10 Eylül 2009 Perşembe

cımırta

bu sabah (oha, 12:30) kahvaltı masasında bana bir yumurta günaydın dedi.
normalde pek alışık değilim sofrada yumurta bulunmasına, günaydın diye karşılık verdim.
annem sarısı sulu yumurta yapamadığından mesafeliydim kendisine. ya her tarafı katı olurdu, ya da her tarafı(beyazı dahil) sulu olurdu.
18 senelik hayatımda sadece 1 kere tutturdu, başka da yok.
neyse, ben aldım çay kaşıını elime vurdum buna. kabuk kabuk değil, bildiğin kurşun geçirmez yelek. üstü sağlamdır yanından vurayım dedim yine tık yok. kaşığın kenarıyla fizik dersinde öğrendiğim basınç masınç onu kullanarak vurdum daha güçlü etki yapsın diye; sadece küçücük bi ezilme oldu. bu sefer "gölgelerin gücü adınaaaa" diye baarıp ışık hızı saniyesinde vurdum, minnacık, ayıklanamayacak ve mideme yolculuk edecek atomik parçalara büründü.
atomik parçaların o kadar da zararlı olmayacağını düşünerek biraz daha parçaladım ve işaret parmağımın girebileceği kadar bir alan yarattım.
bundan sonrası kolay diye parmaamı bi içine soktum, ana, kırılmıyo. parmağım acıdı, kabuk sapasağlam yerinde.
en sonunda daha oval şekilli bir yerden büyük bir parça kopardım ve düşman topraklarında emin adımlarla ilerlemeye devam ettim.

üzerine "pıynk pıynk" diye dokundum, gayet sertti. annem "içi sulu heralde" dedi. biraz daha ilerşedim, içi bildiin haşlanmış yumurtaydı. birkaç mg sıvı kısım kalmıştı.
yine mecburen katı yumurtayı yemek zorunda kaldım.

sanırım hayatımdaki ilk 'yavru devekuşu yumurtası' buydu.

Hiç yorum yok: