28 Aralık 2010 Salı

ankaranın bütün raylı ulaşım araçlarını kullandım bugün.
ankaray, metro, banliyö hepsinde görüldüm günün belli saatlerinde (12:00-13:30 arası). aha alta güzergahı da koydum






fizyolojiden 61,5 almışım. yüksek alaydım eyiydi aslında. tedavi de bok gibi geçti, ilki 82 ona güveniyom şu anda. protez de iç açıcı geçmedi pek.
aptal mıyım lan ben? hiçbi teorik dersi beceremiyom

23 Aralık 2010 Perşembe

yarın maddeler bilgisi ve protez teorik sınavım var. ilki yarı-alan, ikincisi alan dersi.
normal bi hü diş hek fak dönem 2 öörencisinin oturup bu sınavlardan birine çalışması lazımken ben nabıyorum? bratislava eşliinde dans ediyorum odada. perdeler de açık, bütün ankaraya karşı garip garip hareketler sergiliyom.

bi de alçıyla bulaşık deterjanını karıştırıp deişik şeyler yapıyom.
maddeler bilgisinde ölçü maddelerini görünce belki ben de bulurum umuduyla yaptım ama olmadı.


yarınki sınavların bok gibi geççee hissiyatındayım. ama olsun, tedavi teorikten 82 almışım, o yeter bana.

22 Aralık 2010 Çarşamba

normal bi şekilde ders anlatmakta olup, durup dururken "biz küçükken birbirimize çükümüzü gösterirdik" diyen bi oda arkadaşım var.
aman ne güzel.

odada gayet sessiz bi ortam varken huuamunagoyiimm diye baarıyom, aminakoyyim diye karşılık veriyo. iyi insan ama.

16 Aralık 2010 Perşembe

protezde dökümüm çıktı bu sefer.
her ne kadar vibratörde çok az tuttuum için okluzalinde (dişlerin karşıtıyla temas eden kısmı) hava kabarcıı kalmış olsa da çıktı sonuçta.
ahan da futrafı




normalde buna sevinmem gerekse de pek sevinemedim. çünkü yine bissürü kişinin dişleri olmadı.
labda sağımdakinin de solumdakinin de çıkmadı dökümü. sol çaprazımdaki çıkmadıı için aalıyodu. sağ çaprazımdaki saçını yaktıı için aalyıodu, sol arkamdaki anca modelasyonu yetiştirebildii için aalıyodu.
diş diil, kına gecesi yapıyoz sanki. her 4 kızdan biri aalıyo.


işte ben de kalan zamanda dişi insana benzetmeye çalıştım. okluzaline şekil verdim, palattım falan. şööle bişi çıktı ortaya en son


tabi ilerleyen zamanlarda biraz daa parlattım, bi de daha iyi oturttum dişe.
5. dişin (sağdaki) önünde boncuklar olması gerekiyodu ama az vibrasyondan dolayı olmadı. pek sorun etmiyom onu.
geçen sefer vibratörde çok tutmuştum, dişler mumdan ayrılmıştı sanırım, hiç çıkmamıştı dökümüm. bu seferkinde en azından bi köprü var elimde.
he bi de 850°C lik fırında elimi yaktım

I (L) tedavi labı.
protez labı ölsün.


son olarak bi de tedavi labından futraf koyyim


bu sevilmez mi şimdi
solda gördüünüz kapsüllerin tanesi 1 liraya falan geliyo. yeşiller daa ucuz, tekli. maviler ikili, daa çok var içinde.
pinti insan ben maviyle doldurulcak bi dişi yeşille dolduruyom, artanı da başka dişin minik kısmına dolduruyom. oluyo mu? oluyo.
ne gerek var büyük kapsülü ziyan etmeye? kalanı atılıyo çünkü (soldaki su dolu kavanoza atıyoz civa buharı olmasın diye)

I (L) tedavi lab

14 Aralık 2010 Salı

yarınki anatomi dersinden önce bu akşam işlencek konuyu önceden bi okudum. çalışkan öörenci olcam artık.
nöroanatomi nefret edilen bi konudur ama bana dier konlardan daha az sıkıcı geliyo. tamam IV. kraniyal sinirin motor nükleusunun nerde olduunu öörenmek eelenceli bişi diil belki ama midenin bölümlerini ezberlemekten daha katlanılabilir bence. (motor nükleus mesencephalonda)

hatta şöyle ayrım yapılır. dersler ikiye ayrılır; anatomi ve diğerleri.

hakkaten de böyle. anatomi hariç dersleri toplasan anca bi anatomi ederler.
abartmıyorum. fizyolojide 500 sayfalık notu okumaya razıyım, yeter ki türkçe olsun.
anatominin 20 sayfalık latince notu fizyolojinin 500 sayfalık notundan daha taşşaklı bence.

anatomi harici derslerden bi histoloji zor gibi, onda da türkçe aarlıklı notlar var.
tedaviyle protezi boşver zaten, onlara eelenerek çalışıyo insan.
bi maddeler bilgisi kaldı, onda da 100 tane falan maddenin özelliini ezberle, sınav çalışman biter.
ama anatomi bitmez.
notun her kelimesi çıkabilir ve hiçbi şekilde mantıkla yapamazsın soruları. (örn: glandula perinealis)

diceem odur ki anatomi bok.

6 Aralık 2010 Pazartesi

nerdeyse bi bok bilmeden girdiim histoloji sınavından 60 civarı bi not bekliyorum. balımın hamuagoyyim diye baarasım geldi sınavda.
pratikteki 10 sorunun hepsini dooru yaptım sanırım, salladıklarımın da büyük bölümü tutmuş. biraz daa zorlasam 70 küsür falan olabilir.



yurdun hemen karşısında cami var. bi ezan okunuyo, sanki müzezzini tutmuşun odanın ortasına koymuşun, orda okuyo. camı kapatıyom, müzüün sesini açıyom, yok olmuyo. hala odanın içinde hala odanın içinde. 5 dakka soora falan bitirip "hadi selametle kalın" diyip gidiyo odadan.

5 Aralık 2010 Pazar

minibüslerden nefret ediyorum. her binişimde midem bulanıyo, başım aarıyo kendimi 2 saat toparlayamıyorum.
mesela otobüsü severim. ayakta da gitsem sorun diil, indiimde bi bok olmaz. ne baş aarısı ne mide bulantısı. metro da öyle. ama minibüs skertiyo başımı.

mesela 1,5 saat önce yurda geldim ama hala histoloji çalışmaya başlayamadım. çünkü minibüsle geldim. istesem otobüs+metro ikilisiyle de gelebilirdim ama malım. göğya yarım saat yolu kısaltıyom. bok. derse başlama sürem daha da uzuyo.






bi de çok deişik bişi oldu. hafif tırstım kendimden. neden? çünkü
rüyamda yediim mantardan zehirleniyodum. mantarın adı pontici. buraya kadar bişi yok tabi.
sabah kaavaltıda güldük öyle isim mi olur diye. ben daa sooradan merak ettim, dedim internetten bakıyım.
mantar diil ama öyle bi bitki varmış!
latince adı folium rhododendri pontici.

ben oha çüş falan derken özelliklerini okudum. zehirli bi bitkiymiş.
korktum lan şimdi

3 Aralık 2010 Cuma

anatomi beklendiği gibi bütün sınıfı maffetmiş.
feysbuktan öğrendiğim notlar sırayla:
26
29
37
34
31
16
ilk dördünü gördüm, akşam altıbıçıkta koştura koştura okula gittim, 32 almışım.
sevinsem mi üzülsem mi karar veremedim. 20 küsür bekliyodum, bu açıdan bakınca sevinmem gerekiyo.
üzülüyom çünkü 2. vize konusu nöroanatomi. sinir sistemi. anatominin en baba konusu. korkuyorum.

bi de anatomiden 86 alan var yaa. yuh dedim içimden ve dışımdan.



saatim mal.
her ayı 31 gün olarak alıyo. ben de dün ayın 1'i diye rahaat rahat oturuyom daha histolojiye 4 gün var diye. mal, kasımı da 31 gün sayıyo.
bok.
dün ayın 2'siymiş, histoya da 3 gün kalmış. adam gibi çalışmaya dün akşam başladım, bugün de yardırıp kitabın ilk okuyuşunu tamamlamayı düşünüyorum. soora da tekrar daha detaylı okurum, taş olur.



protez pratikte deli manyak hızla diş yapıyorum. bundan önceki işte 2 günde gelemediim aşamaya 1 günde geldim. yetişçek gibi bu sefer.
umarım döküm çıkar.



yurt parasını yatırdım. 3 ayın parası, bi anda. geçmiş ayın, bu ayın ve gelecek ayın.
toplamda 585 lira.
verirken ellerim titredi, kapıdan çıkarken de bir damla yaş süzüldü gözümden.
yurtta muhasebedeki adamın suratına attım dekontları "aldın işte paranı, şimdi vereceksin kızını bana" diye. tabi vermedi kızını ama denemiş oldum en azından.


öyle işte. siyu

29 Kasım 2010 Pazartesi

bugünkü 3. pizzamı yiyorum. 5. ninja törtıl olabilirim eer aralarına alırlarsa beni.
bi de üçgen sıçma ihtimalim var, hafiften korkuyorum.


göğya bugün
ankamall'e gitçektim, gitmedim.
çeneyi deiştirmeye gitçektim, gitmedim.
yurt parasını yatırcaktım, yatırmadım.
histoloji çalışçaktım, -dooru dürüst- çalışmadım.
ne malım.



bi de tedavi sınavında preparasyonun amaçlarına gittim black prensiplerini yazdım. suç benim diil, çıkmış soruları hazırlayanda. cevaba black prensiplerini yazmıştı, ne kadar saçma gelse de sınavda ben de aynı cevabı verdim.
aslında cevap olarak aklıma başta sadece 2 tane madde geldi, yazdım, çok kısa oldu. alt-sağ tarafına "eğer cevap olarak Black Prensipleri isteniyorsa;" diye başladım uzun görünsün diye.

uykum geldi.

aneeaam

tedavi sınavı süfer geçti.
çıkmış soru sordular hep. lactobasili bile yaptım, o derece çalışmışım.


ama tedaviden daha önemli ve daa sevindirici bişi var.
soad tekrar turneye çıkçakmış beraber.




Hello All,

We are excited to announce that System will be playing some dates together in 2011.

We also want to thank you for your loyalty and support, not only to System Of A Down, but to all of our solo efforts as well. We have no master plan of sorts - we are playing these shows simply because we want to play together again as a band and for you, our amazing fans. We look forward to seeing all of you!

For a list of tour dates, and on-sale information, go to the NEWS section at systemofadown.com

Peace,

System Of A Down





ölmiyim de naabıyım şimdi.
bissürü canlı performansları olcak şimdi bunnlarıni hepsini izlicem.
buraya gelme ihtimalleri bulunmadıı için mecburen yutuptan falan izlemeyle yetincem ama olsun lan.

peace.

28 Kasım 2010 Pazar

tedaviyi seviyom lan

yarın tedavi sınavı var.
4. okuyuşumu yapıyorum, iyi bi not almazsam bomba koyarım okula. ya da yok, koymam. seviyom tedaviyi çünkümküm.
okurken eelenip okuyorum. heaa demek böyleymiş diyebiliyorum her okuyuşumda. annamadıımdan diil, her defasında ayrı bi eeleniyorum. 2 alan dersimden biri olduu için olabilir (öbürü protez).
dolgu yapımını ööreniyoz. yıllarca yapıcaam işi yeni yeni öörenmek eelenceli.
ilk kavitemi açtıım diş 5 numara. saklıcam olum o dişi. ilk bu, boru mu?

kavite ne peki? dişi oyuyosun sanki çürük varmış gibi, o oyua kavite deniyo.
normalde hep hocaların yanında kavite derdim. hoca dediim de asistan. doç, prof falan diil, düz doktor.
ben mal, git 2 profun yanında kaviteye oyuk de.
kanım çekildi ama bişi demediler. biri zaten hep gülüyo, yine güldü. öbürü gözlüünün üstünden bakıp "oyuk mu?" dedi. ehi, "kavite hocam kavite :D" yaptım götümden akan terle.

hem yaptıım işi 2 profa göstermişliim var, akıllı olun.
biraz kalın olmuş gerçi siman, olur dediler ama, sorun yok. biraz indircem sadece. (biraz gerçekten biraz, 0,1-0,2 mm kadar)


çalışiim accuk daa, iyi bi not aliim bari.
siyu.

27 Kasım 2010 Cumartesi

saalıklı yaşıyom lan


tanrımıza hamdolsun
milletimiz var olsun
yiyenlere şap olsun
yemeyenler top olsun
löp löp et olsun
karpuz gibi göt olsun

afiyet olsun

ara beni bul beni

1,74 boylarında, 54 kilo falan olan, hacettepe diş hekimliğinde okuyan bi erkeim.
yukardaki fişten ne kadar sağlıklı, temiz, süper bi insan olduum görünüyo, ayrıca kredi kartım da var. (ay sonu babam ödüyo gerçi)
itribata geçmek isteyen bayanların aşağıdaki telefonu aramaları ric...
yok lan şakalak yaptım, aramayın.

sevgilimin hazırladıı alışveriş listesiyle sapıklık yapıyom, bu kadar da pislik bi insanım.

anatomi ölse sevinirim. gerçekten

anatomi çok pis geçirdi.
100 üzerinden olan sınavdan 20 küsür beklemekteyim.
önceki senelerin çıkmış sorularına bakıyom, 80 90 olmasa da bi 60 puan yapabiliyodum.

ben yine bu sınavda da yaparım belki diye bi umutla girdim ama sevgili anatomi anabilim dalımız senelerdir hiç sevmedii soru tipi olan ve biçoumuzun bakmadıı plexuslardan sormuş.
deişik sallamalarda bulundum, hiçbiri tutmadı. saçmaydı da zaten.

kadın genital organında bi bezin ismini yazınız demiş, mal ben yazdım glandula (bez) perinealis (kadın genital oranın bi bölümü) diye. nah! öyle bi yapı yok insan anatomisinde. kıçımdan bez uyduruyom.

bi de karındaki bi plexusu neler oluşturur demiş, ben önüne plexus koyup bütün organları yazdım. plexus gastricus, plexus splincter, plexus duedonalis diye. malım, plexus plexusu oluşturur mu diye düşünmüyom hiç.

demin testis kanalının (latincesini unuttum bile) ön yüz komşuluuna bakçaktım. linea temporalis yazdım başta, kafatası çıktı. çüş ne pis sallamışım lan dedim ama daa sooradan aklıma geldi, terminalis yazmıştım.
öyle yapmıştım di mi lan?




böyle latince isim yazdııma bakmayın, sınavda bi bok yapamadım.
emin olduum 4er puanlık 2 soru var sadece.
biri özefagus hiatus diaphragmayı kaçıncı vertebra hizasında geçer (T10), öbürü de hillum renalenin en önündeki yapı (V. renalis) sorularıydı.
çıkışta baktım, bu soruları yapamayanı dövüyolardı zaten. dayaktan çok pis yırttım.


bi de bunun pratik kısmında 6 doorum var diye seviniyodum (boru diil, 12 puan), 3 doorum varmış. ama colon transversium dooru olum, resmen ona batırmışınız çubuu, annamam ben.
V. splenicayı da kabul etçeksiniz. adam gibi yere koysaydınız da karışmayaydı v. hepatis comminisle. ya da ona benzer bi ven işte. sonuçta 2 mm sağa sapladıkları için çubuu yannış oldu o da.
bi de midede pis yeri göstermişiniz. apertura bıdıbıdı her neyse tamam o yapının ismini bilmiyodum ama pylorusa 1 puan verin bari lan. siz içe göçmeyi sormuşunuz ama ben yapının ismi zannettim, anlayış gösterin biraz.




oo bak ne çok biliyorum, bissürü isim saydım.
bok.
20 küsür alcam, musculus gluteus maximusumdan giricek anatomi, hala latince yazıyorum.

21 Kasım 2010 Pazar

yarın ilk vizemizi olcaz. en sevdiim dersten yapıyolar, fizyoloji.
çou kişi sevmese de organların işleyişlerini öörenmek nays bence. yarın orta-iyi arası bi not alabilceemi ümiiğdediyorum.

asıl sınav 3 gün soora. anatomi.
sevenleri bulunsa da hiç ısınamadım şu derse. baştan aşşaa latince olunca türk olduunu unutuyosun.
heri potırda büyü yapıyo gibisin. meselaağ:
circumflexus profunda
quadratus lumbalum
extremitas tubaria
gibi.
sevmiyorum, bok.

18 Kasım 2010 Perşembe

deişik bi bayram geçiriyom.

sadece 2 yere bayramı kutlamaya gittim. normalde bütün aileyi dolaşırdım, deişik oldu bu sefer.
2. oldu ama yine de deişik. bayram nemağzına gitmedim.

bunun yerine naaptım?
istanbula gittim. pişman mıyım?
kesinlikle hayır.


geçirdiim en güzel bayramlardan biri. deli olup bana her günün bayram olmasını isterdim, ama okul diye bi gerçek var. ankaraya dönmem gerekiyo.
normalde ankaraya dönerken gebzeden ayrıldııma sevinirken hiç gidesim gelmiyo bu sefer. bikaç gün soora olsaydı sınavlar noolurdu sanki? 1 gün daha kalsaydım kötü mü olurdu?
her istediimiz olmuyo işte.

öyle. siyu

13 Kasım 2010 Cumartesi

artık uykudan kalkınca hemen kendime gelebiliyorum.

gün içinde bissürü kere minik uyku yapınca insan alışıyo toparlanmaya. günlük uyku ihtiyacımı taksit taksit gideriyorum.
akşam 3-4 saat falan uyuyom, soora gün içindeki uykularla 6 saate kadar çıkıyo bu süre. zaten mal olan beynim sürekli kendini toparlıyo böylece.

dün de halamlarda salonda uyuyakalmışım. en son hatırladıım fizyolojide böbrei bitirdiim için içimde olan raatlama hissiydi. o rahatlamayla kitabı bırakıp kapamışım gözleri.


fizyolojiden diil de anatomiden korkuyom ya. ezberlencek bissürük şey var.
fizyoda mantıı anla, bütün organların çalışmaları belli oluyo zaten. ezber yapan da var ama benim beynim ezbere basmıyo, onun yerine çalışkan öörenci gibi mantıını anlıyom.
dersten soora hocanın yanına gidip anlamadıım yeri bile anlattırdım. önden 2. sırada oturuyodum zaten. resmen inek öörenci oldum.

siyu.

12 Kasım 2010 Cuma

protez gibi en tşşaklı derste bile önden 2. sırada uyudum ya, üstün cesaret madalyası taksalar yeridir.

gece üçlere kadar ders çalışıyorum. sınav stresini gtümün en derin kıvrımlarında hissetmeye başladım.
deişik bi konu işleyiş biçimleri var.
bi konuyu 3 ders birlikte işliyo.

konu sindirim.
anatomi sindirim organlarının yapılarının isimlerini, bunu besleyen arterleri, uyaran sinirleri falan ööretiyo.
fizyoloji bu organların çalışma prensiplerini ööretiyo.
histoloji hücrelerinin yapısını ööretiyo.

aslında güzel bişiy. hepsi birbiriyle alakalı.
ay lav may sukul.

5 Kasım 2010 Cuma

anatomi çalışma evreleri

anatomi çalışmam öykülerin giriş - gelişme - sonuç evreleri gibi.
hopala diyip hemen yazcam, hiçbi baalama çabam yok.

GİRİŞ
anatomi çalışçam lan ben diye kendimi işkenceye hazırladım.

masaya anatomi atlasını, kırmızı genel anatomi kitabını (ki kutsal kitaptır), ders notlarını, slaytları ve çıkmış soruları koydum. yazınca çok gibi duruyo olsa da görünce aslında aslında o kadar çok olmadıkl... dicem zannettiniz ama görünce aslında daha da çok olduklarını anlıyosunuz.

ve çalışmaya başlanır

GELİŞME
3 renk kalemle önemli (sarı), daha önemli (mavi) ve çok önemli (turuncu) yerlerin üstü çizdim.
geçmiş sınavlara göre sınavda sorulan yerlerin yanına pilot kalemle SS yapmayı da ihmal etmedim tabi.

gayet güzel başladı. bikaç sinir, arter ven falan giderken daha 2. sayfada bi anda beyne aşırı yükleme oldu. 2,5 sayfa olduktan soora beynimin yavaş yavaş akışkan hale gelip boyundan aşşaa süzüldüünü annadım.

çıkmış sorularda ağız boşluu konusundan sadece 2 tane soru sorulduunu görünce küçük çaplı bi şok yaşasam da bi tanesinin okuduum yere kadar olduunu gördüm. baktım, yumuşak damaa yukarı çeken kası ve siniri sormuşlar. hohoho biliyom la ben bunu diyim m. tensor veli palatini, siniri de n. mandibularis dedim, dooru cevapla gaza geldim.
ancak sayın anatomi, insanın kalkık götünü indirme konusundaki dillere destan başarısını yine gösterip kalan yarım sayfada bok gibi bıraktı beni.

anlamıyorum lan, salak mıyım acaba ben aşaması geldi bunun ardından. çünkü gerçekten anlamıyorum bi zaman soora.

anlamayınca da neyse soora bakarım diyip yataama tırmandım ve yattım.
odaya yeni giren insan ve zaten olan iki kişi arasınaki muhabbet
ç- nooldu hasta mısın?
g- yok, anatomi çalıştım. daa kötü
o- anatomi çarptı adamı

SONUÇ
skerim lan anatomini diyip yataktan inilir.

arkadan çalan benim sadık yarim fizyoloji dersidir eşliinde anatomi kitapları eski yerlerine konup fizyoloji kitapları indirilir.

anlamanın tadına vara vara fizyoloji çalışılır.

25 Ekim 2010 Pazartesi

yurdun altına kantin açıldı.
artık yemek yemek için mont giymeme gerek yok.


okulda sabahki derslere de girmeye başladım bu dönem.
gönül raatlııyla sınıfımı geçebilirim.

sevgilime atıcaam mesajı oda arkadaşıma attım.
dalga geçene küfür içerikli mesaj atarım.


yıllardır sadece 1 rakam deişiklii yaptıım şifremi bi hafta içinde 2 kez deiştirdim.
deişiklik güzeldir.


daha 100 kelime yazamadan kaybettiim kalemimi buldum.
kurtardıım parayla yarın yemek yicem.


liseden arkadaşımla eskişeirdeki buluşmamızı saat ve yere kadar ayarlamaya çalışıyorum.
garanticilik böyle bişiy.


bugün nerdeyse hasta olcaktım. sürekli üşüttüüm için naapçaamı biliyorum ve şu anda saalamım.
buradaaa tecrübe konuşuyoooor


bugün aslında pantolon sayısı konusunda ciddi sıkıntılarım olduunun farkına vardım.
ne zamandır sol avcum kaşınıyodu zaten.


iş bankasında 7 liram, ziraat bankasında 25 liram olduunu öörendim.
kapitalizmin kölesi olmayacağım.


kolgeytin 14 günde daa beyaz dişler vaadeden diş macununu kullanıyorum.
benimki günden güne sararıyo, ne iş?



bidaa yazmıcam böyle, beenmedim.

20 Ekim 2010 Çarşamba

W810i'nin balık hafızasından bile daha az olan sms hafızasıdır beni dertten derde sokan.

telefonun başında çaresiz bekliyorum, o ayrı bi mesele zaten.

15 Ekim 2010 Cuma

ay lav may sukul



hağcettepe diş hekimliğine ne kadar laf etsem de türkiyedeki en iyi diş hekimliği fakültesi olduunu inkar edemem. (evet, götüm kalkık)
aynı zamanda 3 sene soora kutsal mekanım olucak kendisi. hatta 3 seneden bile az.

futrafı da bugün deli yaamurdan soora çektim. o yaamur ki beni kırk kapıya muhtaç eyledi, bankamatie gitmek için tıp binasının içinden geçmeme sebep oldu. ama yine aynı yaamur bu güzel kareyi verdi bizlere.

yanda inşaat var ama hiç ses çıkarmadan iş makinesi çalıştırıyolar resmen. eferim diyom burdan kendilerine. vinçleri yorganlarla sarmışlar ses çıkartmayalım da raatsız olmasın yavrucaklar diyolar. çekiçle vurmuyolar çivilere, sessiz olsun diye parmakla bastırıyolar.

siyu.

donılds

yıllarca gittiim yerin mek danılds diil de mek donılds olarak okunduundu öörendiimde küçük çaplı bi şok geçirdiimi inkar edemem.

ayrıca kimse inkar etmesin, herkes bi aralar slm ve nbr lafını kullanmıştır. inkar etme, topuuna sıkarım.

telefonun delikleriii içindeeee

artık normal insan adımları atarak yürüyorum yollarda. eskiden 30 dakkada 4 kmlik yolu yürümessem çocuumu kesçeklermiş gibi koştururdum yavrum evladım diye baararak.

son zamanlarda gayet normal, ve çou zaman şarkı söyleyerek, zikzaklar çizerek yürüyorum.
ama yürürken ölme ihtimalim arttı. evet, eskiden 285 km'de sadece 1 kere ölüm tehlikesi atlatırken (yolda sandalyelere çarpmak, merdivenleri görememek gibi) artık bu mesafe 39 km'ye düştü. attıım her adımda ölümün souk nefesini ensemde hissed...

yemekaanede 2 gün arka arkaya güzel yemek çıkmıyo.
dün yemekaanede güzel yemek vardı, bugün bok gibi yemek olur, sıçmık çorbası verirler diye gitmedim. asıl yemek bugünmüş.
neyse, akşam yemekaanede yerim o zaman.
yannız dün götlük yaptım. arkadaşımla yemek yerken bildiin kafamı kaldırmadım. ya tabaklara ya da telefona kara bir bulut gibi çöktüm.

neyse konuyu deiştirdim. bugün dersten kaçıp okey oynamaya gittik.
normal gibi duruyo di mi?
aaaal normal. üçü de kızdı. okey oynamaya gelir misin dediler, e olur niye olmasın diye gittim ben de.
okeyde de kafamı kaldırmadım. bırak şu telefonu dediler, sarıldım telefonuma.

okula gitçem şimdi, protez var.
hadi siyu.

9 Ekim 2010 Cumartesi

mutlaka

normalde elektrikle haftada bir buluşma gerçekleştiren telefonum her gün şarj cihazını götüne yiyince salakladı. arada beyaz ekran falan çıkartıyo karşıma, düzeliyo ama soora.

rüyamda kaybettiim frezleri bulduumu görünce çok sevindim. soora uyandım, frezlerin üzüntüsünü unutturcak daha büyük bi mutluluk başladı.

protez pratikte çene hazırlayıp gitmek gerekiyo okula. benim daha modelim yok. niye? götlüümden.
adamın gösterdii hiçbi çeneyi beenmedim çünkü. arkamdan kovalamasını beklerdim ama bissürü para bırakçaam için orda, yapmadı.

7 Ekim 2010 Perşembe

gel de sev şimdi okulu

bi okul ne kadar mal davranışlarda bulunabilir?

pazartesiden perşembeye pek sevgili okulumuzun yaptıkları:

1- harç parasını önce 306 lira olarak ilan edip daha sonra 296 lira demeleri. sezon sonu indirimi yapıyolar sanki.

2- anatomi labının olduunu hocanın "evet arkadaşlar, şu bi saatte dersimizi işleyelim, sonraki 2 saat labdasınız zaten" lafıyla öörenmemiz. ama önceden duyurulmadıı için yapılmadı tabi.

3- sadece 10 dakka aramız olduunu bile bile öörenci işlerinin ara başlar başlamaz sınıfa dalıp 9 dakika boyunca hepatit b aşısı olmamız gerektiini anlatıp 1 dakkalık dinlenme süresi bırakması. evet, sizi seviyoruz.

4- yine bu öğrenci işlerinin 133 mevcutlu sınıfı 100 kişi kapasiteli amfiye koyması. kucak kucaa oturmamızı bekliyolar sanırım. ilk gün taburede oturanlar oldu zaten.

5- akademik takvimde 1 haftalık final çalışma haftasını 2 haftaya çıkarıp finalden sonra yapılan final tatilini kaldırmaları.
anlaşılmadıysa şöyle anlatayım

1 hafta final çalışma haftası
2 hafta final haftası
2 hafta yarıyıl tatili
şeklinde olan programı bi anda

2 hafta final çalışma haftası
2 hafta final haftası
olarak değiştirip hemen finallerin ardından öbür yarıyılı başlatmaları. durmak yok, yola devam.



zaten okulun sınavda yerleştirmede sıralaması düşmüş, çapa yaklaşmış hacettepe.
çok iyi olmuş, bu şekilde giderse tek tek istanbul, ege, ankaranın bizi geçmesini seyretçez.
neymiş?
Daha İleriye... En İyiye...

tabi.

6 Ekim 2010 Çarşamba

3°C

ankarada hava sıcaklıı 3°C ve ben birazdan okula gidicem.
bozkırın ortasına okul mu kurulur lan!!

2 Ekim 2010 Cumartesi

yerim yurdum var artık

yeni odama yerleşmenin mutluluunu yaşıyorum.
bok.
ne yaşıcam lan!!

depodan eşyalarımın bi kısmını alamadım ne mutluluu?
internet kablom yok, hangi mutluluktan bahsediyon?

2 oda arkadaşımı gördüm. 3. sınıf tıp. doğrusunu söylemek gerekirse (ki yalan söylemem için bi neden yok) aşşırı ders aşkları beni biraz korkuttu.
tamam, ben de ders çalışayım biraz diye odada tıpçı istemiş olabilirim ama bu kadar olcaanı düşünmemiştim. gerçi öncekiler de haftada toplamda 2 saatlik ders çalışmalarıyla zaten olmayan isteimi alıp götürüyolardı. böylesi daha iyi sanki.

1 Ekim 2010 Cuma

bilgisayarlarımda özel hisler olduunu düşünüyorum. böyle yolculuk öncesi sorun çıkarıyolar.
bundan önce bi tanesi akçaya gitmeden iki gün önce falan problem çıkardı, açılmadı. formatlanıp 0 gibi gitti. can sıkıntısına sebep oldu orda bütün gün.
bu da öyle yaptı. tam ankaraya gitçeem gece uyku tutmayıp açttımda jet motoru gibi çalışmaya başladı. ha dersen ki lan ömründe kaç kere jet motorunun sesini duydun, cevap veremem. ama hayvan gibi çalıştıı açık.
insanın içine durup dururken sinir bastırdı.

yaşasın konu bütünlüü

oturup feysbukta saçma sapan vidyoların olduu gruplara girip ordaki vidyoları seeretmenin o anki en büyük eelencem olduunu inkar etçek diilim. yaptım, yine olsa yine yaparım. yok lan, yapmam. malca bi aktivite olduunu düşünüyorum. ama hayatımın yaklaşık 15 dakkalık bölümünü ayırdım.

yarın ankaraya gidicem lan. hayvan gibi bi dönem beni bekliyo orda. arabanın ön tamponunun aazına ettikten sooraki ilk sürüşümü yapçam ankara yollarında.

odam yine boş kalıyo. evdeki varlığımı odama konulcak elbise askısına, ütü masasına ve rulo yapılmış halılara bırakıyorum. varlığım olay, yokluğum koyar gibi kendimden tiksindirtçek bi laf söylemicem tabi ama hayatımın son 15 dakikasında yaptığım vidyo izleme aktivitesi bunu yapmamı gerektiriyo. sonuçta bu yaşama adım attım artık bi kere. gEri DönÜsHü yOkKKkK, biSsS böYlEyİssSSs.
dalga geçme. yaşam tarzı sonuçta, saygı duymalısın diyen ilk kişiye kafa göz dalarım. yok öyle bi tarz. varsa da tanımıyom ben.



konudan tamamen bağımsız.
hani hep anlatılırdı; almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık. neresinden tutsan elinde kalan bi cümle. çarpıklıklar:
1-biz karışıklığı (uzun uzun değincem)
2-.yenilen almanya değil, alman imparatorluğudur.
3-yenilen türkiye cumhuriyeti değil, osmanlı devletidir
4-alman imparatorluğunun imzaladıı versay anlaşmasında osmanlı devletiyle alakalı bi madde yoktu. osmanlı devleti almanlar savaşı kaybettiği için yenik sayılmamışlar, kendileri yenilmişlerdir. ama gelin görün ki tarih ööretmenlerimiz hep yenilgiyi almanlara yıkmışlardı.


şimdi de 3. maddeye değincem. ...'biz' de yenilmiş sayıldık. yenilen osmanlı devletidir, halkı osmanlı tebaasıdır, ona 'biz' denmez.
gerçek 'biz' ülke olarak da 1. dünya savaşına girmedik, girmediğimiz bi savaşta yenilmemiz mümkün değildir. hatta 'biz'im ülkemiz savaşın bitiminden 4 yıl sonra kurulmuştur. farkındaysanız kimliklerde türkiye cumhuriyeti yazar, devlet-i aliyye-yi osmaniyye değil.

evet, gökanla bi tarih dersinin daha sonuna geldiniz. bidaaki dersimizde istanbulun fethinin nası abartıldıını anlatçam.

30 Eylül 2010 Perşembe

13 madde

okulumuzun sayın öörenci işleri askerlik tecilimi yaptırarak beni göt etme şerefine erişti. buradan kendilerine kucak kucak sevgilerimi gönderiyorum.

bu akşam saçlarımı kestirdim (çarşamba candır). berber deişmiş, deişik hareketlerle kesti, saçları havaya attı, havadayken kesti falan. bi ara kulaklar gitçek diye korksam da van gogh olmadan geri döndüm eve.
normalde sayın berberim benim istediim şekilde değil de kendi hoşuna nası gidiyosa öyle kestiinden ben pek istekli diildim saç kesimi konusunda. ama bu adam tek tek tüm isteklerimi dinleyip öyle kesti (şans işte).

tırnaklarım yıllar sonra kesilcek duruma geldi. bugün 2 mm olarak ölçtüm minik kurbaalarımı.

şimdiki kulaklıım da tek tarafı çalışıp öbürü bozuk olan 3. kulaklıım olmaya hak kazandı. tüm çabalarımıza rağmen hastayı kaybettik.

artık tatilin bittiini yavaş yavaş anlamaya başladım. ankaradan eskisi kadar korkmuyorum. eskisi kadar yannız kalmıcaam için olabilir (2 gün bile olsa don't leave me alone).

kendim pizza yapamadan gidicek olmam çok koyuyo. zamanında pizzama koyarım diye biriktirdiim malzemelerin çöpe doğru olan sancılı süreçleri de devam etmekte. en son mısırları da kaybettik.

evin içinde pembe çubuklu lolipop yiyip geziyorum. selam ben murti onyedi yaşındayım... dicek seviyeye gelmek en büyük korkularımdan biri.

5 tane diş kavanozum var. yaklaşık 100 tane falan dişim oldu. bi zamanlar insanları ağrıdan öldüren şeyler kavanozda masum masum öylece duruyo. her biri ayrı bi hikaye anlatır ama dinleyeni sksinler. bana ne lan elin adamının hergün lahmacun yemesinden!! geçen biri gelmiş, abi benim sahibim haftada bir fırçalardı bizi dedi. beter olun diyip koydum yine kavanoza.

evin içinde don't worry, be happy açıp parmak şıklattıımı inkar edicek değilim. düünlerde yapmam ama. orda "fidayda da ankaralım fidaaaydaaa" diyene kadar parmaklar uyuşup şıklatılmıcak seviyeye geliyo.

evrimsel süreçte duyu organlarının nası oluştuunu hala anlayamadım. varlığını bilmedikleri bi şeye adapte oluyo hücreler. okulda hocalara sormayı düşünüyom ama akademik olarak anlatırlarsa bi bok anlamam.

recep ivedik 2yi parça parça da olsa izlemişim (ki bunu zaten biliyosun). bütün sahneleri hatırlıyom haa bak böyle olcak diye. baştan sona otobüste seeretmiş olabilirim. sırada mirrors var.

bu dönem derslerinin daha zor olması sınavlara 1 hafta kala çalışmaya başlamamın önünde bi engel deil. bu yöntemle 13 senedir okuyom, dere geçerken at değiştirilmez. yeni yeni adet çıkarmayın.

serj tankian candır. ikinci albümde sıçmış olsa da candır. gelip beni yerden yere vursa da candır.
telefonumun minnacık hafızasını 2 albümüyle doldursa da kapladığı her baytı hak etmiştir. arz ederim.

27 Eylül 2010 Pazartesi

ayaaakşamdaaanışıktıır...

...yaaaylalar yay-la-lar.


yarın askerlik şubesine gidip okuduumu ispat etçem.
sayın muhtarımıza göre öğrenci kimlii yeterliymiş. internetteki bilgilere göreyse yeterli olmucak. muhtar vs. internet gibi bi durum var. geleneğin teknolojiye karşı verdiği bu acımasız savaşta bakalım kim galip gelecek. aslında kim galip gelirse gelsin sabaan köründe uyancak olan ben oluyorum.
hele bi de muttar yanlış bilgi verdiyse ben bütün gün verem savaştan fotoorafçıya deli gibi koşup kan ter içinde kalırken o adam yine tükkanın önünde oturup çayını iççek ya, o koyuyo insana.

hem şu tecil işinde öörenci belgesi de lazım gibi ama benim öörenci belgesi almak için ankarada olup 1 gün beklemem lazım. belge kimlikle (+cüzi bi miktar para karşılığı) alınıyo çünkü.

lan bi de askeriyede bana postal verip hadi oolum çukurcaya yolluyoz seni derlerse?! 2 günlük yolu askeri bi kamyonun arkasında gitmekten çok korkuyom lan. bi de apar topar olduunu düşünsene. sen öörenci kimliini gösterip "okuyom ben yua" demeyi bekleren kamuflajı verip karakola nöbete yolluyolar.

olum var ya yarın öörenci belgesi isterlerse hakkaten sıçarım yannız. gerçi o işi orda yaparsam yalatırlar bokumu yerden, orası ayrı.
halbuki milli eitim bakanlıı ya da öörenci işleri "bu gökan öörenci tamam mı" dese ne dert kalır ne tasa. ama daha harcı ne zaman yatırcaamızdan habersiz öörenci işlerimiz öyle bişiyi yapar mı, tartışılır. aslında tartışılmaz, çünkü yapmıcaa açık.


orda olması muhtmel bikaç konuşma

-ben öörenciydim de askerlii tecil etttirmek için geldiydim
+iyi, öğrenci belgen?
-ehiii, öörenci kimliiyle olur dediydi muttar?
+genelkurmay başkanı mı o, öğrenci belg...
-afedersiniz sözünüzü kesiyom ama işemiş olma ihtimalim var.



-meraba :D
+ne merabası lan, arkadaşın mı var karşında?
-bakın sizin sözünüzü kesmedim, ama bu yine kaçırdıım gerçeini ne yazık ki değiştirmiyo.


-tak tak
+gir (kalın, tok ses)
+meraba :D
------konuşma 2'ye geri dönünüz-----


+öğrenci belgesi şart
-benim onu çıkarmak için ankaraya gidip 1 gün beklemem lazım ama
+bu benim sorunum mu?
-e kusura bakmayın ama benim de almam mümkün değil onu!!
+ne dedin sen?
-telaş yok, paspası yanımda getirdim.



-benim öğrenci kimliim var sadece
+tamam olur, adın soyadın?
-boynuna sarılabilir miyim?
+paspas yanındaydı di mi?
-evet
+iyi, eğil.

24 Eylül 2010 Cuma

evet

normalde bilgisayar ekranında film seyretmeyi sevmeyen bünyemi bugün öölenden itibaren 2 tane seyrettirerek yola sokmaya çalışıyorum. (öbürünü de beğendim bu arada)


konuyu deiştirdim.
yeni konu uyku ilacı. akşam güzel, sabah boktan bişiy.
mesela uyku varla yok arası diyelim. eğer 1 saat önceden ilacı içtiysem camış gibi uyuyorum. eğer kendi imkanlarımla uyumaya çalışıyosam yataan içinde 2 saat camış gibi sağa sola dönüyorum. şimdiye kadar uykumu getirip getirmediini göremedim. her defasında bilgisayar faktörü uyku kaçırıcı rol oynuyodu çünkü. (şikayetçi değilim)

kötü yanı gece 3-4 kere su içmeye kaldırması. evet, yataan kenarında sürahiyle uyuyabilirim ama nası olsa o suyu çıkarmak için kalkıcam. 3 kere fazla kalksam noolur? zaten uyandıktan sonra tekrar uyumak çok kolay. anlaşılmıyo bile.


bağlantılı konu.
vitamin ilacı. sanki böyle bütün ilaç firmaları konuşmuş, anlaşmış. demişler ki "a dostlar gelin çok acayip bişiy yapalım. bütün fitamin haplarını bok gibi kokutalım." -bazılar kötü kokmuyo, onlar candır.-
ya bu kadar iirenç kokabilir mi bi ilaç ya?
halbuki kokmayan vitamin ilaçları da var. siz naabıyonuz da böyle oluyo arkadaşım bunlar? vitamin departmanını fabrikanın tuvaletiyle komşu mu yaptınız naaptınız allassızlar!!
peçeteyle tutup içiyorum ya, midem bulanıyo.



bi dier konu okulların açılması üzerine.
bizim sevgili okul yine en son açılıyo. en son dediysem 1-2 hafta falan geç.
ama iş okulu kapamaya gelince o 1-2 hafta 1-2 ay olarak geri dönüyo. millet temmuzda tatilini bitirmiş eve dönerken biz karbon atomunun azotla bağlarını çalışıyoruz.


insanın hem system of a down dinleyen, hem nükleer enerji yanlısı hem de evrim hakkında bilgiye açık bi arkadaşının olması ne güzel bi duygu.

22 Eylül 2010 Çarşamba

otobos

küçükken hayallerim arasında ankara-gebze arasında otübüs koltuğunda yaşlanma gibi bişiy yoktu. ama gel gör beni okul neyledi.
şu 5 senede otübüste ölmessem bidaa ölceemi sanmıyorum.
mesela ankara-gebze arasında otübüs yolculuu mu yapçan, hiç bütün firmaların saatlerine tek tek bakıp zaman harcama. sor bana, bütün firmaların kalkış saatini, aşti peronunu, yolculuk süresince ikram sayısını ve neli meyve suyu verdiklerini, mola yerini, koltuk genişliini sayarım sana.

mesela efe turda 26 numara mı verdiler? normalde cam kenarı di mi. ama büyük otübüsünde orta kapıda numara ters döner, hooop koridor tarafına geliverirsin. böyle küçük oyunlarına inanma. ben mal gibi pencere kenarı benim diye koşturup bindim otübüse, koridor geliverdi. efe turda eti verirler.

istanbul seyahatle gebzeden binince sıcak soğuk bişiy içer misiniz sorusuna yok deme, çünkü kaynaşlı bozbey dinlenme tesisinde 20 dakka ihtiyaç molası verdikten sonra yapılıyo ancak 2. servis. ne verirlerse al, karnın toksa evde yersin. bi de suyu yanında götür. hamidiye su var çünkü. büsküütleri ülker.

kent turizm mi ne, onunla yapıcaan en iyi seyahat hiç başlamayandır. üzerine para verelim, binin derlerse tamam de. parayı al ama binme. ben bunla gittiimde yicek bişiy vermemişlerdi. içecek olarak da sudan başka bi alternatif yoktu.

es turizmin bissürü saati vardır ama hiçbiri düzgün saat diildir. ya erken, ya geç bi saattir her zaman. bi kere bindim, unuttum onun özelliini.

kendini önemsiz hissetmek istiyosan metroya bin. çünkü mola yerinde 80 tane daha metro oluyo, vay canısını, ne kadar sıradanmışım diyosun. öyle ruhunu terbiye için uzak doğuda bi manastırda kendini hapsetmeye gerek yok, bin metroya, önemsizliğini anlar, nefsini terbiye edersin.

en son mermerler diye bi şirketle geldim. kimse isteyerek mermerleri seçmemiş. herkes başka bi firmanın yönlendirmesiyle gelmiş.



sonuçta; efe tur birdir ve istanbul seyahat onun kulu ve elçisidir.
efe döver.

19 Eylül 2010 Pazar

mimektup

normalde her iş gibi mektup işini de beceremem. yeteneğim olan bi noktayı bulsam fil kesicem zaten.
beceriksizliğimi tüm insanlığa yayma amacındaki sena tarafından (yalan, yazayım mı dedi, yaz dedim ben de) mektup alınca seriyi bozan gerizekalı olmamak için hayatımdaki 2. mektubu yazıcam. bu sefer telefon edip mektubum geldi mi diye sormama gerek yok.
sıradaki mektubu başta damla olmak üzere tüm dinleyicilerimize armağan ediyorum. damla niye başta? çünkü ona yazıcam.


meraba damla.
benim gibi bi götle 4 sene boyunca aynı sınıfı paylaşman da, hatta özellikle son senemizin auhauhaau diye geçmesi de konuşmaları goygoya baaladıım gerçeğini deiştirmiyo.
evet, goygoya baaladım, çünkü yaparım ben öyle. her insan yapar, ama ben bayrağı taşırım.

aslında slm nbr jnm bnm diye de başlayabilirdim konuşmaya ama başlamadım. silip düzeltmiyorum. herhangi bi konuyu bağlama çabası olmadan direk ankaradan girmek istiyorum konuya. la ankaraya gelince ne pis hesap gelmişti lan. 9 liralık içilen şeye önce 30 küsür lira, daha sonra da 13,5 liralık hesap gelmesinden bahsediyorum, en sonunda 9 lira verip gitmiştik. istesek vermeyebilirdik. soora ne biçim kaybolmuştuk kızılayda, aynı inşaatın önünden 4 kere geçmiştik. benim çok güzel lan burda pizzalar dediğim yerde ne biçim yicek bişi bulamamıştın. ama sucuklusu hakkaten güzel oranın.

soora istanbula gittik sıkça. her dönüşte bidaa binmem gebzeareme dedikten soora her seferinde yine aynı ulaşım türünü tercih ettik. aslında ettirildik. çünkü istanbula yürüyerek gitmekten daha mantıklıydı. eyvallah babuş, kıllı çatal... bunların hepsi gebzearemin ülkemize kazandırdığı değerlerdi. tuzlada trende (banliyö demem ben) gerçek küfürü kulağımızda beraber hissettik.

okulda aalayan insanlara ısı ısı ısı diye bıyıkaltından güldük. nietzsche olsa o da gülerdi bıyıkaltından.

başka nooldu? mesela ideolojimi satmam arkadaş diyip kumpir yememiştin sınıfta, ama ben öküz gibi kaşıklamıştım. yeri gelir satarım böyle.
doumgünümde elmasız elmalı kurabiye yapmıştın. aslında elma vardı ama zaten yarısına gelene kadar kurabiye kısmı insanı doyurduğundan elmalı kısmı yicek yer kalmıyodu midemde.
ankarada taaa en sondaki duraa bulmak için ters istikametten durak aramaya başlamıştık. ordaki inşaatımsı yerden sonra bulamıcaamıza inanmıştım ben aslında.


ne biçim yazdım öyle. niye öyle oldu? çünkü ben mektup yazamam.
öyle işte. hadi görüşürüz.


(kısa bitiriş forevır)

16 Eylül 2010 Perşembe

doktorlara olan bütün güven gitti

dün doktora gittik.
şikayetler uyuyamamak, sürekli halsizlik, iştahsızlık, arada baş dönmesi, konsantrasyon bozukluu falan. ben bekliyom ki kansızlık dicek doktor.
kan testi yaptırın dedi, yaptırıp götürdük.
kan gayet iyi. tamam ilaç yazıyorum dedi. vitamin falandır, kilo almam için diye düşündüm ama 2 tane ilaç yazdı.

(devamınıda bunu dinle)

daha sonradan reçeteyi okudum, mal adam bana depresyon teşhisi koymuş. lan dpresyondan şüphelensem niye sana geliyim. ilkini okuyamadım da 2. teşhis depresyon.
soora gittik ilaç aldık. antidepresan içiyorum salak gibi.
hadi diyorum uyku ilacı için depresyon dedi, ama unisom için teşhise gerek yok. ki aldığım ilaç uyku ilacı da değil, direk antidepresan. hemen şarkıdan bir bölümü yazıyoruz;

Anti-depressants
Controlling tools of your system
Making life more tolerable .




bugün de karşıki ağız ve diş sağlığı merkezine bıraktıımız kavanozu almaya gittim.
bi tane alt köpek dişi var, 3,5 cm. vampirden mi çektiler naaptılar lan!?

15 Eylül 2010 Çarşamba

göz göz olmuş ciğerlerim



göğya bugün 3 hastaneye gidicektim.
üşengeç insan olarak üzerime düşeni yapıp birine gittim sadece. gittim verem savaşta akciğerlerimin röntgenini çektirdim.

kapıdan bi girdim, adam bana ben dün saat 9da gel demedim mi dedi.
ilk defa geliyorum ben dedim. mal, otomatie baalamış, kapıdan giren herkese 9da gel demedim mi diyo heralde. mal.
-abi çay ister misin?
-9da gel demedim mi ben.

-beyfendi kapıdaki araba sizin mi?
-9da gel demedim mi ben.

hadi çekelim bari dedi. lan zaten röntgen çekilme saatinin içinde gelmişim, çekmeseydin bi de.

adam oturup muhabbet etti bi de. hiç sevmem olüm ben böyle şeyleri. hele 9da gel diye otomatie baalamış adamsa ve ne dediini anlamadıım için aynı şeyleri 2 kere söylüyosa hiç sevmem. neyse kısa sürdü de bi an önce inebildim aşşaa. orda da teknisyen direk pat diye çekti röntgeni.
ben bekliyorum ki böyle "kıpırdama, ciğerlerin gülsün biraz. tamam çekiyorum. hah çektim... aa olmamış bu, baştan çekelim" dicek. yok, kafayı koyar koymaz çlinkk diye bi ses geldi geçmiş olsun dedi.
halbuki ciğerlerime "hadi bakalım tosuncuklarım güzel çıkın fotoorafta, gülün ama" dicektim. kesin gözleri kapalı çıktılar


.




serj tankian'ın yeni albümünü indirdim.
sevemedim lan. böyle eski enerjisi yok gibi geldi. bi ilk şarkısında hareket var, diğerleri silah zoruyla söylüyomuş gibi. sanki zorla söyletiyolar mnakoyim. söyleme lan.
gören de dicek;
-abi adamlar geldi, albüm çalışmalarına başlayalım mı?
-saat 9da gel demedim mi ben.
muhabbeti geçmiş.
mal. sıçmışın. bokuma benzemiş albüm. bokum bile daha hareketli şarkı söyler.

bi de söylemeden duramıcam, bi sanatçı obamaya hitaben yes, it's genocide şarkısını yaparken koca bi ülkenin buna sesini çıkaramaması bana onur ve gurur kırıcı geliyor.

13 Eylül 2010 Pazartesi

stalinist hükümet

Macar Devrimi, 1956 yılında Macaristan'daki Sovyetler Birliği destekli Stalinist hükümete karşı başlatılan halk hareketi.


stalinisti satanist olarak okudum lan.
satanist hükümet nası olur diye düşündüm bi de mal gibi.

mecliste ayin yapıyolar .

12 Eylül 2010 Pazar

kum olcaz

hani çölde taşlar sürekli genleşip büzüşüp genleşip büzüşüp parçalanmıştır ya, korkum ülke olarak bizim de öyle olmamız.

referandum tartışması oluyo, ayrılıyoz. basket maçı oluyo, birbirimize sarılıp seviniyoz.
daha sonra yine tartışma, yine ayrılma. arkasından yine maç, yine kenetlenme.

böyle gide gide parçalanan taşlar gibi ayrılıp birleşmeden bölüncez.
oha, yabancı güçler bu sebepten basketbolda yenmemizi saalamış olmasın sakın 0.o

bayramda trafik canavarı hakkaten fazladan mesai yapıyomuş

ilk trafik kazamı yaptım lan.
babam sürekli der, geri geri çıkarken arabanın önünü de kontrol et diye. benim de söylemeden bakma gibi bi alışkanlıım olmadıı için hep söyledikten sonra bakardım.
peki hep babam yanımda mı oturcak? hayır. zaten oturmadıı ilk sürüşümde vurdum duvara.

bayram dolayısıyla akrabaları dolaşırken arabayı bi akrabamızın evinin böyle garaj gibi biyerine aldık. bayramlaştıktan soora aşşaa indik, çıkarcaz arabayı.
şimdi arkadan yol geçiyo, arabalar hızlı gelebilir. babam yola çıktı gel gel yapmak için.
ben de yönergeleri doorultusunda usul usul geliyorum yola. gel dedikçe ben geliyorum, gel dedikçe ben geliyorum.
ta ki...
grrööaarjj diye bi sesten soora araba istemsiz şekilde durana kadar.
evet, mal ben arabanın önüne bakmadan direksiyonu deli gibi kırınca ön tampon duvarı kazımıştı, ya da duvar tamponu.
asıl olaraksa; duvar tamponu, tampon duvarı, sonra hepsi birden beni :D

babam baktı, accık öne al, soora tekrar çık dedi.
gaza basacam, ayaamın titremesinden gazı bulamıyom. daha soora buldum, düzeltip çıktık. hiç inip bakmadan sürmeye başladım.
işte orda ilk defa güveni hissettim. çarpsam da dünyanın sonu olmadıını gördüümden mi yoksa şoka girdiimden mi bilmiyom, gayet güzel sürdüm.

tamponun 5 yeri bayaa sertça kazınmış, ayrıca farın da plastiinde aynı hasardan var.
tamponu üstten tutan 2 vidadan biri tamamen çıkmış, biri yamulmuş. esnemeden sanırım, boyada dökülmeler var. arabadan 2 cm önde gidiyo tampon, bi de genişlemiş sanırım, yanlardan da çıkıntılı.

6 Eylül 2010 Pazartesi

dönem 2

laaan genetiin mnakomuşum.
23 austosta yapılan organik sınavının açıklanmayıp genetiğin aynı gün açıklanması kendilerine saygımı katbekat (böyle yazılır) arttırdı.
dönem 2'nin 1'den daha zor olduunu düşününce sevinemiyom bile.

lan son bi haftadır nedense her şey güzel gidiyo. bi bokluk var, böyle olmazdı hiç.

5 Eylül 2010 Pazar

imdat yine mi yol

bu gece tekrar ankaraya gidiyom lan.
bu seferki genetik sınavı. pis geçme ihtimali var bunun.
protezle karşılaştırırsak;

olumlu yanları:
-çıkmış soru kalıbının dışına pek çıkılmaz
-alan dersi olmadığından çok zorlamazlar
-sınavlara asistan ordusu girmediğinden yardımlaşmaya müsait
-okurken bikaç puanın hesabına düşmezler


olumsuz yaznları:
-konu sayısı çok fazla
-konular (özellikle kanser) tamamen ezbere dayalı
-sanırım 16 kişi kaldığından yardımlaşmada zorlanılabilir
-test olduu için geçirmek için puan vermede klasik kadar rahat olamazlar

4 Eylül 2010 Cumartesi

de, da, şey

bişiy okurken ne kadar dikkat etmemeye çalışsam da gözüm hep de da bağlacına kayıyo.
öyle pek tdk kılavuzu bi insan deilim ama 'de, da' ve 'şey' önemli.
şey önemli dedim ama daha yazının başında bişiy dedim. bu istisna. bişiy denir, birşey denmez.
niye dersen çok günah da ondan. bugüne kadarki bütün kutsal metinlerde şey ekinin yazımına dikkat edilir.


שושלת היוחסין של אליהו גם כתב את הדברים הלא נכונים לא יבשים
(ilyasın soyu da şeyi yanlış yazdığı için kurumadı mı)


بالطبع ليس من الذين يكتبون لنا الشيء الخطأ
(şüphesiz ki şeyi yanlış yazanlar bizden değildir)



धर्म क्या ग़लत है के विपरीत है
(şeyi yanlış kullanan dharmaya karşı gelendir)


daha çok var ama bu kadar yeter.
hatta zeusun yıldırımları şeyi yanlış kullanan insanların götünde patlattıına dair söylentiler var.

3 Eylül 2010 Cuma

gerizekalı maymun

dün birine içimden ciddi ciddi gerizekalı dedim.
gerizekalıyı çok kllanırım ama bunu söylerken genellikle ciddi olmam. ama bu sefer haketti gerizekalı.

aştide yürüyorum, her şey gayet normal. böyle giderken işte 10 metre uzaamda falan adamın çektii bavulun arkasından pat diye bişiy düştü. normalde ben de eğer eşyam çoksa başka bi bavulu çektiim bavulun üzerine koyarım biraz rahat taşıyım diye.
ama bu sefer bavulun üstünde duran başka bi bavul diildi, bu sefer düşen çocuktu!

geriler çocuu bavulun üzerinde oturtmuşlar, hadi sen tutun buraya sakın bırakma demişler ya da çocuk çok ısrar etmiş, sussun diye bindirmişler önemli değil.
önemli olan çocuğun bavulun tepesinde gitmesi. hiç mi aklınıza gelmiyo onun bi çocuk olduğu, dikkatinin kolay dağılabileceği?
çocuk düştükten sonra elinden 2 tane top şeklinde sakız yuvarlandı. onu çiğnemek için elini bıraktığında tek eliyle tutamayıp da düşmüş olabilir.

ailenin sorumsuzluğunun üzerine aptalca bi hareket geldi annesinden. kızının yanına gidip ilk önce bişiy olmuş mu diye bakıcaana tutmassan düşersin işte böyle dedi. kusura bakma ama düşmesinin sebebi kızın tutmaması değil senin gerizekalılığın. sen çocuuna biraz önem verip bavulun tepesine oturtmassan hiçbişi olmaz.


durup dururken sinir bastı bana da.
-----konu deişti-----

27. perona gittiimde otobüs bekliyodu, numaram 24. oturcaam yere gittim, aneeam cam kenarı 24'tü ve 25. numara cam kenarına oturmamıştı. normalde kim önce geliyosa cam kenarını kapıyodu. ben de yaptım o hareketi önceden.
adam kalktı, koltuuma geçtim teşekkür ederim dedim. ben cevap beklemezken adam "ben teşekkür ederim" dedi. işte orda adamın tam istediğim yolculuk arkadaşı kıvamında olduğunu anladım.
mola yerinde de kıvamını korudu. normalde pek aşşaa inmem. insem de 2 dakka yürür binerim otobüse. kaççaandan diil ama sevmiyom mola yerinde zaman geçirmeyi. adam da 4-5 dakka aşşaada durdu, soora tekrar bindi otobüse. ne benim inmemi engellemiş oldu ne de benden önce binip müsade istettirmedi.

-----konu deişti----

protezden mis gibi B2 ortalamayla geçmişim lan. yıh yıh yıh.

2 Eylül 2010 Perşembe

eğer diyebilseydim...

lan ankaraya bu sabah saat altıbıçık sularında ayak bastım. toplamda bir saat uyuyunca (yarım+yarım) mal oluyosun. bi de muavin nası dürtüyo öörencem lan. adam sadece dokunuyo ama resmen zıplıyosun yerinden. uyumayan ben bile mnskym tepkisi vericektim nerdeyse.

neyse indim aştide yürüyorum ama yürümüyorum aslında. dizleri hissetmiyorum çünkü.
gerizekalılar otomatiğe baalamış gidiyolar. evet başlığın konusu da aştide başlıyo zaten. normalde uyumaya başladığım saatte uyandığım için (5:30 -yolculuun son bi saati uyumadım-) asabileşmiştim resmen. gittim bilet alıcam, efe turdan alıyom normalde biletlerimi, 0,5 mm açık gözlerimle kimseye çarpmadan gittim buldum efe turu. saat 23:00-23:30 arası orobüs bakıyorum.
-iygünler akşam kaçta otübüs var
-onikide
-...
eğer diyebilseydim: saat onikide sana girsin o otübüs, uykulu insana ters cevap verilir mi lan!

ve gün içinde içimden geçen keşkeler
metroda (ankaray) yan koltuktaki yeni ankaraya gelmiş kişi önündeki adamla konuşuyo
-şimdi bu metronun belli bi güzergahı mı var?
-...
eğer diyebilseydim: yok mnakoyim, sen binmeden adresini söylüyon, tünel kazıp ray döşüyolar evine kadar. gerizekalı maymun!

metro girişinde ankaraya yeni gelmiş kızın babası:
-ankaray girişi burası mı
-evet
-...
-...
eğer diyebilseydim: bi teşekkür için açılmayan aazına sçayım!

iyi geçen protez bütünlemesi sonrası:
-sınav nasıldı
-iyiydi.
eğer diyebilseydim: valalealalealleahahehhahea geçtim laauuaan

yine ankaray çıkışında "kendini allah sanmayacan, hepimiz aynıyız" diye konuşurken bi yandan da tombala çeken iğrenç seyyar satıcıya
-...
eğer diyebilseydim: tombalaaaaa

sabayın sekizinde okulun içindeki bankta uyumaya çalışırken yanıma gelen görevliyle;
-öörenci misin sen?
-evet
eğer diyebilseydim: yok, evsizim ben. her gün farklı fakülte banklarında uyuyorum. karnım aç, simit var mı?
bibıçık saat soora ankaraya gidiyom lan.
protez bütünlemesinde bütün kaadı bilgilerimle doldurup gelicem. 100 alcam lan.
gel mezun edelim diceksiniz lan. beni bıraktınız ya, utanın lan utanın :'(

1 Eylül 2010 Çarşamba

parmaklarımı hissetmiyoum

bugün deli gibi yaamur yaadı lan. tamam deli gibi olmasa da iklimin "oha mnakoyim sonbahara geldik, yaamur yaadırayım bi an önce" diyip kurulu saat gibi 1 eylülde yerleri su içinde bırakmasını pek de hoş karşılamadım.

çoğu kişi bu yaamurlara ve havanın soumasına sevinse de ben yapı itibariyle yazın terlemeyen (koşarsam terlerim) kışın da ısınamayan (4 mont giyince ısınıyorum) bi insan olarak hüzünlü gözler ve hissiz ayak parmalarımla izledim penceremize vuran her bir yaamur damlasının sanki bir hikaye anlatıyormuşças... hava buz gibi lan.

hani böyle evinde her akşam kocasının gelecei umuduyla sofraya 2 tabak koyan yaşlı teyzeler vardır ya resmen onlar gibiyim. şortumla oturuyorum hala. belki güneş açar lan diyorum kendi kendime. çoraplarımı da giymiyorum.

bi de yaamurdan hava kapanınca gerizekalı beynim akşam oldu zannedip uyku moduna geçiyo. aynı gerizekalı gece olduğunda lambalar yanıkken gündüz daha diyip uyutmuyo insanı.

bu gece protez teorik sınavıma girmek için ankaraya gidicem. lan o kadar ders arasında (anatomi, organik, histoloji gibi babalar, fizyoloji, maddeler bilgisi, biyofizik gibi oğullar) protezi bıraktım ya (kutsal ruh) beynimin ayarına sçayım.


ayaklarım üşüdü

26 Ağustos 2010 Perşembe

alkol komasına girdi. gerizekalı.

böcekleri vurarak öldüremiyorum. bu akşam odamda doşanan böcek de bu fırsattan yararlanarak babasının çiftliği gibi dolaşıyodu odamda.

ne zamana kadar?
ben elime alkol şişesini alıp kafasına kafasına alkol dökene kadar. ama gerizekalı beklediğimden hızlı çıktı, dökülen galonlarca alkolün ardından hiç hoş olmayan bi el hareketi çekip sktir lan mesajını verdikten sonra dolaşmaya başladı yine.

elimdeki büyük gücün farkında olduğum için ben daha da üzerine gittim, hem hakaret de vardı ortada. alkolün kapaanı alkolledim(?), böceğin üzerine attım kapaa. hani su şişeleri var ya, onların kapaklarından. ilk denemede böcek kapaan altında kaldı. bikaç dakika soora kapaa ürkekçe kaldırdım.
sonuçta bi anda dev bi yaratığın çıkıp ggrröööaaarr diye kafamı ısırma ihtimali vardı. ama yok, böcek kafasını yukarı kaldırmış, yamuk bi şekilde duruyodu. önce kafayı buldu mu lan bu diye bikaç üflesem de daha sooradan öldüğüne karar verip elime tutamadığım için yataamla duvar arasındaki boşluğa doğru üfleyip attım oraya.




dene bunu: sigara böreğinin içine peynir yerine ezilmiş ya da minik minik doğranmış badem koy. dünyayı sevmek için bir neden daha...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

6 kısa öykü

başarısızlık öyküsü:
bir haftadan beri uykumu düzene sokmaya çalışıyorum. aslında uykum düzende, benim istediğim düzeni değiştirmek (gominis oldum). beceremedim ama deiştirmeyi.

hergün 4 civarı yatıp saatler ikiyi gösterirken kalkmak hoş bi duygu değil. bu yüzden dün akşam anneme beni saat onda kaldırması yönünde ricada bulundum, kabul gördü isteğim.
ama ne yazık ki bu kadarla sınırlıydı. kabul gördü ancak uygulamaya konmadı. on buçukta kendi imkanlarımla kalktım.

göğya bi daha uyumucakken öölen saat oniki falanken mal gibi uyumuşum. bir buçukta kalkınca olayların ciddiyetini kavradım. ortadaki en ciddi mesele karnımın aç olmasıydı. zaten kavradığım da buydu.

saat gece 2 ve ben hala uyumadım.




başarı öyküsü: kulaklığımın ayrılan yerini japon yapıştırıcısıyla yapıştırdım.

bilimsel kariyer öyküsü: karanfilin suyuna mürekkep kattım, 3 günden beri renginde bi deişiklik olmadı.

diş hekimliği kariyeri öyküsü: tıbbi biyolojiye hiç çalışasım gelmiyo. kariyerim daha başlamadan uzama tehlikesi altında. 22 kişinin içinden ebesinin bi yerini tersten görme şansı yakalayanların arasına girmek istemiyorum.

aynı zamanda 2 yere kavanoz bırakıldı. milletten diş topluyorum. dişinizi çektirirseniz yastığınızın altına koymayın hediye falan gelmez, bi postaya koyup bana yollayın. ihtiyacım var.

aşçılık kariyeri öyküsü: milföy hamuruyla elmalı kurabiye yaptım. değişik şekiller versem de hamur mal gibi olduğundan kabarmadı ve ilerde kabarcaanı düşünerek verdiğim şekiller öylece kaldı.

mini fırıncılık kariyeri öyküsü: pide aldım.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

8 nükleer santrale sahip ordu





iranın nükleer santralinin açılışını resmen yapması, kuzey amerika ve avrupa kıtalarından yükselen sesler, iranın israili tehdit edip santralini korumaya çalışması...

dünyada bi ülke daha nükleer enerji santraline sahip oldu. abd durumdan hoşnutsuzluğunu açıkça dile getirmekten çekinmiyor. ben de abdye karşı hoşnutsuzluumu dile getiricem.

ulan gerizekalı, yüzden fazla nükleer enerji santraline sahipsin. hatta bunu bırak sadece orudunun 8 tane nükleer santrali varken bu nası bi tedirginliktir?

soğuk savaş yıllarında üretip dağıttığın silahları daha sonra topladıktan sonra bile o ülkelerde dünyayı cehenneme çevirmeye yetecek silah bırakmışken ne tedirginliği?

hidrojen bombası patlatarak "bak akıllı olun götünüzde patlatmayı da bilirim" tavrından sonra dünyanın duyduğu tedirginliğin yanında seninki nası bi tedirginlik acaba?

vietmanda kullandığın kimyasal silahlardan, ortadoğudaki radyoaktif toplarından sonra bi de bu açıklamayı yapıyosun.

ulan mal, dünya için tehdit olarak gördüğünü söylüyosun. atladığın nokta yalnızca kendi ülkeni dünya olarak görmen. gerçek dünyada senin dünyanın tedirginliği var öküz. adamı durup dururken sinir ettin burda.

ne kadar nükleer savunucusu olsam da nükleer enerjinin yanındayım, nükleer silahın değil. dünyada savaşın bitmeyeceğini de biliyorum. ama en azından onu adil bir şekilde yürütebilelim. sırf daha fazlasını elde etmek için insanlıktan çıkmanın alemi yok. aslında insanlıktan çıkmanızın sınırı da yok. kusturucu gazlarla sinir gazlarını karıştırıp düşmanı adice öldürmeye çalışan, sırf kendi ırkından değil diye milyonlarca türdaşını katleden, kendine zarar veremeyecek bireyleri bile ortadan kaldırmaya çalışan başka bir tür yok dünyada insandan başka. aslında bu yüzden insanlıktan çıkıyorsunuz lafı yanlış. daha da insanlaşıyorsunuz.

17 Ağustos 2010 Salı

soora çocukları niye sevmiyon oluyo!

peki sizin çocukları saat 03:00 sularında ağlamaya başlayıp tam olarak 05:04 saatinde susan komşularınız olsa siz naabardınız? nası seveyim lan ben şimdi çocuu?
gerizekalı ağlamaya başladı, önce takmadım. sonra manyak gibi böğürmeye falan başladı. dedim bahçeye bebek bırakıp kaçmış olmasınlar? pencereden baktım ama görünürde yoktu kimse.

emeen boşver diyip gece 2 gibi yediğim makarna midemde hiç hoş şeyler yapmayınca mutfaa bişiyler yemeye gittim. sokaktan gelen çatal bıçak seslerinden sahur olduğunu anladım, ışığı kapatıp görünmezlik zırhıma büründüm ve yanmayan ışıklara sahip her bi daireyi not aldım. yarın gidip niye oruç tutmuyonuz ey müminler demeyi düşünüyorum.

lan küçük çocuklara çocuk orucu falan tutturun bişiy yapın. zaten sıcak, bi de bu organizmaların sürekli yemesi lazım bedenen ve zihnen gelişmesi için. onlar farkında bile olmadan kendinizin tayin ettiği dinin inançlarını da onlara en uygun şekilde değiştirin. tamam televizyonlarda yararlı mararlı diyolar ama çocuk lan bu daha. 10 yaşındaki çocuğa ne detoksu?

çocuğa geri dönecek olursak. gerizekalı velet ağlamaya devam ederken annesinden çok deişik bi susturma yöntemi geldi. hadi aşşaa tükürelim dedi çocuuna. şahsen ben de öyle sorunlu yetiştirilsem ben de bütün gece ağlardım. soora tükürmeye başladılar deli gibi. salak çocuk tüküremiyo ama annesi okkalı tükürüyo. barajın yanına koysan istanbulun 2 günlük su ihtiyacını karşılar. bi ara beraber tükürdüler galiba annesi manyak gibi nası da beraber tükürdük diye sevindi. acıdım lan şimdi çocua.

13 Ağustos 2010 Cuma

ayıramıyorum lan resmen

üst 1. küçük azının sağ ve solunu ayıramıyorum birbirinden.
resmen sinirim bozuldu lan. öküz öküz bakıyorum dişlere. hayır aynı değiller birbirinden ama kitaba göre baktıımda saçma oluyo.

mesela önden görünüşü var, ona göre bi diş sola uyuyo mesela. daha sooradan yandan görünüş var, ona göre de sağ diş.
bi de bikaç takımı karıştırdıım için 4 tane üst 1. küçük azı var. hiçbirini ayıramıyorum, sinir basıyo.
hayır ayrı bi sinir olduum nokta var, 4 tane üst k. azı varken bi tane bile üst köpek dişi yok. dişi elime almadan çalışamıyorum arkadaşım. kendi dişimden de bakamıyorum, benim dişler mal biraz. standartlara uymuyo.

protezden bırakırken ne kadar haklı olduklarını görmüş olduk böylece. bu mal sağı solu ayıramaz, bırakalım ne hali varsa görsün dediler muhtemelen. sonuç olarak bıraktılar da zaten.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

piraye

ilk defa 2 günde roman bitirdim lan.
bana göre çok kısa bi sürede bitirmemin ana karakterlerin diş hekimi olmasıyla bi alakası yok. kitaba bağlandığım nokta her sayfada pirayenin çektiği acılardan mutlu olmamdı. onun düştüğü kötü durumlarda deli bi mutluluk duydum.
her satırda başına bişiy gelsin istedim. her yaprak çevirişte aazına sçayım piraye dedim.

kapağı da huzur dolu kapattım.
kitabın sonunda ömere nooldu bilmiyorum. ama en çok onun mutlu olmasını istedim, bahsedilmedi. daha sonra da arifin ve asistanın mutlulunu isterdim.

aazına sçayım piraye...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

ilk defa bi yaz tatilinde bu kadar gezdim lan.
hatta daha da güneye inicektik, bi tekne turu için ta 2 saat yol gitmeyelim dedim, didimde çıktık tura.
gitsek de olurdu. akçaya bi gün geç gelirdik belki. bildiin tatil yeri akçay, ama gelmek istemiyorum. pislik bi insan olduumdan sevemedim akçayı.

özellikle denizinden nefret ediyorum. denizin içinde bulunma sürem 5 dakika bile yoktur. su acayip souk olunca hadi ben üşüdüm diyip çıkıyorum. diğer zamanlarda da kumda oturmaktansa botumda sahili izliyorum miyop gözlerimle.

bi de kordonu çok kalabalık. mümkünse en yakın insanın bana 2 mt uzakta olduğu yerleri seviyorum.


lan, didim dönüşü efese gittik.
antik yunan ve roma cumhuriyeti-imparatorluğu dönemlerine olan hayranlıım dolayısıyla bir yıldır içimde sakladıım enerjiyi kullandım. o taşlara ölürüm ben diyebilirdim. ama bazı heykellerin asıllarının başka müzelerde olması moralimi bozdu. hele kütüpaanenin önündeki 4 heykele çok üzüldüm. asılları avusturyadaymış. zaten kaşifler de avusturyalı. mnızagoyim.
düşünsene lan, insanlar yaşıyodu bi zamanlar öyle yerlerde. bööle mermer mermer yapılar, deişik giyimli insanlar falan.


sabah arabanın sol arka tekeri inmiş. ilk önce yolda hunharca (ve aynı zamanda malca) üzerinden geçtiğim pet şişeden olduunu düşündüm ama çivi girmiş. dedim ben yoldayken soldan ses geliyo diye, dinleyen olmadı. yedek lastiği takma ve lastikçiye gitme işlemlerinde üzerimde bembeyaz tişörtüm vardı. bildiğin malım. leş gibi oldu.
ama harbi harbi beyaz tişörtleri çok seviyom lan.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

tatilimin kuşdası ayağının son akşamını geçiriyorum.
tatilde yapıcam diyip yapamadıklarım:
1-havuza platformdan atlamak
2-5 tabağı tepeleme yemekle doldurmak
3- bi dişiye nasılsın diye sormak

yaptıklarım:
1- yer olmasına raamen bi dişinin masasına ve çaprazındaki yere "pardon, boş mu" diye sorup "boş :)" cevabını almak.
2- tabaktaki yemeimin tamamını bitirmek
3- odada mal gibi sızmak
4- tek bi eğlence vaadeden animasyona (sabah sporu, su sporu, tiyatro etkinlikleri, havuz etkinlikleri) katılmamak.

27 Temmuz 2010 Salı

otellerde animasyonlardan deli gibi kaçan insanım. o kadar kişinin ortasında mayoyla cıbıldanak bi şekilde hebel hübele koşturmayı sevmiyorum. niye bilmiyorum kaçtıım şeyler habire karşıma çıkıyo.

güzel şezlongumuza yöneldiğim sırada animatör kolumdan tutup su topu oynar mısın diye sordu.
yok dedim, niye diye sordu "işte" gibi türkçenin en güzel kelimelerinden birini kullandım.
tekrar niye diye sordu, en güzel kelimeyi tekrar kullandım. soora bıraktı kolumu, gittim.
ulan gerizekalı, gözüm bozuk desene. mal olunca insanın aklına gelmiyo bi anda. daha soora seyrederken bile kimseyi ayıramıyodum birbirinden. oynasaydım pas mas atmadan dümdüz kaleye fırlatırdım topu. en azından onu görebiliyorum.

sabah da gazete almaya giderken animasyon ekibi yanımdan geçti, günaydın demesinler diye başka tarafa bakıp yürüdüm. ama günaydın dilekleri için çalan şarkıyı sevdim. günaydın, günaydın, güüünaydıııın diye deişik bişi. güne enerjik başlamamaı falan sağlamıyo. yine yatıp gazetedeki her haberi okumak için hırs yapıyorum.

göz bozukluu kötü bişiy. havuzda lens takamıyorum, gözlükle de suya girilmiyo. 2 kere babam diye başka adamların peşinden koşturdum, 1 kere de annem diye birinin yanında yüzdüm.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

sanırım genetikten kalmamı ailede en az sorun eden kişiyim.
telefonla arayıp boşver üzülme diyolar. zaten en az ben umursuyorum, deişik duruyo bi de böyle denince.
lan kanser konuları olmasa 2 günde biticek bi ders ama kanser var işte.
30 tane enzimin noolduunu bilsen yeter aslında o sorular için. birini bile bilmeyince deişik oluyo tabi sınav.

kibarlıktan ölücez

lan demin biri geldi yanıma, pardon yardım edebilir misin bizim bilgisayar da aynı marka baalanamadık biz dedi. (6 metre uzaktan acer teknik servisi gibi görünüyorum)
tabii ki dedim gittim yanına, aneam bi dişi var masada.
kalktı, sandalyesini bana verdi, oturabilirsin diye. yok tişikkür ederim dedim.
mal bilgisayar sadece 1 tane ağ gördü, aslında 2 ağ var bulunduumuz yerde.
ben de aynı şekilde baalanmayı denedim, olmadı. kusura bakmayın baalanmadım dedim, teşekkür etti ikisi de.
nezih bi ortam.
seviyorum lan böyle herkesin birbirine teşekkür ettii, bişiy isticekken pardon diye gülerek istedii yerleri.

mesela birader bi bakar mısın dese 2. defa baalanmaya uuraşmazdım.
ya da baalanamadım dediimde neyse o zaman dese accık tiksinti oluşurdu.
olmuyo bu, neyse desem de onlar bana mal derlerdi.


böyle karşılıklı nezaket sınırları içerisinde konuşmaları sevsem de normal muhabbeti hiç sevmiyorum.
hele görevlilerle muhabbet deli gibi kaçtıım bişiy. arkadaşım benimle muhabbet halinde olmayın. kola diyim, kolamı verip buyrun diyin, teşekkür edeyim ve bitsin oradaki bütün ilişkimiz.
kola istediimde muhabbete başlarsan kolayı üzerine dökerim arkadaşım. sıcakta yapış yapış olursun.

oha, bi dişi daha geldi deminkilerin yanına. olum yine çaar lan beni oraya. bi daha bakabilir misin de noolur. ya da bişi gördüm, böyle de olabilir diyip gitsem mi lan acaba yanlarına. baalanamdılar daha heralde. nooldur bidaa çaar lan. yapıcam bu sefer.
her dönem bi dersten kalmassam içim rahat etmiyo.
he genetik ağustosta çalışmak için iyi bi ders mi?
hayır.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

iyi dağdiller

adam gibi tatilime başladım.
yarım günlük gebze ve yaklaşık bi haftalık akçaydan soora kaldıımız yeri sevdim.
normalde tatil köyü gibi yerlerle aram pek iyi olmasa da (ot yanında her türlü böceği, çiçeği, poleni, sesi de getirir) sevdim lan burayı.
otellerin de böyle ferah havasını seviyorum. aaçların içinde o ferah hava olmuyo azizim.

tatilde bile ankarayı yaşıyorum. düz yol yok mnakoyim. ya yokuş iniyon ya yokuş çıkıyon.
kırmızı bilekliğimi sevemedim. yanları kesicek gibi duruyo.
gerizekalılar öğlende kaydıraa 1 saat açıyolarmış. sabah kayın diyo öküzler. lan uyuyo oluyorum ben o saatte!!

odamız şu anda bulunduum ortama 10 mt falan uzakta olmasına raamen hiç sinyal alamıyo vayrlıstan.
ossun, gelirim buraya. sevdim burayı.
soldaki bar kapalı gibi. açık olaydı eyiydi.
neyse lensim gözümde onu çıkarayım ben.

23 Temmuz 2010 Cuma

tatilimin 3. duraına dooru yarın sabah yola çıkıcam, ne hoş.
akçayın bız kibin sularından soora daha sıcak sulu memleketlere geçicem.

geçen gün botla akçayda öge otelin önünden teee kordondaki iskeleye kadar gidip geldim.
soora tekrar botumla zeytinli tarafına dooru yola çıkıcaktım, askeriyeyi açıktan alıyım dedim, kapanamadım. pis bi rüzgarla 4-5 dakkalık bouşmadan soora kazanan ben oldum. botumu sahile ulaştırabildim. arka kısmı yelken kibin açığa sürüklediinden indiriyim dedim, daha rahat giderim. soora beceremeyince vazcayıp kollarımı çırpmaya devam ettim. rüzgar şiddetlense ısırıp patlatırdım ama. kıyamadım da.
buradan çıkaracağımız 2 sonuç:
1- açıkta rüzgar daha sert
2- botun arkasının o şişirme yerin içeri göçertmeyecen ki acil durumda açıp havasını kolay indirebilesin.

3 ya da 4 gündür (hatırlayamadım, malım biraz) çay bahçesinden internete giriyorum.
bi adam daha var, her gün eyzır bilgisayarıyla geliyo.
güzel bişi ama lan.
internet kafenin saati 1.50, burda 3 çay içiyosun, mis kibin giriyon. aslında ays tiğ içicektim, evde bissürü içtiimden ve artık bokumun şeftali kokması dolayısıyla burda içmedim.

akçayda şehir içinde araba kullandım.
bi kere bile durmadım. durunca kaldıramıyorum arabayı. sol ayaa yavaş yavaş kaldırıp sağ ayağı yavaş yavaş basma olayını beynim kaldırmıyo. ya ikisini birden basıyo, ya ikisini birden kaldırıyo.

20 Temmuz 2010 Salı

açıklayın lkan artık.

lan genetik sonuçları hala açıklanmadı.
10 gününüz falan kaldı oolum, açıklayın artık şu sonuçları.
bi de cevap anahtarlı test yaptınız mnakoyim.
üzerine cigarayla delinmiş kaadı koyacan okuyacan. ama belki optikte okuyonuzdur diye tek tek işaretleme yaptım.
koca koca hücre içi açmış insanların eline ben cigara delikli kağıdı yakıştıramıyorum afedersiniz.

bugün sahilde gerizekalının teki su tabancasına 10 dakka su doldurmaya çalıştı öküz, beceremedi.
hayır, oturup bi program yazma ya da kilit çözme işlemi falan yok.
bildiğin şırınga mantığıyla çalışan bi alet. kolu çekiyosun,içinde azalan hava basıncından dolayı su doluyo içine soora bastırıyon ve yüksek basınçtan dolayı su uçtan fışkırıyo.
öküz heralde hiç şırınga falan görmemiş, 10 dakka içine su doldurmaya çalıştı. bi kere doldurdu, heh dedim öörendi. gerizekalı şansına yapmış, dolduramadı bi daha.

bugün denize girebildim.
bi de yine bottan devirdiler. yarın pıçakla gitçem, botum devrildiği anda denizi kan gölüne döndürcem. elleşmeyin lan bana. ben gidip suyun dibine gömmeye çalışıyom mu sizi?

karşı otelde kablosuz internet var ama gerizekalı bi arızadan dolayı kullanamıyorum.
her deniz dönüşünde internetten genetiin açıklanmasını bekliyorum. çok stresliyim lan!!
3 güne kadar açıklanmazsa denizi yine kan gölüne çeviririm.

mantıksız gibi. denizi kan gölüne nası çevirebilirsin ki? deniz o. göl olmaz.
öyle bi kalıp olduu için öyle dedim.

yarım saati doldurmaya çalışıyom. paramı son kuruşuna kadar çıakrcam ooldum. 27 dakka oldu. aha 28.
bi dakka soora kalkarım, 29 dakka olur. ya da 33 dakk yapiyim mesela, yine yarım saat parası alsın.
neyse genetik stresi yetiyo, bi de buna stres yapmiyim.
fazla para alırsa kan gölüne çeviririm.

bi de bugün bi çocuk gelip kumdan yaptıım havuzu bozmaya çalıştı. sorunlu musun evladım? psikolojik problemlerin mi var dedim, annesi yanına çaardı çocuu.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

daa garbuz geseceğidik

lan gebzeye bugün geldim yine yola çıkıcam mnakoyim.
ölüyorum.

16 Temmuz 2010 Cuma

kanser oldum

genetik sınavında ne pis kanser soruları sordular lan. soruların başında kanser oldum.
öldüm resmen.
hiçbi fikrim olmayan onlarca enzimi sormuş geriler. sorulardan birinde doğru olduğunu düşündüğümü diğerlerine uygulaya uygulaya yaptım. zaten başta doğru kabul ettiğim bilgi yanlışsa gerisi tamamen yannış oluyo. ama dooru atmışım, bazıları tutmuş attıklarımdan.

en kolay soru bile mal gibi hazırlanmıştı.
ökaryotlarda 46 kromozom vardır diye bi şık var, ben bunu işaretledim tabi sazan gibi.
insanda olcek anacım o, ökaryotta diil diye, cevap başkaymış sanırsam.
lan öküz, bütün ökaryorlar 46 kromozomlu mu? atın da mı 46 kromozomu var? neşe malamudunun da mı 46 kromozomu var? sinir bastı durup dururken.

başka mal ve anlamsız soru da insan genom projesiyle alakalı.
soruda insan genom projesinin yürütülüş amacını soruyo, cevap insan genomunu açığa çıkarmak.
derse girmeyen sayın arkadaşlarımız diğer şıkları işaretlerken mal ben mallığıma uygun bi şekilde en mal şıkkı işaretledim. çünkü hoca da öyle demişti derste. genomu çıkarmak için bu proje demişti. umarım doğrudur. derse girdim o kadar.


aklıma geldikçe beynime kan gidiyo lan. ulan öküzler, niye 50 tane enzim soruyonuz? ne işimize yarıcak RF-1in supressör mü ne olduğu? hayır, bi soruda 7 şıkkın 7sinde de ayrı ayrı hiçbi fikrimin olmadıı enzim sordunuz, daha sonra 4 soruda niye tekrar tekrar soruyonuz başka enzimleri? onu bilen öbürünü de bilir. bazı mallar da bi tanesinibile bilmez 30 enzim içinden. kalırsam yakarım lan okulu.
hatta okulu da değil, direk bölümünüzü yakarım.

bi de türkiyede gen aktarımı yasal değildir diye bi soru salladım.
şahsen laboratuvarlarda leblebi burunlu karga üretildiğini duymadım.
ama mesela bakteriler de gen aktarımı yapıyo kendi aralarında, o zaman suçlu olmaları gerekir bunların.



bibıçık saat soora diş hekimine gidicem.
sanırım 6 tane dolgu yapılcak. bok gibi aazım var şu anda. fırçalasam da çürüyo, çektircem hepsini bi gün, rahatlıcam.
mis gibi püre yerim habire.

