10 Kasım 2009 Salı

yine de sakindim aslında

bugün ilk alçıdan dişimi yapmaya çalıştım ama tüm gün tekrar tekrar öldüm onun yüzünden.
başlıyoruz.

gece mumdan kalıpları yaptığım için saat 4:30 gibi uyudum ve 8:40ta laboratuvarda olmam gerekiyo. neyse planlandığı gibi 3 saat sonra 7:30da telefonun ve saatin alarmları çaldı, kapattım. ama uyumuşum tekrar. gözümü açıp saate baktıımda 7:59u gösteriyordu. hayamuğagoyiim diyip zıpkın kibin fırladım. tuvalete girdim, kaavaltı ettim, lensimi taktım, eşyalarımı çantaya koydum, dişimi fırçaladım ve tam saatinde okuldaydım. günün boktan geçeceği burdan belliydi. aslında her şey yeni başlıyordu ve bu hiçbir şeydi.

girmeden söylemişlerdi montlarınızı alın 10 kasım törenine gidicez diye. neyse gittik işte sonra kültür merkezindeki konuşmaya falan da gittik. ne kadar normal hayatımız. laboratuvara girmemizle her şey değişti. önce dişi çizdirdiler, daha sonra demoyu seyrettirdiler ve hadi başlayın dediler. işte tam bu noktada başlandı mmma konmaya. ben gittim güzel güzel önceden hazırladığım kalıbıma alçıyı döktüm, emre abi adlı asistana gösterdim ve tamam bunun kıvamı iyi dedi. aslında o öyle zannediyordu çünkü sulu olmuştu. elime aldığımda hissetmiştim, oymaya başladım ve galon galon su akıyordu etrafa. masa asistanım olan nihal ablaya gösterdim. çok sulu baştan yap dedi. neyse dedim yedek kalıp vardı zaten. he bu arada kalıba alçıyı döküyoruz ama çıkarırken mumdan yapılmış kabı parçalıyoruz. tek kullanımlık yani. 2. yi yapmaya başladım ben.bekledim biraz içeri gidip. bi döndüm. ana üstte su var. iyi karıştırılmamış galiba dedim, biraz da söylendim. bu yakarışlarımı duyan duygu abla -ki asistan olur kendisi- olaya el attı. bu sefer koyu yapacaktık. farklı bir dünyaya yolculuktu bu. neyse alçı beleş diye koydukça koydu, koydukça koydu. nerden bilebilirdim ki aslında koyulanın alçı değil ben olduğumu. taş gibi bişey oldu. neyse dedim gittim alçı bıçaayla kesilmiyo, kıl testeresini denedim. götümden terler aka aka sadece minnacık bi yer alabildim. devreye nihal abla -hatırlarsanız masa asistanımızdı- girdi ve olmamış bu dedi. baştan yap. 4. alçımın da üstünde su vardı, onu da döktüm. en sonunda halime acıyan nihal able geldi ve kendisi yaptı kalıbı. uzunluğun 8.1 cm olması lazım. ölçtüm ve tam 8.1 cm. bi gıdım alsam alçıyı at çöpe direk. dedim nihal ablaya sorun olur mu diye, ben yaptım onu sorun çıkar mı dedi bana. oldu ama gerçekten de . ancak kuruması tam 45 dakka sürdü. normalde 15 dakkada kuruyan alçı 45 dakkada kurudu. neyse dedim başladım oymaya. zaten kalmış bibıçık saat. yaptım yaptım. gösterdim olmuşmu diye. kökünü olması gereken gibi yapmıştım, kronu -tam çeviremiyom ama, dişin diş etinde olmayan, görünen yeri diyebilirim. ama arkası, yanı falan da dahil. kök hariç her yeri işte- az almıştım. baktı uyumsuz. tabi uyumsuz olcak, alınmadı çünkü daha. baştan başlıcan galiba dedi. hocam yine mi ya, 5. zaten bu dedim. aldı eline oymaya başladı. bunu sadece nasıl yapılacağını gör diye yapıyorum dedi, tamam dedim ben de. yaptı işte dişi, adama benzetti. hocam arkasına numaramı yazayım mı, nasılsa atıcam dedim. niye atıyosun dedi bana. demin kendisi demedi mi at diye sayın okurlar. tamam hocam dedim oturdum. bu ablamız diğer 2 asistanın yaptığı alçı kıvamını da beğenmeyip bana yeni alçı yaptırdı bu arada. neyse gün böyle bitti. sıra toplanmaya geldi. ege sait abi diye başka bir asistan süpürgeyi yerine koydu. tam alcam, ne yapıcan dedi. hocam yaparken yere alçı döküldü biraz onları alcam diye karşılık verdim. alma dedi. sen temizlikçi misin oğlum bırak temizlikçiler temizler dedi. acayip şaşırdım çünkü ege abi böyle insanlara değişik davranan, bence çoğu kişinin de yanlış anladığı birisi. çoğu kişi sevmez ama iyiliğimizi düşünüyor. nihal abla da 4 alçımı attırsa da o da benim daha iyisini yapmam için çalışıyor biliyorum. hatta bu asistanlar bizim için ööle tatillerinin bi kısmını kullanmadılar.

neyse işte blog. böyle boktanötesininfevkinde bi gün geçti. daha doorusu gün bana geçirdi. birazdan aşşa inip diş yapıcam, alçı falan aldım.

Hiç yorum yok: