27 Temmuz 2010 Salı

otellerde animasyonlardan deli gibi kaçan insanım. o kadar kişinin ortasında mayoyla cıbıldanak bi şekilde hebel hübele koşturmayı sevmiyorum. niye bilmiyorum kaçtıım şeyler habire karşıma çıkıyo.

güzel şezlongumuza yöneldiğim sırada animatör kolumdan tutup su topu oynar mısın diye sordu.
yok dedim, niye diye sordu "işte" gibi türkçenin en güzel kelimelerinden birini kullandım.
tekrar niye diye sordu, en güzel kelimeyi tekrar kullandım. soora bıraktı kolumu, gittim.
ulan gerizekalı, gözüm bozuk desene. mal olunca insanın aklına gelmiyo bi anda. daha soora seyrederken bile kimseyi ayıramıyodum birbirinden. oynasaydım pas mas atmadan dümdüz kaleye fırlatırdım topu. en azından onu görebiliyorum.

sabah da gazete almaya giderken animasyon ekibi yanımdan geçti, günaydın demesinler diye başka tarafa bakıp yürüdüm. ama günaydın dilekleri için çalan şarkıyı sevdim. günaydın, günaydın, güüünaydıııın diye deişik bişi. güne enerjik başlamamaı falan sağlamıyo. yine yatıp gazetedeki her haberi okumak için hırs yapıyorum.

göz bozukluu kötü bişiy. havuzda lens takamıyorum, gözlükle de suya girilmiyo. 2 kere babam diye başka adamların peşinden koşturdum, 1 kere de annem diye birinin yanında yüzdüm.

Hiç yorum yok: