyodum ama dersteymiş o. gittim işte bağyanın yanına, meraba ben birinci sınıf öğr... demeden tanıdım ben seni, gözetmen olmuştum bi sınavınızda dedi. hafızanız çok iyiymiş hocam ehi ehi ehi yaptım ortama uysun diye. pazartesi sabah gel dedi, sınavım var olmaz dedim, pazartesi 16:15e randevu verdi. cumaya isticek kadar yüzsüz diildim. zaten perşembe akşam gidiyorum yanına, kadın 2 gün sooraya gün veriyo işte göt.
panaromik filmimi aldı, başka birine gösterdi. bak sana yirmilik diş buldum ah ah ah ah yaptı. kendimi resmen kadınların arasında buldum bi an. dişlerim için yarışan dişiler vardı karşımda. telaş yapmayın bağyanlar, bende hepinize yetecek kadar diş var ;) yapçaktım ki bi sene soora hocam olucaklarını hatırlayıp yavşamadım.
iğneden hala korkuyom ama lan. dişinin karşısında da korkucam biliyorum. allakaaretsin. evimin erkeği gibi oh oh oh, o ne ki, daha büyüü yok mu bre dohtor diye artistik de yapabilirim ama yemiyo götüm. çıkarır hayvani iğneyi, kalpten giderim.

2 Haziran 2010 Çarşamba

03:50

saatlerimiz 03:42 gibiyken yatakta bi şarkı mırıldanmaya başladım. ama aslında şarkı diil, 5-10 saniyelik bi bölümü. 50 kere tekrarladım, sözleri aklıma gelmedi. en sonunda inip serj tankianın bi şarkısının bölümü olma ihtimali olan bütün şarkılarına hızlıca göz attım, yoktu. en sonunda "where do you expect us to go when the bombs fall" kısmını getirebildim mırıldanmamın sonuna. tentative şarkısına ait olduunu anlayınca dinledim, mutlu oldum bulduum için. şarkı da serjün (sörj) diil soadınmış.
şarkının 2:21-2:30 arasındaki bölümden koca şarkıyı buldum, mal gibi sevindim sonra.

1 Haziran 2010 Salı

50 yaşıma bastığım anda halay çekerek dünyanın çevresini dolaşçam

öyle iirenç bi beslenmem var ki lan.
mesela saat 24:00 sularında yattım, 1 saat kadar uykuyla uyanıklık arasında gittikten sonra ikisini de yapamamış olarak süper bi baş aarısıyla kalktım. şu anda sağdan gözüme doğru anlatamıcaam derecede bi aarı var. öyle ki sol taraftan bile hissediliyo bazen. uyusaydım ya da uyumaya inat etmeseydim olmucaktı.

neyse kalktım, karnım aç. sadece çukulat var, bi dilime sürdüm, yedim normalde aldıım zevki alamadım. pizza söylemeye karar verdim. odadan biriyle dominostan söyledik, 5 dakka zoora mal saat onbir buçuktan sonra servis yapamıyoruz diye aradı. tamam dedim, little caesarstan söyledik bu sefer. henüz aramadılar, getircekler galiba.
gecenin 01:30unda yapacak daha mantıklı iş varken (ki biz buna uyku diyoruz) yaptığımız şey saçma gibi.