şündü de gidip yurt parasını yatırcam, aşşaa inip eşyaları teslim ettiime dair belge alıcam(ama etmicem), soora muhasebeye gidip çıkışımı yapıcam(geceden soora çıkmama gerekir yurttan ama çıkmıcam), soora depodan dolabın anattarını bidaa alıp mallıım yüzünden unttuum eşyalarımı aşşaa bırakçam.

peki niye hala burdayım?
evet, çünkü malım.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

bitti bittiiiii, bitii bitiyoooor kommmm

2 sınav kaldı la.
biri bugün.
kıl bi durum. saat 12yi geçtikten soora ertesi güne giriyo, karışıklık çıkıyo.
saat 1-4 arasında atlatmayı düşünüyorum günleri artık. mesela 00:30sa hala o günü anlatmalı, 04:30 olduğunda da bi sonraki günü ifade etmeli.
he 1-4 arasında noolcak öküz dersen o da geçiş aşaması.
sana kalmış bişi.
obamayla görüşme ayarlıcak kadar resmi işerle meşgul olamdığımız için pek de bi önemi yok aslında.
benim saatim de 1-4 arasında gün deiştiriyo mesela.

saatimi seviyorum artık. kayışında problem var biraz ama. eskiden daha güzeldi, şimdi daha düz oldu, minik çıkıntıları gitti.
öbür saatimi takmıyom ne zamandır.
biriyle yaşadıklarım güzel, duruşu değişik; öbürüyle düzgün yaşantım yok, bok gibi hayatımı simgeliyo ama duruşuna hastayım.
duruşu seçtim, skerim bok dönemi diyip.

ne pisti lan. hergün 5te yatıp ikide 3te kalkılır mı öküz!
arık mis gibi düzendeyim.
2de yatıyorum paşa paşa. sabahları da 11 12 gibi paşa paşa kalkıyorum. 6 gibi beyin yorgunluu dolayısıyla bi saat daha uyuyom, kalkıp tekrar ders yapıyom falan.

serj tankian arkadan habire bişiler mırıldanıyo.
bu arada borders are diye yeni bi parçası var.
bi kısmında yürovizyon izliyo gibi oluyom. a neğvır leç yu gouo derken geliyo his. önceki kingli mingli bölüm tam hazırlıyo ama.
deişkenlik eskisi kadar yok. mesela ilk albümünde lie lie lie, the unthinking majority, baby, praise the lord and pass the ammunition gibi şarkılarda soadın bi anda deişen temposu vardı. gerçi yenilerden bi tanesini tam olarak dinleyebildim internet mallığı yüzünden ama sanırım 2 tane daha vardı, onlar da buna benziyodu.

13 Temmuz 2010 Salı

bahar döneminin ilk notu

laaan fizyolojiden C alıp geçmişim.
ama genetik sınavı yüzünden sevincimi yaşayamıyorum. stres yapıyom hala.

bi de en yakın zamanda eskişeire gitmem lazım.
2 genetik sınavı öncesi de eskişeire gitmiştim. gitmessem giremem sınava. bütünleşmiş kavramlar bunlar benim için.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

4 gün kaldı lan

lan bugün organik sınavına girdim. korkum onun bana girmesiydi, pek öyle görünmüyo şimdilik.
sanki normal geçmiş gibime geliyo ama sonuçlar açıklanmadan bişi belli olmaz. fizyoloji test olduu içi, biyofizik de ciddi ciddi kolay olduğu için bunlar hakkında kesin konuşabiliyom ama organikten her şey beklenir.

sabah yine uurlu gömleimi giyip gittim okula. ilk olarak fizyo finalinde giymiştim, iyi geçince biyofizikte de giydim, şimdi de organikte.
normal zamanlarda giymiyom ki kokmasın. içime de mavili beyazlı bi tişötrü giyiyom, altıma kot giyiyom.


yavaş yavaş toplanmaya başladım. eşyalarımın bi kısmını aşşaa dolaba koydum. bi kışlıklarım kaldı bırakıcak.
onları da ayırdım ama indirmeye üşeniyom. montlarımı, diş malzemelerimi falan indirdim. masamın üzerindeki eşyalarımı topladım, yavaş yavaş gitme hazırlıkları yapmak güzel bi duygu. yarın tekrar her şeyi yerine koyup tekrar toplanabilirim. o kadar eelenceli bi iş. deli yoruluyosun. yattım uyudum.

2,5 litrelik kola aldım. içip içip kendimden geçiyom.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

düzgün bi internet olsa noolurdu sanki?

yurtta internet bu yılın en mal dönemini geçiriyo.
bi gün tamamen gidiyo
bi gün geliyo, ama bi sayfa için 15 dakka bekliyosun.

bugün de değişik bi şekilde karşımızda.
engellenen siteler.
facebook, alkislarlayasiyorum, youtube gibi sitelere erişim yok.
en azından bunlara proxy sitelerinden girebilmek için hepsini denedim, onlar da engelli.
ekşisözlükte arka plan bembeyaz kalıyo.
blog için de giriş yapamıyosun. yine engelli.
öküz, sen nası girdin deme, önce google hesabına girip daha soora blouma geçtim, direk olmadı.




bugün marketten geliyom.
10 yaşlarında kız 50 mt uzaktaki köpek için uuallaaa kopeeeeegg diye baardı sığır gibi yanımda.
mal.




eskisi kadar serj tankian dinle(ye)miyorum.
deişik müzikler dinleyip yeni yeni döndüğüm normal yaşantımı stabil kılmak istiyorum.
her gece beşte yatılır mı lan!!
ya da hergün ikide kalkılır mı lan diye de sorulabilir tabi.




heee, giderken ne gördüm bi de.
hani bi kız var demiştim, taaa aylar önce. voleybol oynarkenki.
telefonu alo aşkım diye açıp beni hüzünler içinde bırakan mal.
aşkını gördüm bugün.
benim 2X2 ebatlarımda bir ayı.
şimdi kızı aradığı için teşekkür ediyorum o ayıya.
aramasa, ben de iyice yavşasam, kız da söylese ayıya, vurmasına gerek kalmadan dokunuşuyla 6-7 kemiğimi kırardı.
yer sarsılıyodu lan yürürken.

6 Temmuz 2010 Salı

diş hekimliğini an itibariyle bırakma kararı aldım

aşşaada börgır king servis elemanı geldi, siparişi teslim etti falan işte.
motorun başında bi kız "pardon bakar mısınığğzz" dedi, üzerime alınıp baktım camdan.
servis elemanına diyomuş.
lan kız bindi motorun arkasına, sarılıp gitti herifle.
bötgıra bırakmasını istedi heralde.

gelecek hakkındaki planlarım arasında diş hekimi olmak değil, börgır king servis elemanı olmak var artık.
bi de fizyoloji yüzünden götüm başım skilmişken bu olayın olması ayrı bi güzel.
bırakıyorum lan.
alırım motorumu, sarılttırırım belimden...
yatay geçiş falan var mı lan acaba?

3 günlük delimanyak bi çalışmanın ardından bugün saat birbuçua kadar uyudum. daha önümüzde dolu dolu 10 gün var.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

fizyoyu 2. defa bitirdim.
ama yine sınıfta kötü notlardan birini alıcaamdan eminim, çok hoş bi duygu gerçekten.

bugün tedavi bölümüne gittim dolgularım için, üzerimde araştırma yapılcakmış.
ne olduu tam söylenmedi ama ne yazık ki biliyorum. resmen korkmaya başladım. gitmessem seneye aazıma sıçarlar, mutlaka gitmem lazım. oturup aalıcam.

araştırmada görev aldım diye hava da atabilirim ama kobay konumunda olduum için pek de iyi bi yanı yok. şu 5 senelik dönemde yapılan kimsede sorun çıkmamış olması korkuyu biraz hafifletiyo.
hayır bi de asistan odasında mallık yapıyorum.
-araştırmada yer alıcaksın, istersen kabul etmessin. (not: sıkıyosa etme, seneye skeriz)
-ortalamayı yükselticekse seve seve hocam ehi ehi ehi (mal gülüş)
-yok, pek bi etki etmez
-tamam o zaman

aslında o kadar da kötü bişi diil. ilerleyen zamanlarda çürükleri engellemek içinmiş. sorun diil yani benim için.




he bu sabah odada mekke havası esti.
odadaki insanla geçen konuşma
-sınavın mı var, allaassiinaçıklııvirsin (60 yaş modu)
-amin amin cimlemize (55)
-ŞEFAAT YARESULALLAH!!!

resmen baarıp söyledim lan. aşk geldi içime.
gülerek çıktı, sınava gitti.


2 Temmuz 2010 Cuma

nükleer





yurtta internet sorunlu. aşşırı bi yavaşlık var. konuyla hafif alakası olduğu için belirttim bunu.
konu ilk defa başlıktan da anlaşılacağı üzere nükleer enerji. normalde başlığa bakınca konu pek anlaşılmaz ama bu sefer hafif ciddiyet var. ciddiyetin yanında da biraccık sinir.

aslında sinir olmam feysbuktaki bi yorum yüzünden başladı. yine internet yavaşken feysbukta nükleer karşıtı bi yazı gördüm. yine kendimi tutamayarak nükleerin yararlarını anlatan orta uzunlukta bi yazı yazdım buna karşı. gayet de güzel açıklamıştım. peki sonra ne oldu? yorum muhattap kişi tarafından silindi. oha.
ilk defa bir yorumum siliniyordu feysbuktan. eğer o anda blog açılsa isim falan verip yazardım bunları. ancak ne yazık ki internetin yavaşlığından açılmadı ve ben de uğraşmak istemedim fazla.

sabah (saat 1'de) kalkınca feysbuğu açıp yorumuma baktım acaba bağlantı sorunundan falan mı görünmedi dün diye, hayır. silinmişti kabbak gibi. sinirde hafif geçme olmasına rağmen hala devam ediyodu sinir. ama sınavlara çalışma gerekliliğinden dolayı yine uğraşmadım. şimdi de dersten kafamı kaldırınca o yazdıım yorumun bi benzerini burda yazmaya karar verdim.



şimdi efenim güzel ülkemizde nükleere karşı bi duruş var. sebepleri belli. ama bu konuya birazdan giricem. ilk önce makul enerji üretme yöntemlerimizi yazalım.
1-termik santraller
2-hidroelektrik santralleri
3-rüzgar enerjisi
4-güneş enerjisi
5-jeotermal enerji
6-nükleer enerji

1
termikte başlayalım.
ülkemizde de bolca bulunan termik santraller yakıt olarak doğal gaz, kömür, petrol gibi kaynakları kullanır. çalışma prensibi nükleerle benzerlik gösterse de bacalarından çıkan gazlar çok farklıdır. termik santralin bacasından karbondioksit, karbonmonoksit, kükürtdioksit, azotoksitler ve internet boka bağladığı için sayamadığım çevrenin mnakoyan gazlar salarken nükleer sadece su buharı salar.

nükleer karşıtlığı yapılırken termik santallere destek vermiş olunuyor aynı zamanda. çevrenin kirlenmesine farkında olmadan destek veriliyor.
he termiğin iyi yanı yok mu? var. kurulum maliyeti çok düşük. ama çevreye verilen zararla karşılaştırılamayacak derecede küçük bir artı bu.



2
daha sonra hidroelektrik santralleri. barajlardan bahsediyorum. hani bacaları olmayan, çevreye zararsızmış gibi duranlardan. ama sadece duruşları öyle. hidroelektrik santralleri kuruldukları bölgedeki ekosistemi altüst eder. özellikle su altında kalan bölgelerde yaşayan canlılar göç etmeye zorlanır. ayrıca düzgün yerlerde yapılmadığında da tarihi yerleşim birimlerinin sular altında kaldığının örneği ülkemizde mevcut örnekleri var.

bu santraller kışta, ilkbaharda falan bi güzel su depolar, bu suyla elektrik üretlir falan. her şey güzel gidiyor. nah güzel gidiyo. lan öküz, yazda naabacan, sonbaharda naabacan? barajlar kuruyo görmüyon mu? nası enerji elde etmeyi bekliyosun ordan? kısaca senenin yarısında bi boka yaramaz bu santraller.


3
rüzgar enerjisi. ne kadar temiz değil mi? harika bir yenilenebilir enerji kaynağı. asla yok olmaz. tamam, bunlar iyi yanlarıydı, peki ya kötü yanları?
efenim bu yöntemle birkaç evi aydınlattınız diye her tarafa dikemezsiniz bunları. biliyosunuz ki hayvani hayvani fabrikalar var. o fabrikalara enerji vermede bu rüzgar türbinleri çocukarın elinde gördüğümüz rüzgar gülü gibi kalır. enerji üretimi çok düşüktür. ayrıca rüzgar kesilirse enerji üretimi sıfırdır. geliştirilirse kullanılabilir ama daha çok erken.


4
güneş enerjisi. böyle tarladaki kabaklar gibi aynaları yovarlak yovarlak dizip, bi noktada ışınları toplayıp oradaki suyu ısıtarak ardından buharını türbinden geçirip dönüşün kinetik enerjisini elektrik enerjisine çevi... kısaca nükleer ve termik santrallerin mantığıyla çalışan sistem.
aslında gerçekten iyi bir sistem. pisliği yok, bişiyi yok. ohh mis gibi. kötü yanı var ama hafiften.
güneş batınca enerji üretimin yine sıfırdır. kurulum maliyeti de öyle küçümsenecek bir rakam değil. ciddi ciddi sermaye lazım. ayrıca büyük bir alana kurulmalıdır eğer doğru düzgün enerji isteniyorsa.

normal bir santrali günde 8 saat çalıştırıp kalan 16 saatte dinlendir, senin için daha avantajlı. çalışma süresi biraz daha uzun olsa kullanılabilir. geliştirilmesi de sınırlı. büyük yol alınamaz. bu haliyle de pek kullanışlı lduğu söylenemez.



5
jeotermal. sırf adı yüzünden bile kurarım ben bu sistemi. bu da yeraltında çıkan buharı diğer yöntemlerde olduğu gibi elektrik enerjisine çevirir. başta güzel gibi dursa da ülkemizde böyle bir kaynak bulunmaması enerji üretimini yaz-kış, sabah-akşam sıfırda tutuyo. he, kullanma imkanımız olsa dahi bu kaynak sınırsız değildir. kaynak tükendiğinde tekrar sondaj yapman lazım. bu da tekrar tekrar masraf demek. -internetten bakamadığım için- sanıyorum izlandada kullanılıyordu, onlar da kapandı.


