30 Eylül 2009 Çarşamba

cüzdan

şimdi farkettim, yazılışı ne kadar garipmiş.
cüzdan.

neyse konu bu deil.
cüzdan taşıyorum artık yanımda. gerçek bir erkek olmanın 2 zorunluluğu vardır.
1- herkesin bildii bişey, yazmayayım şimdi
2- sağ ya da sol poponun cüzdandan dolayı içe göçmesi.

ilk adım her erkek için doğustn gelen bişeydir ama 2. adım bir dönüm noktasıdır.
ben de 2. adıma 3 gün önce geçtim. okula sağ popomda cüzdanla gittim.

garip bişey. yürürken sağa sağa çekiyom böyle. düz bi şekilde yürüyemiyom. otururken sola yatık oturuyom. çünkü daha popo içe göçmedi benim. zamanla içe göçünce yer edinicek orda o kendine, poponun o tarafının diğerinden hiçbir farkı kalmayacak.

yürürken de bi garip. banka kartı, şu ana kadar taşımadıım kadar (istisnalar hariç) paranın popoma yapışık benimle gezmesi falan. yürürken hissetmek için sağ ayaa ileri attıra attıra yürüyorum. her adımda o hissi tadıyorum. para dokunuyo sürekli arkadan.

siz de kullanın bence. değişik bi süreç yaşıyosunuz.

29 Eylül 2009 Salı

115 - göltepe

evet, otobüsün adı bu. 115-göltepe. sakarya caddesinde 100 gr tavuk etli (evet adam 100 gram tartıp koyuyo) döneri yedikten soora dönme zamanıydı, diğer insanlardan ayrıldım tek başına ana caddeye geldim. hayran kaldım zaten oraya. hani böyle anadolunun baarından kopup istanbula gelen tipler vardır ya, hah o işte. al o davranışı yapıştır bana :D

bir yaya geçidi var, ölürsünüz. böyle amerikan filmlerinde görmüşündür menhetın (yerlilerinin deyişilye mehağtın) caddelerinde yayalar sürü halinde geçerler aynen öyle. geçtikse geçesi geliyor, geçtikse geçesi geliyor insanın azizim. iki kaldırımda da baktım 115 yok. hafiften yusuf yusuf ama mutluluktan umrumda değil. kendimi yaya geçitlerine kaptırmış yürüyorum. EGO adlı otübüs biletleri var. onların satıldıı yerlerdeki adamlara soruyom 115 burdan geçer mi diye, bilmiyoz diyo odunlar. lan sabahtan akşama kadar işin bu lan senin. en fazla 30 otübüs geçiyodur numaraları tutamıyon mu aklında. sabahtan akşama kadar döt kadar kulübede hiç mi canın sıkılıp da bakmıyon numaralara. neyse efendim, artık duraktakilere sordum "afedersiniz, 115 burdan geçer miğ?". onlar da bilmiyo ama onlar odun değil. işleri güçleri var onu mu saycaklar? peki o egocu, onun işi bu, otursun saysın. neyse baktım 115-ulus. allalla dedim, 115-göltepeydi bu. neyse oturdum beklemeye başladım. ama nası bi mallık ego kartım yok. otobüs gelse rezil olcam ankaranın göbeende daha ilk günden. neyse sormuştum işte insanlara çankaya yününe giden ne taraf diye karşı kaldırımdan bincen demişlerdi. burda 115 vardı ya, bilmiyo mallar diyodum içimden. halbuki esas mal, su katılmamış saf mal, the mallest boy bendim. dinleseğe lan insanları, karşı kaldırım diyolar. yaşlı amcaya hürmeten karşı kaldırıma bi şans daha vermeye karar verdim, önceki bakışımda 115 duraanı görememiştim. durak numaraları yürüyüş istikametine ters. mehter takımı gibi 5 adım atıyom, geri dönüp numara bakıyom. 5 adım, numara, 5 adım numara. en sonunda gördüm onu. 115 - göltepe. işte buydu. 115 göltepe. hem de herkesin dedii gibi çankaya yönünde. yarım saatte bir keldiini biliyodum bu otübüsün ama nası şanslıyım ki yarım dakka olmadan geldi. the mallest boy ben sıradan bi haber kapı önünde dikildim. 5 kişilik bi grup otübüsün yanında sıra olmuş, su katılamamış mal ben direk kapı önünde durmuştum binmek için. iiki fazla kişi yoktu da rezil olmadım orda. az kişi olduundna kuralı bilmemem hissedilmedi bile.


neyse geldim işte eve. sanki uzaydan apollo-115 le geldim. telefonda bile ana fikir apollo-115 yolculuum oldu. altı üstü otübüs bunun be, o kadar salak mıyım?

he mal olabilirim ama salak diilim sanırım :D

seçmeli ders

ders seçtim ey okurlar.

ne kadar normal değil mi? bence normal, sizce de muhtemelen öyledir.

neyse ders seçimi olmasa da seçim aşamaları hoştu.

gece-sabah arası saat 4:00 sularında uyku modundan kalan ağzımdan akan salyalarla yola çıktık. önceki gün saat sayıyordum 21 saat 39 dakika kaldı falan diye, artık çok az kalmıştı. neyse işte boluda falan sis vardı belli yerlerde, kaza yapsak kurtaran olmucaktı ama uyku modumdan dolayı silgimde değildi ölmek. sonunda 3 parça ankaraya gelmiştik (ben annem babam). saat 8 gibi falan ankaradaydık, kaavaltı falan ettik, daha soora halam yüzünden telaş aptım. 9 olmadan çıkalım dedi.seçim saat 9:30daydı. o yarım saatte istanbula gidiyoz biz ama ankara gerçekten öyle değilmiş. saat tam 9:00da yola çıktık(yol açık, yola çık). 27 dakkada okula gittik. neyse işte bi kuyruk muyruk adımı yazdırdım kaada. sora dediler ki öörenci işlerine gidip bi kaat alın imza atıcaz. haydaa git ordan öörenci işlerine, onu tekrar seçim yerine imzaya götürdüm, sonra ekrar teslim etmek için öörenci işlerine. boşu boşuna yordular beni, sinir oldum. koy o kaatlardan biraz seçim yerine, tekrar tekrar yürütme. yok, illa yürücez. iş bitince yemek yemeye gittik sakarya caddesine, dönüşü eğlenceliydi ama, anlatıcam onu da.

26 Eylül 2009 Cumartesi

fiyat

şu anda vereceim para 1,10 diye göseteriliyo. kaat 10 lira var yanımda. verirsem asla bozmaz 10 kuruşu almak için. mecburan 1 lira alır 5 dakka bedava kullanmış olurum. çeksam mı acep :D

hala 1,10 lan dondu galiba. donmuştur belki akşama kadar kalayım ben burda :D
ama yok akşama kadar kalırsam o farenin kokusu derime işler. eve gidince çamaşır suyuna batırcam elimi. nası bi koku lan o. kötü diil ama, deişik.

aha sçtık, 1,15 oldu bunun için bozar parayı. belki de bozmaz ama gitmek istemiyorum :D bu kokulunun içinde yeşermek istiyorum.

internet evde de var ama birer dakkalık baalantılar yapabiliyom. dün dil muafiyet sınavı sorularını indirdim mesela. 2 tane 65 kb lık dosyayı indirmek için 1 saat uuraştım.

