30 Mayıs 2010 Pazar

normalde yemek yemeyi pek seven bi insan değilim. protein, karbonhidrat, vitamin falan bunları hapla almak mantıklı geliyo bana. illa zevk almak isteyen gider parmakları yapış yapış olana kadar portakal yer ya da ne bileyim dişleri birbirine değince beyninden sinir kopmuş hissi uyandıracak kadar erik yer.
ama dünya üzerinde karşı gelemiceem tatlar da vardır. mesela elmalı kurabiye. ne kadar hapını yaparsan yap ben o kurabiyeyi yerim. hapını içerim ama kurabiyeyi de yanında yerim. düşündüm de bu kurabiye kullanılarak bana her şey yaptırılabilir.

mesela saygıdeğer arap insanları kuranı yazarken arkadan biri çıkıp hadi şunu da ekleyelim dese kimsenin sesi çıkmazdı.

تم إنشاؤها لا شك فيه انه (الله) بالنسبة لك (العمل الصالح) في السماء ومصدر الأبدية لكعكة التفاح. العالم أن جميع الذين عملوا الصالحات ، وأنه (الشعب) سوف يكافأ مع الكوكيز والتفاح. أكله من كل شيء ، هو احتمال غير محدود من كعكة التفاح.

yani: "şüphesiz ki o (allah), sizler için (salih amel işleyenler için) cennette sonsuz elmalı kurabiye kaynakları yaratmıştır. her kim ki dünyada salih amel işler, işte o (kişi) elmalı kurabiyelerle ödüllendirilir. o her şeyi hakkıyla yedirendir, elmalı kurabiye yaratma gücü sınırsız olandır."

her hafta hacca giderdim.
ama yapmamışlar.
isteyince yapılmıcak bişiy de değil. sonuçta insanlar yazıyolar zaten kitabı, kıyısına köşesine ekleyebilirdin.

29 Mayıs 2010 Cumartesi

sevgiyle kucaklıyorum

biyofiziğin tüm slaytlarını ingilizce olarak hazırlayan saygıdeğer hocalarımızı sevgiyle kucaklayıp el, göz, yanak ve daha sayamadığım (hemen pislik şekilde anlama. onu diyom ama anlama) birçok yerlerinden (ayak, kulak falan) öpüyorum.

okuuğumdan bi bok anlamıyorum lan sizin yüzünüzden.
sınıfta not tutan sevgi kelebekleri de düzgün yazsınlar lütfen. sizden da öyle pek bişi anlamadım.
kalırsam kan çıkar olum.

28 Mayıs 2010 Cuma

savaş karşıtlığını hala anlayamıyorum ve sanırım anlayamıcam da.
savaş destekçisi değilim, ama savaşın insanlar için bir gerçek olduğunun farkıdayım.
elde ettiklerimizle bir türlü yetinmeyen bir yapımız var. eğer bir şeye eksikse onu tamamladıktan sonra başka bir şey isteriz ve onu elde etmeye çalışırız. isteklerimizin sonu gelmicek.
bireysel olarak sahip olduklarımız arttırmanın yöntemi çalışmak ya da hile yapmak olabilir.

devletlerin de doymak bilmeyen yapıları var. insanların ortaya çıkardığı bir şeyin insanlara benzememesi düşünülemezdi zaten. devletler de sürekli başka devletlerden daha iyi olmak isterler tıpkı bizim gibi. teknoloji açısından, halkın refahı açısından, toprak açısından, ekonomik anlamda üstün olma çabasındadırlar.
halkın refahını sağlamak için iyi yatırımlar yapmalılardır ve paraya ihtiyaçları vardır.
teknoloji için kaynak ayırmak zorundalardır ve paraya ihtiyaçları vardır.
para için de paraya ihtiyaçları vardır. endüstriyle para kazanabilirler ve bunlar için de paraya ihtiyaçları var. ürettikleri malları satabilmek için başkasının üretmesini de engellemek isterler. başka devletler de bunu yapmak isterler ve çıkarları çatışır birbiriyle. amaç ortaktır, burada bir sorun yok, ama izlenecek yol da aynıdır ve herkes bu yolda tek olmak ister.
bunun için diğer ülkelere baskı kurulmalıdır. baskıyı ekonomik, askeri yönde kurabilirsiniz. ekonomik yönde baskı için sizin de iyi bir ekonomiye sahip olmanız gerekiyor. iyi bir ekonomiye sahip olmanın yoluysa başkalarını kullanmak.

hiçkimse al tüm kaynaklarımı kullanabilirsin diye size vermez, sizin onu almanız gerekir. bunun için de şiddet dahil her yolu kullanabilirsiniz. bugüne kadar kullanılmıştır ve kullanılacaktır bu yol. devletlerin gelişmesi ve ayakta kalması için gerekli bir yoldur.

savaşa bu kadar ihtiyaç varken neden savaş karşıtlığı yapılır?

herkes barış içinde yaşasa bunlara harcayacağımız parayı daha iyi şeylere harc...
demeyin lütfen.
başta da demiştim. insan daha fazlasını isteyecektir burada. sen istemesen, başkası senin elinde olanı isteyecektir. ve şiddet de dahil olmak üzere her türlü yolla bunu almaya çalışacaktır.

savaş hiç bitmicek. sürekli yeni çıkarlar peşinde insanlar da devletler karşı karşıya gelecek.
o yüzden savaş karşıtlığı yapmak için harcanan enerji savaş sonrası oluşan yaraları sarmada kullanılırsa insanlık için çok daha yararlı olur.

27 Mayıs 2010 Perşembe

bi insan ilişki, ders, beslenme, para falan bütün konularda berbat seviyede olabilir mi?
olabilir.
ilişki hayatım yok. daha bok bi durum bulamıyorum. direk yok yani ilişki falan. bokluğun bayrağını bu arkadaş taşıyo. kapmış bayraa koşturup duruyo etrafta.

dersler zaten sürünmekte. ilişkinin tuttuğu bayraa kendisi almaya çalışıyo. bu da koşturuyo peşinden mal gibi. bi protez pratik iyi. o da aşırı iyi ama.

beslenme konusunda gayet kötüyüm. genellikle dışarda yiyorum yemeklerimi. ilk defa bugün kahvaltıya gittim 2. dönemde. normalde ekmee çukulat sürüyorum. ekmeim yoksa gofret yiyyorum, büsküüt yiyorum falan. çok yaşamam zaten bu beslenmeyle.

para zaten kazanamıyorum. göğya dersanede gözetmenlik yapçaktım. nah yaparsın. götünü kaldıramıyon lan ne gözetmenliği. he hiçbi zaman paraya ihtiyacım olmadı. o yüzden bayrakla falan derdi yok bu arkadaşın.



eskiden ne hoştu. derslerim mis gibiydi. sınavım orta geçerse mal gibi ortada kalmamak için 40 bekliyorum derdim. 80 alınca sevinirdim falan. inandırırdım ama kendimi 40 almaya. malım ya, direk inanıyorum. oha gökan 40 alcam dedi diye. takdir alcam lan diye hırs falan gelirdi arada, ders çalışmama gerek olduğu gerçeğini görünce giderdi. 2 kere almıştım ama.

evde karnıyarık, karnabahar, zeytinyağlı biber dolması falan yerdim. yine pek iyi beslenmezdim ama şu anki durumumdan kat kat iyi olduğu kesin.

o zamanlar da ilişkim yoktu. para da kazanamıyodum ama sorun değildi benim için. çünkü lisede para kazanılmaz genelde.

lisede arkadaşlarım daha malımsıydı. hayır kötü anlamda değil. ehiühelehe falan denebiliyodu, burda üniversite olduğu için daha ciddiyetimsi bişi var. tabi dışişleri bakanlığı kadar ciddi değiliz ama lise gibi de değiliz.

lisede hocalar çok rahattı. mal gibi konuşabilirdin. burda profesör olmuş götü kalkmış diyebilceen kişiler var mesela. ondan soora şey var, hocam hocam dediğin bi insanın hocası ona kızıyo, mal gibi kalıyon. saygı duymam lan bundan sonra, sçayım bugüne kadar duyduğum saygıya diyebiliyosun. profesör doçente, doçent yardoça, yardoç asistana, asistan öğrenciye, sonra hepsi beraber tekrar öğrenciye gibi bi düzen var.

göt kalkıklığım geçti bu arada. yine labdan çıkar çıkmaz önlüğümü çıkarıyom, millete yol falan veriyom kapıdan geçerken. bu kadar bokluğun içinde göt kalkıklığı için bi sebebim olmuyo ne yazıkki.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

tabi, bence de

kızılayda gördüklerim öldürcek beni bi gün biliyorum. araba çarpmazsa içimden gülmekten ölürüm.

yüzsüzlüğüm forevır yaptı.
bu ne lan böyle. 'yüzsüzlük forevır'a tamam ama forevır yapmak?

ya da apaçi kavgaları?
saygılarını yükseltiyolar. hayır ondan sonra birbirlerine hırkalarını falan geri veriyolar. deişik bi hiyerarşi içindeler.

birisi sevgilisini piton edasıyla kafadan başlayıp içine almaya çalışıyo.
hayır zaten hassasım bu konularda, iyice üstüme geliyosunuz. sıkıntım forevır yapıyo şerefsizim.

sinemada 11 eylül saldırısına değiniliyo, yanımdaki güzel bağyan -11 eylülde ne oldu?
onun yanındaki 2. güzel bağyan -bilmiyorum ki?
çüş lan. ama parfümünü beğendim bebek.

otobüste kaptan "arkaya ilerleyelim beyler" diyince yanımda -daha ne kadar ilerleyelim, akraba olduk burda! diye bağıran adama ne diyim ben burdan?



ankarada yaşarım lan ben. yeter ki gebzeye dönmiyim. dönünce burnum akmaya başlıyo çünkü. 2 haftadır durmadı şerefsiz.

21 Mayıs 2010 Cuma

organi sonrası

perşembe günkü organik sınavından beri boşlukta gibiyim. bi amaç yok gibi hayatımda.
öss sonrası boşluğu gibi. ama sadece organik yüzünden diil bu, başka sebepleri de mutlaka vardır. mesela protez labında dökümümün çıkması da bir etken.
odamı toplamış olup yapılacaklar listesinden bir maddeyi kaldırmam da bir etken.
illa bi sevgilim olmasına gerek olmaması, insanın kendisi varken daha yakın olacak birini deli gibi aramasının gereksizliğini anlamam da bir etken.
bunun gibi bissürü şey gelince insan kendini böyle boşlukta hissediyo. ama aşırı umutsuz bi boşluk değil bu, rahat olmaya da fazlasıyla yeri olan bi boşluk.

mesela sabahları artık telefonun alarmını kurmuyorum. okula gitmiyorum çünkü. okula gitmeden de sınavlarda iyi not alınabiliceeni gördüm. asla ortalama yapayım da ortodontiye, cerrahiye gidiyimgibi bi düşüncem yok. hiçbi zaman hırs yapıp derslere çalışan bi insan olmadım. ders konusunda hırs gelmiyo bi türlü. birinci gün manyak gibi çalışsam ikinci gün ya bilgisayarda oyun oynuyorumdur ya da indircek oyun arıyorumdur.
protez pratik hariç ama. pretikte ciddi ciddi ortalama yapmaya çalışıyorum. tek başına protez ortalaması çok etkili olmaz ama en azından bişiyleri başarabildiğimi görürüm okulda.

esas konu. yalnızlığım.
bilindiği gibi senelerdir yalnızım. yalnız dediysem kız arkadaş konusunda. bunun için oturup ağlayıp dert yanıcak halim yok. hatta taşşak bile geçebiliyorum bazen bu konuyla alakalı olarak. lisede pek bi etkisi olmuyo bu yalnızlığın. üniversitede öyle değil ama. aileye bağlılığın azaldıkça bağlanacak başka birini arıyorsun. değişik bi ihtiyaç.
biraz beceri de gerekiyo insanda. mesela sınıfta yaklaşık 110 kız, 20 erkek var. ama hala boşum, düşün yani. bi aralar hemşireliğe gidip ordan birilerini bulmaya karar vermiştim, üşengeçliğimden yapamadım. gerçi bu kadar insanın içinden bulamayan ben orda nası bi performans sergilicem tartışılır orası.
gerçi sınıftan olmamasını istiyodum ben. her gün görüşmek sıkabilir insanı biraz. başkasından bağımsız zamanlar yaratabilmedi insan kendine. saatler ya da dakikalarla değil, günlerle ifade edilmeli ama bu bağımsızlık. iki gün mesela görmücen ki özleyesin. telefonu da kapatıcan. duyma sesini, sesini de özle.
çok da ayrı durmamak gerekiyo ama. haftada en az iki gün görmen lazım. maksimum da 4 gün. eğer haftada 5 gün berabersen sıkılırsın gibi geliyo. "tabi sende yok ya ondan böyle diyon, olunca görürüm seni" deme lütfen. sıkılıyosun, biliyorum.
bi de bebek gibi konuşma konusu var. ama bitonem agucuk bugucuk yaptığı gibi o büzdüğü dudaklarını parçalarım. ne o lan bebek gibi. insan gibi konuşması gerekiyo. öyle sevimlilik yapmıcak. he illa sevimlilik istiyosa omuzlarıma falan masaj yapar. o daha çok hoşuma gider.
arkadaşımın yurttan da olmasını istemiyorum mesela. habire aşşaa in derse la bi yürü git der kapatırım telefonu. o ne lan hergün hergün. aynada bile kendimi görmüyorum ben o kadar. bırak özliyim.
soora yemek konusu. arkadaşım yeri geldiğinde paşam restoranda tam ekmek tavuk döner bile yiyebilmeli. ay ben bitiremem, minnacıım diyip sevimlilik de istemiyorum. yarım yesin, yine de yesin ekmek arası tavuğu.
başka bi konu aile ilişkileri. ailesinin her bi üyesini tanımam lazım bi kere. düşünsene aile toptan dinci. bayramlarda kadınlarla erkekler tokalaşmıyo bile, hatta başka başka odalarda oturuyolar hep. sevmem öyle ben ya. rahat olsun ailesi de.
giyim. kendi giyimi umrumda diil ama beni giydirme potansiyeli olsun lütfen. kendi başıma bişi giyemem çünkü ben, bütün elbiselerimi o beensin. ben ona beğenmem ama. son hediye bakışımda hayatımın en mal anlarını yaşadığımı hatırlıyorum.


eğer bu kriterlere uyduğunu dşünüyosan beni aşaadaki telefondan arıyabilirsin. ya da boşver, sana yazmasın. mesaj falan at, buluşuruz biyerlerde.
eğer biraz hareket edebilecek kadar üşengeç olmasaydım berbere giderdim.

1-2 ay önceye kadar günde 6 saat uyuyan ben bugün 10.5 saat uyudum. aslında saat 8'de kalktığımda uykum yoktu ama yapıcak bişi olmadıı için yattım. derse gitmek gibi bi alışkanlık olmayınca insanda çıkmıyor yataktan.

düzenli yaşamaya kadar vermiş ben, bugün gidip salı günkü protez pratik sınavı için labda kaybettiim eşyaları alcam.
labda bissürü şey kaybettim lan. millet alıp alıp gidiyo, geri gelmiyo. geliyosa da başkası alıp gidiyo. ben de başkasınınkini alıyorum ama zorunluluktan benimki. torbamda fazladan malzemeler var. iki tane mum spatülü falan var mesela. bi tane hayvan gibi spatül ve, spatül de değil, bıçak. böyle bissürü fazladan eşya var. eksiklerse içimi acıtıyor.modelaj spatülü almam lazım. ondan soora fantom diş takımı alıcam, sınava eksik dişle gitmiyim. önlüümün yıkanması lazım ya. leş gibi oldu şerefsiz. bütün gün tozun içinde çalışmaktan.


haa dün odada suşi yedik lan. 5. sınıf insanıyla somonlu bi de yılan balıklı suşi söyledik. gerizekalılar soya sosuyla wasabi koymamış, bidaakine bi tane daha roll koycaklarımış siparişe. bi daha ne zaman isteriz ki lan? gerçi her ayın yirmisini geleneksel suşi günü yapalım diyoruz ama neyse, şimdi yeme aşamasına gelelim.
suşiyi yemeden ortam hazırdı. yutuptan traditional japanese music yazıp geleneksel müziğimizi açtık. ardından benim çekik gözlülüğümden geldiğini düşündüğüm yeteneğim ortaya çıktı. senelerden beri chopstick tutuyomuş gibi kullandım çubuumu. alıştırma yoktu, sadece nası tutulduuna bakmıştım, öyle de tutmadım zaten. kafama göre tuttum. neyse 5. sınıf insanı da tutmayı becerince ilk somonlu rollumuzu attık aazımıza. ilk parçalamadan sonra yosun aradan çıktı, biraz bastırınca pirinci de geçtim ve aazımda yumuşak bişi hissettim. evet bu o olmalıydı. buharda somon olmalıydı bu. bi anda kayboldu aazımda. daha sooradan yutana kadar sürekli parçalarıyla karşıma çıktı. löp löp aazına geliyoodu somon, pek sevemedim.
ardından yılan balıklıyı denedik. bu daha bi güzeldi. üzerinde sosumsu bişi de vardı bunun. bunun da yosun ve pirinç aşamasından soora balıına ulaştım. bu daha bi güzeldi. dişinle parçalayabiliyodun bunu. tadı da gayet güzeldi. dünden beri tadı neye benziyo diye düşünüyorum aklıma gelmiyo. midye dicem diil, böyle bildiim bişi aazına sıçiyim. neyse 2. somon aazımızdayken ben 5. sınıfın çubuunu düşürdüm, kendi çubuumu verdim. ikimiizn de birer yılanı kalmıştı zaten. ben tek çubukla da türk gibi yerim diyip batırdım çubuu yılana. aptal bi gülme tutmasının ardından 5 dakika aazımda kalan somon bayaa bi kusçak gibi yaptırdı beni. hemen yutunca sorun yok da 5 dakka tutunca mal oluyo aazında balık. neyse kendisi başka çubuk çıkardı, ben de aldım çubuumu. son yılanı da afiyetle yedikten soora sıra geldi yasemin çayına. yasemin çayımız olmadıı için adaçayı içtik. tadının pek farklı olduunu düşünmüyorum ben.
10 liraya deişik bişi denemek için ideal. yalnız yılan balıklısı biraz paalı. 6 tanesi 15 lira. yemeksepetinde indirim varmış, sevindim. yakında pekin ördei ve tatlı ekşi soslu tavuk denemeyi düşünüyorum. yarım pekin ördei 38 liraymış. yuh. tatlı ekşi soslu tavuk 15. bu daha bi makul.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

düşünün, sokakta yürüyorsunuz, karşıda birisi size yeni çıkan peynir çeşidini, sucuk çeşidini, dondurmayı ya da bunun gibi bir şeyi tanıtıyor. siz de tadına bakmak için peyniri ağzınıza attığınız anda görülmeyen bir iple denize doğru çekiliyorsunuz. karşı geldikçe peynirin içindeki kanca yanağınızı yırtıyor ve daha güçlü bir şekilde denize doğru sürükleniyorsunuz.