6
nükleer. bürrrssttt.
aklımıza ne geldi?
çernobil, çay, kanser, kazım koyuncu, ben içiyorum, fındık, çay almayız sizden, binlerce insan, onkoloji, hiroşima, yok olmayacak atık...

tek sebebi insan.
efenim bu konuya önce çernobille giricem. şunu baştan söyleyeyim çernobil tamamen insan hatası bi felakettir. doğu tipi reaktörlerde insan ön plandadır ve insanın olduğu yerde hata kaçınılmazdır. batı tipi reaktörlerdeyse güvenlik çok daha yüksek seviyededir. (bkz:TMI)
çernobil nükleer reaktör kazası test aşamasında gerçekleşmiştir. geri kafalı arkadaşlarımız soğutma sistemini kapatıp, devreye sokacak sistemleri de kapatınca acil durumda tekrar açamamışlardır ve patlama olmuştur. ayrıntıya girmicem, sadece insan hatası olduğu bilinsin yeter. ayrıca sovyetlerin bunu 4 gün boyunca saklamalarının karşısında şapka çıkarıyorum.

nükleer enerji reaktöründen çıkan buhar saf su buharıdır. 15 yıllık yakıtı 2 tır konteynerında saklayabilirsiniz (reagan abimiz abartıp "Çevreciler boşuna endişeleniyorlar. Bir nükleer enerji istasyonunun bir yıllık atığını, masanızın çekmecesinde bile saklayabilirsiniz" de demişti). atom bombasına, uçak çarpmasına karşı güvenlidir (atom bombasından sonra patlasa ne olur, patlamasa ne olur?). verimlidir, yaz-kış, sabah-akşam çalışır. orta büyüklükte bir santral en büyük barajlar kadar enerji üretebilir.

işte böyle efenim. görüldüğü üzere en mantıklı yol nükleer enerji. he atıkları problem. eğer düzgün şekilde saklarsan bu problem de ortadan kalkar. güvenliğini de sağladığında (ki ele geçirseler bile patlatamazlar sistemi kitlersen) çiçek gibi enerji olur.

30 Haziran 2010 Çarşamba

şimdi farkettim, klavyenin tüm tuşlarına tek parmakla basmama raamen backspace tuşununa hem orta, hem yüzük parmaamla basıyorum.













bi de space tuşuna hiç yüzük parmaamla basmıyorum, genellikle orta parmaamı kullanıyorum, bunu zaten biliyodum. serçe ve baş parmaa hiç hiç kullanmıyorum.












ayrı ayrı yazcakmışım :D

29 Haziran 2010 Salı

ne iyi insan oldum lan

bugün labda 2 saat önceden verip çıkmak yerine kalıp insanlara yardım ettim.
kahretsin, çok iyi insanım lan.

cidden.
öyle orlarda gidebiliceeni bile bile yanık kokusunun içinde durulmaz. dişleri elime alıp elimi habire metal kokuttum, yeri geldi pat yüzünden, lastik yüzünden kapkara oldu parmaklarım.
habire nası olmuş dişim, şimdi naaabıyım sorularına sabırla cevap vermek kolay bişi diil.
ama nası bi iyilik aşkı geldiyse (ki çok nadir gelir) iyi bi insan oluverdim. gerçi bundan önceki iyi insan oluşumda börgır kingte göt gibi kalmıştım ama neyse, o konuya girersem sinir basar, akşam okula gider kırarım bütün dişleri.

28 Haziran 2010 Pazartesi

bakışımi skiyim

lan 77 diyodum, en yüksek diyodum ya hani.
bok.

78 var ımış.
resmen sinir bastı benden iyi nası yapar diye. artık nası kalktıysa götüm.
ama olsun B grubundan o. A grubunda hala en iyiyim.
ama sinir bastı bi kere.

77 ne lan

protez pratikte ortalamanın mnagomuşum.
77 yazıyodu lan resmen. sevindim bi. ikinci sıradaki arkadaşa 4 puan fark atarak laba göre açık ara farkla (4 taşşaklı bi puandır) ortalama yapmışım.

tabi dier derslerde bu başarı devam etmiyo. teorik derslerden 64'lere, 63'lere giriyorum. en düşük giriceem not 59. düşün halimi artık.

deişik bi şekilde okulun bilgisayar odasından giriyorum ilk defa blooma. garip geldi bi. sabah mis gibi alçımı yontup verdim, soora aceleyle preparasyon yaparken aşırı aldım sanırım. şimdi 2. vizede yaptıım hilenin aynısını yapıp servikali aşşaa çekicem. hocaların haberi olmucak tabi. yaşasın kötülük diye baarmak istiyorum ama odadan atarlar diye tırsıyorum hafif. şindi tekrar laba giricem, yarın da tüm gün labdayım. bakalım yetişçek mi. gerçi ihtiyacım mı var ya, sonuçta ortalamanın mnagomuş bi insanım.

insanın götü yerden 2 metre yüksekteyken oturması da yürümesi de zor oluyo. kalktı yine götüm. indirmek için acil bi teorik finaline girmem lazım. onda alırım boyumun ölçüsünü bi güzel...

döğmeye geldiydi

bet sesimle nilden kek şarkısını baara baara söyleyince yan odadan nöörüyonuz lan diye geldiler :D
tam kapıyı açtı, ellerimi açıp sana kek yaptım diye baardım.
akıl sağlığımdan şüphe edip muhattap olmamak için kapıyı çekip çıktı.

27 Haziran 2010 Pazar

yarın protez pratik sınavım var lan.
50ye giriceğimi düşüncek olsam da hafif bi korku var. çok hafif ama. diğer sınavlardan daha az bi korku. kendimden emin bi şekilde laba giricem.

normalde pek kendinden emin bi insan diilimdir. hatta çekingen statüsüne rahatlıkla giricek biriyim. kötü bişiy olduunu yeni yeni görmeye başladım. bazen çekinmektense aklından geçenleri uygulama koymak daha mantıklı (bazen derken genellikle yani). mesela düşününce lan ne çekiniyon lavuk diyorum, sonra oturmuş kişilik siktiret lan, iyi böyle diye durduruyo. kişiliimi sikiyim. kötü bişiy olduunu bile bile mal kişiliimin sürekli ayağımı frende, elimi el freninde, vitesi 1'de tutturuyo. mal kişilik, öküz kişilik, can kişilik.
fak yu
sinir stres atmak için çok hoş bişiy.
sürekli fakyufakyufakyufakyu diyon, rahatlıyon.

00:30

tam yazdıım saatte söylenen malca kelimeler bütünü
ayy ayaklarım dondu lan, uyusam mı

lan öküz, düşüncelerini ayrı cümlelerde biraz fark bırakarak söyle.

26 Haziran 2010 Cumartesi

mal oldum

lan ankarada deişik bi hava var. insanı resmen mutlu ediyo.
öölen 2 gibi yaamur yaadı biraz, etraf bok gibi toprak koktu. insanlardaki toprak kokusu aşkını anlayamıyorum. zaten bikaç on sene soora çürük et ve toprak okusu haricinde başka koku duyamıcaanız. neyse, konu bu diil.
ankara çok güzel lan. parklar falan var. daha otobüste başladı. böyle koca koca evler gördüm, güven parkın ordan falan geçtik, sevdim. bugün de diş deposuna gittim. sınav için bikaç şey lazımdı onları aldım. giderken de dönerken de koyarım ankarayına diyip kurtuluş parkından geçtim. çok sevdim lan.
yerler hafif ıslak, ayakkabın kayıyo. kulaamda serj var, bi ara streamline açtım. köpekler falan oynuyolar. sokak köpei diil, tasmalı falan. yüzümde mal bi sırıtışla yürüdüm yol boyunca. diş deposundaki kadına da bakkaldaki kadına da gülümseyerek konuştum, içten bi iyi günler diledim. huzur doldum resmen. ama o huzur pazartesi başlıcak lab finalinin stresi yüzünden mal olucak. olsun. bikaç gün bile olsa huzurluyum.
odadan eren gitmiş. akşamları elektro gitarla 1 mayıs çalcak insanın olmaması kötü bişey.

itirazım varıdı

lan feysbukta kızlar erkeklere canım falan yazınca sevimli duruyolar da erkekler kızlara yazınca niye sapık gibi duruyo?
ya da kızlar kızlara canım yaınca samimiyeti gösterirken erkekler erkeğe yazınca niye XXY gibi duruyo?
sinir bastı. mesela birazdan listeden rastgele bi dişi bulup meraba nasılsın canım yazıcam. kız arkadaşları arasından çıkarcak beni, açık bişi bu. ama aynısını onlar yapıyo, bi bok da olmuyo.
ya da kocaman öpüyorum. tamam bunu da diyebiliyolar. desinler, sorun diil. sorun bizim onlara diyemememiz.

25 Haziran 2010 Cuma

ankaraaa ankaraaa güzel ankaraaa

lan bugün ankaraya geldim.
yurtta kimse yok. koridorlar bomboş. deişik geldi.
birazdan çalışma salonuna inicem üşenmessem. bakiim ora da boş mu. boşsa yarın inip çalışmaya başlıcam. o yüzde sıfır nokta bilmemkaçlık ihtimal şerefine.
bu dönemden ders bırakmama kararı aldım. çok hoş bişi bu tabi. ama bi o kadar da zor bişi.
istanbulu sevmeye başladım. gebze harem denen şey ortadan kalkınca gayet güzel oluyo. tren de çok güzel bi şekilde su yüzünden gitmedi, küfür falan etti insanlar.
yarın eksik malzemelerimi almaya gidicem.

23 Haziran 2010 Çarşamba

göt olmak

tutmucak dediim ihtimal tuttu lan.
dediim gibi günde 4 saat ders çalışma kararı aldım.
2 diyeydim eyiydi.
ihtimal dahi vermiyorum.
%0 demek yanlış tabi ama %0.00000001 diyebiliriz.
olur da bu %0.00000001 lik ihtimal tutarsa (ki tutmucaandan eminim) günde en az 4 saat ders çalışmassam.
düşün yani kendinden eminliği.

21 Haziran 2010 Pazartesi

mum spatülü = alçı spatülü -NAH!

mum spatülüyle alçı kazımaya çalıştım. olmadı.
aslında şekilleri çok benziyo. sadece mum spatülünde oyuk var. bu sayede içinde mum eritip akıtabiliyon. sooradan öörendim ki öyle diilmiş, ben öyle zannediyomuşum.
aralarındaki tek fark birinin oyuk, öbürünün düz olması diil. alçı spatülü daha keskin bi arkadaşımızmış. dünkü denememde mum spatülü parmaklarımı bok etti. kesmedikçe daha sert bastırıyon, daha sert bastırdıkça parmaklar gidiyo.
soora sıkıldım bıraktım tabi.
ankaraya dönünce fantom dişlerin yanında bi tane de alçı spatülü alıcam. manşeti de birinden bulurum mutlaka. yani öyle umuyorum.

18 Haziran 2010 Cuma

sivri sinekler tarafından kanımın sömürülmesi sezonu bugün sol dirseğimden alınan ilk damla kanla başladı.
problem o diil ama. 2. sokuş sol gözümün altında meydana geldi. lan mal, hiç mi görmedin koca sineği. tamam koca olmayabilir ama o yakınlıktan kocaman. daha ikinci sokuşta bu olucaksa ilerleyen zamanları düşünemiyorum. önümüzdeki maçlara bakıcaz.

bi de gebzede kıl bi durum var. mesela ankarada hava kuru, burda aşırı bi nem var. eller falan yapış yapış. normalde güzel ankaramda bişi yazarken elimi tuşlardan kaldırmama pek gerek yoktu. biiki tuş yana basçaksam parmaamı kaldırmaz yana kaydırırdım. burda parmak yapışıyo tuşlara. kaldırmak için fazladan çaba sarfediyosun.

yarın artık ders çalışmaya başlama kararı aldım. final dediimiz sınavların döte girmesi insan psikolojisi açısından hiç hoş bi durum yaratmıyo. biraz genetii biliyorum. accuk da organik bakarım belki yarın. daha fizyoloji var, biyofizik var... ne hoş.

suratım kaşınıyo. o sinei bulduum yerde skmessem. toplu iine alıp ölsen bile sokup sokup çıkarcam oolum. çünkü biliyorum, oransan olarak sana toplu iine girmesi bize orta boylarda bi ağacın girmesi gibi bi durum. o acıyı yaşatçam sana. ağaç gircek oolum bi taraflarına.
mal şimdi de ayaktan ısırmaya çalışıyo. orda kıl var canım benim, istesen de fazla ilereyemezsin, ilerlesen de kalırsın. sokarım odunu dötüne dötüne.

17 Haziran 2010 Perşembe

gebzeye geldiim bi hafta oluyo nerdeyse.
2. günden itibaren başlayan sıkıntı hala geçmedi. ilerleyen günlerde daha feci boyutlara varabileceğini düşünüyorum.
bugün ailemi söndürme planlarımı yine gerçekleştiremedim. yoğun çabalarıma rağmen hala arabayı tırın altına sokamıyorum. 2. denemede de başarısız olunca moralim biraz bozulmuş olsa da vazgeçmeden çabalamaya devam edicem ve o araba bi gün tırın altına giricek.
he bi de mis gibi yerde arabayı stop ettirdim tam böyle göbee giriş, düz de devam ediyo, hatta sağa dadönüş verdı heralde. öyle bi yerde kaldım ki kimseye engel olmuyorum. herkes yoluna gidebiliyo, ben hariç. ben arabayı kaldırmaya çalışyorum. hayır durunca kalkamadım, olabilir normaldir ama 3 kere de sağ el kontaa uzanmak zorunda kalmaz ki arkadaşım. ehliyet sınavında da aynısı olmuştu. 2 kere stop ettirmiştim aynı yerde, üçüncüde hocam yardım etmişti artık. ben olsam ehliyet falan vermezdim, sıçtım bıraktım trafiği.
bi de arabalar vurucak gibi geliyo. sağdayım, önümdeki güzel kamyon 60-70 gibi bi hızla gidiyo, sollucam, arkadan araba geliyo. ben o arabayı beklerken benim arkamdaki mal geçti ben kaldım orda. lan yuh, senin arkandaki bile geçiyo, sen hala bekle arkamdaki araba en az 650 mt uzakta olsun diye.
her zaman bi bokluun çıktıı yerde yine bokluk oldu. bundan önce bi araba önüme kırmıştı, bu sefer de bi anda yavaşlamaya başladı bi araba önümde. frene bastıktan 2 saniye sonra arkadan önünde araba var sesi geldi. erken uyarı sistemine paramız yetmedi, geç uyarı sistemi taktırdık.
sıkılıyorum.