çok heyecanlıyım lan. okul başlıcak, diş hekimi olucam. deişik bişey. ayda 2000 lira alsam, eşim de çalışsa o da bi o kadar alsa eder 4000 lira. ankara paalı ama. ossun illa lüks yerde oturmayız. gider arka maallede otururuz. hep memleketimi özlemem :D

kokuyu yavaş yavaş hissetmemeye başlıyorum. etkisi altına alıyo beni. baalıyo buraya.

internet cafe

nası bi oluşumdur la bu internet cafe?

fareyi yaklaşık bi saattir tutuyorum ve elimde tanımlamaya kelime daarcıımın yetmicee bi koku var. değişik bişey. ne güzel ne kötü. böle nane gibi koklayınca bi kendine geliyosun. ama nane diil yani.

naneyle kekiği birbirinden ayıramam. kokularını da ayıramam görüntülerini de. aslında kokuyu ayırırım ama hangisi o şekilde kokuyor unuturum hep.

diğer yazılarım evde, bilgisayarımda wordde kayıtlı. ilerleyen zamanlarda koyarım. ruh hali falan da yazdım. değişik bişi oldu. ben sevdim yani :D

dil muafiyet

http://www.ydyo.hacettepe.edu.tr/secmeli_muaf/ING-127%20SAMPLE%20%20EXEMPTION.pdf


http://www.ydyo.hacettepe.edu.tr/secmeli_muaf/ING-128%20SAMPLE%20%20EXEMPTION.pdf


lan böyle soru mu olur lan?
üniversite lan orası, ortaokulda bile daha zor sorular vardı. dalga geçiyolar bizimle.

ossun geçsinler, ben de A1 le geçerim :D

14 Eylül 2009 Pazartesi

internetsiz kalacam

bilgisayarım servise gidiyor blog.

renkler karışıyor birbirine. hani miyopken bakarsınız da görüntüler kayık olur ya, onun gibi.

siyah yeşil, kırmızının bir tonu sarı falan görünüyor.
bakalım kaç günde gelicek.

diğer bilgisayar da internete bağlanıyor, 1 dk içinde kopuyor. sinir bozucu bişey. tam diyosunuz ki heh baalandı, hoop, ışık sönüyo. sonuç?
baalantı kopuk.

beklemedeyim, tamam...

13 Eylül 2009 Pazar

sıkrabıl

otobüste gamyundan sıkrabıl oynamak

ne garip.

bu teknolojiyle uzaya bile çıkarım ben

şu anda otübüsten yazıyorum.
evet evet, varylıs var ve bağlandım. ne kadar garip. yerleşim yerlerinden kilometrelerce uzaktayız ama otobüsten hala hızlı bi şekilde baalanabiliyorum.

görmemiş gibi olmasın diye cam kenarına geçtim, ordan yazıyorum. görmemişin bilgisayarı olmuş tutmuş... neyse çok büyük, bu sığmaz.

diceksiniz ki madem hava atmak istemiyon ne diye yazdın otübüsteyim falan diye demeyin. er gün başıa gelen bir şey değil otübüsten bağlanmak. herneyse geçelim bunları. diyceem odur ki, bi tane host var burda (hostesin erkeğinin adı buydu sanırsam) adamın ilk iş günü herhalde. sürekli herkese efendim falan diyor.

mesela bana kolonya dökerken çok geldi, "afedersiniz efendim" dedi. lan noolcak sanki, çamaşır sı-uyu mu bu iz bırakçak. 5 sn sonra uçup gidiyor. yenidir daha, coşkuludur dedim, coşkusunu yaşamasınaa izin verdim. ama o bana götlük yaptı. evet götlük.

ilk başlarda bana da efendim diyodu herkese dedii gibi. ama servis sırasında mevye suyu isteyince "küçük beyfendi" dedi. lan mal, deminden beri ne diye beyfendi deyip beni onurlandırıyosun o zaman! hem ben 18imi doldurdum, kocaman insanım artık. adam öldürsem hapse gircek yaştayım lan ben, ne küçük beyfendisi.

küçük beyfendiler kovalasın seni!

bu kusurunu dikkate almazsak çok saygılı, ona lafım yok.
ama küçük beyfendi ne lan?


küçük kadınlar var kanal d'de. gelen vurdu giden vurdu kadınlara(onlar öyle diyolar, ben değil)
onlarla yaprak dökümündekileri komşu yapçan, asıl sen o zaman gör reytingleri. her bölümü ayrı bir babam ve oolum ağlayışı yaptırırı insanlara. ben babam ve oolmda aalamıtım ama bir kere bile ferhundenin yaptıkları sonrası alirızabeya üzülmedim. ferhunde iyi insan.


aha blog, şu anda arkadan biri kulaklık takmış oyun havası dinliyo. valla. 'adabiye adabiye' gibi lafları var :D

ankara ne güzel yer

ankara çok güzel yer azizim.
hep böyle büyük büyük resmi binalar falan.
yunan büyükelçilii çok mal bi yer. eski bi bina. sevmedim kendisini hiç. kiremitleri falan da bakımsız. kışın su alır orası.
diğer binalar falan çok güzel ama. böyle devletle oyun olmaz, koca koca binamız var, binamızla ezeriz sizi imajı veriyor.

kızılay da güzel. sevdim oraları hep.
zaten gebzeye dönmeyi düşünmüyorum, ankarada kalıcam, kararlıyım bu konuda.


ankara ne güzel yer.

eeliyet alcam

bugün sürücü kursu için saalık raporu almaya gittik.
doktorun muayenesi harikaydı. tek soru sordu; "hastalığın var mı". "yok" diye karşılık vardim ve tüm muayene bundan ibaretti. 30 lira aldı bi de.

gebzeden alcaktım saalık raporunu. işte resimleri verdim, kimliği vardim falan. telefonu da söyledim, adres falan da tamam. en son sorusu "hangi kursa gitçen?" olmuştu. ankarada bi kurs dedim. salak kadın vermedi belgeyi. ordan alman lazım saalık raporunu dedi. ne farkedecek ey insan!
gebzede sağlıklıyım da ankara il sınırından itibaren hasta mı oluyorum?
hayır olsam da gebzede hasta olurum havasından. bu kuralı kim koymuş çok merak ediyırum.


yine yalan söyledim, 'çok' lafım yalandı. öyle pek de merak etmiyorum, aldım sonuçta raporumu. hem de kursa devam etme zorunluluu yok. bi kitaba çalışçam sadece. bizim trafik dersindeki bilgilerin aynısı.


televizyonda F1 yarışı var, onlar için hangi ehliyet gerekiyo acaba?
hamilton 1. kimi 2. şu anda.

yatacak yurdum yok

kalacak yerim bile belli diil lan benim.

küfür etmem ben

ben hiç küfür etmem.

ya da ederim lan. ben de insanım, yeri geldiinde ben de küfür ederim.
evet, yaparım bunu.

utanmam da hiç.


yalan, utanırım çok.

12 Eylül 2009 Cumartesi

oricinal vindovs

dün akşam bilgisayarı açtıımda bana "vindovsum oricinal diil lan senin, hıyar" dedi bilgisayarım.
"ne demek oricinal diil, mal mısın oolum" diye karşılık verdim, cevap vermedi.

aslında haklıydı ama ben çirkeflik yaparak zeytinyaa gibi üste çıktım. evet gerçekten de xp orijinal değil. ama crck yapılmıştı, orijinal numarası yapıyodu. tekrar yaptım, orijinal numarası yapmaya devam ediyor şimdi.

vista da var, orijinal hem o. ama modemin vista driver ı yoktu. hatta komşunun internetinden girip bakmıştım falan, onixonun kendi sitesi açılmıyodu. ne mal bi şirkettir bu azizim.
neyse xp kuruldu yine(orijinal değil, demeye gerek yoktu ama dedim) gitrdim innternetten vista driver ı buldum, bu sefer de tüm oyunlar, resimler, müzikler falan burda.

tamam, o resimleri falan da dvd ye aldım ama dönüştürmüyorum vistaya. sebebi yok. var aslında nasıl yok? sebebi üşengeçliim. dedim kesin biiki doyayı almam, sonsuza kadar (çok mu aar oldu bu be, altı üstü bi resim ya da müzik olur) ulaşamam.

xp ile iyiyim.

bilgisayarın ekranı d bozuk. arada kendi kendine bozuluyor, düzeliyor. siyahlar yeşil, kırmızılar sarı. ama sadece bi tonu.

neysse, dönünce servise götürcez.

beklemedeyim, tamam...

şu sıhhiye erkeği yazmamışlar ya, kesin daha sonra açıklıcaklar.
yüzde bimilyon.

açıklamazlarsa çocuğumu keserim.

yurt ne b.ktan bişey ya

ya yurt yine çıkmadı.
o değil, sıhhiye erkek 2. listesi hiç yok.
kimseyi mi almadı dicem ama sıhhiye kızdan 85 kişiden 36 kişi girmiş gibi görünüyor. demekki girmeyenler var. o zaman erkekten de vardır.
acaba yetiştiemediler mi diye düşünüyorum.
o halde varım...

11 Eylül 2009 Cuma

ankara ankara güzel ankara seni görmek her bahtı kara

sizlere ankaradan sesleniyorum ey sayın blog okurlarım.
okurlar diyorum da toplasanız bi elin parmaklarını geçmez. olsun çoğul yine de. zaten herkes okusa bu kadar açık yazamam. kendimi resmiyete sokmaya çalışırım.

hep böyleydim. online oyunlarda bile diğer ittifaklar ile konuşurken anlamsız bir resmiyet çökerdi üstüme. lan o büyük ihtimalle senden küçük. kendinden 3 yaş küçük velede 'siz' diye bahsetmenin ne manası var?

ihl sözlükte de var bu resmiyet. konuşmaya hep siz diye başlıyorum ama konuşma ilerlerse bi anda samimi dille yazıyorum. yani ne resmiyetin ayarını tutturabiliyorum ne de samimiyetin.

mesela msn'de genellikle biriyle yazışmaya başlarken adını büyük falan yzıyorum. tanımıyorum ya daha. anlamsız stres etkisi altına alıyor, daha sonradan lanlı lunlu gidiyorum. belki annesi okuyo, "gızıım arhadaş olma böyleleriynen" diyo ama o insan bana inceliğinden söyleyemiyor. karşımdakini hiç düşünmüyorum. ne pislik insanım ben be!

10 Eylül 2009 Perşembe

öss günlükleri - bölüm 2

saat 3:03, 12 ağustosa 3 saat önce girdik.yaklaşık 6,5 saat sonra sonuçlar açıklanacak. bu akşam nasıl uyuyacağım bilmiyorum. normalde de bu saatlerde oturuyor olurdum ama bu çok daha farklı. stres katlanarak üzerime üzerime geliyor.
acaba neresi tutacak? krizden dolayı insanlar mühendislik yazmaz, diş, tıp falan yazar benim önüme geçerlerse ne tıpa girebilirim ne de dişe. hacettepe elektrik elektroniği de istemiyorum. fabrikada çalışmak içimden gelmiyor. sınav sonuçları açıklanana kadar mühendis olmayı istiyordum. beklediğimden çok daha yüksek bir başarı gelince tıp ve dişe döndüm.
ama ekonomik kriz benim gibi birçok kişinin fikrini değiştirmiş olabilir.8294 kişi! bunlar ebnim istediğim yere girebilir ve ben açıkta kalırım. bana göre en kötü ihtimalle çapa diş olur. ona da ayaklarım götüme vura vura giderim. sonuçta oyuyorsun, kakıyorsun. he illa diş olacaksa hacettepe olsun, daha yüksek puanlı. şu anda istediğim diş değil, tıp. ailemin baskısından falan değil, kendi isteğimle. 6 sene sık dişini, işin hazır. biraz daha sık, süper bi meslek sahibisin. asla doktorluğun havası var şeyi var diye düşünmedim. sonuçta meslek yani. doktorluk da meslek, çöpçülük de meslek. ikisini de yapacak birileri lazım. acaba yarın tıp mı olacak, diş mi? şu anda ikisine de çok bağlanmak istemiyorum ama tıp daha yazkın duruyor şu anda bana. puan anlamında değil, istek anlamında yakın. ama diş de iyi. tıbbın tutması daha zor olduğu için pek de bağlanmak istemiyorum. ikisine birden bağlanmak istemeyişim sebebi de nükleer gibi hep içimde kalmasında korkuyorum. hiç puanlar olmasa, her meslekte iyi bi para kesin vericez, işsiz kalma şansın olmayacak deseler nükleeri seçerdim. seviyom o işi. santralde bi işim olmasını istedim ama gelecekte benim için hayatımı sürdürecek paraya ihtiyacım var. bu yüzden de doktorluk ağır basıyor. dişe de hayır demem.
bekleyip göreceğiz. saat 3:13

cımırta

bu sabah (oha, 12:30) kahvaltı masasında bana bir yumurta günaydın dedi.
normalde pek alışık değilim sofrada yumurta bulunmasına, günaydın diye karşılık verdim.
annem sarısı sulu yumurta yapamadığından mesafeliydim kendisine. ya her tarafı katı olurdu, ya da her tarafı(beyazı dahil) sulu olurdu.
18 senelik hayatımda sadece 1 kere tutturdu, başka da yok.
neyse, ben aldım çay kaşıını elime vurdum buna. kabuk kabuk değil, bildiğin kurşun geçirmez yelek. üstü sağlamdır yanından vurayım dedim yine tık yok. kaşığın kenarıyla fizik dersinde öğrendiğim basınç masınç onu kullanarak vurdum daha güçlü etki yapsın diye; sadece küçücük bi ezilme oldu. bu sefer "gölgelerin gücü adınaaaa" diye baarıp ışık hızı saniyesinde vurdum, minnacık, ayıklanamayacak ve mideme yolculuk edecek atomik parçalara büründü.
atomik parçaların o kadar da zararlı olmayacağını düşünerek biraz daha parçaladım ve işaret parmağımın girebileceği kadar bir alan yarattım.
bundan sonrası kolay diye parmaamı bi içine soktum, ana, kırılmıyo. parmağım acıdı, kabuk sapasağlam yerinde.
en sonunda daha oval şekilli bir yerden büyük bir parça kopardım ve düşman topraklarında emin adımlarla ilerlemeye devam ettim.

üzerine "pıynk pıynk" diye dokundum, gayet sertti. annem "içi sulu heralde" dedi. biraz daha ilerşedim, içi bildiin haşlanmış yumurtaydı. birkaç mg sıvı kısım kalmıştı.
yine mecburen katı yumurtayı yemek zorunda kaldım.

sanırım hayatımdaki ilk 'yavru devekuşu yumurtası' buydu.

1 Eylül 2009 Salı

tiskindim

http://www.urdua.com/mazah_corner/funny_pictures/images/disgusting_teeth_beyond_repair.jpg

http://www.rocklinvet.com/dentalb.jpg

http://img1.loadtr.com/b-186383-%C3%A7%C3%BCr%C3%BCk_di%C5%9F.jpg

http://www.nyc.gov/html/doh/images/smoke/pr017-07-decaying-teeth.gif

http://www.ocregister.com/newsimages/news/2005/06/11methmouth.1.jpg

normalde bakınca bile midenin kalkacağı şeylerle saatlerce uğraşmanın ne demek olduğunu bilir misin sen?

ben de bilmiyorum ama öğrenicem, öğrenince sana da bilgi veririm.


haydi hep beraber

bembeyaz dişler, sağlıklı gülüşler...