en sonunda denize girdiğinizde bir el kancayı tüm yanağınızı yırtarak çıkartıyor ve sizi önceden 8 kişinin konduğu denizin içindeki hava dolu bir bölmeye alıyor. siz gelene kadar neredeyse her oksijen molekülü kullanılmış. her nefes alışınızda ciğerlerinize oksijen değil karbondioksidin dolduğunu hissediyorsunuz. ilk yakalanan isnanlar yanınızda ölüyorlar. ölülerle temas halindesiniz. yukarıdan birisi daha atılıyor içeri. dirseği hemen yanınızdakinin gözüne çarpıyor. zaten bitkin düşmüş kişi bu acı yüzünden ölüyor.

artık nefes almanızın bir anlamı kalmadı. çünkü nefes alsanız da almasanız da hiçbir şey farketmiyor. son saniyelerinizi yaşadığınızın farkınasınız. inanılmaz bir acı sonrasında beyninize giden oksijen azaldığı için bir rahatlama hissediyorsunuz. ardından bitişiğinizdekiler gibi sessizce gözlerinizi yumuyorsunuz.

günün sonunda sizi eve götürüyorlar. evdeki çocuk eskihisarda tuttuk bu insanları, yemem ben diyor. o akşam yanınızdaki 26 insanla beraber çöpe atılıyorsunuz.

sırf eğlence olsun diye öldürüldünüz. sizi öldürenlerin eline hiçbirşey geçmedi. koskoca bir günlerini 27 tane insanı yakalayarak geçirdiler sizin artık yaşayacak bir saniyeniz bile yokken. halbuki bir saniyelerini bile değerlendirerek yaşayabilirlerdi ve 27 tane insan çöpte pis kokularıyla çürümeye bırakılmazdı.





spor olsun diye fokların öldürülmesine ne kadar karşıysam aynı şekilde eğlence olsun diye balık tutulmasına da karşıyım.
katilliği ve vahşiliği bir eğlence olarak göremiyorum. bütün gün oltanın başında solucana kanca geçirip balığın ağzının parçalanıp boğularak katledilmesinden daha normal eğlenme yöntemleri mutlaka vardır.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

ver diyom vermiyo

la hani demin beleşe menü geldi didim ya, kutuyu bi açtım, içinde soan halkaları yok. aradım aradım kutuyu, sonuç deişmedi. yok.
soora siteye girip menüye baktım, harbi harbi soan halkaları yazmıyo menüde.
resmine baktım menünün, 3 tane halka duruyo tabaan kenarında.
oha dedim, şikayet ettim siteye deiştirin lan şunu diye, adam aradı soora beni. ilettim diye.

yüzsün insan ben ne yaptım bu durumda?
menüde olmayan 3 tane soan halkasının getirilmesini istedim. 3 tane soan lan altı üstü, yemesen noolur sanki?
ama derdim 3 tane halka deil. orada görülmesine raamen gelmemiş olması.

soora kaan bey aradı tekrar beni, pizza pizzanın müdürü "zaten beleşe zıkkımlandı, götlük yapmasın" cümlesinin kibarını söylemiş. ben de geç gelmeleri benim değil, restoranın suçu, o 3 soğan halkasını istiyorum dedim kaana. tamam dedi, ben ileticem soora dönücem size dedi. 15 dakkadır dönemedi.

istiyorum lan soan halkalarımı.

beleş lan

siparişimi 30 dkda getiremeyip benden para almayan pizza pizzaya ve para vermicen diye uyaran yemeksepetine çok tişkür ediyorum.

bilsem paalı bişiy isterdim lan.

16 Mayıs 2010 Pazar

yaptım lan, yaptım

hani kendime şunu şunu yapıcam demiştim ya, dişlerim için randevu almak hariç hepsini yaptım.
8 iş vardı, 7si yapıldı, sadece biri kaldı.
organiği de bitiricem önümüzdeki 4 gün içinde umarım.

deli gibi burnum akıyo. gebzeye gelmicem lan bidaa. mis gibi alerjisiz geziyodum, gittim geldim günde yarım kilo veriyorum çıkan sümüğümle. hayır bi de neye alerjim var bilmiyorum, doktor yaptırmamıştı nasılsa kendini koruyamaz diye. buldum ama ben. gebzeye alerjim var.

13 Mayıs 2010 Perşembe

artık takım elbise giyip gezicem lan. bütün bankaları dolaştım bugün. resmi bi isnan oldum.
önce ziraat bankasına gidip bankamatik kartımı aldım.
ordan çıktım okula geldim, iş bankasının atmsinden para çekip yapı krediye yatırdım.
daha sonra ziraat atmsine gidip krediyle ne kadar para biriktiğine bakmaya gittim. kart iade tuşunu bulamadım, sembolik olarak 100 lira çektim. daha soora iş bankasından çektiğim parayla yapı krediye yatırdığım yurt paramın makbuzunu yurt muhasebesine götürüp seneye de yurtta kalmak için kayıt yaptırdım.
resmiyeti pek de sevmeyen (aslında beceremeyen) bi insan olarak bayaa ağır geldi bu işlemler. atmden kartı geri almayı bile beceremedim düşün. çünkü neden? hep iş bankası atmsiyle işim oldu, onda kart iade diye bişi var, ziraatte yok bu. bi de is bankası para çektikten sonra yeni işlem yapçan mı lan diye soruyo. ziraat parayı verir vermez kartını da çıkarıp sktir git lan diyip gönderiyo.

bi de bugün göğya okulda randeu alcaktım dişlerim için. almadım. belirlediğim programın dışına çıktım. ama yarın kesinlikle ankamall'e gidip saat alıcam. kararlıyım. ayak bileğime takıp gezcem mnagoyiim. daha da pisleşebilirim, farkındaysan pisleşmiyorum.

jaket krondan 97 almışım ciddi ciddi. düşünsene lan, 97. hocalar ya 100 100 90 ya da 100 95 95 vermişler dişime. sınıf ortalamasının 60 larda ve benden sonraki en yüksek notun 82 olduğunu düşündüğümüzde hayvani bi not bence. her gün birinin tebrik etmesi de ayrı bi güzel. zaten ne zamandır götüm 2 metre havadaydı, iyice yükseldi. ama düşünsene lan 97.

pratikte bu kadar güzel bi durumdayken teorik derlerimin de hepsinden kalıyo gibiyim. iyi geçen tıbbi biyolojiden bile 56 aldım. ilki kötü geçmişti, ondan da 56 almıştım. istikrarlı bi çizgi izliyorum. organikten 53.5 almıştım. biyofizikteki kadın eğer formüle önem veriyosa o dersten de bi şeyi tutarım artık. fizyoloji okunmadı ama hatırladığım kadarıyla pek de iç açıcı değildi. böylece 2. dönem ebemi tersten görmüş oldum. hayata değişik bi açıdan bakıyorum, ne hoş.

düşünsene lan, ilkokul, ortaokulda sınıfın en iyisisin, lisede en iyi olmasa da ilk beşe girersin. ama burda sınıfın en kötü notlarını alıyosun. insan bi afallıyo. ne aptalmışım lan ben diyosun. senin 10 gün çalışıp 53.5 (buçuğu unutmayalım) aldığın sınava millet 3-4 gün çalışıp 70-80 alıyo, sen bok gibi kalıyosun. hayır çalışma şekli dicem, bi şekil de yok ortada. bildiğin kafa basmıyo. kıvrımlar az geliyo bi zaman sonra. 7 gün sonra organik sınavı var. çalışmaya başladım, başka başlayan yok sanırım. ama sınav sonrasında gtünden 30 cm giricek olan yine ben olucam, görürsün bak.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

neden her zaman internete başka otobüslerin vayrlıslarından girmek zorundayım ben?

ya da neden kendi otobüsümde vayrlıs olduu zaman bilgisayarımın yaklaşık yarım saat kadar götürcek pili kalmıştır?



gebzeye döndüm burnum akmaya başladı. ankaraya döndüüme ilk defa seviniyorum. yine kupkuru 2 tane kara delikle dolaşıcam etrafta.
yarın döküm yapıcam. büyük ihtimalle çıkmıcak dökümüm. oturup ağlarım lan ben orda. yine akıtırım burnumu.




bu arada yaklaşık bir haftadan beri de mutlu ve düzenli bi hayat sürüyorum. gelecek günler için planlarım:
salı: diş yapıcam labda, tüm gün bi işle meşgul olucam.
çarşamba: öölen ziraat bankasına gidip kartımı alıcam, saat 4 gibi falan okula dönüp önce periodontolojiden soora da sanırım protezden randevu alıcam. zaten 17:40ta ders var. yine dolu geçiyo o günüm.
perşembe: saat 15:30da dersten çıkıcam, gidip organik çalışıcam. kararlıyım buna. yani umarım çalışırım.
cuma: dersten soora (tabi eer gidersem) ankamall e gidicem. ilk defa metroyla gidiceem için deişik olur. saat alıcam kendime. ilk defa hayatımın bi bölümünde 2 saatim olucak. birini de ayak bileime takmayı planlıyorum. zaten soora da halamlara giderim.
cumartesi pazar zaten yurtta olmucaam için fazla canım sıkılmaz sanırım. ama ondan soora habire boş olucaam için yapıcak bişi bulmak lazım. aslında gerek yok, yapıcak bişi var. organik çalışabilirim mesela. deişik bi aktivite olur bak.

6 Mayıs 2010 Perşembe

peki sen hiç nerdeyse tüm hacettepe teoman konserine gitmişken sol işaret parmağını hissetmeyene kadar asma motorla 3 diş prepare ettin mi?

peki sen hiç sol işaret parmağın ağırana kadar kalem tutar gibi duş başlığı tuttun mu? hem de hortumuyla birlikte.

peki sen hiç kulakların çınlayana kadar matkap sesi çıkaran asma motoru en yüksek devirde çalıştıdın mı?



peki sen hiç akril tozundan dolayı çizdiğin çizgi görünmeyen dişi deli gibi ağıran kolunla, elinde duş başlığıyla ve 30 cm yanında çalışan matkapla yarım milimetre kaydırmamaya çalışarak; bir yandan da gözlüğüne yapışan akril tozu maskeden dolayı oluşan buharla birleştiğinde oluşturdukları tabaka ardından dişi göremeden alt 1. molar prepare ettin mi?

1 Mayıs 2010 Cumartesi

aazına yüzüne

bilgisayar 3 pencereden soora kendinden geçiyo.
lan ne güzel 54685132 pencere açardım.
kriz geçiriyorum.
yurrta internet problemi var lan.

bizim kattak hiçbi odadan girilmiyo internete.
aşşaa indim bi hışımla, her yerde sorun var dediler. iyi bari. sadece bizim odada diilmiş.
hışmım bi işe yaradı mı? hayır.
yurdun bilgisayar odasından giriyorum. odada mis gibi bilgisayarım dururken burda yaptıklarıma bak yaa, hey allaam.

bi de camları deiştirdiler. sihay bişey böyle. karardı içim. yerleri de deiştirceklermiş. lan onu yapçaanıza bi ay boyunca kimsedn yurt parası almayın, daha çok hoşumuza gier. boşu boşuna mis gibi yerleri, camları deiştirdiler. kapkara bişi bi de.

internet yok, sııntıdan ders çalıştım. eer ki iyi bi not alırsam (ki bu çok zor bi ihtimal) yurda bi cam da ben takıcam. ama alamam lan. hiçbi derse girmeyince bunlar ne diye aval aval bakıyorum. aynı konuyu 4 ayrı kaynaktan çalışmak nedir bilir misin sen? ben debilmem. 4 ayrı kaynaktan çalışıyorum çünkü.

lan bu klavye de şkr şkr sesler çıkartıyo. hele space tuşu beni benden aldı burda. kriz geçircem.

1 mayıs bugün. erene hadi kalk kızılaya bir mayısa gidelim dedim gelmedi. ben de gitmezdim zaten. ne işim var. ders çalışırım. internetim de yok zaten.