21 Mayıs 2010 Cuma

organi sonrası

perşembe günkü organik sınavından beri boşlukta gibiyim. bi amaç yok gibi hayatımda.
öss sonrası boşluğu gibi. ama sadece organik yüzünden diil bu, başka sebepleri de mutlaka vardır. mesela protez labında dökümümün çıkması da bir etken.
odamı toplamış olup yapılacaklar listesinden bir maddeyi kaldırmam da bir etken.
illa bi sevgilim olmasına gerek olmaması, insanın kendisi varken daha yakın olacak birini deli gibi aramasının gereksizliğini anlamam da bir etken.
bunun gibi bissürü şey gelince insan kendini böyle boşlukta hissediyo. ama aşırı umutsuz bi boşluk değil bu, rahat olmaya da fazlasıyla yeri olan bi boşluk.

mesela sabahları artık telefonun alarmını kurmuyorum. okula gitmiyorum çünkü. okula gitmeden de sınavlarda iyi not alınabiliceeni gördüm. asla ortalama yapayım da ortodontiye, cerrahiye gidiyimgibi bi düşüncem yok. hiçbi zaman hırs yapıp derslere çalışan bi insan olmadım. ders konusunda hırs gelmiyo bi türlü. birinci gün manyak gibi çalışsam ikinci gün ya bilgisayarda oyun oynuyorumdur ya da indircek oyun arıyorumdur.
protez pratik hariç ama. pretikte ciddi ciddi ortalama yapmaya çalışıyorum. tek başına protez ortalaması çok etkili olmaz ama en azından bişiyleri başarabildiğimi görürüm okulda.

esas konu. yalnızlığım.
bilindiği gibi senelerdir yalnızım. yalnız dediysem kız arkadaş konusunda. bunun için oturup ağlayıp dert yanıcak halim yok. hatta taşşak bile geçebiliyorum bazen bu konuyla alakalı olarak. lisede pek bi etkisi olmuyo bu yalnızlığın. üniversitede öyle değil ama. aileye bağlılığın azaldıkça bağlanacak başka birini arıyorsun. değişik bi ihtiyaç.
biraz beceri de gerekiyo insanda. mesela sınıfta yaklaşık 110 kız, 20 erkek var. ama hala boşum, düşün yani. bi aralar hemşireliğe gidip ordan birilerini bulmaya karar vermiştim, üşengeçliğimden yapamadım. gerçi bu kadar insanın içinden bulamayan ben orda nası bi performans sergilicem tartışılır orası.
gerçi sınıftan olmamasını istiyodum ben. her gün görüşmek sıkabilir insanı biraz. başkasından bağımsız zamanlar yaratabilmedi insan kendine. saatler ya da dakikalarla değil, günlerle ifade edilmeli ama bu bağımsızlık. iki gün mesela görmücen ki özleyesin. telefonu da kapatıcan. duyma sesini, sesini de özle.
çok da ayrı durmamak gerekiyo ama. haftada en az iki gün görmen lazım. maksimum da 4 gün. eğer haftada 5 gün berabersen sıkılırsın gibi geliyo. "tabi sende yok ya ondan böyle diyon, olunca görürüm seni" deme lütfen. sıkılıyosun, biliyorum.
bi de bebek gibi konuşma konusu var. ama bitonem agucuk bugucuk yaptığı gibi o büzdüğü dudaklarını parçalarım. ne o lan bebek gibi. insan gibi konuşması gerekiyo. öyle sevimlilik yapmıcak. he illa sevimlilik istiyosa omuzlarıma falan masaj yapar. o daha çok hoşuma gider.
arkadaşımın yurttan da olmasını istemiyorum mesela. habire aşşaa in derse la bi yürü git der kapatırım telefonu. o ne lan hergün hergün. aynada bile kendimi görmüyorum ben o kadar. bırak özliyim.
soora yemek konusu. arkadaşım yeri geldiğinde paşam restoranda tam ekmek tavuk döner bile yiyebilmeli. ay ben bitiremem, minnacıım diyip sevimlilik de istemiyorum. yarım yesin, yine de yesin ekmek arası tavuğu.
başka bi konu aile ilişkileri. ailesinin her bi üyesini tanımam lazım bi kere. düşünsene aile toptan dinci. bayramlarda kadınlarla erkekler tokalaşmıyo bile, hatta başka başka odalarda oturuyolar hep. sevmem öyle ben ya. rahat olsun ailesi de.
giyim. kendi giyimi umrumda diil ama beni giydirme potansiyeli olsun lütfen. kendi başıma bişi giyemem çünkü ben, bütün elbiselerimi o beensin. ben ona beğenmem ama. son hediye bakışımda hayatımın en mal anlarını yaşadığımı hatırlıyorum.


eğer bu kriterlere uyduğunu dşünüyosan beni aşaadaki telefondan arıyabilirsin. ya da boşver, sana yazmasın. mesaj falan at, buluşuruz biyerlerde.

Hiç yorum yok: